Arşiv

Archive for the ‘ayim’ Category

O Yasakçı Şimdi Eğitimci

5751892008’de Mehmetçiklerin Manisa’daki yemin töreninde başörtülülere yasak uygulayan ve ailelerin tel örgüler ardında gözyaşı dökmesine sebep olan Naim Babüroğlu’nun, 10 Nisan’da eğitimci sıfatıyla seminer verecek olması tepki çekti.
04 Nisan 2013 Perşembe 01:05

Manisa’da tugay komutanı olarak görev yaptığı dönemde ildeki akademisyenleri, okulları, yurtları ve dershaneleri “irticacı” diye fişlediği belgelerle ortaya çıkan ve EMASYA planı için istihbarat raporu hazırlatan emekli Tuğgeneral Naim Babüroğlu’nun, bir eğitim merkezindeki seminere eğitimci olarak katılacak olması tepkilere yol açtı. Babüroğlu, Ümmehan Elginkan Mesleki ve Teknik Eğitim Merkezi’nde, 10 Nisan 2013 Çarşamba günü yapılacak “Liderlik ve Motivasyon” isimli seminere “eğitimci” unvanıyla katılacak.
AK Parti Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ, geçmişte yasakçı ve darbeci bir yöntem uygulayan Babüroğlu’nun, vatandaşları fişleyerek görevini kötüye kullandığını söyledi. Böyle bir şahsın yine Manisa’ya, bu defa eğitimci olarak gelmesine anlam veremediğini belirten Özdağ, “Hiç kimse, kimseyi inançları, yaşam tarzı veya mezhebinden dolayı yargılayamaz, fişleyemez veya başka yerlere ispiyonlayamaz.

Devlet, vatandaşına güveni esas alarak güvenir. Şüphe istisnadır, güven esastır.” dedi. Naim Babüroğlu’nun o yıllarda insanları fişlediğini hatırlatan Özdağ, “O dönemde savcıları göreve davet etmiştim. Şimdi ise Manisa’da bir sivil toplum kuruluşunun organizasyonunda böyle sabıkalı şahıslara özellikle liderlik ve motivasyon eğitimi gibi görevleri tebliğ etmek, Manisalıya karşı büyük bir saygısızlık, büyük bir dikkatsizliktir. Elginkan Vakfı’nı, bir kez daha bu konuda düşünmeye davet ediyorum. Manisa’da sosyal ve önemli işlere imza atmış olan bir vakıftır. Bu tür sosyal sorumluluk işleri içinde ara eleman yetiştirmeye çalışarak mesleki seminerler veren bir vakıf. Bu kadar hizmetleri olan bir vakfın, bu tür etkinliklerle hizmetlerini gölgelemesine gönlüm razı olmuyor.” şeklinde konuştu.

Elginkan Vakfı’nın eğitime katkılarını herkesin bildiğini dile getiren Memur-Sen Manisa İl Temsilcisi Mehmet Emin Sofuoğlu ise ancak Babüroğlu gibi bir şahsın eğitim vereceğini duyunca şok yaşadıklarını söyledi. Sofuoğlu, “28 Şubat döneminde eğitim müfettişlerini ve okul müdürlerine toplayıp brifing vererek, okullarda başörtülü çalışanları ve namaz kılanları irticacılar diye tespit ederek, ‘Bunlara asla müsaade etmeyeceksiniz.’ şeklinde tembihlediği günler aklımıza geldi.” dedi. Adı fişlemelerle anılan, bütün ülkenin öğrendiği bir kişinin, Elginkan gibi değerli bir eğitim kurumunda seminer vermesini hayretle karşıladıklarını vurgulayarak, “Biz vesayetin kalkması ve ülkemizin üzerindeki karanlığın dağılması için demokrasi ve millet adına mücadele vermiş bir teşkilat olarak, Babüroğlu gibi bir ismin Manisa’da, üstelik böylesine saygın bir eğitim kurumunda seminer ve eğitim vermesini yadırgıyoruz. Üniversite hocalarımızla, kendisini kanıtlamış çeşitli kurumlardan eğitimcilerle çok daha farklı ve önemli eğitimler verilebilir. Dolayısıyla 28 Şubat’a damgasını vurmuş bir kişinin seminerle tekrar bu şekilde ön plana çıkması, eğitim öğretim camiasını ve bütün milleti derinden yaralayacaktır.” diye konuştu.

TEL ÖRGÜLER ARDINDAKİ DRAM

Naim Babüroğlu’nun adı, 2008 Kasım ayında Mehmetçiklerin yemin töreninde yaşanan başörtü skandalıyla gündeme gelmişti. Manisa 1. Piyade Er Eğitim Tugayı’ndaki yemin töreninde Babüroğlu, askerlerin 40 yaşın altındaki başörtülü annelerini kışlaya sokmamıştı. Onlar da tel örgülerin ardından çocuklarının yemin edişini gözyaşlarıyla seyretmişti.

yeniakit

Kategoriler:ADALET, ASDER, ayim, hukuk, kanun, tsk Etiketler:, , ,

ÇÖZÜM SÜRECİNİ DESTEKLİYORUZ

On binlerce vatan evladının hayatını kaybetmesine,

Yüzlerce milyar ülke kaynaklarının ve 30 yılımızın heba olmasına,

Her Allah’ın günü şehit haberleriyle ocaklara ateş düşüp milletçe yüreklerimizin dağlanmasına,

Asırlardır aynı inancı, aynı coğrafyayı ve kaderi paylaştığımız, vatanımızı düşmanlarımıza karşı omuz omuza müdafaa ettiğimiz din kardeşlerimizle bölünme kavşağına gelmemize neden olan;

Terörü, bunu destekleyen iç ve dış mihrakları, 30 yıl yalnızca seyreden sorumsuz hükümetleri, terör sektöründen nemalanan ve devamından fayda uman alçakları kınarken,

Bu kangren olmaya yüz tutmuş sorunu çözme iradesini, doğabilecek her türlü riski göze alarak büyük bir cesaretle ortaya koyan siyasi iradeyi ve çözüm sürecinde atacağı olumlu adımları Adaleti Savunanlar Derneği olarak destekliyor,

Milli vicdanı tatmin edecek ve her türlü oyunu bozacak şekilde sonuçlanmasını beklediğimiz sürecin, hayırlara vesile olmasını temenni ediyoruz.

Prof.Dr.Nevzat TARHAN

ASDER Genel Başkanı

ADALET CESARET İSTER

ASDER (Adaleti Savunanlar Derneği)

İrtibat Adresi: Aksaray Namık Kemal Cd.No.1 (İski Köşesi)

34096 Fatih-İstanbul-Türkiye

Adres: Gureba Hüseyinağa Mah.Kakmacı

Sk.No.10 D.11 Aksaray-İstanbul-Türkiye

asdergenmer@gmail.com http://www.as-der.org.tr

Tel :+90 212 526 11 31

Faks:+90 212 526 11 32

Kategoriler:ADALET, ASDER, ayim, hukuk, kanun, medeniyet, tsk

ASDER HUKUKUN YANINDA ONURLU DİK DURUŞ SERGİLEYEN Y.AKİT’İ ZİYARET ETTİ

ASDER İstanbul barosunun militan ruhlu yöneticilerinin darp ettiği Y.Akit Gazetesi muhabiri

Mehmet Özmen için, onurlu mücadelesine destek ve geçmiş olsun ziyaretinde bulunmuştur.

Asder Onursal Başkanı E.Tuğg.Adnan TANRIVERDİ, Genel Sekreter Reşat FİDAN ve Yönetim
Kurulu Üyesi Osman KAÇMAZ’ın hazır bulunduğu ziyarette, Sn.Mustafa KARAHASANOĞLU

İle gündeme ait konular, basınımızın durumu, ASDER’in misyonu çerçevesinde yeni oluşum safhasındaki

ASSAM ile SADAT yapılanması hakkında karşılıklı fikir alışverişinde bulunulmuştur.

İstanbul Barosunun bu insanlık dışı tavrını kınar, hukuksuzluğun karşısında dik duruş sergileyen Y.Akit

Gazetesinin yayın politikasını destekler, geçmiş olsun dileklerimizi sunarız.

ASDER

ADALET CESARET İSTER

ASDER (Adaleti Savunanlar Derneği)

İrtibat Adresi: Aksaray Namık Kemal Cd.No.1 (İski Köşesi)

34096 Fatih-İstanbul-Türkiye

Adres: Gureba Hüseyinağa Mah.Kakmacı

Sk.No.10 D.11 Aksaray-İstanbul-Türkiye

asdergenmer@gmail.com http://www.as-der.org.tr

Tel :+90 212 526 11 31

Faks:+90 212 526 11 32

habername röportaj-düzenleme

Kategoriler:ADALET, ASDER, ayim, tsk

BÇG adım adım izledi kapılar yüzüme kapandı

NEJAT ÖZDEN
HAZIRLAYAN / MUHARREM COŞKUN

Nejat Özden: Bölük komutanı olduğum için İstanbul’da bir sağlık kuruluşunda işe başlamıştım ama kısa süre sonra ‘BÇG baskı yapıyor çalışamayız’ dediler. Aynı gerekçeyle bütün kapılar kapalıydı.

Kıdemli Topçu Üsteğmen Nejat Özden: “1965 doğumluğuyum, 1988’de Harp Okulu’ndan mezun oldum. 1989’da kıtaya katıldım, 1997’ye kadar kıta hizmetlerim oldu. Benim ile uğraşmaları 1989’da başladı. Tugay komutanı tuğgeneral, annemin başörtülü kimlik kartı ve sağlık karnesini imzaladı ama eşimin kimlik kartını imzalamadı. ‘Halk bizi böyle görmek istyor, eşin başını açsın. Eşin başını açmadığı sürece kimlik kartını imzalamayacağım’ dedi. Yıl 1989.. Ta o zaman başladı bunlar. Sonra 28 Şubat’a kadar geldik. TSK’dan atıldık. Zaten lojmanda kalıyorduk. Eşim kantine bile gidemiyordu. Gidince laf oluyordu. Gazinoya almıyorlardı. Sosyal hayat yoktu.

Beş parasız zor günler

“Sıhhiye subaylığından öğrendiğim bilgi ile İstanbul’da kurulan bir sağlık kuruluşuna başvurdum. Orada başarı ile çalıştım. Ama rahat vermediler. 1998 Nisan ayında patronlarla bir toplantı yaptık. Orada şu denildi, ‘BÇG, sağlık grup başkanlığı kanalıyla bize baskı yapıyor. TSK’dan atılan adamı nasıl yönetici olarak çalıştırırsınız diye. Şimdi ne yapalım’ dediler. ‘Başka gerekçe yok değil mi’ diye sordum. Askıdaki ceketimi gösterip, ayrıldım. İşsiz parasız kalmıştım. Gittiğim tüm kapılar kapanıyordu, oysa Batı Çalışma Grubu (BÇG), TSK’dan ayrılanları adım adım izliyormuş. İstanbul’da kira büyük yük. Evin giderleri var. Kimseden para isteyemezsin. Sonra İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin iştiraki Halk Ekmek’te işe girdim. ANASOL-D hükümeti iş başına gelince baskılar yine başladı. Yine çalıştığı yerlerde ilişiği kesilenler oldu. Zaten çalışılabilecek yerler belliydi. Firmalar TSK’dan atıldığınız için sizi kabul etmiyordu. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin bu iştiraki olan kurumda baskılara direnildi ve atılmadık. Zaten kadere iman etmiştik. Çok sıkıntı yaşadık. Parasızlık, zorluk. Bir dönem imece usulü ile ayakta kaldım. Şimdi Çevre ve Şehircilik Bakanlığı İstanbul İl Müdürlüğü’ndeyim.”

28 Şubat bir darbedir baş sorumlusu da Demirel’dir

HASAN CELAL GÜZEL
Demirel, Fikret Bila’ya yaptığı değerlendirmede, ’28 Şubat’ta yapılan yanlış bir
yoktur’ diyor. Demirel, 28 Şubat diye adlandırılan darbe sürecini, 28 Şubat 1997’de
yapılan Millî Güvenlik Kurulu (MGK) Toplantısı çerçevesinde sınırlayarak ‘Tutanaklar
açıklansın’ diye güya meydan okuyor.

İşin aslında, 28 Şubat’ın Genelkurmay Başkanı gözaltına alınınca, darbenin ucunun kendisine
ulaşacağını anladığı için, sorumluluktan kurtulma manevrası yapıyor. Gerçi, Anayasa’ya göre
Cumhurbaşkanlarının vatana ihanet dışında suçlandırılmaları mümkün değildir ama Türk
Milleti’nin maşerî vicdanına göre, 28 Şubat bir darbedir ve baş sorumlusu da Demirel’dir.

***

Demirel, 28 Şubat’ın darbe olmadığını söylerken, ‘Neresi darbe? Parlamento fesih mi edilmiş?
Hükûmet alaşağı mı edilmiş? Partiler mi kapatılmış?’ diye soruyor.
İşte cevaplarımız:

1. Önce, kendisinin başkanlığında yapılan 28 Şubat MGK Toplantısı’nın, demokratik
olmadığını ve zamanın Hükûmeti’ne açıkça baskı yapıldığını belirtelim.

2. Parlamento feshedilmedi ama yetkileri gasp edilip kuklaya döndürüldü. Şapkasını alıp
gittiği 12 Mart 1971 Muhtırası’nda da parlamento feshedilmemişti ama ‘Beyefendi’ tıpış tıpış
yürütülmüştü.

3. Hükûmet, saye-i âlîlerinin entrikaları sonucunda alaşağı edildi. Darbe destekçisi
Cumhurbaşkanı olarak millet iradesini paramparça etti.

4. Partiler kapatıldı. İktidarın büyük ortağı Refah Partisi (RP), 16 Ocak 1998’de ve yerine
kurulan Fazilet Partisi (FP) de 22 Haziran 2001’de kapatıldı. Toplam 11 milletvekiline siyaset
yasağı getirilerek milletvekillikleri düşürüldü.

***
Bizim de Demirel’e sorularımız var:

1. 4 Şubat 1997’de Ankara-Sincan’da tanklar yürütülüp, darbeci Çevik Bir’in ifadesiyle
rejime ‘balans ayarı’yapılmadı mı? Cumhurbaşkanı olarak bu olaya ‘normal askerî
tatbikat’ derken hiç sıkılmadınız mı?

2. Hükûmeti kurma görevini Tansu Çiller’e vermeniz gerekirken, bütün demokratik teamülleri
çiğneyip, siyasî ahlâka sığmayacak zorlamalarla parti bölüp yeni parti kurdurarak darbecilerin
talimatlarına göre demokrasiyi paspasa çeviren siz değil miydiniz?

3. Yıllarca istismar edip oyunu kaptığınız mütedeyyin halka irticacı diye zulmedilmesi,
milyonlarca kişinin fişlenmesi ve darbecilerin demokrasinin ırzına geçmesi karşısında ne
yaptınız?…

4. 28 Şubat Darbe Dönemi’nde, devletin tahrip edilmesi, o güne kadar görülmemiş boyutta
yolsuzluklar yapılması, yargının siyasallaştırılması sizi hiç mi rahatsız etmedi? Bütün bunları
normal mi karşılıyorsunuz?

***

Süleyman Demirel, hiç boşuna çabalamayınız… Kalleş 28 Şubat Darbesi’nin üstünü
örtemezsiniz. Yıllardır sizi demokrat zannedip oy veren halkımız artık gerçek yüzünüzü
görmüştür. Milletten özür dileyip hatâlarınızı itiraf etmekten başka çâreniz yoktur. O zaman,
geçmişteki bazı hizmetlerinizin hatırına millet belki sizi affedebilecektir.
Hasan Celal GÜZEL – SABAH

12 Mart’ta atılan subaylara da 42 yıllık maaşları iade edilecek

Basın Açkl.Çağl.51112-2
Nevin Bilgin/Ankara

2010 referandumundan sonra TSK’dan çıkarılan askerlerin özlük haklarının verilmesi için sona gelindi. 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980 ve 28 Şubat 1997’de ordudan atılan 1550 subaya maaşları faiziyle ödenecek.

ASKERİ darbelerle ilgili bir mağduriyet daha giderildi. 12 Eylül 2010 tarihinde gerçekleştirilen Anayasa değişikliği paketi binlerce darbe mağdurunun yarasına TSK mensubuna merhem oldu. Değişiklik kapsamında çıkarılan 6191 sayılı kanun ile, darbe dönemlerinden TSK’dan atılan subay ve astsubaylara özlük haklarına kavuşmalarının yolu açıldı. Bu kişiler, faiziyle birlikte ordudan çıkartıldıkları tarihten itibaren maaşlarını alacak, süresi dolanlar emekli olacak. 12 Mart 1971 muhtırasıyla TSK’dan çıkartılan subaylar da söz konusu kanundan yararlanmak için başvurdu.

En fazla başvuru 28 Şubat’ta

Buna göre, 1971 ve 1980 darbelerinin ardından YAŞ kararları ile TSK ile ilişiği kesilen 893 kişi, haklarının iadesi için başvuruda bulundu. 28 Şubat post modern darbesi sürecinde TSK’dan atılan TSK mensuplarından ise 2 bin 867 başvuru geldi. Böylece, yasa kapsamında toplam 3 bin 760 başvuru yapılmış oldu. Başvuruların tamamı tek tek değerlendirildi. Yapılan değerlendirme sonucunda, 1971 ve 1980 darbeleri sürecinde TSK’dan ayrılan 893 kişinin yaptığı başvurudan 266’sının yasaya uygun olduğu belirlendi. 28 Şubat mağdurlarından yapılan 2 bin 867 başvurudan da bin 284’ü kabul edildi. Buna göre, son üç darbeden mağdur olmuş bin 550 kişinin haklarının iade edilmesi kararlaştırıldı.

Ne tür haklar sağlandı?

YAŞ kararları ile TSK ile ilişiği kesilen darbe mağduru TSK mensuplarına, sosyal ve özlük haklarının tamamı verildi. Bu çerçevede, emekliliği dolmuş olan mağdurlara, TSK’dan ayrıldıkları tarihteki rütbeleri baz alınarak yeniden emeklilik düzenlemesi yapıldı. Yine aynı mağdurlara orduevlerinden yararlanma, silah taşıma gibi TSK mensuplarına tanınan haklar verildi. Emekliliğini doldurmamış olan darbe mağdurlarına ise, bazı kamu kurumlarında istihdam imkanı sağlandı. Mağdur oldukları sürelerle ilgili de prim iadesi yapıldı. Yetkililer, hayatını kaybeden darbe mağdurlarının ödemelerinin ise hak sahiplerine yapıldığını bildirdiler. Bu çerçevede, 42 yıl önce gerçekleşen 1971 darbesiyle ilgili de yaklaşık 40 mağdur TSK mensubunun başvuruda bulunduğu belirtildi.

Çevik Bir’in isyanı büyüyor

1131228-cevik-birMustafa Türk /Ankara

Karadayı hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunan 28 Şubat tutuklusu emekli Orgeneral Çevik Bir “Emri veren Genelkurmay Başkanı. Biz içerdeyiz ama o dışarda. Neden hala Karadayı’yı almıyorlar” dedi.

BEN CEZAEVİNDE YATARKEN ‘AMİRİM’ KARADAYI HALEN NEDEN DIŞARIDA?

28 ŞUBAT soruşturması kapsamında tutuklanan eski Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Çevik Bir’in 28 Şubat soruşturması kapsamında emri verene dokunulmamasıyla ilgili isyanı sürüyor. Bir’in “Emri veren Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı, biz içerideyiz ama o dışarıda. “Hala neden Karadayı’yı almıyorlar” diye sitem ettiği öğrenildi. Bir geçtiğimiz haftalarda Karadayı hakkında suç duyurusu yapmıştı.

Suç duyurusu yaptım, ne oldu?

Sincan F Tipi Cezaevi’ne görüşmeye giden avukatlarına daha önce İsmail Hakkı Karadayı hakkında suç duyurusu yaptığını hatırlatan Çevik bir’in, “Hala neden Karadayı’yı almıyorlar” ifadesini kullandığı belirtildi. Alınan bilgiye göre Bir’in, avukatlarından soruşturmanın gidişi ve iddianame süreciyle ilgili bilgi alırken “Emri veren Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı, biz içerdeyiz ama o dışarıda” dediği kaydedildi.

Herşeyi Karadayı emriyle yaptım

Daha önce Karadayı hakkında suç duyurusunda bulunan Çevik Bir, kendisinin 2. Başkan olarak sadece karargahtan sorumlu olduğunu ifade etmiş, gerçek sorumlunun dönemin Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı olduğunu söylemişti. Bir, hazırladığı suç duyurusu dilekçesinde, BÇG’nin tüm çalışmalarının Karadayı’nın izni ile başlatıldığı ve Karadayı’dan aldığı emirle BÇG çalışmalarını başlattığını iddia etmişti. Herşeyin yasalar içinde yapıldığını ileri süren Bir, soruşturmaya Karadayı’nın da dahil edilmesini istemişti.

İddianame UYAP’ta, son rötuşlar yapılıyor

28 ŞUBAT soruşturması kapsamında aralarında Çevik Bir’in de bulunduğu şüpheliler hakkında hazırlanan iddianame 550 sayfaya ulaştı. Yılbaşı sonrası iddianameyi bitirmeyi hedefleyen savcı Mustafa Bilgili, iddianameye ek tüm dokümanları UYAP sistemine kaydetti. 28 Şubat soruşturması kapsamında Meclis arşivleri taraması sürerken savcılığın daha önce ulaştığı tüm belgeleri UYAP sistemine yüklediği ve iddianameye ek olarak sunacağı kaydedildi. Savcı Bilgili, bu kapsamda iddianame yazımını sürdürürken yardım için savcı Kemal Çetin de harekete geçti. En kısa sürede iddianameyi bitirmeyi hedefleyen savcılığın belgeler ve ifadelerin çok olması nedeniyle iddianameyi yılbaşına yetiştiremeyeceği öğrenildi. Savcılık iddianameyi tamamlamak için müşteki ifadelerinin tamamlanmasını, bu kapsamda illere gönderdiği talimatların gelmesini bekliyor. Soruşturma savcısı Mustafa Bilgili’nin Genelkurmay Karargahından istediği tüm belgelerin gönderildiği öğrenilirken savcılığın bundan sonra karargahtan isteyeceği herhangi bir belge olmadığı ifade edildi

Kategoriler:ADALET, ASDER, ayim, hukuk, kanun, medeniyet, tsk

TSK DİSİPLİN KANUNU HAKKINDA

69_bMilli Savunma Bakanlığı’nca hazırlanan ve 19.12.2012 tarih ve B.02.0.KKG.0.10.101-561/ 5376 sayı Başbakan’ın onayı ile Meclis Başkanlığına sunulan “Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu Tasarısı” emekli bir asker ve araştırmacı-yazar olarak elbette son derece ilgimizi çekiyor. Yaşamış olduğumuz tecrübelerin ve araştırmalarımızın ışığında değerlendirmelerimiz olacaktır.
Askerlik disiplin ve mutlak itaat demektir. Ancak disiplini sağlamak için yapılan eğitimlerle cezalandırma ve ödüllendirme hususları aynı kavramlar olamaz. Aynı şekilde ele alınamaz. Ceza ehliyeti hakimlerde olmazsa objektiflikten uzak ve önyargılarla dolu olması kaçınılmazdır. YAŞ kararlarının yargıya kapalı olduğu dönemlerde yapılan uygulamaların benzerlerinin yaşanmaması için yeni çıkartılacak olan kanunun dikkatle incelemesi gerekmektedir.
Bu hali ile kabul edilmesi halinde;
Bu kanun genç kuşaklarla amirlerin arasının açılmasına sebep olacaktır.
Askeri yargıyı bypass ederek, bütün askeri kabahat ve cürümlerin amirler vasıtasıyla cezalandırılması yolunu açarak, astın hukukunun korunmasının yollarını kaldıracaktır.
Yargı birliğini sağlayacak bir anayasanın kabulü halinde, sivilleşen yargıya ihtiyaç duymadan kendi disiplin kanunu ile disiplin tesis etme çabası içine giren bir anlayışın Silahlı Kuvvetlere hakim olmasına sebep olacaktır.
Silahlı Kuvvetlerde, ideolojik tasfiyenin mekanizması olarak kullanılacaktır.
Silahlı Kuvvetlerde liyakate göre değil, ideolojiye göre yükselenlerin hakim olduğu, dolayısıyla fikri ve ilmi yetenek olarak, dünyadaki emsalleri ile yarışamayacak bir komuta yapısına sebep olacaktır.
Suçsuz insanlar, yetkileri arttırılmış kasıtlı amirler tarafından hak etmedikleri şekilde cezalandırılarak disiplin sağlanamaz. Astının hukukuna riayet etmeyen amir de, kurullar da, komutanlar da, yargı da, yürütme de, yasama da, ortaya çıkacak disiplinsizlik ve durumlardan sorumlu olacaktır. Bir taraftan geçmiş darbeler araştırılırken ve darbelere dayanak olan mevzuatın ıslahına çalışılırken, diğer taraftan gelecek darbelerin kadrolarının oluşturulmasına dayanak olacak yasal düzenlemelere onay verilmemelidir.
Savaş zamanlarında amirler olağan üstü yetkilere sahip olurlar. Lakin barış zamanlarında savaş zamanına benzer metotlar kullanılması askeri disiplini sağlamaz, bilakis iç disiplini zedeler ve askerin içinde husumet ve hesaplaşmalar doğurur. Yukarıda maddeler halinde saydığımız gibi gayrimeşru kadrolaşmaların önünü açar.
Bu kanun tasarısının en önemli maddesi “Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) Disiplin Kanun Tasarısı’na göre, silahlı kuvvetlerden ayırma cezası yüksek disiplin kurulu tarafından verilebilecek. Kuvvet Komutanlıkları ile Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı’nda teşkil edilecek yüksek disiplin kurulları; kurmay başkanın başkanlığında personel, istihbarat ve harekat başkanları, personel ve tayin dairesi başkanları, adli müşavir veya hukuk müşaviri, kıdem, sicil ve personel yönetimi ile ilgili şube müdüründen oluşacak.” başlığı altında toplanan maddedir.
Hazırlanan bu kanunda esas hedef YAŞ kararlarının yargıya açılması ile oluşturulmaya çalışılan hukuki zeminin baypas edilerek tekrar eski sisteme dönülmek istenmesidir. Diğer maddeler bu maddenin tabanını dolduran dolgu malzemelerinden başka bir şey değildir. Esas amaç yargıyı baypas edip cuntalaşmanın ve keyfi ihraçların önünün açılmak istenmesidir.
Disiplin Kurullarında hiç hakim sınıfından bahsedilmemektedir. Yani sınıf subaylarından ve bir astsubaydan teşkil olunacak. Emir komuta zinciri içinde yer alan bir disiplin kurulu ne kadar önyargıdan uzak olacak, ne kadar adil olacak.
Halbuki emir komuta zincirinden arındırılmış, yargı bağımsızlığı sağlanmış hakim sınıfından oluşturulacak disiplin mahkemeleri daha adil kararlar verebilecektir.
Yargısız infazların önüne geçelim derken yargısız infazların yolunu bu kanun tasarısı ile kanuni gerekçeleri haiz, adaletten uzak bir uygulamaya bırakmış olacaktır.
Amirlerin sürekli yazılı veya sözlü ikazları altında “mobbing’e” imkan sağlayacak bir uygulama kanunlaştırılmaya çalışılmaktadır.
Sıralı sicil amirlerinin 28 Şubat sürecinde nasıl icraatlar yaptığını, ve emri altındakileri aslı astarı olmayan hangi suçlamalarla ihraçlarına zemin hazırladıklarını bizzat gördük ve yaşadık.
YAŞ kararlarının yargıya açılmasından sonra yargıdan kaçırılmaya çalışılan bir uygulama kanuni dayanak haline getirilip yeni masumların korkulu rüyası olacak ve TSK’yı sorunlar yumağı haline getirecektir.
Adil yargı, yargıyı bilen hukukçuların işi olmalı ve İnsan Hakları Evrensen Beyannamesine aykırı bir yapılaşma ile personeline sürekli suçlu muamelesi yapacak bir yapılanmaya fırsat verecek düzenleme yapılmasına izin verilmemelidir.
Darbeleri soruşturma komisyonu raporlarına bakıldığında yargıya intikal ettirilmeyen, el altından mobbing yolu ile personelin yıldırıldığı ve disiplinsizlik gibi gösterilerek personelin haksız yollardan ihraç edildiği ve mağdur edildiği yaşanan pek çok vakalarla ortadadır.
Darbelere zemin hazırlayan cuntacı kadrolaşmaların zeminin hukuka aykırı yapılan işlemlerde gizlidir.
Bunun sebep ve sonuçları anlaşılmadan TSK Disiplin Kanununun yargıyı baypas ederek yeni bir kanunla çıkartılması problemleri çözmeyecek, disiplini sağlamayacak, aksine gizli cuntacı yapılanmaların, kanunsuz ihraçların odak noktası haline gelecektir.
TSK Disiplin Kanununun bu hususlar ele alınarak tekrar gözden geçirilmesinin, ve askeri hiyerarşiden arındırılmış, yargı bağımsızlığı sağlanmış hakimler tarafından oluşturulacak mahkemelere devredilmesi gerektiği hususunun göz önüne alınmasını dilerim.
Adalette sınıfta kalmayalım.

Ahmet TÜRKAN – HABERNAME

YAŞ GERİ GETİRİLMEK Mİ İSTENİYOR?

habername röportaj-düzenleme

Meclise gelen TSK.Disiplin Kanunu Taslağı ile:

1.     Bu kanun genç kuşaklarla amirlerin arasının açılmasına sebep olacaktır.

2.     Bu kanun, askeri yargıyı devre dışı bırakarak, bütün askeri kabahat ve cürümlerin amirler vasıtasıyla cezalandırılması yolunu açarak , astın hukukunun korunmasının yollarını kaldıracaktır.

3.     Bu kanun, yargı birliğini sağlayacak bir anayasanın kabulü halinde, sivilleşen yargıya ihtiyaç duymadan kendi disiplin kanunu ile disiplin tesis etme çabası içine giren bir anlayışın Silahlı Kuvvetlere hakim olmasına sebep olacaktır.

4.     Bu kanun, Silahlı Kuvvetlerde, ideolojik tasfiyenin mekanizması olarak kullanılacaktır.

5.     Bu kanun, Silahlı Kuvvetlerde liyakate göre değil, ideolojiye göre yükselenlerin hakim olduğu, dolayısıyla fikri ve ilmi yetenek olarak, dünyadaki emsalleri ile yarışamayacak bir komuta yapısına sebep olacaktır.

Suçsuz insanlar, yetkileri arttırılmış kasıtlı amirler tarafından hak etmedikleri şekilde cezalandırılarak disiplin sağlanamaz.

Astının hukukuna riayet etmeyen amir de, kurullar da, komutanlar da, yargı da, yürütme de, yasama da, ortaya çıkacak disiplinsizlik ve durumlardan sorumlu olacaktır.

Bir taraftan geçmiş darbeler araştırılırken ve darbelere dayanak olan mevzuatın ıslahına çalışılırken, diğer taraftan gelecek darbelerin kadrolarının oluşturulmasına dayanak olacak yasal düzenlemelere onay verilmemelidir

 

 

ASDER YÖNETİM KURULU

TSK DİSİPLİN KANUNUNUN AMACI NEDİR?

tanrıverdi-1Başbakanlık Kanunlar ve Kararlar Genel Müdürlüğü tarafından ve Sayın Başbakanımızın imzasıyla, TBMM’ne “Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanun Tasarısı” başlığı ile bir tasarı sunulmuştur.

Tasarı TBMM’ne verilmeden önce 26 Kasım 2012 tarihinde Bakanlar Kurulu’nda da görüşülmüştür.

Oldukça kapsamlı olan Tasarı; 13 bölümden; beşi “Geçiş Dönemini”, biri “Değiştirilen ve Yürürlükten Kaldırılan Hükümleri” ihtiva edecek şekilde altısı geçici olmak üzere toplam 48 maddeden; “Disiplin Amirlerinin Ceza Yetkilerini” ve “Disiplin Ceza Puanları”nı gösteren iki cetvelden; ikisi genel, 27’si madde olmak üzere 29 sayfa gerekçeden oluşmaktadır. Tasarının toplamı 54 sayfadır.

Ayrıntıya girmeden özüne bakınca yeni düzenlemede üç husus dikkat çekmektedir. Birincisi; Bu tasarı ile barışta, “477 Sayılı Disiplin Mahkemeleri Kuruluşu, Yargılama Usulü ve Disiplin Suç ve Cezaları Hakkındaki Kanun”un uygulamasına son verilmesi ve Disiplin Mahkemeleri yerine “Disiplin Kurullarının” getirilmesi;

İkincisi; Sicil Yönetmelikleri ile düzenlenmiş olan “Disiplinsizlik ve ahlaksızlık nedeniyle Silahlı Kuvvetlerden Ayırma Cezasının” kanun kapsamı içine sokulması;

Üçüncüsü de; mahkemeler ve hakimler devre dışı bırakılarak, Silahlı Kuvvetlerde disiplinin temininin amirlerin ve idari kurulların yetkisine bırakılmasıdır.

TSK’de etkin bir disiplin sisteminin tesisi, muhafazası ve idamesine ilişkin usul ve esasların belirlenmesi amacıyla hazırlandığı belirtilen yeni düzenleme; askerî hakimler hariç subaylar, astsubaylar, uzman jandarmalar, uzman erbaşlar, sözleşmeli erbaş ve erler, erbaş ve erler ile askeri öğrencileri kapsamaktadır. Tasarıda askeri hakimlerle beraber Silahlı Kuvvetler bünyesinde çalışan sivil memurlar da kapsam dışı bırakılmıştır.

Tasarı ile, kanunda verilen görevleri yapmak üzere, Kara Kuvvetlerinde asgari tugay (diğerlerinde eşiti) veya ihtiyaç duyulması halinde daha ast seviyedeki birlik, karargah ve kurumlarda bir “Disiplin Kurulu” teşkil edileceği hükme bağlanmıştır. Disiplin Kurulları asgari binbaşı rütbesindeki bir başkan ile biri astsubay olan üç kişiden oluşmaktadır. Kurullar, üyeler disiplinsizlik yapanın astı olmayacak şekilde teşkili öngörülmüştür.(bu tasarı ile savaş zamanı görev yapacağı hükme bağlanan 477 sayılı Kanunun 1. Maddesi gereğince de, alay ve daha üst komutanlıklarda “Disiplin Mahkemeleri” kurulmaktadır.)

Disiplin Kurullarının kurulduğu Komutanlıklarda bir de disiplin subayı bulunması hükme bağlanmıştır.

Tasarıda; Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığında, Kurmay Başkanlarının başkanlığında, personel, istihbarat ve harekât başkanları, personel ve tayin daire başkanları, adli müşavir, kıdem, personel, sicil ve personel yönetim şube müdürlerinin üye olarak katıldığı “Yüksek Disiplin Kurulları” oluşturulmaktadır. Silahlı Kuvvetlerden ayırma cezası bu kurul tarafından verilebilmekte ve Kuvvet Komutanları, Jandarma Genel Komutanı ve Sahil Güvenlik Komutanının onayı ile yerine getirilmektedir. (Mevcut uygulamada aynı kişilerden oluşan değerlendirme komisyonları bulunmakta, komisyonlarda verilen astsubaylarla ilgili kararları MSB veya İçişleri Bakanları, subaylarla ilgili kararları ilgili bakan, Başbakan ve Cumhurbaşkanının onayı ile yürürlüğe girebilmektedir.)

Yine tasarıya göre; Genelkurmay Başkanlığında kurulacak ve general/amiraller hakkında “Silahlı Kuvvetlerden ayırma cezası” vermekle yetkilendirilmiş “Yüksek Disiplin Kurulu” ise Genelkurmay Başkanı başkanlığında, Kuvvet Komutanları, Jandarma Genel komutanı, Genelkurmay II. Başkanı, Genelkurmay Personel Başkanı ve Genelkurmay Adli Müşavirinden oluşmaktadır.

Ayrıntılı incelendiğinde;

477 sayılı kanunun sadece savaş zamanına münhasır hale getirilmesi ve bu mahkemelerin yerini barış zamanında Disiplin Kurullarının alması;

Başka kanunlarda idari yaptırıma bağlanmış da olsa aynı fiile, disiplin amirleri ve disiplin kurulları tarafından ceza verilmesine cevaz vermesi;

Bir fiil hakkında adli soruşturma ve kovuşturma yapılmasının, disiplin amirleri tarafından disiplin soruşturması yapılmasını ve disiplin cezası verilmesini engellememesi;

Amirlerin idari tahkikat heyeti teşkil yetkisinin disiplin soruşturmacısı tayin etme yetkisine dönüştürülmesi ve disiplin soruşturmacılarına geniş yetki verilmesi;

Benzer eylemler adli ve askeri suç teşkil etse dahi, aynı fiillere disiplin amirleri ve disiplin kurulları tarafından disiplin cezası verilebilmesi;

Amirlerin mahiyetindekileri yazılı ve sözlü ikaz ve eleştirmesinin ceza sayılmayıp, disiplin yönünden eğitilmesi ve ıslah edilmesine katkı sağlanması amacına dönük ve hizmete müteallik emir sayılması (mobbing uygulamaları için yasal dayanak. Bu dayanak askeri okullarda öğrencileri bezdirmek ve kendi istekleri ayrılmak zorunda bırakmak için yaygın olarak uygulanmaktadır.);

Silahlı Kuvvetlerden, yargılamadan ve idari işlemlerle “disiplinsizlik ve ahlaki durum nedeniyle ayırma” cezasının da kanun kapsamına alınması;

Subay/Astsubay sicil yönetmelikleri ile Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlık Karargahlarında düzenlenmiş olan “disiplinsizlik ve ahlaki durumları nedeni ile Silahlı Kuvvetlerden ayırma” işlemini değerlendirme komisyonunun, aynı komutanlıklarda, aynı kişilerden oluşturularak isminin “Yüksek Disiplin Kurulu” haline dönüştürülmüş olması;

Aylıktan kesme, hizmet yerini terk etmeme ve Silahlı Kuvvetlerden ayırma cezalarını gerektiren disiplinsizlikler olarak. 477 Sayılı Disiplin Mahkemeleri Kuruluşu, Yargılama Usulü ve Disiplin Suç ve Cezaları Hakkındaki Kanunun 47. madde ile 61. maddeler arasındaki bütün fiiller le ile 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunda belirtilen bir kısım fiiller belirtilerek, Disiplin ve Askeri mahkeme yetkilerinin disiplin amiri ve disiplin kurullarında toplanması;

Disiplin puan uygulaması ve son bir yılda 18, son beş yılda da 35 disiplin puanı alanın yargılanmadan Silahlı Kuvvetlerden ayırma işlemine tabi tutulması;

Oda hapsi cezası vermeye yetkili disiplin amirlerinin, diğer kanunlarla verilmiş yakalama yetkisi haricinde, emri altındakileri geçici olarak 24 saat kontrol altına almaya ve aldırmaya yetkili olması (bu yetki sadece Savcıların vardır);

Subay, astsubay, uzman jandarma, uzman erbaş veya sözleşmeli erbaş ve erler hakkında disiplinsizlik veya suç sayılan bir fiilden dolayı yapılacak inceleme ve araştırmanın selameti için, tugay veya daha üst seviyedeki komutanlıklar nezdinde kurulan disiplin kurulları tarafından, idari izinli sayılarak görevinden geçici olarak 15 güne kadar uzaklaştırma kararının verilebilmesi (halihazırda bu işlem askeri ve adli yargı kararı ile veya ilgili Bakan tarafından açığa alma işlemi olarak uygulanabilmektedir);

Hükümlerinin anlamı düşünülünce TBMM’ne sunulmuş olan bu “Disiplin Kanunu”nun ne amaçla çıkarılmak istendiğini anlamak mümkün değildir.

Niyet, Türk Silahlı Kuvvetleri personeli hakkında uygulanan ve iki ayrı kanunla düzenlenen disiplin hükümlerinin tek bir kanunda toplamak idi ise; yeni bir kanun daha çıkarılarak daha karışık hale getirileceğine, değişiklikler mevcut iki kanundan birinde veya Askeri Personel Kanununda yapılarak amaca ulaşılamaz mıydı?

Eğer amaç, Türk Silahlı Kuvvetleri personeli hakkında uygulanan disiplin hükümleri hakkında, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde dava açılmasını önlenmek idi ise, mevzuatın ilgili maddeleri hukuki hale getirilerek sorun çözülemez miydi? Yani disiplin mahkemeleri, bağımsızlığı temin edilmiş hakim sınıfından üyelerden oluşturulamaz mıydı? TSK Personel Kanunu ve sicil yönetmelikleri, İç Hizmet Kanunu, Askeri Ceza Kanunu, Disiplin Mahkemeleri Kanunu, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu ve Askeri Yargıtay Kanununun üstüne bir de TSK Disiplin Kanunu durumu daha karışık hale getirmiyor mu?

Amaç disiplinin temini için, disiplinsizliklerin kısa sürede cezalandırılmasını sağlamak idiyse, bu tasarı ile getirilen düzenlemelerin, savaş zamanında uygulanması daha makul olmaz mıydı? Yani Disiplin Mahkemelerinin barışta, Disiplin Kanununun da savaş halinde uygulanması daha uygun olmaz mıydı?

Amaç, disiplin amirlerinin verdiği bir kısım cezalar ile disiplin kurullarının ve Yüksek disiplin kurullarının verdiği cezaların iptali için Askeri Yüksek İdare Mahkemesine (AYİM) iptal davası açılmasını ve dolayısıyla Silahlı Kuvvetlerde adaletin tesisini sağlamak idiyse; başvuru hakkı ile birlikte, AYİM’in hakim ve subay üyelerinin hakimlik teminatını güvence altına alacak şekilde, seçilmiş subay üyelerin de hakim üyeler gibi yaş haddine kadar görev yapmalarını ve bütün üyelerin askerlikten ayrılmasını sağlayacak düzenlemelerin de yapılması gerekmez miydi?

Hayır? Tasarının genel gerekçesinde belirtilenler, bu kanunun hazırlanmasındaki gerçek amaç olamaz.

Silahlı Kuvvetlerde mevcut üç kademeli cezalandırma sisteminin yerine, disiplin amirleri, disiplin kurulları, disiplin mahkemeleri ve askeri mahkemeler yetkilendirilmek suretiyle dört kademeli cezalandırma sistemi oluşmuştur.

Ayrıca son düzenleme ile, amir diktası ve terörüne imkan verecek şekilde, disiplin amirlerinin ve disiplin kurullarının yetkileri arttırılmıştır.

Amirlerin kendi amirlerinden, disiplin kurullarının da bu kurulları teşkilden sorumlu amirlerinden bağımsız hareket etmelerinin mümkün olamayacağı gerçeği göz önünde bulundurulduğunda ve AYİM üyelerinin hakimlik teminatı da yeniden düzenlenmedikçe; geçmişte YAŞ kararlarıyla ve Kararnamelerle yoğun tasfiyelerin uygulandığı dönemlere benzer uygulamalar için, TSK Disiplin Kanununun en uygun ortam hazırlayacağına kesin gözü ile bakılmalıdır.

Bu kanun genç kuşaklarla amirlerin arasının açılmasına sebep olacaktır.

Bu kanun, askeri yargıyı devre dışı bırakarak, bütün askeri kabahat ve cürümlerin amirler vasıtasıyla cezalandırılması yolunu açarak , astın hukukunun korunmasının yollarını kaldıracaktır.

Bu kanun, yargı birliğini sağlayacak bir anayasanın kabulü halinde, sivilleşen yargıya ihtiyaç duymadan kendi disiplin kanunu ile disiplin tesis etme çabası içine giren bir anlayışın Silahlı Kuvvetlere hakim olmasına sebep olacaktır.

Bu kanun, Silahlı Kuvvetlerde, ideolojik tasfiyenin mekanizması olarak kullanılacaktır.

Bu kanun, Silahlı Kuvvetlerde liyakate göre değil, ideolojiye göre yükselenlerin hakim olduğu, dolayısıyla fikri ve ilmi yetenek olarak, dünyadaki emsalleri ile yarışamayacak bir komuta yapısına sebep olacaktır.

Suçsuz insanlar, yetkileri arttırılmış kasıtlı amirler tarafından hak etmedikleri şekilde cezalandırılarak disiplin sağlanamaz.

Astının hukukuna riayet etmeyen amir de, kurullar da, komutanlar da, yargı da, yürütme de, yasama da, ortaya çıkacak disiplinsizlik ve durumlardan sorumlu olacaktır.

Bir taraftan geçmiş darbeler araştırılırken ve darbelere dayanak olan mevzuatın ıslahına çalışılırken, diğer taraftan gelecek darbelerin kadrolarının oluşturulmasına dayanak olacak yasal düzenlemelere onay verilmemelidir. 23 Aralık 2012

Adnan Tanrıverdi

Emekli Tuğgeneral

ASDER Onursal Bşk.