Arşiv

Archive for Mart 2013

ÇÖZÜM SÜRECİNİ DESTEKLİYORUZ

On binlerce vatan evladının hayatını kaybetmesine,

Yüzlerce milyar ülke kaynaklarının ve 30 yılımızın heba olmasına,

Her Allah’ın günü şehit haberleriyle ocaklara ateş düşüp milletçe yüreklerimizin dağlanmasına,

Asırlardır aynı inancı, aynı coğrafyayı ve kaderi paylaştığımız, vatanımızı düşmanlarımıza karşı omuz omuza müdafaa ettiğimiz din kardeşlerimizle bölünme kavşağına gelmemize neden olan;

Terörü, bunu destekleyen iç ve dış mihrakları, 30 yıl yalnızca seyreden sorumsuz hükümetleri, terör sektöründen nemalanan ve devamından fayda uman alçakları kınarken,

Bu kangren olmaya yüz tutmuş sorunu çözme iradesini, doğabilecek her türlü riski göze alarak büyük bir cesaretle ortaya koyan siyasi iradeyi ve çözüm sürecinde atacağı olumlu adımları Adaleti Savunanlar Derneği olarak destekliyor,

Milli vicdanı tatmin edecek ve her türlü oyunu bozacak şekilde sonuçlanmasını beklediğimiz sürecin, hayırlara vesile olmasını temenni ediyoruz.

Prof.Dr.Nevzat TARHAN

ASDER Genel Başkanı

ADALET CESARET İSTER

ASDER (Adaleti Savunanlar Derneği)

İrtibat Adresi: Aksaray Namık Kemal Cd.No.1 (İski Köşesi)

34096 Fatih-İstanbul-Türkiye

Adres: Gureba Hüseyinağa Mah.Kakmacı

Sk.No.10 D.11 Aksaray-İstanbul-Türkiye

asdergenmer@gmail.com http://www.as-der.org.tr

Tel :+90 212 526 11 31

Faks:+90 212 526 11 32

Kategoriler:ADALET, ASDER, ayim, hukuk, kanun, medeniyet, tsk

ASDER HUKUKUN YANINDA ONURLU DİK DURUŞ SERGİLEYEN Y.AKİT’İ ZİYARET ETTİ

ASDER İstanbul barosunun militan ruhlu yöneticilerinin darp ettiği Y.Akit Gazetesi muhabiri

Mehmet Özmen için, onurlu mücadelesine destek ve geçmiş olsun ziyaretinde bulunmuştur.

Asder Onursal Başkanı E.Tuğg.Adnan TANRIVERDİ, Genel Sekreter Reşat FİDAN ve Yönetim
Kurulu Üyesi Osman KAÇMAZ’ın hazır bulunduğu ziyarette, Sn.Mustafa KARAHASANOĞLU

İle gündeme ait konular, basınımızın durumu, ASDER’in misyonu çerçevesinde yeni oluşum safhasındaki

ASSAM ile SADAT yapılanması hakkında karşılıklı fikir alışverişinde bulunulmuştur.

İstanbul Barosunun bu insanlık dışı tavrını kınar, hukuksuzluğun karşısında dik duruş sergileyen Y.Akit

Gazetesinin yayın politikasını destekler, geçmiş olsun dileklerimizi sunarız.

ASDER

ADALET CESARET İSTER

ASDER (Adaleti Savunanlar Derneği)

İrtibat Adresi: Aksaray Namık Kemal Cd.No.1 (İski Köşesi)

34096 Fatih-İstanbul-Türkiye

Adres: Gureba Hüseyinağa Mah.Kakmacı

Sk.No.10 D.11 Aksaray-İstanbul-Türkiye

asdergenmer@gmail.com http://www.as-der.org.tr

Tel :+90 212 526 11 31

Faks:+90 212 526 11 32

habername röportaj-düzenleme

Kategoriler:ADALET, ASDER, ayim, tsk

‘İstifaların nedeni Ergenekon’dan değil, düşen mecburi hizmet süresinden’

Adaleti Savunanlar Derneği (ASDER) Kayseri Şubesi Başkanı Kemal Mete, Türk Silahlı Kuvvetleri’nden (TSK) çok sayıda subayın Ergenekon davasına tepki amaçlı istifa ettiği iddialarının doğru olmadığını

KAYSERİ (CİHAN)- Adaleti Savunanlar Derneği (ASDER) Kayseri Şubesi Başkanı Kemal Mete, Türk Silahlı Kuvvetleri’nden (TSK) çok sayıda subayın Ergenekon davasına tepki amaçlı istifa ettiği iddialarının doğru olmadığını belirterek, ” Hükümet, TSK’nın teklifi ile mecburi hizmet süresini 15 yıldan 10 yıla düşürdü. Bu nedenle de TSK’da 4 bin lira maaşla çalışan pilot ile doktorlar, özel sektörde 10 ile 20 lira maaşla daha iyi imkanlarda çalışma fırsatı buldukları için istifa ettiler. Gerçek bu.” dedi

Kemal Mete, TSK’nın da önerisiyle hükümetin pilot, doktor, mühendis gibi mesleklerde olan insanların orduda mecburi çalışma yılını 15’den 10 yıla düşürdüğünü belirtti. Bu sürenin düşürülmesiyle birlikte çok sayıda pilot, doktor ve mühendisin 10 yılını doldurdukları için subaylıktan istifa ederek ayrıldıklarını söyledi. Emekli Diş Tabip Albay olan Kemal Mete, Ergenekon davasına tepki olarak istifaların gündemde tutulduğunu anlatarak, “Basında haberler gördük. Çok sayıda silahlı kuvvetlerden istifalar, ayrılmalar olmuş. Bunun hükümetin silahlı kuvvetlere baskısı nedeniyle istifa ettiği söyleniyor. Ama aslı böyle değil. Subayların istifalarının, ayrılmalarının gerçek nedeni mecburi hizmet yılının 15’ten 10 yıla düşürülmesidir.” dedi.

Mete, yakın zamana kadar 15 yılını dolduramayanların ordudan ayrılamadıklarını ve istifaların kabul edilmediğini belirterek, “Bu konumda bulunanlar kaçsalar bile yakalanıyor ve cezasını çekip 15 yıllık görevini mecburi olarak tamamlatılıyordu. Zorla tamamlanıyordu. Eğer devlet atarsa o zaman tazminat ödüyordunuz. Son yılda mecburi hizmet 10 yıla düştü. Bunun için dışarıda daha yüksek maaşa daha iyi iş bulacağını düşünen doktor, pilot ve mühendisler ayrıldı. Silahlı kuvvetlerindeki pilot ve doktorlar 4 bin lira gibi maaş alıyorlar. Dışarıda bu rakam 10-20 bin liraya kadar ulaşıyor. Daha iyi imkanlar sunuluyor. Bu nedenle istifalar oldu. 10 yılını tamamlayan doktor şu an doçent olmuştur. Artık insanları zorla tutmak mümkün olmuyor. O nedenle askerin önerisi sonucu süre düşürüldü. Basından okuduğum kadarıyla 7 bin personelin istifa ettiğini biliyoruz.” diye konuştu.
CİHAN

Kategoriler:ASDER, tsk

Mazlumlardan ve mağdurlardan 28 Şubat’çılara balans ayarı

fatih uğurlu28 Şubat 2013 Perşembe 01:05
fatihugurlu53@gmail.com

Bugün 28 Şubat çetesinin millete kan kusturduğu ve onların da “Kızılcık şerbeti içtik” dediği günlerin 16. yılını idrak ediyoruz. İsrail muhibbi Çevik Bir ve şürekasının güya demokrasi havarisi görünerek balans ayarı yaptıkları ve bir selin ardında bıraktığı yıkım gibi kırıp, döküp sonra da çekilip gittikleri günlerin yeniden hatırlanışı, yok yok hatırlanış değil, zira biz o acıyı hiç unutmadık ki, yüreklerimizde bir bıçak yarası olarak sürekli kanıyor. Neresinden başlasak bilmem ki… Sanki bereket fışkıran tarlamıza İsrail’den gelen çekirge sürüleri istila etmiş kanımızı emiyorlar.

Yer Başbakanlık konutu, dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı Güven Erkaya, Erbakan’ın konuğu olduğu sofrada edepsizce garsona bağırıyor.

– Bana acele razı getir!

– Efendim rakı servisimi yok.

– Ben anlamam bul getir!

Aynı cühela adam, sonradan aslında meramının rakı içmek değil, Erbakan Hoca’ya özel hayatlara dokunmaması yolunda bir ihtar olarak böyle davrandığını söyleyecektir.

Erbakan’ın hortumlarını kestiği devletler ve buradaki maşaları bununla da yetinmezler. Ona acele istifa etmesi, bunu yapmazsa bir gün o makamdan yerlerde sürünerek indirileceği haberi gönderilir. Erbakan Hoca’nın karşısında milletin güvenine mazhar olmuş Türk ordusunun paşaları değil, adeta bir mafya teşkilatının kanun-kural tanımaz çete üyeleri vardır. Yine adı Osman Özbek olan bir paşa, Erbakan’a ağır küfürler ederek bir insanın düşebileceği en alçak seviyeye düşecek ve Genelkurmay tarafından da bu hareketi tasvip görecek, alkışlanacaktır. İkinci alçakça tehdit dönemin İçişleri Bakanı Meral Akşener’e yapılır.

– Gelirsek, onu bakanlığın önünde kazığa oturtacağız!

Bu lağım çukuru ağzın sahibi de emir-komuta zinciri içinde övülecektir. Artık ok yaydan çıkmıştır. Türk ordusunun komuta kademesi olmaması gereken adaların elindedir. Doğu Silahçıoğlu denilen şamanist kafalı bir pejmürde güya Atatürkçülük adına Sultanbeyli’de cadde ortasına heykel dikecek ve ortalıkta Sicilyalı bir baba edasıyla arz-ı endam edecektir. Sonradan Samsun’da Garnizon Komutanı yapılacak ve orada bir salona topladığı yedek subay öğrencilerinin önünde bu milletin ruhundan fışkıran İstiklal Marşı’na hakaretler yağdıracak ve şamanist olduğunu açıklayacaktır. Bir yandan da aynı merkezden yönlendirilen yüksek yargı Refah-Yol hükümetine salvo ateşine başlar. Artık başlarında sahte baba olmak üzere bu hükümeti devirmeyi İsrail’e sadakatin bir şartı gören gafiller “Her yol mübah” diyerek saldırılarını sürdürürler. Bu süreçte başta Hürriyet gazetesi ve onun bugün kanal kanal dolaşıp timsah gözyaşları döken ve pişmanlığını belirten genel yayın müdürü Ertuğrul Özkök olmak üzere birçok medya organı emir-komuta zincirinde görev almak için sıraya girerler. Artık televizyon kanallarında sahte şeyh Ali Kalkancı (sonradan uyuşturucu hap işi ile tutuklandı) Müslüm Gündüz, Fadime Şahin ve sarıklı-cübbeli Aczmendiler ile kafalara bir korku çengeli atılacaktır. Şimdi bu hükümetin gitmesi için ne lazımsa yapılacağı anlaşılmıştır. Erbakan istifasını verir, sırada Çiller vardır. Sahte baba “Nerden çıktı bu Erez?” dedirten bir hamle ile Yalım Erez’e hükümeti kurma görevini verir. Burada Çiller, devreye girerek, Mesut Yılmaz’ın başbakanı olacağı bir hükümetin kurulmasını sağlar. Bu hamle de İsrail’in işine gelecektir, zira asıl oyun dışı bırakılması gereken Erbakan’dır ve bu da sağlandığına göre mesele kalmamıştır.

Bu tahribatın ülkemize faturası ağır olur.

¥ Dipçik zoru ile İmam Hatiplerin orta kısımları kapatılarak 8 yıllık kesintisiz eğitim getirilir. Kur’an kursları kapatılarak, Kur’an öğretimine yaş sınırı konur.

¥ Türk Silahlı Kuvvetleri’nde ne kadar dindar ve başarılı subay varsa, eşleri başörtülü oldukları ve içki içmedikleri için ordudan bir suçlu gibi atılırlar.

¥ Üniversitelerin kapıları başörtülü kız öğrencilere acımasızca kapatılır ve okuma hakları ellerinden alınır.

¥ Artık insanlarımızın kurbanlık derilerini bile kime vereceğine Genelkurmay karargahı karar verecektir. Onların istediği yer dışında derisini başka yere verenleri acı bir akıbet beklemektedir.

¥ Bir çok İslâmi vakıf keyfi olarak kapıtılıp, mallarına kanunsuz bir şekilde el konulur.

Bu çekirge sürülerinin tarlalarımıza verdiği zararı tespit eden ekonomistler miktarın 500 milyar dolar civarında olduğunu söyleyecektir. Batık bankalar da o dönem sırtımıza yüklenen kamburlardan.

Bunlar genel olarak topyekûn yediğimiz kazıklardan. Bu hengamede ferdi olarak zulme uğrayan, hakkı gaspedilen, sefalete düşen, yuvası yıkılan on binlerce insanımız bugün birer birer ortaya çıkıyor. 28 Şubat dosyası açılıp, o günün paşalarının kapısı çalınırken o gün sessiz sedasız ağlayan ve ilahi adalet bekleyenler bugün şüphesiz mutlular. Rövanşsa rövanş… Hep biz mi ağlayacağız? Biraz da onların anaları ağlasınlar. Hukukun böyle bir şey olduğunu onlar da öğrensinler. Onlar İsrail adına bize balans ayarı yapmışlardı, bugün mağdurlar ve mazlumlar da onlara balans ayarı yapıyorlar.
Fatih UĞURLU-HABERVAKTİM

BÇG adım adım izledi kapılar yüzüme kapandı

NEJAT ÖZDEN
HAZIRLAYAN / MUHARREM COŞKUN

Nejat Özden: Bölük komutanı olduğum için İstanbul’da bir sağlık kuruluşunda işe başlamıştım ama kısa süre sonra ‘BÇG baskı yapıyor çalışamayız’ dediler. Aynı gerekçeyle bütün kapılar kapalıydı.

Kıdemli Topçu Üsteğmen Nejat Özden: “1965 doğumluğuyum, 1988’de Harp Okulu’ndan mezun oldum. 1989’da kıtaya katıldım, 1997’ye kadar kıta hizmetlerim oldu. Benim ile uğraşmaları 1989’da başladı. Tugay komutanı tuğgeneral, annemin başörtülü kimlik kartı ve sağlık karnesini imzaladı ama eşimin kimlik kartını imzalamadı. ‘Halk bizi böyle görmek istyor, eşin başını açsın. Eşin başını açmadığı sürece kimlik kartını imzalamayacağım’ dedi. Yıl 1989.. Ta o zaman başladı bunlar. Sonra 28 Şubat’a kadar geldik. TSK’dan atıldık. Zaten lojmanda kalıyorduk. Eşim kantine bile gidemiyordu. Gidince laf oluyordu. Gazinoya almıyorlardı. Sosyal hayat yoktu.

Beş parasız zor günler

“Sıhhiye subaylığından öğrendiğim bilgi ile İstanbul’da kurulan bir sağlık kuruluşuna başvurdum. Orada başarı ile çalıştım. Ama rahat vermediler. 1998 Nisan ayında patronlarla bir toplantı yaptık. Orada şu denildi, ‘BÇG, sağlık grup başkanlığı kanalıyla bize baskı yapıyor. TSK’dan atılan adamı nasıl yönetici olarak çalıştırırsınız diye. Şimdi ne yapalım’ dediler. ‘Başka gerekçe yok değil mi’ diye sordum. Askıdaki ceketimi gösterip, ayrıldım. İşsiz parasız kalmıştım. Gittiğim tüm kapılar kapanıyordu, oysa Batı Çalışma Grubu (BÇG), TSK’dan ayrılanları adım adım izliyormuş. İstanbul’da kira büyük yük. Evin giderleri var. Kimseden para isteyemezsin. Sonra İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin iştiraki Halk Ekmek’te işe girdim. ANASOL-D hükümeti iş başına gelince baskılar yine başladı. Yine çalıştığı yerlerde ilişiği kesilenler oldu. Zaten çalışılabilecek yerler belliydi. Firmalar TSK’dan atıldığınız için sizi kabul etmiyordu. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin bu iştiraki olan kurumda baskılara direnildi ve atılmadık. Zaten kadere iman etmiştik. Çok sıkıntı yaşadık. Parasızlık, zorluk. Bir dönem imece usulü ile ayakta kaldım. Şimdi Çevre ve Şehircilik Bakanlığı İstanbul İl Müdürlüğü’ndeyim.”

‘Annemin başını kesseniz açmaz’

KEMAL METE
KAYSERİ (CİHAN)

Emekli Diş Tabip Albay Kemal Mete, 28 Şubat post-modern darbe sonrasında eşinin başörtülü olması, namaz kılması nedeniyle Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararıyla ordudan atıldı.

Eşinin başını açması için 3 yıl boyunca baskı, zulme ve ayrımcılığa maruz kalan Kemal Mete, sözlü olarak eşinin başını açmasını isteyen komutanına, “Komutanım siz Rizelisiniz. Annenizin başı da kapalı. Kendisi bir başka erkeğin yanında başını açar mı, açtı mı” diye sorduğunu, komutanın da, “Annemin başını kesseniz yine açmaz” diye cevap verdiğini söyledi.

28 Şubat post-modern darbesi söylendiği gibi bin yıl sürmedi. Ama bıraktığı acıların izleri insanlarda hala yaşamaya devam ediyor. O dönemde yaşadığı baskı ve zulmü unutamayan emekli Diş Tabip Albay Kemal Mete, YAŞ kararları sonucu irticacı suçlamasıyla ordudan atılanlardan birisi. Anayasa’daki değişiklik sonrasında mağduriyeti giderilen emekli Albay Mete, post-modern darbeyi yapanların, bunun bin yıl devam edeceği açıklamalarını hatırlatıyor. Hukuksuzluk yaparak insanları mağdur eden ve bin yıl etkisinden bahsedenlerin bugün adalet karşısında hesap verdiğini ama zulüm, işkence, baskıların insanların hayatında hala dünkü gibi tazeliğini koruduğunu anlatıyor.

28 Şubat döneminde Diyarbakır Asker Hastanesi’nde diş bölümünün başkanı alarak görev yapan Kemal Mete, 2000 yılında Ankara GATA’ya tayini çıktı. Burada göreve başlar başlamaz YAŞ kararıyla ordudan atıldı. Başörtülü olan eşi ile ilgili sürekli komutanlarından yazılı ve sözlü olarak başörtüsü açması, çağdaş kıyafetler giymesi talimatlar alan Mete, bu süreçte akla hayale gelmeyen sistematik baskılara maruz kaldı. Diyarbakır’daki askeri hastanede gün boyu çok sayıda diş tedavisi yapan Mete, kendisi ile ilgili disiplinsizlik, emre itaat etmeme gibi suçları işlediğine dair tutanak tutulmak istendi. Bunun için her gün baskıya maruz kaldı.

Hatta meslektaşı ve komutanı olan hastane başhekimi dişçi koltuğunda tedavi sonrasında ağız yıkamak amacıyla kullanılan kreşuardan (lavabo) bile kültür örnekleri aldırmaya kadar gitmiş. O günleri hiç unutamadığını aktaran Kemal Mete, “Diş kliniği şefiydim. O zaman bütün aletlerimizden kültür örneği alınırdı. Mikrop taraması yapılırdı. Bu normaldi. Sonuçta hiçbir sorunda olmazdı. Ama öyle bir şey oldu ki, hiç aklımıza gelmeyecek uygulama ile karşılaştı. Başhekim, hastanın tükürdüğü, ağzını yıkadığı kreşuardan bile kültür örneği aldırdı. Mikrop taraması yaptırdı. Suç konuma düşürmek için bunu yaptırdığını biliyorduk. Oradan alınan kültür örneklerinde bile istenilen oranda mikroorganizma çıkmadı ve ceza almadım. Hatta başhekim, laboranta çıkan sonuçlarla ilgili kızdığına şahit olduk. Sonuçların nasıl temiz çıktığını ben bile anlayamadım. Eğer istedikleri olsaydı disiplinsizlik, görevimi yapmama ve benzeri tutanaklarla YAŞ kararına gerek kalmadan ordudan uzaklaştırılacaktım” diyerek yaşadıklarını anlattı.

Özel bir hastanede diş hekimliği mesleğini sürdüren Kemal Mete, 28 Şubat’ta dindar olmanın adının irtica olarak nitelendirildiğini ve irticacı yani dindar avına çıkıldığını söyledi. Türk Silahlı Kuvvetleri’nde çalışmayı onur duydukları bir kavram olarak algıladıklarını ama ordudan uzaklaştırılmanın onursuzluk olduğunu ifade ediyor. Onursuzluk hiçbir şey yapmadıklarını sadece dindar olmalarının suç olarak görüldüğünü dile getirdi. İnsanlara neden uzaklaştırıldığını anlatmakta zorluk çektiklerini de hatırlatarak, kimsenin dindar olmaktan dolayı atıldıklarına inanmadığını, kötü bir suç işledikleri için ordudan atıldıkları gözüyle bakıldıklarını ifade etti.

“4 YIL SONRA PERSONEL YÜZBAŞI EVİMİZE HOŞGELDİN ZİYARETİNDE BULUNDU”

28 Şubat post-modern darbesini 2000’li yıllarda iliklerine kadar hissetmeye başladıklarını aktaran Kemal Mete, Diyarbakır’da göreve başladıktan tam 4 yıl sonra personel şubenin müdürü olan yüzbaşının evlerine “hoş geldin” ziyaretinde bulunduğunu belirtti. Ev ziyaretleriyle insanların yaşamlarının fişlendiğini hatırlatan Mete, ziyaretin amacının da evdeki durumu, eşinin başörtüsü ve evdeki kitaplara bakmak olduğunu anlattı. Ev ziyaretinin de rapor haline getirilerek, çocuklarının ne giydiğini, hangi okula gittiğini, evde duvarda nelerin asılı olduğu gibi birçok bilginin yer aldığını bildiğini söyledi.

“ANNEM BAŞINI KESSENİZ AÇMAZ”

Kemal Mete, yazılı ve sözlü emirlerle eşinin başını açmasını isteyen hastane başhekimi ile yaptığı bir konuşmayı da paylaştı. Mete, sözlü olarak eşinin başını açmasını isteyen komutanına, “Komutanım siz Rizelisiniz. Annenizin başı kapalı. Kendisi bir başka erkeğin yanında başını açar mı, açtı mı” diye sorduğunu, komutanın da, “Annemin başını kesseniz yine açmaz” cevabını verdiğini anlattı. Bunun üzerine, “Siz de benden böyle bir şey istiyorsunuz. Biz bunu yapamayız” dediğini nakleden Mete, “O zaman komutan, arka tarafında duvarda asılı olan dönemin üst düzey komutanların fotoğraflarını göstererek, ‘ben istemiyorum, onlar istiyor’ cevabını verdi” diye konuştu.

“ORDUDAN ATTIKLARI YETMİYORMUŞ GİBİ SİVİLDE DE İŞ BULMAMIZI ENGELLEDİLER”

Emekli Albay Mete, 28 Şubat’ta astsubay, subay ve sivil memur birçok insanının dindar olmaktan dolayı ordudan atıldığını hatırlatarak, bu insanların sivil hayatta bile takip edildiğini belirtti. Asgari ücretle iş bulan insanların, işten atılması için komutanların ellerinden geleni yaptığını ifade etti. Birçok işyerinin, baskılar üzerine, işe aldıkları YAŞ mağduru ya da disiplin kararıyla atılan insanları hemen çıkardıklarını aktardı. Mete, Anayasa değişikliği sonrasında YAŞ kararıyla ordudan atılanlara hakların iade edildiğini ama disiplinsizlik suçundan, dindar oldukları için ordudan atılanların halen mağdur olduğu ve haklarının iade edilmediğini söyledi.
KAYNAK -STAR