Arşiv

Archive for Haziran 2011

TSK’ya göre cemaat kadınları nasıl örtünür

Kemal Kümüş’ün haberi

Askeri Casusluk soruşturması kapsamında Gölcük Donanma’da ele geçirilen harddisklerle ilgili Askeri Bilirkişi raporunda, harddisk içinden çıkan ve fişlemeler için hazırlanan dökümanlara da yer verildi.

Özel Yetkili İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekilliği’nin ‘Askeri casusluk ve şantaj çetesi’ soruşturması kapsamında Gölcük Donanma Komutanlığı’nda yaptığı aramalarda ele geçirilen video kasetleri, ses bantları ve belgelerle ilgili Askeri Savcılık tarafından hazırlatılan bilirkişi raporu tüm ekleriyle birlikte Balyoz Mahkemesi’ne ulaştı. Askeri Savcılık raporunda askeri personelin ailesine yönelik “fişleme formları” ile “hangi cemaatin kadınları nasıl giyinir”i anlatan canlı mankenlerle çekilmiş başörtüsü anlatımları dikkat çekti.

Tuğamiral başkanlığında 5 bilirkişi

Gölcük Donanma Komutanlığı Askeri Savcılığı tarafından Tuğamiral Sinan Azmi Tosun başkanlığında 5 personele hazırlatılan 30 sayfalık raporda, Gölcük Donanma’da ele geçirilen 5 harddiskle ilgili detaylı tespitlere yer verdi. Harddisklerin imajını alan bilirkişiler, bu harddisklerdeki incelemeye konu olan belgeleri de bilirkişi raporuna ekledi. Dava dosyasına giren bilirkişi raporunda, ilginç belgelere yer verildi. Bilirkişi raporunda 3 ve 5 nolu harddisklerde yer alan ‘jpeg’ formatındaki fotoğraflara dikkat çekildi.

Hangi cemaat nasıl örtünüyor?

Şubat sürecinden kaldığı anlaşılan bu fotoğraflarla askeri istihbarat elemanlarına “türban bağlama şekilleri”nin detaylı bir şekilde anlatıldığı görüldü. Başörtülü kadınların değişik tarikat grupları adı altında fişlendiği anlaşıldı. “Radikal İslamcı gruplara mensup kadın üyelerin türban bağlama şekilleri” başlığıyla hazırlanan fotoğraflarda başörtülü kadınlar, “Acz-i Mendi tarikatı ve Hizbullah”, “Fethullah Gülen Grubu”, “Milli Görüş (Fazilet Partisi)”, “Nakşibendi Tarikatı” olmak üzere 4 grupta gösteriliyor. Kadınların ön ve yan cepheden çekilmiş fotoğraflarının altında başörtüsünü bağlama şekilleri detaylı bir şekilde anlatılıyor.

3 ve 5 nolu harddisklerde yer alan “005_A_Ev Ziyareti Formu” isimli word dosyasında da “Takip ve kontrol altında tutulan personelin birlik dışı faaliyetlerinin takibinde dikkat edilecek hususlar” maddeler halinde anlatılıyor. Birlik dışında takip edilmesi istenen askeri personellele ilgili fişleme sırasında dikkat edilmesi gereken noktalar şöyle:

Eş veya kız çocuklarından peruk kullandığı izlenimi edinilen var mıdır?

Aileye ait fotoğraf albümünün incelenmesi sonucu tespit edilen menfi hususlar var mıdır?

Evde hangi markalar kullanılıyor?

Evde alkollü içki bulunmakta mıdır?

Kolonya / gülsuyu ikram edilmekte midir?

Kütüphanede / evde bulunan yayın ve dokümanların (kitap, dergi, gazete, kaset, CD v.s.) adı, yazarı, konusu nedir?

Ev ve gıda amaçlı kullanılan malzemelerin markaları nelerdir? (Deterjan, tuz, bisküvi, beyaz eşyalar v.s.)

TV’de hangi kanal izlenmektedir?

Aile yakınları arasından siyasetle aktif olarak ilgilenen var mıdır? Hangi siyasi görüşe mensuptur?

Akademisyenlere ‘türban’ takibi

Asker eşlerini ve ailelerini garnizonların içinde ve dışında takip etmek için fişleme formları hazırlayan şüphelilerin, başörtüsü özgürlüğüne destek veren akademisyenleri de yakın takibe aldıkları ortaya çıktı. Gölcük Donanma Komutanlığı’ndaki zilada ele geçirilen 5 nolu hardiskte yer alan bir word belgesinde ise 1 Şubat 2008 tarihinde üniversitelerde kılık kıyafetin serbest bırakılmasını destekleyen bildiriyi (Türbana Destek Bildirisi) imzalayan 3 bin 600 akademisyenden 32’sinin Kocaeli niversitesi’ne mensup olduğu belirtilerek bu akademisyenlerle ilgili istihbari çalışma yapıldığı görülüyor. Hazırlanan listede Türbana Destek Bildirisi’ni imzalayan akademisyenlerin isimlerine ve görev yerleri tek tek belirtiliyor.Ü

Star

Kategoriler:Uncategorized

ONLARIN KORKULARI BİZİM AMACIMIZ OLMALI

Newsweek: Osmanlı

Canlanabilir!

Eğer Erdoğan’ın liderliği altında istikamet Ortadoğu’da yeni bir Müslüman imparatorluğu şekline bürünürse…

Amerikan Newsweek dergisinde yayımlanan bir yazıda, “Türkiye’nin gücünü göstermesiyle birlikte, yakında yeniden canlanmış bir Osmanlı İmparatorluğu ile karşı karşıya kalınabileceği” yorumu yapıldı.

ABD ÇEKİLDİKTEN SONRA NE OLACAK
Dergide Niall Ferguson imzasıyla yayımlanan, “Ortadoğu’nun Bir Sonraki İkilemi” başlıklı yazıda, “ABD’nin Büyük Ortadoğu’daki askeri varlığını azaltması noktasında, Cumhuriyetçi başkan adayları ile Başkan arasında mutabakat bulunduğu” belirtilerek, “hiç kimsenin yanıtlamak istemediği sorunun ise ABD’nin buradan çekildikten sonra neler olacağı sorusu olduğu” kaydedildi.

ÜÇ SENARYO
Yazıda, bu duruma ilişkin üç olası senaryodan söz edildi. “Mutlu senaryo”, ülkelerin ardı ardına Batı demokrasisini kucaklaması ve “kabus senaryosu”, ya iç savaş ya da İslami devrimin ortaya çıkması olarak gösterilirken, üçüncü olası senaryonun ise “yeniden canlanmış bir Osmanlı İmparatorluğu” olduğu görüşü dile getirildi.

Osmanlı İmparatorluğu’nun 17’inci yüzyıla kadar elde ettiği topraklar ve kapladığı geniş coğrafyanın anlatıldığı yazıda, sonraki iki yüzyılda ise İmparatorluğun Balkanlar ve Kuzey Afrika’daki topraklarının büyük bölümünü kaybederek, “Avrupa’nın hasta adamı” haline geldiği ve Birinci Dünya Savaşı sonrasında ise sona ererek, ardından Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu belirtildi.

ERDOĞAN’LA BATI HEDEFİ DEĞİŞTİ
Yazıda, yakın zamana kadar Türkiye’nin AB’ye katılıp katılamayacağı, hatta ne zaman katılacağı sorusunun sorulduğu, Türklerin ülkenin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün hedef gösterdiği gibi bakışlarını tereddütsüz şekilde Batıya sabitlemiş göründüğü, “ancak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın göreve geldiği 2003 yılından beri bu görüşün değiştiği” savunuldu.

Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde okuduğu bir şiirden dolayı hapse atıldığı hatırlatılan ve şiirden alıntılar yapılan yazıda, “Açıkça görülüyor ki Erdoğan’ın arzusu, Türkiye’nin sadece agresif bir Müslüman değil, aynı zamanda bölgesel bir süper güç olduğu Atatürk öncesi döneme dönme yönünde” değerlendirmesine yer verildi.

ERDOĞAN BAŞARILI MANEVRALAR YAPIYOR
Yazıda, “Başbakan Erdoğan’ın laikliğin kaleleri yargı, basın ve ordu karşısında kendi gücünü muhtemelen artıracak şekilde anayasayı değiştirmeye yönelik çabası, İsrail’in Gazze’de ‘devlet terörizmi’ uyguladığı yönünde giderek dozunu artırdığı eleştirileri, Arap Baharının sunduğu fırsatlardan istifade etmeye dönük, Suriye’yi ağır biçimde eleştirmesi, İran’ı kontrol altına alma çabası ve kendisini rol model olarak tanıtması gibi becerikli manevralarının bunu gösterdiği” yorumu yapıldı.

OBAMA’NIN İLK ZİYARETİNİ TÜRKİYE’YE YAPMASI TESADÜF DEĞİL
ABD Başkanı Barack Obama’nın yurt dışındaki ilk ziyaretlerinden birini Türkiye’ye yapmasının tesadüf olarak görülemeyeceği kaydedilen yazıda, AK Parti’nin son seçimleri kazanarak üçüncü kez art arda iktidara gelmesinin de sürpriz olmadığı belirtilerek, “Ancak yine de Erdoğan’a daha yakından bakmaya ihtiyacımız var. Çünkü Erdoğan’ın, Türkiye’yi, Kanuni Sultan Süleyman’ın hayran kalacağı şekilde dönüştürmeyi hayal ettiğinden şüphelenmek için iyi nedenler bulunmakta” ifadeleri kullanıldı.

BALKON KONUŞMASI
Erdoğan’ın, seçimden sonra yaptığı “balkon konuşması”nda, “İstanbul kadar Saraybosna kazanmıştır; İzmir kadar Beyrut kazanmıştır; Ankara kadar Şam kazanmıştır; Diyarbakır kadar Ramallah, Nablus, Cenin, Batı Şeria, Kudüs, Gazze kazanmıştır” ifadelerine atıfta bulunulan yazıda, “Erdoğan bir zamanlar demokrasiyi tramvaya benzeterek, ‘Durağınıza geldiğiniz zaman, inersiniz’ demişti. Eğer Erdoğan’ın liderliği altında istikamet Ortadoğu’da yeni bir Müslüman imparatorluğu şekline bürünürse, bir sürpriz bizi bekliyor olabilir”
yorumu yapıldı.
 http://www.habername.com/haber-newsweek-osmanli-61239.htm

 
Kategoriler:ASDER

CHP’li Batum’dan itiraf

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Eskişehir Milletvekili Süheyl Batum, seçim sonuçlarıyla ilgili ilginç bir itirafta bulundu.

 

CHP’de seçim sürecinde herkesin hata yapmış olabileceğini belirten Batum, “Programları izliyoruz, CHP’den arkadaşlar katılıyor. Ne kadar kötü, ne kadar yanlış yaptığımız yönünde konuşuyorlar. Bunlardan bazıları doğru olabilir. Hepimiz yanlış yapmış olabiliriz.” dedi.

Atatürk’ün Eskişehir’e gelişinin yıl dönümü törenlerine katılan Batum, gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Kendisinin Ergenekoncuların savunucusu olduğunu vurgulayan Batum, Kılıçdaroğlu’nun CHP’nin eksenini kaydırdığı iddialarını ise kabul etmedi. “Ne diyorlar (Batum, Ergenekoncuları savunuyor). Neden savunmayayım? Ben Ergenekoncuları savunurum.” ifadelerini kullanan Batum şöyle devam etti: “CHP’de Kurultay talebini yanlış buluyorum. Önümüzdeki seçimlere hazırlanmamız gerekirken bu tür, içte bir kavga varmış gibi ortam olmasından memnun değilim. Bunların nedenlerini belirlememiz gerekirken burada patinaj yapıyormuşuz gibi görünüyor.”

“KURULTAY, CHP’Yİ PATİNAJ YAPIYOR GİBİ GÖSTERİR”

CHP’deki kurultayın patinaj anlamına geleceğini belirten Batum, şunları söyledi: “Gerekli imza toplanır mı toplanmaz mı bilmiyorum, ama bu seçimlerde nerede hata yaptığımızı anlamamız lazım. AK Parti’nin neden Türkiye’deki tüm sağ oyları nasıl aldığını çözmemiz lazım. İlk önce yerel, daha sonra genel seçimlere hazırlanmamız gerekirken, içte kavga varmış gibi gösterilmesinden memnun değilim. Bu mutlaka yeterli değil. Oyumuzu 2007 seçimlerindeki 21 oydan 26’ya çıkarttık. Yeterli mi değil. Daha fazla almamız lazım. Önümüzdeki seçimlere hazırlanmamız gerekirken, bu tür içte bir kavga varmış gibi ortam olmasından memnun değilim.”
        
“Bunların nedenlerini belirlememiz gerekirken burada patinaj yapıyormuşuz gibi görünüyor.” diyen Batum, şöyle konuştu: “Ortada gerçekler varken olmayan şeyler üzerine bizim oyumuz şu kadardı, yok yüzde 30-40’tı diyerek zaman kaybetmek doğru değil. Sorunları çözmek gerekirken kurultaylarla zaman kaybediyoruz. Biz neden yüzde 30 oy almadık? Bu konuda biz demek ki taleplerimizi, söylediklerimizi tam yansıtamadık. Hiçbir yalan söylemedik. Emekliye sen 90 lira zam aldın mı dedik? Çiftçiye dedik ki buğdayın 45 kuruş mu, 100 kuruşsa biz bir şey demeyelim dedik. Biz bunları yansıttıramadık ve inandıramadık diye bunları konuşmak yerine kurultay demeyi doğru bulmuyorum. CHP içinde yine mi kurultaylar partisi olacağız endişesi olacağını düşünüyorum. Ama yine de kurultay, delegelerin tercihidir. Ama milyonlarda bizim hatamız nerede demek gerekirken bu kurultay patinajı hem bize hem Türkiye’ye layık değil.”

”ERGENEKONCULARI SAVUNURUM”-
        
Kendisinin Ergenekoncuları savunduğunu ve savunmaya da devam edeceğini kaydeden Batum, ”Bunların sayısı Türkiye’de Allah’tan zorluyorsun zorluyorsun 50’yi geçmiyor. 30 ile başladılar, 50’yi geçmiyor. Bu adamlar CHP’de eksen kayması var diyorlar. Bunlar hepimize saldırdı. Ne diyorlar; ‘Batum, Ergenekoncuları savunuyor’. Neden savunmayayım? Ben Ergenekoncuları savunurum. Sahte, düzmece delillerle içeri attırdığınız, içeride tuttuğunuz arkadaşlarınız gazetecilerdir. Bunları söylüyoruz. Bunların her akşam televizyondan ikna etmeye çalıştığı bir kitle var Türkiye’de. Kafası karışmış bir kitle var. Acaba bunlar da Ergenekoncu mu değil mi diye. Şimdi aynı adamlar CHP’nin ekseninin kaydığını söylüyor. Hiç merak etmesinler, az önce şurada dururken Atatürk’e bakıyordum, içimden de şunu düşündüm. Nereye geldik? Nereye geldik? Türkiye’de ABD’nin talimatıyla Habur açılımını yapan bir parti yüzde 50 oy aldı. Bunu söylemek yeterli. Halk onu bildiği için değil. O gazeteci, aydın kisvesiyle ortalarda dolaşanlar insanları kandırdı. Neye kandırdı? Her gece televizyona çıkıp dedi ki; Habur’u biz değil, CHP yaptı. O halk da 50 kere dinleyince (acaba böyle bir yanlışlık mı var.” şeklinde konuştu.

”HEPİMİZ YANLIŞ YAPMIŞ OLABİLİRİZ”-
   
 Süheyl Batum, seçim sonuçlarıyla ilgili de ilginç bir itirafta bulundu: ”Hayır, neden olsun? Şu görüntü yanlış. AKP 2007’de yüzde 47 oy aldı. Sonra yerel seçimlerde yüzde 38’e düştü. Siz hiç AKP’de (tamam gitsin, Allah kahretsin) diye bir şey duydunuz mu? Tamam orada biat var diyoruz. Başbakan, bakana rahatlıkla kulağından tutar atarım seni diyor. Biz böyle bir parti değiliz diyoruz, ama böyle olmamayı da bu kadar kendimize zarar verir hale dönüştürmemek lazım. Programları izliyoruz, CHP’den arkadaşlar katılmış. İşte ne kadar kötü, ne kadar yanlış yaptığımız yönünde konuşuyorlar. Bunlardan bazıları doğru da olabilir. Hepimiz yanlış yapmış olabiliriz. Bunları tartışmak ayrıdır, fakat olmayan şeylerin üzerinden yola çıkarak acaba yeni CHP diyerek biz Atatürk ilkelerini bıraktık mı? Bugün Türkiye’de Atatürk ilkelerine sonuna kadar sahibim diyen tek parti CHP’dir. Biz hala bunu tartışıyoruz.”

“KILIÇDAROĞLU’NUN CHP’NİN EKSENİNİ KAYDIRDI İDDİASI DOĞRU DEĞİL”
        
Kılıçdaroğlu’nun CHP’nin eksenini kaydırdığı iddialarına karşı çıkan Batum, şöyle devam etti: “Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP’nin eksenini mi kaydırdı? Bu doğru değildir. Olur mu böyle bir şey? Bunu diyen kim? AKP. Kim bu AKP? ABD’nin talimatıyla Habur açılımını, demokratik açılımı yapan partidir. Ne var bunun içinde dediğimiz zaman, söyleyemem, daha bana gelmedi diyen bir parti ve başbakandır. Aynı başbakan üç ay sonra dönüyor Hakkari’de bunlar ‘bayrak asmadılar’ diyor. ‘Bunlar Apo ile anlaştı, elimde sözleşme var’ diyor. Hadi oradan göster diyorsun. Yok, şimdi söylemeyeyim diyor. Şimdi bu parti dururken buna karşı çıkan, Türkiye bölünmeyecektir, ABD istese de istemese de bölünmeyecektir diyen CHP’nin ekseni kayıyormuş.”

CİHAN

 

Kategoriler:ASDER

YAŞ’zedeler bu sözlere inanır mı Çetin Paşa?

Balyoz’un bir numaralı sanığı Çetin Doğan paşa, dünkü duruşmada, hayli ilginç açıklamalar yapmış..

Buyrun, Çetin Doğan’ın dünkü duruşmada neler anlattığını birlikte okuyalım:

“1995-1996’da Bosna Hersek’te görevli bir arkadaşımız hakkında irticaya bulaştığına dair rapor geldi. (…) Ben itiraz ettim bu rapora.”

Hayret ki ne hayret. Biz bu komutanı, BÇG’nin kurucularından diye biliyoruz.

BÇG’nin kurucuları, biri GüvenErkaya.. Biri de Çetin Doğan diye biliyoruz.

Tüm dindar askerleri fişlemek için Batı Çalışma Grubu’nu kurduğunu bildiğimiz Çetin Doğan, meğerse kendi emrettiği fişleme raporuna itiraz etmiş!

Hayret ki ne hayret..

Devam ediyor ÇetinDoğan: “Araştırma yaptım. Refah Partili bakanlar bölgeye gelmiş. Bu subayımız da karşılıyor. Komutanımız da bu kişi hakkında kendisine intikal eden bilgileri bir dosya yapmış. Bosna Hersek ile din bağımız var. Refah Partisi döneminde Türkiye’den gelen bakanlara saygı gösterilmesinin hiçbir maruzatı yok.”

Vay canına sayın seyirciler.

% 50 oy, neler söyletiyor insana..

O dönemin Başbakanı’na, “Başbakan değil, istersen bilmemne bakanı ol” diyen komutana, bunlar hep birlikte sahip çıkmamışlar mıydı?

En tepelerindeki zat, “Komutanın ağzına fermuar mı çekeceğiz?” diye, yapılan hakaretleri savundu..

O emir komuta içerisindeki bir kişi, şimdi ne oldu da, Refah Partili bakanlara saygı gösterilmesinden bahsediyor?

Haydi inanalım Çetin Paşaya.. İnanalım ve devam edelim, dünkü duruşmada söylediklerini okumaya: “Bosna Hersek’teki albay çok başarılıydı. Başarısından dolayı görev süresini 2 yıla çıkardım. Genelkurmay Başkanlığı’na, Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na gittim, durumu anlattım. Bu albayın görevini yaparken böyle bir adım atmayacağını söyledim. Herkesle görüştüm. Benimle aynı fikirdeydi. Bu rapor maalesef dosyaya girdi. Ben şuraya girince arkadaşımız hakkını aldı, terfi etti.”

Bu sözlerden sonra, Yüksek Askeri Şura kararı ile TSK’dan ihraç edilenlere bir çağrım olacak.

Çetin Doğan’ın YAŞ üyesi olduğu dönemlerde, benim tahminime göre 1.500 civarında subay, ihraç edildi..

Onlar çıkıp, sorsunlar bu paşaya: “Sen dandik raporlarla kimsenin suçlanmasına izin vermiyor idiysen, bizim ihraçlarımıza niye imza attın?”

Öyle ya..

Çetin Paşa, kimsenin hayali suçlamalarla YAŞ’zede olmasına izin vermiyor, başarılı subayların irtica raporları ile ellerinden haklarının alınmasına karşı çıkıyor idiyse, o atılan yüzlerce subayın ihraçlarına niye imza attı?

Buyursun anlatsın Çetin Paşa..

YAŞ’zedeler sorsun, Çetin Paşa da anlatsın..

Başka şeyler de söylüyor Çetin Paşa: “Bir askerin düşüncelerinden, itikatlarından dolayı cezalandırılmasına, mükafatlandırılmasına hiç göz yummadım. Çalışanları, ‘Hangi mezheptensin, oruç tutuyor musun, namaz kılıyor musun?’ diye sorgulamadım.”

Bu sözleri okuduktan sonra, ben şaştım kaldım.

Çetin Paşa ne yaptıysa, tam aksini anlatıp, “Yapmadım” diyor.

Neyi yapmadı ise, “Yaptım” deyip, aksini söylüyor.

“Rapor tutuldu, ben karşı çıktım” diyor.

Oysa tam aksine,Genelkurmay arşivi, Çetin Paşanın karşı çıktığı raporlarla değil, emri ile tutulan fişlemelerle dolu.

Yüksek Askeri Şura’nın karar kataloğu, Çetin Paşanın imzası ile atılan subayların ihraç yazıları ile dolu..

Çetin Paşa ise, “Ben rapor tutturmadım. Kimseyi de sorgulamadım” diyor.

Hatta “İnançları sebebi ile suçlamadım” diyor..

İnanalım mı Çetin Paşa?

İnanalım, inanmasına da..

YAŞ’zedeleri nasıl inandıracaksın, onu söyle bana..

Biz biraz safız.

Ama YAŞ kararı ile atılan, o mağduriyetleri birebir yaşayanları nasıl inandıracaksın sen, söyler misin Çetin Paşa?

YAŞkararı ile ihraç edilip, gittiği devlet dairelerinde de “Maalesef sizi işe alamayız.Komutanlar işe aldığımız YAŞ’zedeler sebebi ile bizim hakkımızda rapor tutuyorlar” cevabı ile karşılaşanları ne ile inandıracaksın?

Yaşamış bunları..

Bir ay önce aldığı “Üstün başarı ödülü”nün sonrasında, ihraç kararını almış eline.

O subaya, sen bu mavalları nasıl inandıracaksın,Çetin Paşa?

Ali KARAHASANOĞLU-HABERVAKTİM (http://www.habervaktim.com/yazar/39180/yaszedeler_bu_sozlere_inanir_mi_cetin_pasa.html)

Kategoriler:ASDER

TSK andıç faturasını Albay Çiçek’e kesti

‘İnternet andıcı’ soruşturması Genelkurmay Başkanlığı’yla Ergenekon davasında tutuklu Albay Dursun Çiçek’i karşı karşıya getirdi. Özel yetkili savcılığın sorusu üzerine Genelkurmay Başkanlığı 13 sayfalık raporla birlikte gönderdiği yanıtında ‘kara propaganda yapan’ internet sitelerini, o dönemde ‘görevli personel’ olan Çiçek’in yaptığını öne sürdü. Bunun üzerine savcılık Çiçek’in ifadesine başvurdu. Çiçek, Genelkurmay’ı yalanladı ve “Her şey emir komuta zinciri altında yapıldı” dedi.

Hükümet aleyhinde kara propaganda yaptığı iddia edilen internet siteleriyle ilgili özel yetkili savcı Zekeriya Öz’ün başlattığı ve görev yeri değişince Savcı Cihan Kansız’a devrettiği ‘internet andıcı’ soruşturmasının ilginç bir detayı ortaya çıktı. Radikal’in ulaştığı bilgiye göre, soruşturma kapsamında Başbakanlık, Genelkurmay Başkanlığı, Milli Savunma Bakanlığı’na ‘sitelerin nasıl, ne zaman ve kimlerce’ kurulduğuna dair sorular yönelten savcılık, son olarak Genelkurmay’a “Bu siteleri kim yönetiyordu?” diye sordu.

13 sayfalık ‘andıç’ raporu

Genelkurmay Başkanlığı İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı’na 13 sayfalık bir belge gönderildi. ‘Kara propaganda’ yapan 42 internet sitesi hakkında bilgileri içeren raporda Genelkurmay Başkanlığı, söz konusu sitelerin her birinin o görevde bulunan kişilerin sorumluluğunda olduğunu belirtti. Raporda ayrıca 42 internet sitesinin amacı dışında kullanılması durumunda sorumluluğun bu siteyi kullananlara ait olduğu ifade edildi. Genelkurmay’ın raporunda ‘sorumlu’ diye sözünü ettiği kişilerin başında Albay Çiçek geliyor. Çünkü Çiçek, ‘internet andıcı’nın hazırlandığı dönemde Bilgi Destek Daire Başkanı’ydı. Genelkurmay’ın raporu üzerine Savcı Kansız, Çiçek’i cezaevinden çağırarak, Genelkurmay’ın gönderdiği bilgileri sordu. Çiçek, Genelkurmay’ın açıklamasını kabul etmeyerek, her işin emir komuta zinciri dahilinde yapıldığını söyledi.

Çiçek, sanığı olduğu ‘İrticayla Mücadele Eylem Planı’ davasının 5 Temmuz’daki 4. duruşmasında, üye hâkim Hüsnü Çalmuk’un bu konuya ilişkin sorularını cevaplandırmıştı. Bu sitelerin Genelkurmay Başkanlığı’nca kurdurulduğunu belirten Çiçek, “Bu sitelerin altyapısını Milli Savunma Bakanlığı’nın ihalesiyle alır. Amaç yüzde yüz beyaz propagandadır. Propaganda üç şekilde yapılır. Beyaz, gri ve siyah. Beyaz propaganda, bilgilendirme anlamına gelir. Kara propaganda ise kötüleme amacı taşır. Gri propanganda da her ikisinin karışımıdır.Benim görevim yurtdışıyla ilgili. Psikolojik harekât sanki mikrop, virüs. Dağa çıkmanın kötülüğünü anlatmak da psikolojik harekât. ‘Beyaz propaganda’ yaptık. Bu birimin üstüne gittiler, dağa çıkışlar arttı” demişti.

Üç generale sorgu

Bu arada devam eden soruşturma kapsamında Savcı Cihan Kansız’ın çağrısı üzerine Tümgeneraller Hıfzı Çubuklu ve Mustafa Bakıcı ile Korgeneral Mehmet Eröz ifade için dün Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi’ne geldi. Adliyeye ilk önce, saat 08.45’te Hıfzı Çubuklu geldi. Çubuklu’nun ardından 15 dakika sonra Tümgeneral Bakıcı, sonra da Korgeneral Eröz avukatlarıyla birlikte geldi. Çubuklu ve Eröz ifade verdikten sonra adliyeden ayrılırken, Bakıcı da 3 saat süren ifadesinin ardından serbest bırakıldı. Önceki gün ifade vermesi gereken Bakıcı, bir günlük sağlık raporu almıştı. Generallerin ifadelerinde suçlamaları kabul etmediği öğrenildi.

Soruşturmanın bundan sonraki aşamasında Özel Yetkili Savcı Kansız ifadelerin alması gereken personeli soruşturduktan sonra iddianamesini hazırlayacak ve mahkemeye sunacak. Mahkeme kabul ettiği takdirde dava açılacak.

5 soruda ‘andıç’ soruşturması

‘İnternet andıcı’ nedir?

‘İrticayla Mücadele Eylem Planı’ adlı belgeyi ihbar mektubuyla savcılara gönderen ‘meçhul asker’, Kasım 2009’da elektronik posta yoluyla ikinci bir mektup yollamış ve Genelkurmay’ın psikolojik harekât faaliyetleri çerçevesinde 42 internet sitesi kurarak, ‘kara propaganda’ yaptığını belirtmişti.

Hangi sitelerden söz ediliyor?

Daha sonra kapatılan sitelerden bazıları: “www.irtica.org, http://www.naksilik.com, http://www.nursi.info, http://www.ozgurgenc.net, http://www.genclik.info, http://www.aslar.org, http://www.askeriz.info, http://www.tskasker.com, http://www.turkatak.gen.tr, http://www.turkses.net, http://www.pkkgercegi.net, http://www.pkkapo.com, http://www.apopkk.com, http://www.armenianreality.com.”;

Andıçta hangi isimler yer alıyor?

Belgeye göre Nisan 2009 tarihli andıç Genelkurmay Bilgi Destek Daire Başkanlığı Destek Şubesi’nce hazırlandı. Belgenin altında Albay Dursun Çiçek de (Bilgi Destek Daire Başkanı’ydı) dahil sekiz kişinin imzası bulunuyordu. Diğer askerlerden bazıları: Eski Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ, Genelkurmay Kuzey Deniz Saha Komutanı Koramiral Mehmet Otuzbiroğlu, eski Genelkurmay Adli Müşaviri Tümgeneral Hıfzı Çubuklu, eski Bilgi Destek Daire Başkanı Tümgeneral Mustafa Bakıcı…”

Soruşturma nasıl bir süreç izledi?

İhbardan sonra o dönem Ergenekon soruşturmalarını yürüten Savcı Zekeriya Öz, YAŞ toplantısının yapıldığı sırada Orgeneral Iğsız’ın da bulunduğu 19 kişiyi ifadeye çağırdı. Şimdiye kadar olan süreçte çok sayıda asker ifade verdi. Ancak tutuklanan olmadı.

Adı karışan kurumlar ne diyor?

IP numaralarının sahibi olan Milli Savunma Bakanlığı, “Genelkurmay istedi, biz de onların adına IP adreslerini aldık” derken, kurmay “Başbakanlık’ın bilgisi vardı” dedi. Başbakanlık yalanladı. Genelkurmay direktifin 2000’de verildiğini, sitelerin 2007’de açılıp daha sonra tümden kapatıldığını öne süren ikinci bir açıklama yapmıştı. (Kaynak. Radikal)

 

Kategoriler:ASDER, tsk

STATÜKO MECLİSTE

CHP’li vekilin 12 Eylül özlemi
Son seçimlerde CHP’den milletvekili olmayı başaran eski YARSAV (Yargıçlar ve Savcılar Birliği) Başkanı Emine Ülker Tarhan Alman Frankfurter Allgemeine Sonntagszeitung’a verdiği röportajda, Türkiye’nin 12 Eylül döneminden daha kötü bir durumda olduğunu ve Başbakan Erdoğan’ın kadınlara yönelik şiddeti tetiklediğini iddia etti.

İşte Emine Ülker Tarhan’ın gazeteye verdiği röportaj

MARTENS: Sayın Tarhan, siz Başbakan Erdoğan’ı ve kökenleri İslamiyete dayanan iktidardaki AK Partiyi, dini liderlerin dekolte giyen kadınların tecavüze maruz kalmaları durumunda bunda kendilerinin de suçu olacağı şeklinde bir ifade kullanmaları nedeniyle eleştirmiştiniz. Bu konuda biz sadece Konya Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Profesörünün böyle bir ifade kullandığını tespit ettik. Acaba siz hangi dini liderleri kastediyorsunuz?

TARHAN: Ben de zaten bir kişiden söz etmiştim, birden fazla kişiden değil. Ayrıca bu konuyu AK Parti ile ilişkilendirmemiştim.

MARTENS: Fakat sizin ifadelerinizde böyle bir bağlantı oluşturuluyor.

TARHAN: Ben, başörtüsü taşımayan kadınları boş duran daireler olarak tanımlayan AK Parti siyasetçisine de atıfta bulunabilirdim. Bu tür ifadeler, AK Partinin Türkiye’de kadının rolünü ne şekilde gördüğünü yansıtmaktadır. Türkiye Başbakanı, Türk hakimlerinin karar vermeden önce ulemaya danışmalarını talep etmiştir. Bu İslam bilginlerinden birisi de dekolte giyen kadının tecavüz edilmeyi hak ettiğini ifade etmiştir. Hakimler böyle düşünen insanlara mı danışacaklar?

MARTENS: Böyle çılgın bir profesörün ifadesi, hükûmetin tecavüzleri haklı görmesi anlamına gelmez ki?

TARHAN: Mesele kaç din bilgininin bu tür ifadelerde bulunduğu değildir, mesele bu zihniyettir. Bu zihniyet, Başbakan’ın da talep ettiği gibi kadınların en az üç çocuk doğurmalarını istiyor. Başka bir siyasetçi, flört eden kadınları hayat kadınlarıyla mukayese etmiştir.

Bu nedenle Türkiye’de kadınlara yönelik şiddet hareketleri artış göstermektedir.

MARTENS: Türkiye’de kadınlara yönelik şiddet ciddi bir konudur.

Gerçekten sizin iddia ettiğiniz gibi son sekiz yılda bu rakam “yüzde 1400 oranında” artmış mıdır? Bu tür rakamların kaynağı nedir?

TARHAN: Bu rakamlar benim tespitlerim değil. Ben medyada yer alan haberlere dayanarak böyle bir ifadede bulundum. Bunlar gazetelerde yazıyor.

MARTENS: Hangi gazetede?

TARHAN: Tam olarak hatırlamıyorum. Fakat kadınların her gün şiddete maruz kaldıkları bir gerçektir. Bunu görmek için haberleri izlemeniz yeterlidir. Bu ülkede kadınlar sokak ortasında cinayete kurban gidiyorlar. Genç bir kadın canlı olarak gömülmüştü. Bu ülkede idari mahkemelerde kadın oranı yüzde 36 civarındaydı, şimdilerde ise bu oran yüzde ikinin altına düşmüştür.

MARTENS: Türkiye’de kadınların, özellikle güneydoğu bölgelerinde kötü şeyler yaşadıklarına kimse itiraz etmiyor. AK Parti döneminde kadına tecavüz edilmesi hukuki anlamda artık bir namus meselesi olarak görülmüyor. Konu AK Parti iktidarında kadın hakları meselesi olarak görülmeye başlamıştır.

TARHAN: Doğrudur. AB sürecinde Türkiye’de önemli kanun değişiklikleri gerçekleştirilmiştir. Fakat belirleyici olan bu tür konulara karşı sergilenen yaklaşım ve zihniyettir. Başbakan Erdoğan, erkek ve kadının tabiatı gereği farklı olduklarını ifade ediyor. Bu kadına yönelik şiddeti tetikliyor. Bu konularda anayasayı ve kanunları değiştirebilirsiniz, fakat şiddeti önlemek için kadın-erkek eşitliğini benimsetmeniz lazımdır. Bu konuda sadece konuşmak yeterli olmaz.

MARTENS: Türkiye tarihinde ilk defa AK Parti döneminde evlilikte tecavüz suç olarak değerlendirilmiştir.

TARHAN: Evet, bu olumlu bir gelişmedir. Kağıt üzerinde kadınlara her türlü hakkı verebilirsiniz. Fakat alenen yaptığınız konuşmalarda eskiden geçerli olan kadın-erkek ilişkisini vurgularsanız bir değişiklik yapmış sayılmazsınız. Her Türk kadınının üç çocuk sahibi olması gerektiğini vurgularsanız, kadını sadece bir doğum aracına indirgemiş olursunuz. Sadece kanunları değiştirmekle istediğinize ulaşamazsınız, uygulamalar da çok önemlidir. Örneğin, 1998 yılında evlilik kurumunda şiddetle ilgili 4320 sayılı kanun değiştirilmiştir.

Bu kanuna göre, savcılık şiddete maruz kalan kadınlara yönelik koruma sağlayabiliyor. Fakat şiddete maruz kalan kadınlar polise başvurduklarında bu kadınlara yönelik herhangi bir koruma önlemi alınmıyor. Bu kadınlar evlerine veya ailelerine geri gönderiliyor ve öldürülüyorlar.

MARTENS: Siz YARSAV adlı kurumdan istifa ettiniz ve CHP’den milletvekili adayı oldunuz. Neden?

TARHAN: Bir sene öncesine kadar siyasete atılmayı düşünmüyordum.

Ben 23 yıldan beri hukukçuyum ve uzun yıllardan beri de hakimim.

Türkiye’de artık yayımlanmamış kitaplar yasaklanmaya başladı ve kadınlara yönelik ayrımcılık görülmemiş bir şekilde arttı. Siyasete atılmamda bunlar oldukça etkili olmuştur.

MARTENS: Hükûmetin, halkın Türk adalet birimlerine olan güven duygusunu zedelemeye çalıştığını iddia ediyorsunuz. Acaba binlerce insanın tutuklandığı ve işkence gördüğü bir ülkede adalete güven eskiden söz konusu muydu?

TARHAN: Ben geçmişi tamamıyla olumlu olarak göstermeye çalışmıyorum. Ben 1980 yılındaki askeri darbe döneminde öğrenciydim.

Ülkede 1980-1996 yılları arasında çok sayıda insan hakları ihlali yaşanmıştır. Bu durumla yüzleşmeliyiz. Geçmiş dönemlerde kötü günler geçirdik fakat günümüzde daha kötü şeyler oluyor.

MARTENS: “Amnesty İnternational” adlı insan hakları kuruluşunun raporlarına göre, 90’lı yıllardaki durumla 2008-2009 yılları arasında durum arasında dağlar kadar fark vardır. Türkiye’deki insan hakları durumu halen sert bir şekilde eleştiriliyor, fakat cezaevlerinde ve polis merkezlerinde artık sistematik işkence uygulanmıyor.

TARHAN: Askeri darbe döneminin bir etkisi olarak o dönemlerde ağır insan hakları ihlalleri yaşanmıştır. Günümüzde ise hükûmet ince baskı yöntemleri uygulamak ve iftiralarda bulunmak suretiyle Türkiye’deki insanların düşünmelerini kısıtlamaktadır. Bu kaba kuvvet kullanmaktan daha etkili bir baskı yöntemidir. Örneğin, 2007 yılında öldürülen Ermeni gazeteci Hrant Dink cinayetini ele alalım. Demokrasiyi güçlendirdiğini iddia eden bir hükûmetimiz var. Peki neden cinayet planlarından haberdar olan ve hiçbir tepki göstermeyen bazı devlet memurları cezalandırılmıyor?

MARTENS: Hrant Dink, Osmanlı İmparatorluğu döneminde Ermenilerin soykırıma maruz kaldıklarını söylemiş ve Türklüğe hakaret ettiği gerekçesiyle yargılanmıştı. Ülkede bu tür cinayetlere zemin hazırlayan ortam ne durumdadır?

TARHAN: Düşünce hiçbir zaman suç olarak görülmemelidir. Her tür düşünce korunmalı ve takibat altına alınmamalıdır.

MARTENS: Yani her Türk 1915 yılında bir soykırımın yapıldığını söyleyebilmeli mi?

TARHAN: Günümüz Türkiye’sinde bunu söylemek mümkün olmalıdır ve söyleniyor da zaten. Fakat bunun aksini de söylemek mümkün olmalıdır.

Eleştirel düşünce artık beyinlerimizde yer edinmelidir. Bir kez daha şunu ifade etmek istiyorum: Ben hukuk sistemini eleştiriyorum, hukuk sistemi değişmelidir. Fakat bu hükûmetin yaptığı gibi olmamalıdır.

Demokrasi isteyen, bir derin devletin yerine diğer bir derin devleti getirmemelidir.

MARTENS: Geçen yıl gerçekleştirilen anayasa değişikliği neticesinde modern Türkiye’de ilk defa ordu mensupları artık sivil mahkemelerde yargılanabilecekler.

TARHAN: Biz de bunu talep ediyorduk zaten. Askeri mahkemelerin yetkilerinin sınırlandırılmasından yanaydık. Biz özellikle darbe sonrası oluşturulan askeri yargı organlarının kaldırılmasını savunuyorduk.

MARTENS: AK Partinin yüzde 10’luk seçim barajını kaldırmaması eleştiriliyor. CHP’nin yetkisi olsa bu yüzde 10’luk seçim barajını kaldırır mı?

TARHAN: Tabi ki yüzde 10’luk seçim barajı kalkmalıdır. Bu tamamıyla demokratik olmayan bir uygulamadır ve eşitlik ilkesine de aykırıdır. Bu askeri darbe döneminden kalma bir uygulamadır. Bu seçim barajının yüzde beş, altı veya yedi olup olmaması tartışılabilir, fakat yüzde 10 çok yüksek bir orandır. Türkiye Başbakanı ülkenin henüz buna hazır olmadığını söylüyor. Bu kendisinin Türk halkını küçümsediğini gösteriyor.

MARTENS: Siz Türkiye’deki ortamı Hitler ve Orwell’e atıflarda bulunarak tasvir ediyorsunuz. Siz yurtdışında yaptınız konuşmalarda neden ülkedeki gelişmeleri gündeme getirmekten kaçınıyorsunuz, örneğin televizyonda Kürtçe dilinde yayın yapan bir kanalın açılması gibi.

TARHAN: Devlet televizyonu TRT’nin Kürtçe yayınlar yapması şüphesiz olumlu bir gelişmedir. Belki bana sorulmadığı için bu konuya değinmemişimdir.

MARTENS: Sanki siz ülkedeki olumlu gelişmeleri sistematik bir şekilde gündeme getirmiyorsunuz.

TARHAN: Benim değerlendirmelerim uzman olduğum Türk hukuku alanına yöneliktir. Benim ülkemde henüz yayımlanmamış kitaplara el konuluyor ve yazarları hapse atılıyor. Ben bu ülkede bir kadın olarak korku duymadan güven içinde yaşamak istiyorum.

MARTENS: Hükûmeti eleştiren gazetecilerin tutuklanmaları bir skandal niteliğindedir. Fakat siz öyle bir intiba uyandırmaya çalışıyorsunuz ki, sanki Türkiye’de AK Parti ve Erdoğan aleyhinde hiç kimse bir şey söyleyemiyor. Oysa kitapçılarda hükûmet karşıtı kitaplardan geçilmiyor. Sizin nitelendirdiğiniz “korku imparatorluğunda” böyle bir şey mümkün olamazdı.

TARHAN: Çoğunluğu etkilemek için belli yazarlar tutuklanıyor.

Bunun için her kitabın yasaklanması gerekmiyor. Türkiye’de şu sıralarda 68 gazeteci tutuklu bulunuyor.

MARTENS: Siz bu gazetecilerin hükûmeti eleştirdikleri gerekçesiyle gözaltına olduklarını iddia ediyorsunuz. Fakat bunların büyük bir çoğunluğu Kürt terörizmini destekledikleri gerekçesiyle eski adalet zihniyetine göre tutuklanmış kişiler.

TARHAN: Neden cezaevinde bulunduklarının bir önemi var mı? Biz düşüncelerini açıklayan gazetecilerin cezaevinde olmalarına karşı çıkmalıyız. Gerçek şudur ki, Türkiye’de işlerini yaptıkları için 68 gazeteci hapiste tutulmaktadır. Ne konuda yazdıklarının bir önemi yoktur. Yazdıkları ve yayımladıkları şeyler için hapiste olmaları

önemlidir.

 KAYNAK : ZAMAN (http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1146920&title=chpli-vekilin-12-eylul-ozlemi)

Kategoriler:ASDER, hukuk, tsk

Yıl 1996 Prof.Nevzat TARHAN tarafından yapılan değerlendirme

Kategoriler:ASDER
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 172 takipçiye katılın