Türk yapımı tank çıkarma gemileri geliyor

turk_yapimi_tank_cikarma_gemileri_geliyor13651499820_h1010514
Anadolu Tersanesi tarafından milli imkanlarla yapılacak Türkiye’nin en modern tank çıkarma gemisinin inşaatına bu ay içinde başlanması planlanıyor.
Anadolu Deniz İnşaat Kızakları Sanayi ve Ticaret AŞ (Anadolu Tersanesi) tarafından milli imkanlarla yapılacak Türkiye’nin en modern tank çıkarma gemisinin (LST) inşaatına bu ay içinde başlanması planlanıyor.

Savunma Sanayi Müsteşarlığı (SSM) Strateji Belgesinde, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı için askeri gemi inşa eden 7 özel sektör askeri tersanesinden biri olarak belirlenen Anadolu Tersanesi, 2010’da ihalesini kazandığı 2 amfibi geminin dizaynını büyük ölçüde tamamladı.

Proje kapsamında bugün ASELSAN, HAVELSAN ve İŞBİR Elektrik Sanayi AŞ ile alt yüklenici sözleşmeleri imzalanacak. Buna göre, gemilerin elektronik sistemlerini ASELSAN, savaş yönetim sistemlerini HAVELSAN, jeneratörlerini de İŞBİR sağlayacak.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın 6 Ocak 2010’da başkanlığını yaptığı Savunma Sanayi İcra Komitesi tarafından ihalesi Anadolu Tersanesi’ne verilen LST projesinde 16 Haziran 2011’de 2 gemi için tedarik sözleşmesi imzalanmıştı.

Anadolu Tersanesi Yönetim Kurulu Başkanı Muharrem Faruk Ürkmez, AA muhabirine yaptığı açıklamada, özgün ve milli olanaklarla yapılan tank çıkarma gemisi ihalesinde şartlardan biri olan Hazine Müsteşarlığı’na proje kredisi sağlaması konusunu çözdüklerini belirtti. Bu çerçevede proje kredisinin Ziraat Bankası’ndan temin edilerek Hazine Müsteşarlığı ile kredi sözleşmesinin imzalandığını anlatan Ürkmez, kredi sözleşmesinin Bakanlar Kurulu tarafından onaylanmasının ardından LST projesinde inşaatın bu ay içinde başlanacağını bildirdi.

LST gemilerinin, şu ana kadar özel sektör askeri tersanelerinde yapılmış en kapsamlı gemiler olacağını ifade eden Ürkmez, ”Yardımcı sınıf bir gemi olan ve tank çıkarma gemisi olarak da bilinen LST’nin ana görev fonksiyonu, amfibi harekat ve ateş desteği. Amfibi gemi, amfibi harekat ile idari ve lojistik görev fonksiyonlarına katkı sağlayacak, gerektiğinde doğal afet yardım görevleri çerçevesinde de kullanılabilecek” dedi.

DONANMANIN GÜCÜNE GÜÇ KATACAK

Gemilerin önemli bir savunma gücüne sahip olacağını belirten Ürkmez, şöyle konuştu:

”LST, Karadeniz, Marmara, Ege Denizi ve Akdeniz harekat alanları ile çevre ve uzak denizlerin uluslararası sularında emniyetle seyir yapabilecek. Araç ve personel taşıma kapasitesi, komuta kontrol hizmetleri, gündüz ve gece helikopter harekatı yapma kabiliyeti, ateş desteği ve acil sağlık hizmetleri imkanı ile deniz gücümüzün dünya denizlerinde temsiline de çok önemli bir katkı sağlayacak. Gemiler tek tekneli ve deplasman tipi ve tamamen çelik konstrüksiyon olarak inşa edilecektir. Üst binası balistik korumalı olacak.”

566 YATAK KAPASİTESİNE SAHİP OLACAK

LST gemisinde toplam 566 kişilik yatak kapasitesinin bulunacağını anlatan Ürkmez, şu bilgileri verdi:

”Gemi, 1100 metrekare kapalı, 690 metrekare açık güverte alanları ile yaklaşık 1200 ton yük veya çeşitli zırhlı ve diğer araç taşıma kapasitesine sahip olacak. Bu kapasite ile 20 tank, LST tarafından rahatlıkla taşınabilecek. Ayrıca 15 tonluk genel maksat helikopteri için platform yer alacak. Nükleer, biyolojik ve kimyasal saldırı için tam personel korumasının sağlanacağı gemide her biri 8 ton yük veya 40 kişi taşıyabilen 4 adet LCVP çıkarma aracı, 3 boyutlu arama radarı, seyir radarı, lazer ikaz sistemi, elektronik harp uyarı sistemi gibi sistemler de bulunacak.”

Ürkmez, LST projesinde birinci geminin inşaatının yaklaşık 4 yılda, ikinci geminin inşaatının da 4,5 yılda tamamlanacağını ve teslim edileceğini bildirdi.

LST projesinin, LCT (Süratli Amfibi Gemi) projesinin ardından gerçekleştirdikleri ikinci askeri proje olduğunu ifade eden Ürkmez, LCT’lerin uluslararası denizlerde görücüye çıkarılmasının ardından, bu gemilere ilginin arttığını, önümüzdeki 3 yılda bu gemilerden 15 adet daha satabileceklerini kaydetti.

Donanmanın gücüne güç katacak LST’lerin bazı özellikleri şöyle:

Boy138,75 metreEn19,60 metreMaksimum sürat18 milDenizde kalma6 bin mil-30 günGemi personeli12 subay, 51 astsubay, 66 erAmfibi personel350Yatak kapasitesi566Yük kapasitesi1.200 ton

Kaynak: AA

Reklamlar
Kategoriler:ASDER, tsk Etiketler:, , ,

O Yasakçı Şimdi Eğitimci

5751892008’de Mehmetçiklerin Manisa’daki yemin töreninde başörtülülere yasak uygulayan ve ailelerin tel örgüler ardında gözyaşı dökmesine sebep olan Naim Babüroğlu’nun, 10 Nisan’da eğitimci sıfatıyla seminer verecek olması tepki çekti.
04 Nisan 2013 Perşembe 01:05

Manisa’da tugay komutanı olarak görev yaptığı dönemde ildeki akademisyenleri, okulları, yurtları ve dershaneleri “irticacı” diye fişlediği belgelerle ortaya çıkan ve EMASYA planı için istihbarat raporu hazırlatan emekli Tuğgeneral Naim Babüroğlu’nun, bir eğitim merkezindeki seminere eğitimci olarak katılacak olması tepkilere yol açtı. Babüroğlu, Ümmehan Elginkan Mesleki ve Teknik Eğitim Merkezi’nde, 10 Nisan 2013 Çarşamba günü yapılacak “Liderlik ve Motivasyon” isimli seminere “eğitimci” unvanıyla katılacak.
AK Parti Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ, geçmişte yasakçı ve darbeci bir yöntem uygulayan Babüroğlu’nun, vatandaşları fişleyerek görevini kötüye kullandığını söyledi. Böyle bir şahsın yine Manisa’ya, bu defa eğitimci olarak gelmesine anlam veremediğini belirten Özdağ, “Hiç kimse, kimseyi inançları, yaşam tarzı veya mezhebinden dolayı yargılayamaz, fişleyemez veya başka yerlere ispiyonlayamaz.

Devlet, vatandaşına güveni esas alarak güvenir. Şüphe istisnadır, güven esastır.” dedi. Naim Babüroğlu’nun o yıllarda insanları fişlediğini hatırlatan Özdağ, “O dönemde savcıları göreve davet etmiştim. Şimdi ise Manisa’da bir sivil toplum kuruluşunun organizasyonunda böyle sabıkalı şahıslara özellikle liderlik ve motivasyon eğitimi gibi görevleri tebliğ etmek, Manisalıya karşı büyük bir saygısızlık, büyük bir dikkatsizliktir. Elginkan Vakfı’nı, bir kez daha bu konuda düşünmeye davet ediyorum. Manisa’da sosyal ve önemli işlere imza atmış olan bir vakıftır. Bu tür sosyal sorumluluk işleri içinde ara eleman yetiştirmeye çalışarak mesleki seminerler veren bir vakıf. Bu kadar hizmetleri olan bir vakfın, bu tür etkinliklerle hizmetlerini gölgelemesine gönlüm razı olmuyor.” şeklinde konuştu.

Elginkan Vakfı’nın eğitime katkılarını herkesin bildiğini dile getiren Memur-Sen Manisa İl Temsilcisi Mehmet Emin Sofuoğlu ise ancak Babüroğlu gibi bir şahsın eğitim vereceğini duyunca şok yaşadıklarını söyledi. Sofuoğlu, “28 Şubat döneminde eğitim müfettişlerini ve okul müdürlerine toplayıp brifing vererek, okullarda başörtülü çalışanları ve namaz kılanları irticacılar diye tespit ederek, ‘Bunlara asla müsaade etmeyeceksiniz.’ şeklinde tembihlediği günler aklımıza geldi.” dedi. Adı fişlemelerle anılan, bütün ülkenin öğrendiği bir kişinin, Elginkan gibi değerli bir eğitim kurumunda seminer vermesini hayretle karşıladıklarını vurgulayarak, “Biz vesayetin kalkması ve ülkemizin üzerindeki karanlığın dağılması için demokrasi ve millet adına mücadele vermiş bir teşkilat olarak, Babüroğlu gibi bir ismin Manisa’da, üstelik böylesine saygın bir eğitim kurumunda seminer ve eğitim vermesini yadırgıyoruz. Üniversite hocalarımızla, kendisini kanıtlamış çeşitli kurumlardan eğitimcilerle çok daha farklı ve önemli eğitimler verilebilir. Dolayısıyla 28 Şubat’a damgasını vurmuş bir kişinin seminerle tekrar bu şekilde ön plana çıkması, eğitim öğretim camiasını ve bütün milleti derinden yaralayacaktır.” diye konuştu.

TEL ÖRGÜLER ARDINDAKİ DRAM

Naim Babüroğlu’nun adı, 2008 Kasım ayında Mehmetçiklerin yemin töreninde yaşanan başörtü skandalıyla gündeme gelmişti. Manisa 1. Piyade Er Eğitim Tugayı’ndaki yemin töreninde Babüroğlu, askerlerin 40 yaşın altındaki başörtülü annelerini kışlaya sokmamıştı. Onlar da tel örgülerin ardından çocuklarının yemin edişini gözyaşlarıyla seyretmişti.

yeniakit

Kategoriler:ADALET, ASDER, ayim, hukuk, kanun, tsk Etiketler:, , ,

ÇÖZÜM SÜRECİNİ DESTEKLİYORUZ

On binlerce vatan evladının hayatını kaybetmesine,

Yüzlerce milyar ülke kaynaklarının ve 30 yılımızın heba olmasına,

Her Allah’ın günü şehit haberleriyle ocaklara ateş düşüp milletçe yüreklerimizin dağlanmasına,

Asırlardır aynı inancı, aynı coğrafyayı ve kaderi paylaştığımız, vatanımızı düşmanlarımıza karşı omuz omuza müdafaa ettiğimiz din kardeşlerimizle bölünme kavşağına gelmemize neden olan;

Terörü, bunu destekleyen iç ve dış mihrakları, 30 yıl yalnızca seyreden sorumsuz hükümetleri, terör sektöründen nemalanan ve devamından fayda uman alçakları kınarken,

Bu kangren olmaya yüz tutmuş sorunu çözme iradesini, doğabilecek her türlü riski göze alarak büyük bir cesaretle ortaya koyan siyasi iradeyi ve çözüm sürecinde atacağı olumlu adımları Adaleti Savunanlar Derneği olarak destekliyor,

Milli vicdanı tatmin edecek ve her türlü oyunu bozacak şekilde sonuçlanmasını beklediğimiz sürecin, hayırlara vesile olmasını temenni ediyoruz.

Prof.Dr.Nevzat TARHAN

ASDER Genel Başkanı

ADALET CESARET İSTER

ASDER (Adaleti Savunanlar Derneği)

İrtibat Adresi: Aksaray Namık Kemal Cd.No.1 (İski Köşesi)

34096 Fatih-İstanbul-Türkiye

Adres: Gureba Hüseyinağa Mah.Kakmacı

Sk.No.10 D.11 Aksaray-İstanbul-Türkiye

asdergenmer@gmail.com http://www.as-der.org.tr

Tel :+90 212 526 11 31

Faks:+90 212 526 11 32

Kategoriler:ADALET, ASDER, ayim, hukuk, kanun, medeniyet, tsk

ASDER HUKUKUN YANINDA ONURLU DİK DURUŞ SERGİLEYEN Y.AKİT’İ ZİYARET ETTİ

ASDER İstanbul barosunun militan ruhlu yöneticilerinin darp ettiği Y.Akit Gazetesi muhabiri

Mehmet Özmen için, onurlu mücadelesine destek ve geçmiş olsun ziyaretinde bulunmuştur.

Asder Onursal Başkanı E.Tuğg.Adnan TANRIVERDİ, Genel Sekreter Reşat FİDAN ve Yönetim
Kurulu Üyesi Osman KAÇMAZ’ın hazır bulunduğu ziyarette, Sn.Mustafa KARAHASANOĞLU

İle gündeme ait konular, basınımızın durumu, ASDER’in misyonu çerçevesinde yeni oluşum safhasındaki

ASSAM ile SADAT yapılanması hakkında karşılıklı fikir alışverişinde bulunulmuştur.

İstanbul Barosunun bu insanlık dışı tavrını kınar, hukuksuzluğun karşısında dik duruş sergileyen Y.Akit

Gazetesinin yayın politikasını destekler, geçmiş olsun dileklerimizi sunarız.

ASDER

ADALET CESARET İSTER

ASDER (Adaleti Savunanlar Derneği)

İrtibat Adresi: Aksaray Namık Kemal Cd.No.1 (İski Köşesi)

34096 Fatih-İstanbul-Türkiye

Adres: Gureba Hüseyinağa Mah.Kakmacı

Sk.No.10 D.11 Aksaray-İstanbul-Türkiye

asdergenmer@gmail.com http://www.as-der.org.tr

Tel :+90 212 526 11 31

Faks:+90 212 526 11 32

habername röportaj-düzenleme

Kategoriler:ADALET, ASDER, ayim, tsk

‘İstifaların nedeni Ergenekon’dan değil, düşen mecburi hizmet süresinden’

Adaleti Savunanlar Derneği (ASDER) Kayseri Şubesi Başkanı Kemal Mete, Türk Silahlı Kuvvetleri’nden (TSK) çok sayıda subayın Ergenekon davasına tepki amaçlı istifa ettiği iddialarının doğru olmadığını

KAYSERİ (CİHAN)- Adaleti Savunanlar Derneği (ASDER) Kayseri Şubesi Başkanı Kemal Mete, Türk Silahlı Kuvvetleri’nden (TSK) çok sayıda subayın Ergenekon davasına tepki amaçlı istifa ettiği iddialarının doğru olmadığını belirterek, ” Hükümet, TSK’nın teklifi ile mecburi hizmet süresini 15 yıldan 10 yıla düşürdü. Bu nedenle de TSK’da 4 bin lira maaşla çalışan pilot ile doktorlar, özel sektörde 10 ile 20 lira maaşla daha iyi imkanlarda çalışma fırsatı buldukları için istifa ettiler. Gerçek bu.” dedi

Kemal Mete, TSK’nın da önerisiyle hükümetin pilot, doktor, mühendis gibi mesleklerde olan insanların orduda mecburi çalışma yılını 15’den 10 yıla düşürdüğünü belirtti. Bu sürenin düşürülmesiyle birlikte çok sayıda pilot, doktor ve mühendisin 10 yılını doldurdukları için subaylıktan istifa ederek ayrıldıklarını söyledi. Emekli Diş Tabip Albay olan Kemal Mete, Ergenekon davasına tepki olarak istifaların gündemde tutulduğunu anlatarak, “Basında haberler gördük. Çok sayıda silahlı kuvvetlerden istifalar, ayrılmalar olmuş. Bunun hükümetin silahlı kuvvetlere baskısı nedeniyle istifa ettiği söyleniyor. Ama aslı böyle değil. Subayların istifalarının, ayrılmalarının gerçek nedeni mecburi hizmet yılının 15’ten 10 yıla düşürülmesidir.” dedi.

Mete, yakın zamana kadar 15 yılını dolduramayanların ordudan ayrılamadıklarını ve istifaların kabul edilmediğini belirterek, “Bu konumda bulunanlar kaçsalar bile yakalanıyor ve cezasını çekip 15 yıllık görevini mecburi olarak tamamlatılıyordu. Zorla tamamlanıyordu. Eğer devlet atarsa o zaman tazminat ödüyordunuz. Son yılda mecburi hizmet 10 yıla düştü. Bunun için dışarıda daha yüksek maaşa daha iyi iş bulacağını düşünen doktor, pilot ve mühendisler ayrıldı. Silahlı kuvvetlerindeki pilot ve doktorlar 4 bin lira gibi maaş alıyorlar. Dışarıda bu rakam 10-20 bin liraya kadar ulaşıyor. Daha iyi imkanlar sunuluyor. Bu nedenle istifalar oldu. 10 yılını tamamlayan doktor şu an doçent olmuştur. Artık insanları zorla tutmak mümkün olmuyor. O nedenle askerin önerisi sonucu süre düşürüldü. Basından okuduğum kadarıyla 7 bin personelin istifa ettiğini biliyoruz.” diye konuştu.
CİHAN

Kategoriler:ASDER, tsk

Mazlumlardan ve mağdurlardan 28 Şubat’çılara balans ayarı

fatih uğurlu28 Şubat 2013 Perşembe 01:05
fatihugurlu53@gmail.com

Bugün 28 Şubat çetesinin millete kan kusturduğu ve onların da “Kızılcık şerbeti içtik” dediği günlerin 16. yılını idrak ediyoruz. İsrail muhibbi Çevik Bir ve şürekasının güya demokrasi havarisi görünerek balans ayarı yaptıkları ve bir selin ardında bıraktığı yıkım gibi kırıp, döküp sonra da çekilip gittikleri günlerin yeniden hatırlanışı, yok yok hatırlanış değil, zira biz o acıyı hiç unutmadık ki, yüreklerimizde bir bıçak yarası olarak sürekli kanıyor. Neresinden başlasak bilmem ki… Sanki bereket fışkıran tarlamıza İsrail’den gelen çekirge sürüleri istila etmiş kanımızı emiyorlar.

Yer Başbakanlık konutu, dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı Güven Erkaya, Erbakan’ın konuğu olduğu sofrada edepsizce garsona bağırıyor.

– Bana acele razı getir!

– Efendim rakı servisimi yok.

– Ben anlamam bul getir!

Aynı cühela adam, sonradan aslında meramının rakı içmek değil, Erbakan Hoca’ya özel hayatlara dokunmaması yolunda bir ihtar olarak böyle davrandığını söyleyecektir.

Erbakan’ın hortumlarını kestiği devletler ve buradaki maşaları bununla da yetinmezler. Ona acele istifa etmesi, bunu yapmazsa bir gün o makamdan yerlerde sürünerek indirileceği haberi gönderilir. Erbakan Hoca’nın karşısında milletin güvenine mazhar olmuş Türk ordusunun paşaları değil, adeta bir mafya teşkilatının kanun-kural tanımaz çete üyeleri vardır. Yine adı Osman Özbek olan bir paşa, Erbakan’a ağır küfürler ederek bir insanın düşebileceği en alçak seviyeye düşecek ve Genelkurmay tarafından da bu hareketi tasvip görecek, alkışlanacaktır. İkinci alçakça tehdit dönemin İçişleri Bakanı Meral Akşener’e yapılır.

– Gelirsek, onu bakanlığın önünde kazığa oturtacağız!

Bu lağım çukuru ağzın sahibi de emir-komuta zinciri içinde övülecektir. Artık ok yaydan çıkmıştır. Türk ordusunun komuta kademesi olmaması gereken adaların elindedir. Doğu Silahçıoğlu denilen şamanist kafalı bir pejmürde güya Atatürkçülük adına Sultanbeyli’de cadde ortasına heykel dikecek ve ortalıkta Sicilyalı bir baba edasıyla arz-ı endam edecektir. Sonradan Samsun’da Garnizon Komutanı yapılacak ve orada bir salona topladığı yedek subay öğrencilerinin önünde bu milletin ruhundan fışkıran İstiklal Marşı’na hakaretler yağdıracak ve şamanist olduğunu açıklayacaktır. Bir yandan da aynı merkezden yönlendirilen yüksek yargı Refah-Yol hükümetine salvo ateşine başlar. Artık başlarında sahte baba olmak üzere bu hükümeti devirmeyi İsrail’e sadakatin bir şartı gören gafiller “Her yol mübah” diyerek saldırılarını sürdürürler. Bu süreçte başta Hürriyet gazetesi ve onun bugün kanal kanal dolaşıp timsah gözyaşları döken ve pişmanlığını belirten genel yayın müdürü Ertuğrul Özkök olmak üzere birçok medya organı emir-komuta zincirinde görev almak için sıraya girerler. Artık televizyon kanallarında sahte şeyh Ali Kalkancı (sonradan uyuşturucu hap işi ile tutuklandı) Müslüm Gündüz, Fadime Şahin ve sarıklı-cübbeli Aczmendiler ile kafalara bir korku çengeli atılacaktır. Şimdi bu hükümetin gitmesi için ne lazımsa yapılacağı anlaşılmıştır. Erbakan istifasını verir, sırada Çiller vardır. Sahte baba “Nerden çıktı bu Erez?” dedirten bir hamle ile Yalım Erez’e hükümeti kurma görevini verir. Burada Çiller, devreye girerek, Mesut Yılmaz’ın başbakanı olacağı bir hükümetin kurulmasını sağlar. Bu hamle de İsrail’in işine gelecektir, zira asıl oyun dışı bırakılması gereken Erbakan’dır ve bu da sağlandığına göre mesele kalmamıştır.

Bu tahribatın ülkemize faturası ağır olur.

¥ Dipçik zoru ile İmam Hatiplerin orta kısımları kapatılarak 8 yıllık kesintisiz eğitim getirilir. Kur’an kursları kapatılarak, Kur’an öğretimine yaş sınırı konur.

¥ Türk Silahlı Kuvvetleri’nde ne kadar dindar ve başarılı subay varsa, eşleri başörtülü oldukları ve içki içmedikleri için ordudan bir suçlu gibi atılırlar.

¥ Üniversitelerin kapıları başörtülü kız öğrencilere acımasızca kapatılır ve okuma hakları ellerinden alınır.

¥ Artık insanlarımızın kurbanlık derilerini bile kime vereceğine Genelkurmay karargahı karar verecektir. Onların istediği yer dışında derisini başka yere verenleri acı bir akıbet beklemektedir.

¥ Bir çok İslâmi vakıf keyfi olarak kapıtılıp, mallarına kanunsuz bir şekilde el konulur.

Bu çekirge sürülerinin tarlalarımıza verdiği zararı tespit eden ekonomistler miktarın 500 milyar dolar civarında olduğunu söyleyecektir. Batık bankalar da o dönem sırtımıza yüklenen kamburlardan.

Bunlar genel olarak topyekûn yediğimiz kazıklardan. Bu hengamede ferdi olarak zulme uğrayan, hakkı gaspedilen, sefalete düşen, yuvası yıkılan on binlerce insanımız bugün birer birer ortaya çıkıyor. 28 Şubat dosyası açılıp, o günün paşalarının kapısı çalınırken o gün sessiz sedasız ağlayan ve ilahi adalet bekleyenler bugün şüphesiz mutlular. Rövanşsa rövanş… Hep biz mi ağlayacağız? Biraz da onların anaları ağlasınlar. Hukukun böyle bir şey olduğunu onlar da öğrensinler. Onlar İsrail adına bize balans ayarı yapmışlardı, bugün mağdurlar ve mazlumlar da onlara balans ayarı yapıyorlar.
Fatih UĞURLU-HABERVAKTİM

BÇG adım adım izledi kapılar yüzüme kapandı

NEJAT ÖZDEN
HAZIRLAYAN / MUHARREM COŞKUN

Nejat Özden: Bölük komutanı olduğum için İstanbul’da bir sağlık kuruluşunda işe başlamıştım ama kısa süre sonra ‘BÇG baskı yapıyor çalışamayız’ dediler. Aynı gerekçeyle bütün kapılar kapalıydı.

Kıdemli Topçu Üsteğmen Nejat Özden: “1965 doğumluğuyum, 1988’de Harp Okulu’ndan mezun oldum. 1989’da kıtaya katıldım, 1997’ye kadar kıta hizmetlerim oldu. Benim ile uğraşmaları 1989’da başladı. Tugay komutanı tuğgeneral, annemin başörtülü kimlik kartı ve sağlık karnesini imzaladı ama eşimin kimlik kartını imzalamadı. ‘Halk bizi böyle görmek istyor, eşin başını açsın. Eşin başını açmadığı sürece kimlik kartını imzalamayacağım’ dedi. Yıl 1989.. Ta o zaman başladı bunlar. Sonra 28 Şubat’a kadar geldik. TSK’dan atıldık. Zaten lojmanda kalıyorduk. Eşim kantine bile gidemiyordu. Gidince laf oluyordu. Gazinoya almıyorlardı. Sosyal hayat yoktu.

Beş parasız zor günler

“Sıhhiye subaylığından öğrendiğim bilgi ile İstanbul’da kurulan bir sağlık kuruluşuna başvurdum. Orada başarı ile çalıştım. Ama rahat vermediler. 1998 Nisan ayında patronlarla bir toplantı yaptık. Orada şu denildi, ‘BÇG, sağlık grup başkanlığı kanalıyla bize baskı yapıyor. TSK’dan atılan adamı nasıl yönetici olarak çalıştırırsınız diye. Şimdi ne yapalım’ dediler. ‘Başka gerekçe yok değil mi’ diye sordum. Askıdaki ceketimi gösterip, ayrıldım. İşsiz parasız kalmıştım. Gittiğim tüm kapılar kapanıyordu, oysa Batı Çalışma Grubu (BÇG), TSK’dan ayrılanları adım adım izliyormuş. İstanbul’da kira büyük yük. Evin giderleri var. Kimseden para isteyemezsin. Sonra İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin iştiraki Halk Ekmek’te işe girdim. ANASOL-D hükümeti iş başına gelince baskılar yine başladı. Yine çalıştığı yerlerde ilişiği kesilenler oldu. Zaten çalışılabilecek yerler belliydi. Firmalar TSK’dan atıldığınız için sizi kabul etmiyordu. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin bu iştiraki olan kurumda baskılara direnildi ve atılmadık. Zaten kadere iman etmiştik. Çok sıkıntı yaşadık. Parasızlık, zorluk. Bir dönem imece usulü ile ayakta kaldım. Şimdi Çevre ve Şehircilik Bakanlığı İstanbul İl Müdürlüğü’ndeyim.”