Anasayfa > ADALET, ASDER, ayim, hukuk, kanun, medeniyet, tsk > ASTSUBAYLARIN “DUYUN SESİMİZİ” HAKLI FERYADI

ASTSUBAYLARIN “DUYUN SESİMİZİ” HAKLI FERYADI

Sevgili okurlarım; bu yazımda gündem konusu olan ve hassasiyetle üzerinde durulması gerektiğine inandığım bir konuyu paylaşmak istedim. Bunu aynı zamanda insan hakları kapsamında şanlı ordumuzda görevini canla başla yapan kıymetli mensuplarına sahip çıkmamız adına yazıyorum.

Astsubayları ve sorunlarını konu alan kitap, yazı ve makalelere rastlamak pek mümkün olmuyor. Çoğu kez bazı yazıların içinde yer alan birkaç satırla yetinmek zorunda kalıyorsunuz. Üç satır oradan, beş satır buradan diyerek toparlamaya ve bu toparladıklarınızdan da bir sonuç çıkarmaya çalışıyorsunuz. Dişe dokunur bir şeylere ulaşmak bazen mümkün oluyor, bazen ise hayal kırıklığı ile karşılaşmak kaderiniz oluyor. Hep dediğimiz gibi, yazılanlar genelde belli bir ideolojiye ve o ideolojinin üstün insan belleyip yarı tanrılaştırdığı zümrelere ait oluyor. Bire bin katılarak şişirilmiş plastik mitlerle kandırılıyor ve aldatılan astsubaylar feryat etmektedirler.

İşte tüm bunlardan dolayıdır ki, halkın içinden çıkmış ve Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde sıradan bir insan olarak yerini onuruyla almış astsubayları anlatan, inceleyen birkaç değerli yazı ve araştırma oldukça önem arz ediyor.

Astsubay Kanununun Özünde Subay Yapılacağı Vurgusu Vardır: Modern harp silâh ve araçları ile teçhiz edilen silâhlı kuvvetlerimizde, bu modern harp silâh ve araçlarını kullanacak ve erlere (ve hâttâ subaylara) öğretecek muharip veya yardımcı sınıf astsubay ve takım komutanına ihtiyacın çok fazla olduğundan hareketle ve kanunun özüne, liyakat gösterenlerin subay nasbedilmeleri ve kıdemli yüzbaşılığa kadar yükselmelerinin sağlanacağı vurgusu yerleştirilerek çıkartılan Astsubay Kanunu; ilerleyen dönemlerde bu ana ilkelerinden uzaklaştırılmış ve kariyeri sınırlandırılan bir meslek grubu haline getirilmiştir. Sadece her yıl göstermelik oranda astsubaydan subay alınma kontenjanı belirlenerek, başarılı ve liyakatli olanların önüne engel konulmuştur. Yetmiyormuş gibi her geçen yıl ve dönem; maaş, özlük hakkı ve sosyal haklarında kısıntılar yapılarak, sanki Türkiye’nin değil de, başka ülkelerin ordularının emekçileriymiş gibi dışlanmış ve kötü muamelelere maruz bırakılmıştır.

Astsubay Terimi Yerinde Bulunmamış, Küçük Subay Denilmesi Öngörülmüştür: Meslek sınıfının tanım ve isimlendirmesi yapılırken Astsubay terimi yerinde bulunmamış ve kanunun ruh ve manasına daha uygun olarak Küçük Subay denilmesi öngörülmüş olmasına rağmen, daha önceden var olan Küçük Zabit Kanunu nedeniyle uygulamada karışıklıklar çıkacağı endişesiyle, kanun bir oldubittiye getirilmiş ve Astsubay Kanunu olarak yürürlüğe sokulmuştur.

İşte Astsubaylarımızın feryatlarını  işitelim;

Kendileri İçin “Asubay”, Bize gelince “Astsubay”: 10 Haziran 1935 tarihinde çıkartılan 2771 sayılı “Ordu Dahili Hizmet Kanunu” ile yeni rütbe ve kategori tanımlamaları yapılırken genç ve kıdemsiz subaylar için astsubay terimi düşünülmüş ama bu terimin incitici ve onur kırıcı olarak algılanacağı değerlendirilerek “asubay” teriminde karar kılınmıştır. (Asubaylar: Yarsubay, Asteğmen, Teğmen, Yüzbaşı, Binbaşı.) Bilindiği gibi bir meslek grubunun tanımını yaparken, onu niteleyecek ismi küçük düşürücü, incitici veya onur kırıcı bir terim olarak belirleyemezsiniz. Bu Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın özüne aykırıdır. Lakin görüldüğü gibi Astsubay Kanunu ile ast ön eki kullanılarak küçük zabit mesleğine mensup askeri personel, astsubay olarak tanımlanmış ve toplumda bazı art niyetli kişilerin özellikle “t” harfini üstüne üstüne basarak söylemesiyle aslında subay yardımcısı ve küçük subay olan bu kesim insanların incitilmesine, moral ve motivasyonlarının bozulmasına sebebiyet verilmiştir. Halen bu tip kullanımları necip Türk basınının bazı kalemlerinde de görmekteyiz. Büyük insan ve büyük Atatürkçü (!) sevgili generallerimiz, kendi sınıflarına ait kıdemsiz personelin mesleki tanımını yaparken “asubay” terimini seçerken, ordunun belkemiği küçük zabitleri için bir çifte standart uygulamış ve “astsubay” terimine işlerlik kazandırmışlardır.

Astsubaylar Zoru Başarmıştır: Tüm bu olumsuz algılamalara rağmen astsubaylar, yine de bu kanunla verilen hakları olumlu görmüş, vatan sevgisiyle ve alın teriyle mesleğini etkin bir şekilde icra etmiştir. Yaşanan süreçte “ast” ön ekinin olumsuzluğunu kendi azim ve inancı ile yıkmış, ast sözcüğünü kendi bünyesinde olumlu hale getirmiştir. Ayrıca Türk Dilinin devrimci yanı, Atatürkçü(!) generallerimizin bu komplosunu ters yüz etmiştir. Türk halkı, hiyerarşinin o negatif enerjili “t” harfini pek de kaale almamış, yaşamın pratiğinde aslanlar gibi “astsubayım” demiştir. Darbenin fethetmiş olduğu Türk Dil Kurumu halen bu konuda ısrarcı olsa da, onları kendine getirecek çözüm sokaklarda tüm gerçekliğiyle yaşanmaktadır. Türkçe gramerine hâkim ve Türk dilini iyi konuşan sıradan bir insana ancak bir şekilde “astsubay” dedirtebilirsiniz; o da alnına silah dayayarak!

Cumhuriyetin ilanından bugüne ve hatta Kurtuluş Savaşımız dahil; Türk Silahlı Kuvvetleri’nin astsubayları, üzerlerine düşen vazifeyi hakkı ve onuruyla yapmış ve yapmaktadır. Düşünün ki, Batı Anadolu’da işgal güçlerine ilk karşı çıkan bir küçük zabittir. Resmi tarihimizin bir sayfasında kahraman olarak göklere çıkartılan ama sonraki sayfalarda çeşitli nedenlerle hain damgası vurulan Ethem Bey (Çerkez Ethem); Milli Mücadelemizin lider kadrosuna çok büyük katkılar sunmuştur. Ayaklanmaları bastırmış ve planlı, programlı bir mücadelenin yapılmasına zaman ve zemin hazırlamıştır. Başına gelenleri iyi ya da kötü olarak değerlendirmek bizden çok tarihçilerin işidir. Fakat şu kadarını söylemeliyiz ki; büyük mücadele ve devrimler çoğu zaman kendi çocuklarını da yemekten sakınmamıştır.

Antepli Şahin Bey de alaylı bir astsubaydır ve kahramanca çarpışarak, kanını bu kutsal topraklar için akıtmış, canını ay yıldızlı bayrağın dalgalandığı bir vatan toprağı hülyası ile feda etmiştir. İstiklal Destanımızın her sayfasında bu ülkenin nice onurlu evlatları vardır ki, bunlar yokluklara rağmen yürekleri ile savaşmış, rütbelerin en yükseği olan şehitlik ve gazilik makamına erişmişlerdir. Kimilerine devletimiz tarafından onbaşı, çavuş, başçavuş ve teğmen gibi çeşitli rütbeler verilmiş olsa da; o savaşa yüreğini koyan her vatan evladı bizim için birer gurur abidesi meslektaştır. Yüreğimizde isimlerini taşıdığımız, sevdalarını taşıdığımız; mücadelelerinden ilham aldığımız birer Astsubay görüyoruz herbirini.

Kore Savaşında ve 1974 Kıbrıs Barış Harekatında da nice destanlar yazmış bir ordunun astsubayları olarak, bu destanlara kanımızla ve canımızla katkıda bulundular.

Terörün kol gezdiği sınır boylarında, dağ karakollarında ay yıldızlı bayrağımızın dalgalanması için var güçleriyle çalıştılar, çabaladılar. Kutsal vatan toprağında gece gündüz nöbetler tuttuk, kimi zaman evimizi bile taşıyamadılar, yıllarca ayrı kaldılar. Hasret ateşini vatanımıza ve milletimize duyduğumuz derin aşk ateşi ile bastırdılar.

Eve dönüşlerde, çocukları babasını yabancı bir misafir zannetti çoğu kez. Kim bu adam, niye sevgili annemle bu kadar yakın diye tuhaf bakışlarla süzdü onları. Bazen kahramanlık hikayelerinin etkisiyle, dev gibi bir baba bekleyip durdu ama karşısına mayında elini kolunu kaybetmiş eksik bir baba buldu. Bilemedi Gaziliğin ne olduğunu. Şaşırdı.

Bazense babasını düşlerken, onun yerine bayrağa sarılı, yüzünü bile göremediği bir adam için ağladı. Birileri, babasının kahpe kurşunlara karşı kahramanca çarpıştığını ve şimdi kanatlanıp cennete doğru uçtuğunu fısıldayıverdi kulağına. Kutsal babayı kutsal bayrağa sarılı gördü ve öylece rüyalarına taşıdı. Her gece yüzünü seçemediği ama bayrağından tanıdığı o cesur babayı kurdu düşlerinde. Ne zaman başı sıkışsa, ne zaman hayatın zor bir anına denk gelse, düşlerindeki ayyıldız destanlı babası koştu imdadına. Yine de babasızlığın tarifsiz hüznünde gizli sözcükleri söyleyemedi kimselere. En gizli hazinesi olarak yüreğindeki sandukasında sakladı.

Küreselleşen dünyada artık bilginin, istihbaratın, medyanın, teknolojinin ve diplomasinin daha etkin silahlar olduğunu görmekteyiz. Herhangi bir devlet, hiçbir gerginlik ortamı yaratmaksızın, bir başka ülkede çeşitli yollarla etkin bir savaş yürütebilmektedir artık. O ülkeyi internet, basın ve medya yoluyla ya da taşeron kişi, kurum ve örgütler kullanarak istediği yöne doğru çevirebilmektedir. Tehdit unsuru gördüğü bölge ve ülkelere kontrollü kaos getirerek, kendi dünya düzenini kendi çıkar ve emellerine uygun şekilde kolayca inşa edebilmektedir.

Tüm bunlar silahlı kuvvetler yapısında devrimsel değişiklikler yapılmasını kaçınılmaz kılmaktadır. Ordulara artık lider ya da komutandan çok, bilgi ile donatılmış ve bilgiyi nasıl kullanacağını sezebilen ve lider özellikler de taşıyan orta rütbede subay ya da sivil uzmanlar gereklidir. Bundan sonraki süreçte daha çok general yerine daha azı ama daha kalitelisi yetiştirilmelidir.

Yeni ordu yapılanmalarında, yeni tanımlanan görevler gereği teknolojiye hakim, dil bilen, liderlik vasfı taşıyan, askerlik mesleğine ünsiyetli ve her daim kendini geliştirebilen astsubaylara ihtiyaç tüm dönemlerden daha fazla. Hatta şunu bile açıkça söyleyebiliriz ki; modern ordular bu yeni dönemde rahatlıkla, bir general yerine bir Astsubay yetiştirmeyi tercih edebilir, daha rantabl bulabilir.

TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ VE ASTSUBAYLARI

Cumhuriyetle birlikte gelişen ordu yapılanmamızda zamanla astsubaylar ordunun temel direği olmuşlardır ama hak ettikleri değere bir türlü ulaşamamışlardır. Yirmi birinci asrı yaşadığımız bu günlerde bile batılı devletlerin astsubaylara verdiği değeri ne yazık ki, Türk Ordusunun üst kademeleri bu emekçi insanlara sağlayamamışlardır. Hala bilginin rütbe ve kıdem esasına dayalı olduğunu düşünen bağnaz yapı; maalesef Amerika’nın, İngiltere’nin ve Almanya’nın astsubaylara bin dokuz yüz küsürlü yıllarda verdiği değer seviyesinden bile çok uzaktadır.

Sınıfsal ayrıcalıkları sorgulanacak ya da bitecek, tahtları sallanacak diye kabuslar görmeye başlıyorlar. O yüzden de astların taleplerine çok ağır, çok sert karşılık veriyorlar. Günümüz ordularında, astsubaylık mesleğinin yıldızının parlamasını kabullenmek zor olsa da çağın gerektirdiği gelişmeler nedeniyle bilgili, cesur, vatansever ve konusunda uzman astsubaylardan kurulu bir ordu yapısına varmak, bu yapılanmayı güçlendirip geliştirmek, kaçınılmazdır. Dolayısıyla, astsubaylara hakkı olanı teslim etmek, modern ülkelerde olduğu gibi ayrım ve fark gözetmeksizin onlara hak ve hukuken eşit davranmak, emeğine ve bilgisine saygı duymak ve fırsat eşitliği sağlamak elzemdir. Tüm bunları saltanatçı yapı nedeniyle görmezden gelenler belki uzun süren bir barış ortamında kafalarını kuma gömebilirler ama kısacık bir an sürecek bir savaşta, görmezden geldiklerinin bedelini toptan ödemek zorunda kalabilirler. Ne demek istediğimizin daha iyi anlaşılması için özellikle Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinin analizi tam anlamıyla ibret verici ve öğreticidir.

Pek çok astsubay; meslek gruplarına karşı yapılan haksızlıkların giderileceği ve cumhuriyetin ikinci sınıf insanı olmaktan kurtulacağımız günlerin umudunu yüreğimizde sabırla taşıyorlar.

Astsubaylar, Silahlı Kuvvetlerin orta direği ve belkemiği olduklarının bilinciyle, bir uçağın kanadı, bir geminin pervanesi, bir tankın paleti ve bir ülkenin sınır karakolu misalidirler. Türk bayrağının dalgalandığı her yerde cesur ve cansiperane görev yapmanın onuruyla yaşamaktadırlar.

 

Astsubaylar, Türk Silahlı Kuvvetlerinin emekçileridir. Yeri geldiğinde işçi, yeri geldiğinde memur, yeri geldiğinde lider ve komutan, yeri geldiğinde yönetilmektedirler. Vatan, millet ve bayrak söz konusu olduğunda gözünü kırpmadan şehitlik rütbesine koşa coşa giden, bu halkın onuru için şehitliği ve gaziliği onur bilen öz vatan evlatlarıdırlar.

Şehit cenazelerimiz arka mahallenin camisinden kalksa bile halkının omzunda, halkının kutsal gözyaşlarıyla ebedi istirahatgaha gitmeyi şeref bilmektedirler.

Bir generalin işaret parmağıyla on dört gün, yirmi bir gün sorgusuz, sualsiz, savunmasız hapislere gönderilen, üstelik ülkemizin aydınları, medyası ve yazarları, siyasetçileri tarafından ve hatta bağrından kopup geldiğimiz halkımız tarafından tam anlaşılamadıklarından üzüntüleri büyüktür. Statükolardan, ortaçağ kalıplarından arınarak görev yapmakken, sırf ekonomik sorunumuz olduğu, tek derdimizin para olduğu gibi anlaşılmalarla incindik, mağdur bırakıldıklarını vurgulayarak. Üstelik bunları söyleyenler, kendi maaşlarının azlığına bizleri örnek gösterdiler. Bu ülkenin işçileri, memurları ve hatta profesörleri dahi astsubayın maaşını emsal alarak yorumlar yaptı. Üstelik şark kurnazlığıyla davranarak, bir SAT Komandosu astsubayın, bir Denizaltıcı astsubayın maaşını sundular kamuoyuna. Oysa bunlar özel branşlardı ve maaşları da farklıydı ama bunu görmek kimsenin işine gelmedi. Tıpkı kendilerine emsal olacak subay maaşlarını nasıl görmezden geldilerse, üstelik onlara, Atatürk devrimlerine karşı olmasına rağmen, “ağam sen, paşam sen” nakaratı ile saygıda ve lütufta kusur etmedilerse; bizim çığlıklarımızı da öylece duymazdan geldiler. Emekli olduklarında bizimle aynı hizmet yılına sahip bir Kıdemli Albayın yarısı kadar dahi maaş alamadığımızı, Cumhuriyetin Meclisinden en fazla pozitif ayrımcılık yüklü kanunların onlar için çıktığını anlatmaya çalıştık ama dinletemediklerinin çığlığındadırlar.

Seslerini, feryatlarını dinlemeye devam edelim:

“Müsteşar olduk, profesör olduk, yüksek lisanslar yaptık ama bir türlü o birinci sınıf insanların hakir gören bakışlarından kurtulamadık. Kendi komutanlarımız bizi dar bir aralığa sıkıştırdı, kariyersiz yaşamak zorunda bırakıldık. Emir komutanın dev prangaları özel yaşamımıza kadar girdi, düşüncemize karıştı, inancımıza karıştı, gün geldi evlerimiz dahi denetlemeden geçti, anlatamadık. Tahakkümleri ve zulmü hep kendi bireysel çabalarımızla aşmaya çalıştık.

Biz Kemal Tahir’le ve Nazım’la birlikte Yavuz ve Erkin gemisinde zulüm ve işkence görendik. Biz Deniz Gezmiş’le birlikte darağacında asılandık. Biz 1970’li yıllarda İzmir’de, Ankara’da eş ve çocuklarımızla coplanandık. Biz 12 Eylül’ün prangasında “ast” olarak damgalanandık. 9 Ekim 2010’da elli beş yaş ortalamasıyla Ankara’nın sokaklarında hak ve adalet isteyendik.

Duymadınız, duymak istemediniz bizi!

Başlangıç derecemizden, emeklilik derecemize kadar ayrımcılık yapılıyor ey halkım. Üniformamızdaki aksesuarlardan, özlük haklarımıza kadar, mükafatlardan cezalara kadar, sosyal olanaklardan askeri mahkemelere kadar sınıflaştırma, ayrıştırma tahakkümü altındayız. Ortaçağ kalıbı bir kast yapısının boyunduruğu içindeyiz. Ayakkabı rengimizden uçuş brövemize kadar, taşıdığımız rütbe işaretine kadar ırkçı ve şekilci uygulamalara tabi tutuluyoruz.

Başkaları bu vatanın öz evlatlarıydı ama biz üveydik, mahallenin sümüklü yetim çocuğuyduk. Gözler görmedi, kulaklar duymaz oldu. Bir gün önce astsubaylara birinci derecenin dördüncü kademesi verildi ama aradan daha 24 saat geçmeden ilga edildi. Faili meçhullere karıştı yasa.

Yüreğimizde de koca bir yara var, acı var, burukluk var!

Kim bilir belki de doğrudan bir darbe tehdidi oluşturmadığımızdan dolayıdır tüm bu ortaçağ muameleleri. Bizim darbeyle işimiz olmaz ey halkım, ekmekle, aşla olur. Şehitlikle, gazilikle olur.

Biz harbiye marşıyla büyümedik ey halkım. Bizim tek bildiğimiz, o sizin de yüreğinizde taşıdığınız, gurur ve onurla söylediğimiz İstiklal Marşımız. Bunu bilin!

Biz bu ülkenin doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine her yerde halkıyla içiçe yaşayanız. Onlarla çorbalarını paylaşan, düğünlerinde gülen, cenazelerinde ağlayan samimi komşularız. İçinizden biriyiz. Daha fazlası değil!

Ve hakkımız olanı istiyoruz. Değerimizin karşılığı olanı istiyoruz. Sırf para pul değil, onurumuzu, şanımızı da istiyoruz!”

İşte Sevgili Okurlar; Şanlı ordumuzun kıymetli ve saygıdeğer aynı zamanda bizim içimizden çıkmış derdi sadece vatana daha iyi hizmet etmek anlayışında olan canlarımız, babalarımız, ağabeylerimiz, ablalarımız hepsi bizim gururumuz astsubaylarımıza daha faydalı olmak adına yürüdükleri bu kutsal ve şerefli yolda selam, sevgi ve saygılarımı sunarak yazıma son veriyorum. Esen kalın

İNCİ KAYAR-HABERNAME

About these ads
  1. İlhan kahraman
    Mayıs 6, 2012, 7:43 am

    Bunlar dertlerimizin sadece çeyreği .Yazara teşekkürlerimi sunarım. Biz Sadece Askeri hiyerarşi içinde hakkımızı istiyoruz. bize verilecek haklar kimseyi mağdur etmeyecek, herhangi bir generalin cebinden cıkmayacak. Devletin kasasından çıkacak.

  2. Önder ÖZKARA
    Mayıs 6, 2012, 7:53 am

    Kendi mesleğim hakkında ilk defa bu kadar ayrıntılı bir yazı okudum. İnci Hanım,
    yüreğinize sağlık.

  3. murat güler
    Mayıs 6, 2012, 2:17 pm

    merhaba Astsubaylarımızın sorunlarını anlatan çok güzel bir yazı hazırlamşsınız inanın sorunu bu kadar derinlemesıne ve gayet objektif anlattığınız için sizi tebrik ediyorum .
    Ayrıca sizlerden bir dileğimiz uzman erbaşlarlarıyla ilgili bir yaz görmeyide umut ediyoruz yıllardır bu orduya hizmet veren ve itilip kakılan her işte kullanılan uzman erbaşlarda sizden destek beklıyor teşekkürler

  4. ERCAN GÜRKAN
    Mayıs 6, 2012, 10:53 pm

    MERHABA
    BİLGİNE,YÜREĞİNE,KALEMİNE SAĞLIK,KISACA HELAL OLSUN
    İNŞALLAH BİRİLERİ OKURDA BİLGİLENİR

  5. veysel
    Haziran 18, 2012, 10:13 pm

    Sayın İnci hanım;konu çok derin değil aslında.Çözümleri bugünün şartlarında kısa sürede üretilebilecek insani sorunlar.Sizin de belirttiğiniz gibi SUBAYLARIN K(AST) sisteminin,dolayısıyla saltanatının devam edebilmesi için bu basit insani sorunların çözülmemesi gerekiyor.Ve sırf bu yüzden Türk milletinin gözbebeği ordusu gün geçtikçe zayıf düşürülüyor.Unutmayalım bir zincir en zayıf halkası kadar güçlüdür.Onurlarını isteyen 250BİN ASSUBAY bu haksızlıklara dur demek için sosyal medyada (facebook ,twitter ve bloglar) bir araya geldiler.Sizler de bu çığlığı duyduğunuz ve kamuoyuna duyurduğunuz için Assubaylar olarak şükranlarımızı sunarız…

  6. osman ozsakallı
    Temmuz 24, 2012, 2:31 pm

    İnci hanım,kaleminize sağlık,ortaçağ zihniyetini değiştirebilecek, milletin vekillerine selamlar olsun…

  7. Temmuz 24, 2012, 3:05 pm

    bu ozenle dokunmus ve ıslenmis olarak sundugunuz hızmetınız ıcın tsk ederım.ıncı hanım.bu yazınızı okumadan yaklasık bır saat once golcukte emeklı bır meslektasımla msn den sohbet ettım.arkadasım golcuk merkez komutanının ek makam tazmınatı aldıgını ocak2012 den gecerlı 2000tl bırıkmıs aldıgını yazdı.ve hayret ettım.merkez komutanı rutbesı sanırım yarbay buyrun sız gerceklerı yazsanız ne yazar .sıstemde gercekler bellı devlet kendıde bu sıstemın ıcınde ne yapalım devletımızımı asalım haklarımızı almak ıcın.1961den bu yana yasa uzerıne menfaate gore yasalar eklenerek sıstemı bu hale getırmısler.yapılacak bır sey yok, bu ulkede savas olursa haklar onlarınsa cepheye savasa sılah zoruylada olsa gucumle bu ınsanları surecegım.ne kadar bu konuda basarılı olurum bılemem.ama bır gercek vardırkı,alma mazlumun ahını cıkar aheste aheste,bu ulkede bunlar gelecek donemde ınanın yasanacak ama yasanacak.benım omrum yetmesede gelecek kusak bunu bu kısılerden hesabını hem soracak hemde bedelını agır odetecegıne ınanıyorum.yetıstırdıgım evlatlarımıda bu konuda egıtıyorum zaten.SEVGI SIZINLE OLSUN. yenen ıcılen unutulur yapılanın hesabı sorulur elbet.kıbrıs savaslarında sb -/assb dusmanlıgından abılerımız anlatırdı personel bırbırlerını vurmus bu ulkede.sahıtlerı yasıyor bu ulkede………………….

  8. Temmuz 24, 2012, 3:17 pm

    benım hakkım olan devletten alacagım ne varsa hak ısteyen hak ettıgıne ınanan sb lara versın devlet zatende oyle yapıyor.emeklı olalı emeklı maasımdan bır kurus yemedım. halen calısıyorum.ölasıyede, omrun ve kuvvetım yettıkcede calısacagım.bu ınsanlara ne mınnet ederim nede devletın verecegı hakkımdanda beklenti duymayacagım.1961 den bu yana oyagı, tsk yı yemeye devam etsınler.bır gun gelır degırmenınde unu bıter o zaman ne yapacalar merak edıyorum.

  9. Temmuz 24, 2012, 3:25 pm

    cok bılıyorlar,cok konusuyorlar,250.000bın assubayı sosyal medyada konusturursan orduda astgm ve tgmler gorevde kalır. sussunlar yemeye devam etsınler.ıcınde devletın burokratlarıda var onlarda yıyebılır.bence mahsuru yok.kımseye art nıyetım yok kımsenınde hak ettıgı ne maasında ne malında gozum var.yaradan hepımızın ne yaptıgını goruyor. bız ınsanları kandırarak gelır elde eden,,buna gunumuzde tıcaret denılıyor. cumalarıda hırıstıyanlar gıbı gıdıp namazımızı kılarak Allahtan ısledıgımız gunahlardan kurtulmak ıcın dua eden bır mıllet oldugumuzu gosterırız.ıste mılletımın gercek yuzu.nerde sadakat,guven,hak,esıtlık,saygı veeeeeeeeeeeeeee hepsı ıflas ettı buyrun cuma namazına

  10. Temmuz 24, 2012, 3:43 pm

    sızi, ınsanları bılgılendırmek ıcın ve gercek olan bu konuyla ılgılı,bu sıstem koktu devletın bu sıstemden zarar gormemesı ıcın sb yetıstırme , assb yetıstırme ve polıs yetıstırme okullarını kapatacak kpss sıstemınle sartlar ve kurallarla genc nesılden personel alacak.kısa hızlandırılmıs egıtımle goreve sunacak baskası yalan olur.turk mılletı ıcın.cunku ne yasanan ye yapılan nede yenen unutulur.ulkemın hayırı ıcın bu sart kendı nacızane fıkrım.bu ulke bu saatten sonra ne asker devletı olur nede polıs devletı cunku ınsanların ınancı olan dın alet edıldı.ulke dınle yonetılmeye calısılan sısteme gırdı.bunlada bır 30 yıl ugrasır.

  11. Temmuz 24, 2012, 3:54 pm

    INMAYIN.emın olunkı bu saatten sonra sb/assb bırlıktelıgı olmaz,polıste askere eskısı gıbı kın duyarak yasamaya devam edecektır.cozemedıgım.hem gorevdeyken hemde emeklı oluncada cozemedıgım ve bırcok olayada sahıt oldugum.polısın askere olan kını nerden gelıyor.ınanın bulamadım.bu konudada ıncı hanım ıyı bır calısma ve elle tutulur yazılarınızı yazmanızı sabırsızlıkla beklıyorum.

  12. bülent
    Temmuz 25, 2012, 10:14 pm

    BU YAZINIZ Sn.Aydın KULAK meslekdaşımın yazısı olarak çoğu sitede geçiyor mümkünse yazınızı isim vererek yayınlarsanız bir daha tüm arkadaşlarımız mutlu olacaktır

  13. Temmuz 26, 2012, 2:12 pm

    İnci Hanım bu yazı http://www.emekliassubaylar.org sitesinde yayınlanan araştırmacı meslekdaşımız E.Dz.Asb. Aydın KULAK’ın yazısıdır siz bu yazıya Sn.Aydın KULAK’ın belirttiği gibi diyerek başlamak yada kaynak göstermek zorunda değilmiydiniz Kaldıki Sn.Gürpınarın NİÇİN AS(T)SUBAY yazısını da ayni şekilde kullanmışsınız ve bu konuda eleştiren arkadaşlara hala ısrarla bundan ne çıkar diye yanıt vermek yanlışındasınız yakışmıyor

  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 172 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: