Arşiv

Archive for the ‘ayim’ Category

BASBUG Paşa’nın Beden Dili

OLAĞANÜSTÜ BİR SAPTAMA; HEM DE İDDİA DEĞİL, BELGELİ…

İNSANLAR KONUŞMASALAR DA YÜZ İFADELERİ, TAVIR ve

DAVRANIŞLARINDAN AKLINDAN GEÇENLERİ OKUYABİLİRSİNİZ.

Zira: Mekân aynı, 

         Faaliyet aynı, 

         Fotoğraf çekim yeri aynı, 

         Ziyaretçiler farklı.Bir de Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un yüz ifadeleri

Kurumlar arası uyum adeta Başbuğ’un yüz ifadelerine yansımış.


Yerli ve Yabancı ziyaretçiler

YORUMSUZ-YAZISIZ DESEK BİLMEM ANLAŞILIRMI…..?

TBMM Genel Kurulu’nda, Askerlik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısını kabul edildi.

Kanuna göre, her yıl 1 Ocak-30 Haziran tarihleri arasında yapılan yoklama ile 1 Temmuz-31 Ekim tarihleri arasında yapılan son yoklama uygulamasına son verilecek.

Lise veya dengi okullar ile fakülte ve yüksekokullarda öğrenim görenlerin askerlikleri 29 yaşını geçmemek üzere mezun oluncaya veya ilişikleri kesilinceye kadar ertelenecek.

Askerlik meclisleri günün gelişen koşullarında etkinliğini yitirdiğinden kaldırılacak.

31 EKİM SON TARİH

Her yıl 1 Ocak-30 Haziran tarihleri arasında yapılan yoklama ile 1 Temmuz-31 Ekim tarihleri arasında yapılan son yoklama uygulamasına son verilecek.

Kanuna göre, yoklama devri, askerlik çağının başlangıcından muvazzaflık hizmetinin başlangıcına kadar geçen süre olacak. Seferberlik veya olağanüstü hallerde 19 yaşında bulunanların askere alınmalarına imkan tanıyan düzenleme, yürürlükten kaldırıldı.

Her yıl 1 Ocak-30 Haziran tarihleri arasında yapılan yoklama ile 1 Temmuz-31 Ekim tarihleri arasında yapılan son yoklama uygulamasına son verilecek. Yoklam işlemleri, 1 Ocak gününden başlamak üzere yaklaşık 14 aylık süreye yayılacak.

Askeralma işlemleri Milli Savunma Bakanlığı’nca yürütülecek.

Kanunla, MERNİS, Adres Kayıt Sistemi ve Milli Savunma Bakanlığı Bilgi Sisteminin yürürlüğe girmesiyle birlikte uygulama alanı kalmayan ilk yoklama ve son yoklama işlemleri kaldırılarak; yoklama, yükümlülerin askerliğe elverişlilik ve öğrenim durumları ile meslek ve niteliklerinin belirlenmesi işlemlerini kapsayacak şekilde yeniden tanımlandı. Buna göre, ”yükümlülerin sağlık muayenelerinin yapılarak askerliğe elverişli olup olmadıkları, öğrenim durumları, meslekleri ve niteliklerinin belirlenmesi” işlemine yoklama denecek.

Yükümlülerin yoklama işlemleri yaklaşık 14 aylık bir süreye yayılacak. Böylelikle, yoklama kaçağı sayısı ve yoklama dönemlerinde askerlik şubeleri önünde oluşan yükümlü yoğunluğu azaltılmış olacak.

Sağlık muayenesi aile hekimince yapılabilecek

Yükümlülerin sağlık muayeneleri askerlik şubesinin bulunduğu yerde öncelikle varsa aile hekimi tarafından, yoksa en yakın resmi sivil sağlık kuruluşunda veya asker hastanelerinde tek tabip tarafından yapılacak.

Yükümlüler hakkında ertesi yıla bırakma, sevk geciktirmesi veya ”askerliğe elverişli değildir” kararı sağlık raporlarını tanzim etmeye yetkili makam, asker hastanesi sağlık kurulu olacak. Ancak yatalaklar ile gözle görülür rahatsızlığı bulunanlar hakkında ertesi yıla bırakma, sevk geciktirmesi kararlı sağlık raporları, askerlik şubesi başkanı veya vekili ile mülki amirliklerce görevlendirilen resmi iki sivil (varsa biri aile hekimi) tabipten teşkil edilecek geçici sağlık kurulunca verilebilecek.

Kanunla, askerlik meclisleri günün gelişen koşullarında etkinliğini yitirdiği gerekçesiyle kaldırıldı. Bu işlemler bundan sonra askerlik şubelerince yapılacak.

Askere çağrılan kişiler, kimliğini ve öğrenim durumlarını gösterir belgelerle yurtiçinde askerlik şubelerinde, yabancı ülkelerde ise elçilik veya konsolosluklarında bizzat bulunmaya mecbur olacak. Bulunamayacak derecede hastalık veya engeli olanlar, hükümlü, tutuklu olanlar, lise veya yüksek öğrenimde olup henüz okullarını bitirmemiş olanlar; rapor veya onaylı öğrenim durumlarını gösterir belge göndermeye, hükümlülük veya tutukluluklarının nedenini bildirmeye mecbur olacak.

Askerlik işlemlerinin ertelenmesine neden olan haller

Askerlik işlemlerinin ertelenmesine neden olan hallerden bazıları yeniden düzenlendi. Lise veya dengi okullarla fakülte ve yüksekokullarda öğrenim görenlerin askerlikleri; bitirdiği okulun dengi veya daha aşağı seviyedeki bir öğretim kurumuna kayıt yaptırmamak, yoklama kaçağı veya bakaya kalmamak ve 29 yaşını geçmemek üzere mezun oluncaya ya da ilişkileri kesilinceye kadar ertelenebilecek.

Savaş zamanı hariç olmak üzere; bir baba veya ananın iki oğlundan biri askerdeyken diğer oğlu, ikiden fazla oğlu olanlardan ikisi askerde iken diğerleri, oğullarından biri muvazzaf askerlik hizmetini bitirinceye kadar askere sevk edilmeyecek. Bu düzenlemenin uygulanmasında 20 yaşından küçük olanlar ile geçime yardım edemeyecek derecedeki maluller hesaba katılmayacak.

Kardeş sevk tehirinde bulunulabilmesi için ananın dul olması şartı kaldırılacak. Bugünün şartlarında 15 yaşından küçük bir çocuğun aile bütçesine katkı sağlamasındaki zorluk dikkate alınarak, kardeş sevk tehirinde 20 yaşından küçük olanlar dikkate alınmayacak.

Yoklama sırasında lise veya dengi okuldan mezun olduğunu belgeleyenlerin askerlikleri üç yıl, fakülte veya yüksekokuldan ilişikleri kesilenlerle yüksekokul mezunlarının askerlikleri ise 29 yaşını tamamladıkları yılın sonu esas alınarak iki yıl süreyle ertelenecek.

Askerlik çağrısına hasta olduklarından dolayı katılamayan yedek erbaş ve erlerden, bu durumlarını resmi veya askeri hekim ya da sağlık kurulu raporuyla tespit ettirenler herhangi bir cezai işleme tabi tutulmayacak.

Askerlik çağına girdikten sonra yapılan yaş değişiklikleri askerlik işlemlerinde dikkate alınmayacak.

İdari para cezası

Yoklamada bulundukları yerdeki askerlik şubesi, elçilik veya konsolosluklara gelmeyen ve mazereti bulunduğuna dair belge ibraz etmeyenlerden, birlikte yoklamaya tabi oldukları doğumluların sevk yılı içindeki ilk celp ve sevk tarihinden sonra, son celp ve sevk döneminin bitiminden önce ele geçen veya kendiliğinden gelenler, hekime ya da asker hastanesinde muayene ettirilecek. Muayene neticesinde askerliğe elverişli oldukları anlaşılanlar sınıf ve tertibat yerlerine derhal sevk edilecek. Bu durumdakilere 100 TL idari para cezası verilecek.

Kanunla, yoklama kaçağı ve bakaya suçları, ilk kez yoklama kaçağı olan ve bakaya kalan yükümlüler için kabahate dönüştürülüyor ve idari para cezası yaptırımına bağlanıyor. Talim ve manevra için çağrıldıkları halde özürsüz gelmedikleri anlaşılan yedek erbaş ve erler hakkında idari para cezaları uygulanacak ve emsalleri kadar hizmete tabi tutulacak.

Yoklama kaçağı, saklı ve bakayaları bilerek resmi veya özel hizmete alanlar, Askeri Ceza Kanunu’na göre cezalandırılacak.

Kanunla, muvazzaf subay adaylarından temel askerlik eğitimini tamamlamadan ayrılanlar ile muvazzaf subaylığa nasbedildikten sonra deneme süresinin bitimine kadar ayrılanların temel askerlik eğitiminde veya deneme süresinde geçen sürelerinin ne kadarının askerlik hizmetinden sayılacağı, bu kişilerin eksik kalan askerlik hizmetlerini ne şekilde tamamlayacaklarına ilişkin esaslar da düzenleniyor.

Temel askerlik eğitimi tamamladıktan sonra bedelli veya dövizli askerlik hizmeti kapsamından çıkarılan yükümlüler, bedelli askerlik hakkından yararlanabilecek. Bu kişiler, ödeyecekleri paranın yarısını başvuru sırasında diğer yarısını ise başvuru tarihinden itibaren 12 ay içinde ödeyebilecek.

Adres Kayıt Sistemi ve Milli Savunma Bakanlığı Bilgi Sisteminin yürürlüğe girmesi nedeniyle yedek subay ve astsubayların her yıl 1 Ocak-30 Haziran tarihleri arasında yapılan yedeklik yoklaması uygulamasına son verilecek.

Askerler hakkındaki ihbar ve şikayetler

Kanunda, Anayasanın 145. maddesinde yapılan değişiklik doğrultusunda, asker kişiler hakkındaki ihbar ve şikayetlere uygulanacak usul, Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun paralelinde yeniden düzenlendi.

Anayasa Mahkemesi, teşkilatında askeri mahkeme kurulan kıt’a komutanı veya askeri kurum amirince, askeri hakimlere idari sicil verilebilmesine yönelik düzenleme Anayasaya aykırı bulunarak iptal edildiğinden, Kanunda yeni düzenlemeler yapıldı. Anayasa Mahkemesi kararı doğrultusunda, mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı ilkeleri esas alınarak Askeri Hakimler Kanunu’nun ”Sicil belgeleri ve sicil üstleri” başlıklı maddesi yeniden düzenlendi.

Buna göre, askeri mahkeme kadrolarında görev yapan askeri hakimlere ve savcılara idari sicil verilmesi uygulamasına son verilecek. Yardımcı askeri savcılara ve askeri savcı yardımcılarına yalnızca askeri savcı tarafından idari sicil verilecek.

Askeri hakimlerin birinci sınıfa ayrılma ve birinci sınıf olma kriterleri arasında yer alan ”binbaşı rütbesinde bulunmak” şartı kaldırılacak.

Kanunla, askeri hakimler; aylık, ek gösterge, ödenek, yargı ödeneği, ek ödeme, mali, sosyal haklar ve yardımlar ile diğer özlük hakları bakımından, eşit oldukları hakim ve savcılar hakkındaki hükümlere tabi olacak.

Askeri mahkeme kıdemli hakimi ve askeri savcının izinleri Milli Savunma Bakanlığı’nca; askeri mahkeme ve askeri savcılık kadrolarında görevli askeri hakimlerin izinleri ise kıdemli hakim veya askeri savcı tarafından verilecek.

Askeri hakimler hakkındaki ihbar ve şikayetlerde yapılacak işlemler, adli ve idari yargıda görevli hakim ve savcılara ilişkin hükümler paralelinde yeniden düzenleniyor.

İsimsiz ve imzasız ihbar ve şikayetler hakkında da mutlaka araştırma ve inceleme yapılacak, şikayetten vazgeçilmesi halinde dahi başlatılan disiplin soruşturması sonuçlandırılacak.

FAKÜLTE MEZUNLARI SUBAY OLABİLECEK

Fakülte veya yüksekokul bitiren kadın veya erkekler, gerekli şartları taşımaları halinde muvazzaf subay olmak için başvurabilecek.

TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilen kanuna göre, Milli Savunma Bakanı, askeri adalet müfettişince düzenlenen evrakı inceledikten sonra, soruşturma yapılması için izin verilmesine, disiplin cezası tayinine karar verecek. Soruşturma yapılmasını gerekli görmediği hallerde ise düzenlenen evrakı işlemden kaldıracak.

Milli Savunma Bakanı tarafından soruşturma açılmasına izin verilmesi halinde söz konusu evrak, gereği yapılmak üzere ilgilinin görevli bulunduğu yere en yakın askeri mahkemenin savcısına gönderilecek.

Askeri savcı tarafından iddianame düzenlenmesi halinde, iddianamenin kabulü ya da iadesi konusunda karar verilmek üzere soruşturma evrakı ve düzenlenen iddianame, Askeri Yargıtay’a gönderilecek. Askeri Yargıtay Başkanlar Kurulu’nun belirleyeceği daire, iddianamenin kabulüne veya iadesine karar verecek.

Askeri hakimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre görev yapacak. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremeyecek, genelge gönderemeyecek, tavsiye ve telkinde bulunamayacak. Askeri hakimler azlolunamayacak.

Ağır ceza mahkemelerinin görevine giren suçüstü halleri dışında, suç işlediği ileri sürülen askeri hakimler yakalanamayacak, üzerleri, konutları ve araçları aranamayacak, sorguya çekilemeyecek. Ancak durum, Milli Savunma Bakanlığı’na bildirilecek. Askeri hakimlere hiçbir şekilde askeri görev verilemeyecek.

Emniyet hizmetleri sınıfı mensupları, 1. derecenin son kademesine kadar yükselebilecek.

EN AZ DÖRT YILLIK EĞİTİM ŞART

En az 4 yıl süreli fakülte veya yüksekokulları bitiren kadın veya erkeklerden muvazzaf subay olmak için başvuranlar 27 yaşından, lisansüstü öğrenimi tamamlamış olanlar ise 32 yaşından büyük olmamak şartıyla TSK tarafından harp okullarında yetiştirilemeyen sınıflarda muvazzaf subaylığa atanabilecek.

Fakülte veya yüksekokul bitirip TSK’da askerlik hizmetine başladıklarında 27 yaşından, lisansüstü öğrenimini tamamlamış olanlarda ise 32 yaşından büyük olmayanlardan muvazzaf subaylığa geçmek isteyenler, muvazzaf subaylığa atanabilecek. Bunlardan, terhislerinin ardından başvuranlar ile askerlik hizmeti sırasında veya terhislerinin ardından fakülte veya yüksekokulları bitirip başvuranlar da subaylığa atanabilecek.

Subaylığa atananlar, askeri eğitimin ardından bir yıllık deneme süresine tabi tutulacak. Eğitimde başarısız olanlar ve TSK’ya uyum sağlayamayanların TSK ile ilişikleri kesilecek. Devletin bu sürede yaptığı masraflar, kanuni faizleriyle birlikte kendilerinden tahsil edilecek.

Mecburi hizmet süresi 10 yıl olacak

Muvazzaf subayların mecburi hizmet süresi 15 yıldan 10 yıla indirildi.

Subay ve astsubaylara eşinin doğum yapması, ölmesi, çocuğunun ölümü, kendisinin veya eşinin ana, baba veya kardeşinin ölümü hallerinde 10 güne kadar, kendisinin veya çocuğunun evlenmesi halinde isteği üzerine 7 güne kadar izin verilebilecek.

Subay ve astsubaylara, bakmakla yükümlü olduğu ya da refakat etmediği takdirde hayatı tehlikeye girecek ana, baba, eş ve çocukları ile kardeşlerinden birinin ağır bir kaza geçirmesi veya tedavisi uzun süren önemli bir hastalığa tutulmuş olması durumunda, bu durumun sağlık kurulu raporuyla belgelendirilmesi şartıyla, aylık ve özlük hakları korunarak 3 aya kadar izin verilebilecek.

Sözleşmeli Genelkurmay Başkanı danışmanı çalıştırılabilecek

Fakülte veya yüksekokulları bitirenlerden subay olarak atanmak üzere temel askerlik eğitimine alınanlar, asteğmenler için ilgili mevzuatında öngörülen aylık ve mali haklar ile sosyal yardımlardan aynen yararlandırılacak.

Terörle Mücadele Kanunu kapsamında aylık bağlanan TSK personelinin unvan ve rütbeleri, görevdeki emsallerinin unvan ve rütbelerine yükseltilecek, haklarında yapılacak her türlü işlemde yükseltilen unvan ve rütbeleri esas alınacak.

TSK faaliyetleri ile ilgili alanlarda Genelkurmay Başkanı’na danışmanlık yapmak üzere sözleşmeli olarak 10 kişiye kadar ”Genelkurmay Başkanı danışmanı” çalıştırılabilecek. Diğer kamu personellerinde olduğu gibi TSK personeli de 1. derecenin 4. kademesine kadar yükselebilecek.

Uzman jandarmalar da 1. derecenin 4. kademesine kadar yükselebilecek.

Ortaokul, lise ve dengi öğrenim düzeyine sahip uzman jandarmaların intibak işlemlerinden kaynaklanan hak kayıplarını önlenmesine ilişkin bir önerge kabul edildi.

Uzman erbaşların her yıl 45 gün izin alma hakları olacak. Bu iznin 15 günü mazeret izni olarak kullanılacak.

Kabul edilen bir önergeye göre, askerlik çağına girdikten sonra mahkemece resmi hastane kayıtları esas alınarak yapılan yaş düzeltmeleri de askerlik işlemleri sırasında dikkate alınacak.

Askeri hastanelerden yararlanma

Yıpranma tazminatından uzman jandarmalar da yararlanabilecek. Uzman jandarmalardan 2 yıllık yüksekokulu tamamlayanlara bir kademe, 3 yıllık yüksek öğrenimini tamamlayanlara 2 kademe, 4 veya daha fazla süreli yüksek öğrenimi tamamlayanlara ise 1 derece verilecek. Uzman jandarmalar için uygulanacak azami ek gösterge rakamı 2 bin 200 olacak.

Askerlik yükümlülüğünü kısa dönem er olarak yerine getirenlerle, erbaş ve er olarak yerine getirenlerden fakülte ya da yüksekokul bitirenler de sözleşmeli subay olarak istihdam edilebilecek.

Harp Akademilerinde atamalı veya sözleşmeli olarak görevli sivil öğretim elemanlarına, disiplin ve cezai hükümler ile diğer hak ve yükümlülükler açısından TSK’da görevli sivil memurlara uygulanan mevzuat hükümleri uygulanacak. Bu öğretim elemanları, TSK sosyal tesislerinden ve kamu konutlarından görevlendirildikleri kadro derecesindeki subaylar gibi yararlanabilecek, askeri personel ile aralarındaki protokol münasebetlerinin düzenlenmesinde de aynı esas uygulanacak.

Sivil hastaların GATA’dan yararlanma oranı yüzde 5’den yüzde 10’a çıkarıldı. Genelkurmay Başkanlığı, bu oranı artırabilecek.

Bedelli askerlikte, temel askerlik eğitimi yapmış olup da ilgili yasadaki yurtdışında bulunma süresini tamamlayamadığı, yurtiçinde bulunanlar için de taksitini ödeyemediği için bedelli hakkından yararlanamayanlar da bedelli kapsamına alındı.

TBMM Başkanıvekili Sadık Yakut, yapılan oylamada tasarının kabul edilmesinin ardından birleşimi yarın saat 14.00’te toplanmak üzere kapattı.

AA

Kategoriler:ASDER, ayim, hukuk, tsk Etiketler:

28 Şubat iddianamesi bir çıksın hükümet gerekirse müdahil olur

Başbakan Yardımcısı Arınç 28 Şubat darbesi ve 27 Nisan muhtırası ile ilgili olarak bir dava açılması halinde hükümet olarak bu davaya müdahil olabileceklerini açıkladı.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, ‘’28 Şubat ile ilgili bir dava açılsa, o davanın iddianamesinde o tarihteki hükümet aleyhinde yapılan işlemler ve onu yapanlara yöneltilen suçlamaları gördüğümüzde müdahillik noktasında tekrar hükümet olarak düşünürüz. Orada da eğer bir hükümetin devamlılığı açısından yöneltilmiş bir suçlama varsa oraya da müdahil olmamız söz konusudur. Aksi takdirde müdahillik talebimiz olmayabilir’’ dedi. TV Net’te konuşan Arınç’ın gündeminde darbe yargılamaları ve Meclis’te kurulan Darbe komisyonu vardı.

Komisyon üyeleri darbe mağduru

Meclis’teki Darbeleri Araştırma Komisyonu üyelerinin başarılı olacağına inandığını ifade eden Arınç, ‘’Komisyon üyeleri de zaten o dönemde cezaevlerinde kaldı. Çok ağır suçlarla itham edildiler ama şu anda hepsi milletvekilidir. Milletimiz  onları seçti. Hepsi çok kıymetli arkadaşlar ama genelde şu veya bu hareketlerin içerisinde olmuşlar. Kimisi sosyalistti, kimisi ülkücüydü, kimisi bir başka noktadaydı, hepsi çok acı, ıstırap çekti’’ dedi. AK Parti hükümetinin 12 Eylül ile ilgili davaya devlette süreklilik ilkesine binaen müdahil olduğunu anımsatarak bu konuyu müzakere ettiklerini belirten Arınç, 28 Şubat ile ilgili dava açılması halinde de aynı yolu izleyeceklerini belirtti. Arınç, ‘’27 Nisan ile ilgili bir süreç başlatılırsa müdahil olur musunuz?’’ sorusunu ise şöyle yanıtladı:

Önce iddianameyi görmeliyiz

‘’İddianameyi görmemiz lazım. Çünkü o ‘bunu ben yazdım ve siteye ben koydum’ diyen bir Genelkurmay Başkanıyla ilgili. Suç vasfında bizim müdahil olmamızı gerektiren incelik varsa hiç tereddütsüz o konuda da müdahilliğimizi yaparız. Yok bizi doğrudan veya dolaylı olarak ilgilendiren bir konu yok veya takdire bağlı bir konu varsa onu da değerlendiririz, müdahil olmayız. Zaten bunlar şahsi dava değildir, kamu davasıdır. Kamu davası için birisinin dilekçe vermesine de ihtiyaç  yoktur. Savcılar kamu davası açtığında siz de ‘ben de bundan zarar gördüm’ diyebilirsiniz. Biz yargı sürecine katkı sağlayacağız.’’ AA ANKARA

Demİrel 28 Şubat’ın baş aktörü

“12 Eylül’den Cumhubraşkanı olarak intikamımı aldım” diyen eski cumhurbaşkanlarından Süleyman Demirel’in 28 Şubat sürecinin ‘’Baş aktörü’’ olduğunu söyleyen Arınç, ‘’Kenan Evren, yargılanırken, Demirel Cumhurbaşkanı olduğu için yargılanamaz diyenler var. Neden?’’ sorusuna iki durumun birbiriyle bağlantısı olmadığını belirterek, Süleyman Demirel’in parlamento tarafından seçildiği hatırlattı. Arınç, ‘’Bugün Evren ve arkadaşları yargılanıyorsa darbe yaptıkları için yargılanıyor ama Demirel için sadece yapılabilecek anayasal suçlama vatana ihanettir o da meclisten çok yüksek bir oy oranıyla’’ diye konuştu.

http://www.stargazete.com/politika/28-subat-iddianamesi-bir-ciksin-hukumet-gerekirse-mudahil-olur/haber-562865

ASTSUBAYLARIN “DUYUN SESİMİZİ” HAKLI FERYADI

Sevgili okurlarım; bu yazımda gündem konusu olan ve hassasiyetle üzerinde durulması gerektiğine inandığım bir konuyu paylaşmak istedim. Bunu aynı zamanda insan hakları kapsamında şanlı ordumuzda görevini canla başla yapan kıymetli mensuplarına sahip çıkmamız adına yazıyorum.

Astsubayları ve sorunlarını konu alan kitap, yazı ve makalelere rastlamak pek mümkün olmuyor. Çoğu kez bazı yazıların içinde yer alan birkaç satırla yetinmek zorunda kalıyorsunuz. Üç satır oradan, beş satır buradan diyerek toparlamaya ve bu toparladıklarınızdan da bir sonuç çıkarmaya çalışıyorsunuz. Dişe dokunur bir şeylere ulaşmak bazen mümkün oluyor, bazen ise hayal kırıklığı ile karşılaşmak kaderiniz oluyor. Hep dediğimiz gibi, yazılanlar genelde belli bir ideolojiye ve o ideolojinin üstün insan belleyip yarı tanrılaştırdığı zümrelere ait oluyor. Bire bin katılarak şişirilmiş plastik mitlerle kandırılıyor ve aldatılan astsubaylar feryat etmektedirler.

İşte tüm bunlardan dolayıdır ki, halkın içinden çıkmış ve Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde sıradan bir insan olarak yerini onuruyla almış astsubayları anlatan, inceleyen birkaç değerli yazı ve araştırma oldukça önem arz ediyor.

Astsubay Kanununun Özünde Subay Yapılacağı Vurgusu Vardır: Modern harp silâh ve araçları ile teçhiz edilen silâhlı kuvvetlerimizde, bu modern harp silâh ve araçlarını kullanacak ve erlere (ve hâttâ subaylara) öğretecek muharip veya yardımcı sınıf astsubay ve takım komutanına ihtiyacın çok fazla olduğundan hareketle ve kanunun özüne, liyakat gösterenlerin subay nasbedilmeleri ve kıdemli yüzbaşılığa kadar yükselmelerinin sağlanacağı vurgusu yerleştirilerek çıkartılan Astsubay Kanunu; ilerleyen dönemlerde bu ana ilkelerinden uzaklaştırılmış ve kariyeri sınırlandırılan bir meslek grubu haline getirilmiştir. Sadece her yıl göstermelik oranda astsubaydan subay alınma kontenjanı belirlenerek, başarılı ve liyakatli olanların önüne engel konulmuştur. Yetmiyormuş gibi her geçen yıl ve dönem; maaş, özlük hakkı ve sosyal haklarında kısıntılar yapılarak, sanki Türkiye’nin değil de, başka ülkelerin ordularının emekçileriymiş gibi dışlanmış ve kötü muamelelere maruz bırakılmıştır.

Astsubay Terimi Yerinde Bulunmamış, Küçük Subay Denilmesi Öngörülmüştür: Meslek sınıfının tanım ve isimlendirmesi yapılırken Astsubay terimi yerinde bulunmamış ve kanunun ruh ve manasına daha uygun olarak Küçük Subay denilmesi öngörülmüş olmasına rağmen, daha önceden var olan Küçük Zabit Kanunu nedeniyle uygulamada karışıklıklar çıkacağı endişesiyle, kanun bir oldubittiye getirilmiş ve Astsubay Kanunu olarak yürürlüğe sokulmuştur.

İşte Astsubaylarımızın feryatlarını  işitelim;

Kendileri İçin “Asubay”, Bize gelince “Astsubay”: 10 Haziran 1935 tarihinde çıkartılan 2771 sayılı “Ordu Dahili Hizmet Kanunu” ile yeni rütbe ve kategori tanımlamaları yapılırken genç ve kıdemsiz subaylar için astsubay terimi düşünülmüş ama bu terimin incitici ve onur kırıcı olarak algılanacağı değerlendirilerek “asubay” teriminde karar kılınmıştır. (Asubaylar: Yarsubay, Asteğmen, Teğmen, Yüzbaşı, Binbaşı.) Bilindiği gibi bir meslek grubunun tanımını yaparken, onu niteleyecek ismi küçük düşürücü, incitici veya onur kırıcı bir terim olarak belirleyemezsiniz. Bu Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın özüne aykırıdır. Lakin görüldüğü gibi Astsubay Kanunu ile ast ön eki kullanılarak küçük zabit mesleğine mensup askeri personel, astsubay olarak tanımlanmış ve toplumda bazı art niyetli kişilerin özellikle “t” harfini üstüne üstüne basarak söylemesiyle aslında subay yardımcısı ve küçük subay olan bu kesim insanların incitilmesine, moral ve motivasyonlarının bozulmasına sebebiyet verilmiştir. Halen bu tip kullanımları necip Türk basınının bazı kalemlerinde de görmekteyiz. Büyük insan ve büyük Atatürkçü (!) sevgili generallerimiz, kendi sınıflarına ait kıdemsiz personelin mesleki tanımını yaparken “asubay” terimini seçerken, ordunun belkemiği küçük zabitleri için bir çifte standart uygulamış ve “astsubay” terimine işlerlik kazandırmışlardır.

Astsubaylar Zoru Başarmıştır: Tüm bu olumsuz algılamalara rağmen astsubaylar, yine de bu kanunla verilen hakları olumlu görmüş, vatan sevgisiyle ve alın teriyle mesleğini etkin bir şekilde icra etmiştir. Yaşanan süreçte “ast” ön ekinin olumsuzluğunu kendi azim ve inancı ile yıkmış, ast sözcüğünü kendi bünyesinde olumlu hale getirmiştir. Ayrıca Türk Dilinin devrimci yanı, Atatürkçü(!) generallerimizin bu komplosunu ters yüz etmiştir. Türk halkı, hiyerarşinin o negatif enerjili “t” harfini pek de kaale almamış, yaşamın pratiğinde aslanlar gibi “astsubayım” demiştir. Darbenin fethetmiş olduğu Türk Dil Kurumu halen bu konuda ısrarcı olsa da, onları kendine getirecek çözüm sokaklarda tüm gerçekliğiyle yaşanmaktadır. Türkçe gramerine hâkim ve Türk dilini iyi konuşan sıradan bir insana ancak bir şekilde “astsubay” dedirtebilirsiniz; o da alnına silah dayayarak!

Cumhuriyetin ilanından bugüne ve hatta Kurtuluş Savaşımız dahil; Türk Silahlı Kuvvetleri’nin astsubayları, üzerlerine düşen vazifeyi hakkı ve onuruyla yapmış ve yapmaktadır. Düşünün ki, Batı Anadolu’da işgal güçlerine ilk karşı çıkan bir küçük zabittir. Resmi tarihimizin bir sayfasında kahraman olarak göklere çıkartılan ama sonraki sayfalarda çeşitli nedenlerle hain damgası vurulan Ethem Bey (Çerkez Ethem); Milli Mücadelemizin lider kadrosuna çok büyük katkılar sunmuştur. Ayaklanmaları bastırmış ve planlı, programlı bir mücadelenin yapılmasına zaman ve zemin hazırlamıştır. Başına gelenleri iyi ya da kötü olarak değerlendirmek bizden çok tarihçilerin işidir. Fakat şu kadarını söylemeliyiz ki; büyük mücadele ve devrimler çoğu zaman kendi çocuklarını da yemekten sakınmamıştır.

Antepli Şahin Bey de alaylı bir astsubaydır ve kahramanca çarpışarak, kanını bu kutsal topraklar için akıtmış, canını ay yıldızlı bayrağın dalgalandığı bir vatan toprağı hülyası ile feda etmiştir. İstiklal Destanımızın her sayfasında bu ülkenin nice onurlu evlatları vardır ki, bunlar yokluklara rağmen yürekleri ile savaşmış, rütbelerin en yükseği olan şehitlik ve gazilik makamına erişmişlerdir. Kimilerine devletimiz tarafından onbaşı, çavuş, başçavuş ve teğmen gibi çeşitli rütbeler verilmiş olsa da; o savaşa yüreğini koyan her vatan evladı bizim için birer gurur abidesi meslektaştır. Yüreğimizde isimlerini taşıdığımız, sevdalarını taşıdığımız; mücadelelerinden ilham aldığımız birer Astsubay görüyoruz herbirini.

Kore Savaşında ve 1974 Kıbrıs Barış Harekatında da nice destanlar yazmış bir ordunun astsubayları olarak, bu destanlara kanımızla ve canımızla katkıda bulundular.

Terörün kol gezdiği sınır boylarında, dağ karakollarında ay yıldızlı bayrağımızın dalgalanması için var güçleriyle çalıştılar, çabaladılar. Kutsal vatan toprağında gece gündüz nöbetler tuttuk, kimi zaman evimizi bile taşıyamadılar, yıllarca ayrı kaldılar. Hasret ateşini vatanımıza ve milletimize duyduğumuz derin aşk ateşi ile bastırdılar.

Eve dönüşlerde, çocukları babasını yabancı bir misafir zannetti çoğu kez. Kim bu adam, niye sevgili annemle bu kadar yakın diye tuhaf bakışlarla süzdü onları. Bazen kahramanlık hikayelerinin etkisiyle, dev gibi bir baba bekleyip durdu ama karşısına mayında elini kolunu kaybetmiş eksik bir baba buldu. Bilemedi Gaziliğin ne olduğunu. Şaşırdı.

Bazense babasını düşlerken, onun yerine bayrağa sarılı, yüzünü bile göremediği bir adam için ağladı. Birileri, babasının kahpe kurşunlara karşı kahramanca çarpıştığını ve şimdi kanatlanıp cennete doğru uçtuğunu fısıldayıverdi kulağına. Kutsal babayı kutsal bayrağa sarılı gördü ve öylece rüyalarına taşıdı. Her gece yüzünü seçemediği ama bayrağından tanıdığı o cesur babayı kurdu düşlerinde. Ne zaman başı sıkışsa, ne zaman hayatın zor bir anına denk gelse, düşlerindeki ayyıldız destanlı babası koştu imdadına. Yine de babasızlığın tarifsiz hüznünde gizli sözcükleri söyleyemedi kimselere. En gizli hazinesi olarak yüreğindeki sandukasında sakladı.

Küreselleşen dünyada artık bilginin, istihbaratın, medyanın, teknolojinin ve diplomasinin daha etkin silahlar olduğunu görmekteyiz. Herhangi bir devlet, hiçbir gerginlik ortamı yaratmaksızın, bir başka ülkede çeşitli yollarla etkin bir savaş yürütebilmektedir artık. O ülkeyi internet, basın ve medya yoluyla ya da taşeron kişi, kurum ve örgütler kullanarak istediği yöne doğru çevirebilmektedir. Tehdit unsuru gördüğü bölge ve ülkelere kontrollü kaos getirerek, kendi dünya düzenini kendi çıkar ve emellerine uygun şekilde kolayca inşa edebilmektedir.

Tüm bunlar silahlı kuvvetler yapısında devrimsel değişiklikler yapılmasını kaçınılmaz kılmaktadır. Ordulara artık lider ya da komutandan çok, bilgi ile donatılmış ve bilgiyi nasıl kullanacağını sezebilen ve lider özellikler de taşıyan orta rütbede subay ya da sivil uzmanlar gereklidir. Bundan sonraki süreçte daha çok general yerine daha azı ama daha kalitelisi yetiştirilmelidir.

Yeni ordu yapılanmalarında, yeni tanımlanan görevler gereği teknolojiye hakim, dil bilen, liderlik vasfı taşıyan, askerlik mesleğine ünsiyetli ve her daim kendini geliştirebilen astsubaylara ihtiyaç tüm dönemlerden daha fazla. Hatta şunu bile açıkça söyleyebiliriz ki; modern ordular bu yeni dönemde rahatlıkla, bir general yerine bir Astsubay yetiştirmeyi tercih edebilir, daha rantabl bulabilir.

TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ VE ASTSUBAYLARI

Cumhuriyetle birlikte gelişen ordu yapılanmamızda zamanla astsubaylar ordunun temel direği olmuşlardır ama hak ettikleri değere bir türlü ulaşamamışlardır. Yirmi birinci asrı yaşadığımız bu günlerde bile batılı devletlerin astsubaylara verdiği değeri ne yazık ki, Türk Ordusunun üst kademeleri bu emekçi insanlara sağlayamamışlardır. Hala bilginin rütbe ve kıdem esasına dayalı olduğunu düşünen bağnaz yapı; maalesef Amerika’nın, İngiltere’nin ve Almanya’nın astsubaylara bin dokuz yüz küsürlü yıllarda verdiği değer seviyesinden bile çok uzaktadır.

Sınıfsal ayrıcalıkları sorgulanacak ya da bitecek, tahtları sallanacak diye kabuslar görmeye başlıyorlar. O yüzden de astların taleplerine çok ağır, çok sert karşılık veriyorlar. Günümüz ordularında, astsubaylık mesleğinin yıldızının parlamasını kabullenmek zor olsa da çağın gerektirdiği gelişmeler nedeniyle bilgili, cesur, vatansever ve konusunda uzman astsubaylardan kurulu bir ordu yapısına varmak, bu yapılanmayı güçlendirip geliştirmek, kaçınılmazdır. Dolayısıyla, astsubaylara hakkı olanı teslim etmek, modern ülkelerde olduğu gibi ayrım ve fark gözetmeksizin onlara hak ve hukuken eşit davranmak, emeğine ve bilgisine saygı duymak ve fırsat eşitliği sağlamak elzemdir. Tüm bunları saltanatçı yapı nedeniyle görmezden gelenler belki uzun süren bir barış ortamında kafalarını kuma gömebilirler ama kısacık bir an sürecek bir savaşta, görmezden geldiklerinin bedelini toptan ödemek zorunda kalabilirler. Ne demek istediğimizin daha iyi anlaşılması için özellikle Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinin analizi tam anlamıyla ibret verici ve öğreticidir.

Pek çok astsubay; meslek gruplarına karşı yapılan haksızlıkların giderileceği ve cumhuriyetin ikinci sınıf insanı olmaktan kurtulacağımız günlerin umudunu yüreğimizde sabırla taşıyorlar.

Astsubaylar, Silahlı Kuvvetlerin orta direği ve belkemiği olduklarının bilinciyle, bir uçağın kanadı, bir geminin pervanesi, bir tankın paleti ve bir ülkenin sınır karakolu misalidirler. Türk bayrağının dalgalandığı her yerde cesur ve cansiperane görev yapmanın onuruyla yaşamaktadırlar.

 

Astsubaylar, Türk Silahlı Kuvvetlerinin emekçileridir. Yeri geldiğinde işçi, yeri geldiğinde memur, yeri geldiğinde lider ve komutan, yeri geldiğinde yönetilmektedirler. Vatan, millet ve bayrak söz konusu olduğunda gözünü kırpmadan şehitlik rütbesine koşa coşa giden, bu halkın onuru için şehitliği ve gaziliği onur bilen öz vatan evlatlarıdırlar.

Şehit cenazelerimiz arka mahallenin camisinden kalksa bile halkının omzunda, halkının kutsal gözyaşlarıyla ebedi istirahatgaha gitmeyi şeref bilmektedirler.

Bir generalin işaret parmağıyla on dört gün, yirmi bir gün sorgusuz, sualsiz, savunmasız hapislere gönderilen, üstelik ülkemizin aydınları, medyası ve yazarları, siyasetçileri tarafından ve hatta bağrından kopup geldiğimiz halkımız tarafından tam anlaşılamadıklarından üzüntüleri büyüktür. Statükolardan, ortaçağ kalıplarından arınarak görev yapmakken, sırf ekonomik sorunumuz olduğu, tek derdimizin para olduğu gibi anlaşılmalarla incindik, mağdur bırakıldıklarını vurgulayarak. Üstelik bunları söyleyenler, kendi maaşlarının azlığına bizleri örnek gösterdiler. Bu ülkenin işçileri, memurları ve hatta profesörleri dahi astsubayın maaşını emsal alarak yorumlar yaptı. Üstelik şark kurnazlığıyla davranarak, bir SAT Komandosu astsubayın, bir Denizaltıcı astsubayın maaşını sundular kamuoyuna. Oysa bunlar özel branşlardı ve maaşları da farklıydı ama bunu görmek kimsenin işine gelmedi. Tıpkı kendilerine emsal olacak subay maaşlarını nasıl görmezden geldilerse, üstelik onlara, Atatürk devrimlerine karşı olmasına rağmen, “ağam sen, paşam sen” nakaratı ile saygıda ve lütufta kusur etmedilerse; bizim çığlıklarımızı da öylece duymazdan geldiler. Emekli olduklarında bizimle aynı hizmet yılına sahip bir Kıdemli Albayın yarısı kadar dahi maaş alamadığımızı, Cumhuriyetin Meclisinden en fazla pozitif ayrımcılık yüklü kanunların onlar için çıktığını anlatmaya çalıştık ama dinletemediklerinin çığlığındadırlar.

Seslerini, feryatlarını dinlemeye devam edelim:

“Müsteşar olduk, profesör olduk, yüksek lisanslar yaptık ama bir türlü o birinci sınıf insanların hakir gören bakışlarından kurtulamadık. Kendi komutanlarımız bizi dar bir aralığa sıkıştırdı, kariyersiz yaşamak zorunda bırakıldık. Emir komutanın dev prangaları özel yaşamımıza kadar girdi, düşüncemize karıştı, inancımıza karıştı, gün geldi evlerimiz dahi denetlemeden geçti, anlatamadık. Tahakkümleri ve zulmü hep kendi bireysel çabalarımızla aşmaya çalıştık.

Biz Kemal Tahir’le ve Nazım’la birlikte Yavuz ve Erkin gemisinde zulüm ve işkence görendik. Biz Deniz Gezmiş’le birlikte darağacında asılandık. Biz 1970’li yıllarda İzmir’de, Ankara’da eş ve çocuklarımızla coplanandık. Biz 12 Eylül’ün prangasında “ast” olarak damgalanandık. 9 Ekim 2010’da elli beş yaş ortalamasıyla Ankara’nın sokaklarında hak ve adalet isteyendik.

Duymadınız, duymak istemediniz bizi!

Başlangıç derecemizden, emeklilik derecemize kadar ayrımcılık yapılıyor ey halkım. Üniformamızdaki aksesuarlardan, özlük haklarımıza kadar, mükafatlardan cezalara kadar, sosyal olanaklardan askeri mahkemelere kadar sınıflaştırma, ayrıştırma tahakkümü altındayız. Ortaçağ kalıbı bir kast yapısının boyunduruğu içindeyiz. Ayakkabı rengimizden uçuş brövemize kadar, taşıdığımız rütbe işaretine kadar ırkçı ve şekilci uygulamalara tabi tutuluyoruz.

Başkaları bu vatanın öz evlatlarıydı ama biz üveydik, mahallenin sümüklü yetim çocuğuyduk. Gözler görmedi, kulaklar duymaz oldu. Bir gün önce astsubaylara birinci derecenin dördüncü kademesi verildi ama aradan daha 24 saat geçmeden ilga edildi. Faili meçhullere karıştı yasa.

Yüreğimizde de koca bir yara var, acı var, burukluk var!

Kim bilir belki de doğrudan bir darbe tehdidi oluşturmadığımızdan dolayıdır tüm bu ortaçağ muameleleri. Bizim darbeyle işimiz olmaz ey halkım, ekmekle, aşla olur. Şehitlikle, gazilikle olur.

Biz harbiye marşıyla büyümedik ey halkım. Bizim tek bildiğimiz, o sizin de yüreğinizde taşıdığınız, gurur ve onurla söylediğimiz İstiklal Marşımız. Bunu bilin!

Biz bu ülkenin doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine her yerde halkıyla içiçe yaşayanız. Onlarla çorbalarını paylaşan, düğünlerinde gülen, cenazelerinde ağlayan samimi komşularız. İçinizden biriyiz. Daha fazlası değil!

Ve hakkımız olanı istiyoruz. Değerimizin karşılığı olanı istiyoruz. Sırf para pul değil, onurumuzu, şanımızı da istiyoruz!”

İşte Sevgili Okurlar; Şanlı ordumuzun kıymetli ve saygıdeğer aynı zamanda bizim içimizden çıkmış derdi sadece vatana daha iyi hizmet etmek anlayışında olan canlarımız, babalarımız, ağabeylerimiz, ablalarımız hepsi bizim gururumuz astsubaylarımıza daha faydalı olmak adına yürüdükleri bu kutsal ve şerefli yolda selam, sevgi ve saygılarımı sunarak yazıma son veriyorum. Esen kalın

İNCİ KAYAR-HABERNAME

Şahin Akdoğan 28 Şubat’ı anlattı

28 Şubat sürecinde eşinin başörtüsü nedeniyle YAŞ’ta ihraç edilen Binbaşı Şahin Akdoğan, BUGÜN’e özel açıklamalarda bulundu.

Şahin Akdoğan 28 Şubat'ı anlattı
Akdoğan, Tugay Disiplin Subaylığı görevini yaparken 13 takdir belgesi almış. Akdoğan, ihraç kararını uygulamak için konut yönergesinde değişiklik yapıldığını söylüyor.

RÖPORTAJ: SEDA ŞİMŞEK (sedasimsek@bugun.com.tr)

BU DA KADINA VE AİLEYE “DEVLET” ŞİDDETİ: Hafta içinde “Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesine İlişkin Kanun” TBMM Genel Kurulu’nda kabul edildi. Diğer yandan da Merve Kavakçı’nın haklarının iadesi gündeme geldi. Bir de günlerdir 28 Şubat‘ın izlerinin silindiğine ilişkin yorumları izliyoruz. Onlar bir başka gözle izliyor bütün bu olup bitenleri. Şahin Akdoğan 28 Şubat sürecinde eşinin başörtüsü sebebiyle YAŞ’ta ihraç edilen bir binbaşı. Eşi Fatma Akdoğan da başörtüsü sebebiyle öğretmenlikten ihraç edilmiş. 28 Şubat, o dönemde 3 çocuğu ilkokula giden bir aileden 2 kurban almış, hem anneyi hem de babayı işsiz bırakmış. Sonrası bir hukuk mücadelesi, Fatma Akdoğan hâlâ alamadığı haklarının peşinde. 19 yıl öğretmenlik yapmış, ihraç edildiği için emeklilik süresini başka kurumdan tamamlamak zorunda kalmış, ama emeklilik ikramiyesini alamamış. Açıktan atamaya müracaat ediyor, “Daha önce işlediğiniz fiilden dolayı müracaat edemezsiniz” cevabını alıyor. Pasaportunu bile vermiyorlar. Bu aile, 28 Şubat sürecinde devlet eliyle söndürülen ocaklardan sadece biri.

DİSİPLİN SUBAYLIĞI YAPTIM DİSİPLİNSİZLİKTEN ATILDIM!

* Ne zaman ordudan ihraç edildiniz?

14 Aralık 1998’de, Van Erciş’te görev yaparken, eşimin başörtüsü sebebiyle YAŞ kararıyla görevden alındım.

* Daha önce eşinizin başörtülü olmasından dolayı bir sıkıntı yaşamamış mıydınız?

İlk olarak Edirne’den ayrılırken sicilimize, eşimin başörtülü olduğunu, dini duygularım sebebiyle örgütsel faaliyetlerde bulunabileceğime dair bir not düşmüşler. Hopa’da görev yaparken, bir gün Ankara’ya Sıhhiye Orduevi’ne geldik, eşimin üzerinde pardösü vardı, o kıyafetle oraya giremeyeceğini söylediler, eşime “kıyafetiniz çağdaş değil” dediler. Asıl, 1994’de biz Amasya’dayken aile resimleri ile fişleme dönemi başladı. Silahlı Kuvvetler içinde Batı Çalışma Grubu’nun (BÇG) faaliyetlerinin başladığı dönem budur. Bu tespitler yapıldıktan sonra eşlerimiz hiç bir orduevine alınmadı.

* Son görev yaptığınız yere ne zaman gittiniz? Göreviniz neydi?

1996’da Van Erciş’e tayin olduk, Tugay Karargâh Bölük Komutanlığı, Tugay Disiplin Subaylığı, Tugay Hizmet Birlik Komutanlığı yaptıktan sonra 1. Tabur Harekât Eğitim Subaylığı yaptım. Binbaşıydım. Genelkurmay’dan Tugay Disiplin Subaylığı görevimden dolayı takdir aldım, son 2 yıllık görevim sırasında da 13 takdir belgesi aldım. Buna rağmen disiplinsiz olduğumuz için 1998’de ihraç ettiler.

BUZ DAĞININ GÖRÜNEN KISMI

* 28 Şubat süreci bitti mi sizce?

28 Şubat sürecinde köyden ilçeye, ile, ilkokuldan üniversiteye, kamu kurumlarındaki en düşük dereceli memurdan en üst seviyedeki bürokrata kadar herkes, kokoreçciler, dönerciler, esnaf, işadamları, holdingler görüntü, yaşantı, anlayış açısından aile aile, ismen tespit edilip, arşivlendi, yani fişlendi. Bugün dışarıya yansıyanlar buz dağının görünen kısmı, dağın altı çok daha vahim. İllerde yapılan asayiş toplantılarında, özellikle kamuda tespit edilen dindar, eşi başörtülü olan veya kendisi başörtülü olanlarla ilgili o ay ne yapılacağı, bu kişilerin kaç ay sonra meslekten ihraç edilecekleri, hangi aşamaların uygulanacağı planlandı. Her ay bu planlar, PKK terör örgütünü de takip eden Kara Kuvvetleri Harekât Plan Dairesi’ne gönderildi.

‘SARI ZARFLA DAĞA GÖNDERDİLER’

* Erciş’te size nasıl ulaştı ihraç kararı?

Erciş’te Tendürek Dağı Bölgesi, terör bölgesi sorumluluk alanımızdı. Dağda görevdeyken bana bir sarı zarf geldi. Benim görev yaptığım yer ile Erciş’te lojmanların bulunduğu yer arasında yaklaşık 150 kilometre var, bu yazıyı dağa, benim terörle mücadele ettiğim yere gönderiyor. Tugay komutanı lojmanlar bölgesinde oturmuş bizim hanımların başı açık mı kapalı mı onu gözetliyor, kılık kıyafetini inceliyor, biz dağda teröristle mücadele ediyoruz.

* Sarı zarfta ne var?

Aslında sistemin elinde bizi ihraç edecek tutar dalı yoktu. Suç unsuru oluşturacak delil arıyorlardı. Bu sebeple konut yönergesinde bir değişiklik yapıldı, lojmanlar bölgesi ve orduevi bölgesi askeri kışla kapsamına alındı. Yani, komutanın emir komutası içine aileler de sokulmuş oldu. Sarı zarfta da, tugay komutanının imzasıyla, “Yapılan kontrollerde eşinizin gerek lojmanlar bölgesine girişte, gerekse bölge içinde çağdaş kıyafetle dolaşmadığı tespit edilmiştir. Sizi bu konuda ikaz ediyorum. Konunun tekerrüründe hakkınızda konut yönergesine göre işlem yapılacaktır” deniliyor.

ASKERİNİ İHRAÇ ETTİREN KOMUTAN TERFİ EDİYORDU

* Sonra ne oldu?

BÇG’den gelen yüzbaşının vereceği rapor, bizi atmaları tugay komutanının bir üst rütbeye terfi etmesi için olumlu bir referans oluyor. Yine Tendürek Dağı Bölgesi’ndeyken bir Harekât Subayı geldi,  “eşinin kıyafeti ile ilgili ne diyorsun” diye sordu, “Ona bu kıyafeti giymesini ben söylemedim. Tercih onun, benim ona ‘başını aç’ deme şansım var mı? Ben karışamıyorum, tugay komutanına, silahlı kuvvetlere ne?” dedim. Aldığı bir aylık maaş karşılığında bir subayın dinini satın almaya kalkıyorlar. Yarın onlardan vatan savunmasını nasıl isteyeceksin?

* İhraç yazınız ne zaman geldi?

İhraçla ilgili yazı geldiğinde ben hastanede tedavi oluyordum. Hastane çıkışında arabamı durdular, aldılar, götürdüler, ilişiğimizi kestiler. “Ayrıldıktan sonra, Silahlı Kuvvetler hakkında konuşmayayım” diye bir yazı imzalatmak istediler, “Siz onu artık subaylarınıza imzalatın, bizim işimiz bitti” dedim, imzalamadım. Başkaları yerime imza atmış.  Ayrılıp, Ankara’ya geldik, eşimin tayinini çıkarmak istedik, bu defa da ben atıldığım için eş durumundan tayin konusunda sıkıntı yaşadık. Sonra Ankara’da, hanımı da öğretmenlikten ihraç ettiler. Böylelikle devlet hem beni hem de hanımı atarak en büyük düşmanlarından kurtuldu. Bizleri savunmamızı bile almadan ihraç edenler, kendileri mahkemeden çağrıldıkları zaman hastene köşelerine, yurt dışına kaçtılar.

FATMA AKDOĞAN: BÜTÜN HAKLARIMI GASPETTİLER

Eşinin ihracına neden olduğu için çok ağladığını söyleyen Fatma Akdoğan, yaşanan olaylardan en çok çocuklarının etkilendiğini kaydetti

* Siz neler yaşadınız eşiniz Erciş’te görev yaparken?

Kurmay Başkanı’nın hanımı ile biz aynı binada oturuyorduk, bana “git” diyordu, çocuklar var, okulum orada, nasıl gideyim? Tugay Komutanı ile görüştüm, odasında BÇG’den bir yüzbaşı vardı. Bana başımı açmamı söyledi, ertesi gün eşime “Peruk taksın” demiş. İstemediğim bir şeyi zorla yaptırdılar, lojmanlardan servise binerken peruk taktım. Servise binerken BÇG’den gelen yüzbaşı başımı açmış mıyım açmamış mıyım diye orada bekliyor. O 1,5-2 ay kabus gibiydi, kafamda peruk, bana ait olmayan bir şey, sanki açık cezaevinde yaşıyordum. Perukla dalga geçmek için beni çaya davet ediyorlardı.

* Eşiniz ihraç edildikten sonra siz de öğretmenlikten mi ihraç edildiniz?

Ankara’ya, Hasköy’de bir okula tayin oldum. Okulda her gün başımı açmamı istediler. Hakkımda soruşturma açtılar, sonra açığa aldılar, daha sonra da zaten meslekten ihraç edildim. Başımız örtülü olduğu için öğretmen arkadaşlar da bizimle konuşmuyordu. Bir gün dersteyken sınıfa bir arkadaş geldi, müdürün dersten çıkmamı istediğini, görevimize son verildiğini söyledi. “Zil çalınca çıkacağım” dedim, biraz sonra tekrar geldi, “Polis gönderecekler dersten çıkmazsanız” dedi. Öğretmenlikten ve memuriyetten uzaklaştırıldım. Dışarıdan emeklilik süremi tamamlayarak emekli oldum.

* Haklarınızı aldınız mı?

Hayır, emekliliğime 1 yıl 3 ay vardı, onu SSK’dan tamamlayarak Emekli Sandığı’ndan emekli oldum. Sonra hükümet 5525 sayılı Af Kanunu’nu çıkardı, fakat ben emekli olduğum için yeniden öğretmenlik görevime başlayamadım, ama haklarımı, emeklilik ikramiyemi de alamadım. Açıktan atamaya müracaat ettim, işlediğim fiilden dolayı müracaat edemeyeceğimi bildirdiler. Meğer başörtülü derse girmemizden dolayı verilen cezaları dosyamızdan kaldırmamışlar. Devlet kanun çıkarıyor, devletin bürokratı kanunu uygulamıyor, devletin affettiği memurunu bürokrat “affetmem” diyor. Pasaport almak için müracaat ettik, onu bile vermediler. Anayasaya aykırılıktan müracaat ettik, mahkeme kararıyla ikramiyelerimizi alabilecek duruma geldik, hükümete düzenleme yapılması için 1 yıl süre verildi.

* Düzenleme yapıldı mı?

Bir düzenleme yapıldı, 19.06.2010 tarih, 5997 sayılı Kanun’un 14. maddesinde emekli ikramiyelerimizi alabileceğimiz yazılı,  ama 19. maddenin son mısrasında “düzenleme 01. 06.2010’dan itibaren geçerlidir” denildi. Mağdur olanların hepsi bundan önceki tarihte, dolayısıyla hiç kimse istifade edemedi. Kurumların içine yerleşmiş 28 Şubat uzantıları araya bir cümle sokarak yine mağdurların yararlanmasını engelledi. Bu hak gaspıdır. Göreve yeniden başlayamadığım için emekli ikramiyemi alamıyorum, emekli olduğum için de göreve başlatmıyorlar.

KAPIMIZA “HİZBULLAHÇI” DİYE YAZDILAR

* Bütün bu süreçlerde iç dünyanızda neler yaşadınız?

Eşimi ihraç ettiklerinde çok ağladım, çünkü ben sebep olmuştum. Çocuklar çok etkilendi, kızım Elif ilkokuldaydı, “Anne niye bizimle bu kadar uğraşıyorlar” diye sordu. Şimdi tıp fakültesinde okuyor, hâlâ tedirginlik duyuyor. Büyük oğlum subay olmak istiyordu, babası ihraç edildiği için hiç bir zaman subay olamayacağını öğrendiğinde saatlerce ağladı. O ODTÜ Matematik bölümünde, en küçük de çevre mühendisliğinde okuyor.

* Hiç ikilem yaşadınız mı?

Başımı açsam “dini bu kadarmış, açtırdık” diyecekler, açmasam işten atılacağım. Bazı arkadaşlar, “Bir evden bir kurban yeter, aç” diyordu, ama açmadım. “Bu ülke herkese yeter, ama niye bana bu ülkede yer yok” diye düşündüm. Ankara’ya geldiğimizde, herkese başımıza geleni anlattık, oturduğumuz apartmanda bile “Devlet bunları ihraç etmiş” dediler, komşumuz tebeşirle kapımıza  “Hizbullahçılar” diye yazı yazdı. Kaç ailenin hayatı böyle söndü?

BUGÜN

12 Eylül’de işkence yapmadığı için işkence gören yüzbaşı, davaya müdahil oluyor

12 Eylül darbesi sırasında Sıkıyönetim 2 Numaralı Askerî Cezaevi Müdürü olarak görev yapan Bektaş Tufan Güneş, 12 Eylül davasına müdahil olmak için başvuruda bulundu. Kıbrıs gazisi, Topçu Kıdemli Yüzbaşı Güneş, cezaevindeki işkenceye ve insan hakları ihlallerine karşı çıkarak istifa etmişti. Güneş, cezevinde işkence yaptırmadığı için istifasından sonra kendisine işkence yapıldığını söylüyor.

12 Eylül darbecilerinin yargılanacağı 4 Ni-san’da başlayacak davaya ilginç bir müdahillik başvurusu yapıldı. Darbe döneminde Erzurum-Ağrı-Kars ve Artvin’deki askerî cezaevlerinde müdür olarak görev yapan Kıdemli Topçu Yüzbaşı Bektaş Tufan Güneş, davaya müdahil olmak için mahkemeye dilekçe verdi. Güneş, görev yaptığı cezaevlerinde işkenceye karşı çıktığı için istifa etmek zorunda kaldığını belirtiyor ve ekliyor: “Daha sonra Kıbrıs gazisi payeme bakılmaksızın apar topar yakalanarak işkenceye maruz kaldım.”

Yüzbaşı Güneş, cezaevi komutanı olarak görev yaparken işkencelere ve insan hakları ihlallerine karşı çıktığını ve bu tür uygulamalara izin vermediğini belirtiyor. Bundan dolayı hedef yapıldığını söyleyerek “Silahlı Kuvvetler’de bu tür bir mücadele verdiğim ve işkenceye izin vermediğim için damgalanmıştım.” diyor. Güneş, üst makamlardan gelen işkence emirleri sebebiyle istifasını sunar ve izin alarak İngiltere’deki kardeşinin yanına gider. Ancak istifa talebine hiçbir cevap verilmeden Dışişleri Bakanlığı’nın bir talimatıyla sorgusuz sualsiz pasaportuna el konulur.

O dönem yaşadıklarını anlatırken gözleri dolan Yüzbaşı Güneş, “Benim yüzbaşı ve gazi subay olduğumu biliyorlardı, sıkılmadan da ‘Türk vatandaşı olup olmadığını kontrol edin’ dediler. Kıbrıs’ta savaşmış bir gazi olarak bu çok onuruma dokundu.” diye konuşuyor. Havaalanında bir terörist gibi karşılandığını ifade ederek, “Keşke vücuduma daha fazla işkence yapsalardı da bu soruyu sormasaydılar. Sebep neydi? Cezaevi komutanı iken işkence yaptırmamam ve istifa dilekçesi sunmam.” değerlendirmesini yapıyor. Yüzbaşı Güneş, Ankara’da işkenceye alınır. Gözleri ve elleri bağlanır. 60-70 kişinin tıkıldığı daracık mekânlarda rütbe ve gazilik payesine bakılmaksızın kendisiyle alay edilir. Üstelik istifasına cevap da verilmediği için hâlâ muvazzaf bir subaydır. Yaşadıklarını bir asker için onur kırıcı olarak niteleyen Güneş, “Ben cezaevi komutanı iken bunlara karşı çıktığım için kaderin garip bir cilvesi olarak şimdi kendisine işkence yapılan kişi oldum. Gözlerimin önünde insanların biçilmiş ekin gibi o sadist kişilerin ellerinde uğradıkları işkencelere şahit oldum.” şeklinde konuşuyor.

İşkence odasından kurtuluşu ise tamamen bir tesadüftür. Kıbrıs’taki başarılarını ve adını bilen bir polisin kendisini tanımasıyla oradan çıkarılır. Kısa bir süre sonra da istifa süreci netleşir ve ordudan ayrılır. Müstafi Yüzbaşı Güneş, Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunduğu dilekçede şu ifadelere yer verdi: “…Aradan 32 yıl geçmiş olmasına rağmen kalıcı izleriyle bugün de devam etmekte olan mağduriyetim nedeniyle 12 Eylül dönemine ilişkin davaya müdahil olarak katılmak arzusundayım.”

İLYAS KOÇ – ZAMAN

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1247459&title=12-eylulde-iskence-yapmadigi-icin-iskence-goren-yuzbasi-davaya-mudahil-oluyor

Kategoriler:ASDER, ayim, kanun, tsk Etiketler:, , ,

Brifinglere katılana 28 Şubat sorgusu

Ankara Özel Yetkili Savcısı Bilgili, 28 Şubat ile ilgili soruşturma kapsamında Genelkurmay brifingine katılan savcı ve hakimleri belirliyor. Belirlenen listede yer alan isimlerin aldığı kararlar gündeme getirilecek.
ANKARA Özel Yetkili Savcısı Mustafa Bilgili’nin 28 Şubat postmodern darbesi döneminde Genelkurmay brifingine katılan hakim ve savcılar için başlattığı incelemede Karargah’a katılımcıların isimlerini sordu. Katılan savcı ve hakimler, listenin belirlenmesinden sonra tek tek ifadeye çağrılacak. Aldıkları kararlar tekrar gündeme getirilerek değerlendirilecek.

O brifinge neden gittiniz?

Başsavcıvekilliği, 28 Şubat ile ilgili soruşturmada çarpıcı bir karara imza attı. 28 Şubat yargı kararlarını masaya yatıran Savcılık, Karargaha giderek Genelkurmay’ın irtica brifinglerine katılan hakim, savcı ve avukatların listesinin çıkartılmasını istedi. Soruşturma kapsamında isim isim çağrılarak ifadesi alınacak yargı mensuplarının verdiği bilgilerle soruşturmanın seyrinin netlik kazanacağı belirtildi. O dönem verilen yargı kararlarına ilişkin yürütülecek soruşturma kapsamında, üst düzey yargı mensuplarına “görevi kötüye kullanma” ve Karargahtan talimat alındığı gerekçesiyle “kuvvetler ayrılığı ilkesini çiğneme” soruşturması yürütülmesi bekleniyor. Ankara Başsavcılığı, soruşturma sürecinde o dönem görev yapan emekli yargı mensuplarının ifadesine başvurmayı planlıyor. Başsavcılığın ifadeler kapsamında 28 Şubat’ta Karargah’taki brifinglere katılan yargı üyelerine “Neden gittiniz? Neler anlatıldı? Yargı kararlarını değiştirecek talimat verildi mi?” gibi sorular yönelteceği belirtildi.

Yargı kararları da inceleniyor

Genelkurmay Orbay salonunda yapılan brifinglerde Genelkurmay İstihbarat Başkanı Korgeneral Çetin Saner ile İstihbarata Karşı Koyma ve Güvenlik Dairesi Başkanı Tümgeneral Fevzi Türkeri, “irticai faaliyetler”i anlatmıştı. Yargı üyelerine, “Baktığınız davalarda dikkatli olun. Cumhuriyet tehlikede. Rejimi ve laikliği koruyun, kararlarınızı buna göre verin. Laiklik ilkesine aykırı faaliyette bulunanlara müsamaha göstermeyin” talimatı verilmişti. Ankara Özel Yetkili Başsavcıvekilliği,çok sayıdaki suç duyurusu üzerine 28 Şubat sürecine ilişkin soruşturma başlatmıştı. Savcılığın 28 Şubat sürecinde yaşanan yargı skandallarını da mercek altına aldığı öğrenildi. Ayrıca dönemin gazete haberlerinin de delil olarak dosyaya girdiği öğrenildi.

KOMUTANLAR DA ÇAĞRILABİLİR

Soruşturmayı yürüten Ankara Özel Yetkili Cumhuriyet savcısı Mustafa Bilgili’nin gerek görmesi halinde dönemin Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı, Genelkurmay 2. Başkanı Çevik Bir, kuvvet komutanları, Sincan’da tankları yürüten Erdal Ceylanoğlu’nun ifadesine başvuracağı öğrenildi. Soruşturma savcısı Bilgili, Refahyol hükümetinin kurulmasından Başbakan Necmettin Erbakan’ın istifasına kadar olan sürece ilişkin tüm bilgi ve belgeleri incelerken 28 Şubat kararlarının alındığı Milli Güvenlik Kurulu bildirisini de mercek altına aldı. Savcılık, Türk Ceza Kanunu’nun 312. maddesi uyarınca, cebir ve şiddet kullanmadan Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmalarına kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme iddiasıyla soruşturmasını sürdürüyor. Soruşturmada şüpheli olarak yer alan isimler ise şöyle: Dönemin Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı, Kara Kuvvetleri Komutanı Hikmet Köksal, Deniz Kuvvetleri Komutanı Güven Erkaya, Hava Kuvvetleri Komutanı Ahmet Çörekçi, Jandarma Genel Komutanı Teoman Koman, Genelkurmay 2. Başkanı Çevik Bir, MGK Genel Sekreteri İlhan Kılıç, Genelkurmay Genel Sekreteri Erol Özkasnak, Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı Doğu Aktulga.

Kaynak: Mustafa Türk / Star

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 172 takipçiye katılın