Arşiv

Archive for the ‘medeniyet’ Category

ÇÖZÜM SÜRECİNİ DESTEKLİYORUZ

On binlerce vatan evladının hayatını kaybetmesine,

Yüzlerce milyar ülke kaynaklarının ve 30 yılımızın heba olmasına,

Her Allah’ın günü şehit haberleriyle ocaklara ateş düşüp milletçe yüreklerimizin dağlanmasına,

Asırlardır aynı inancı, aynı coğrafyayı ve kaderi paylaştığımız, vatanımızı düşmanlarımıza karşı omuz omuza müdafaa ettiğimiz din kardeşlerimizle bölünme kavşağına gelmemize neden olan;

Terörü, bunu destekleyen iç ve dış mihrakları, 30 yıl yalnızca seyreden sorumsuz hükümetleri, terör sektöründen nemalanan ve devamından fayda uman alçakları kınarken,

Bu kangren olmaya yüz tutmuş sorunu çözme iradesini, doğabilecek her türlü riski göze alarak büyük bir cesaretle ortaya koyan siyasi iradeyi ve çözüm sürecinde atacağı olumlu adımları Adaleti Savunanlar Derneği olarak destekliyor,

Milli vicdanı tatmin edecek ve her türlü oyunu bozacak şekilde sonuçlanmasını beklediğimiz sürecin, hayırlara vesile olmasını temenni ediyoruz.

Prof.Dr.Nevzat TARHAN

ASDER Genel Başkanı

ADALET CESARET İSTER

ASDER (Adaleti Savunanlar Derneği)

İrtibat Adresi: Aksaray Namık Kemal Cd.No.1 (İski Köşesi)

34096 Fatih-İstanbul-Türkiye

Adres: Gureba Hüseyinağa Mah.Kakmacı

Sk.No.10 D.11 Aksaray-İstanbul-Türkiye

asdergenmer@gmail.com http://www.as-der.org.tr

Tel :+90 212 526 11 31

Faks:+90 212 526 11 32

Kategoriler:ADALET, ASDER, ayim, hukuk, kanun, medeniyet, tsk

BÇG adım adım izledi kapılar yüzüme kapandı

NEJAT ÖZDEN
HAZIRLAYAN / MUHARREM COŞKUN

Nejat Özden: Bölük komutanı olduğum için İstanbul’da bir sağlık kuruluşunda işe başlamıştım ama kısa süre sonra ‘BÇG baskı yapıyor çalışamayız’ dediler. Aynı gerekçeyle bütün kapılar kapalıydı.

Kıdemli Topçu Üsteğmen Nejat Özden: “1965 doğumluğuyum, 1988’de Harp Okulu’ndan mezun oldum. 1989’da kıtaya katıldım, 1997’ye kadar kıta hizmetlerim oldu. Benim ile uğraşmaları 1989’da başladı. Tugay komutanı tuğgeneral, annemin başörtülü kimlik kartı ve sağlık karnesini imzaladı ama eşimin kimlik kartını imzalamadı. ‘Halk bizi böyle görmek istyor, eşin başını açsın. Eşin başını açmadığı sürece kimlik kartını imzalamayacağım’ dedi. Yıl 1989.. Ta o zaman başladı bunlar. Sonra 28 Şubat’a kadar geldik. TSK’dan atıldık. Zaten lojmanda kalıyorduk. Eşim kantine bile gidemiyordu. Gidince laf oluyordu. Gazinoya almıyorlardı. Sosyal hayat yoktu.

Beş parasız zor günler

“Sıhhiye subaylığından öğrendiğim bilgi ile İstanbul’da kurulan bir sağlık kuruluşuna başvurdum. Orada başarı ile çalıştım. Ama rahat vermediler. 1998 Nisan ayında patronlarla bir toplantı yaptık. Orada şu denildi, ‘BÇG, sağlık grup başkanlığı kanalıyla bize baskı yapıyor. TSK’dan atılan adamı nasıl yönetici olarak çalıştırırsınız diye. Şimdi ne yapalım’ dediler. ‘Başka gerekçe yok değil mi’ diye sordum. Askıdaki ceketimi gösterip, ayrıldım. İşsiz parasız kalmıştım. Gittiğim tüm kapılar kapanıyordu, oysa Batı Çalışma Grubu (BÇG), TSK’dan ayrılanları adım adım izliyormuş. İstanbul’da kira büyük yük. Evin giderleri var. Kimseden para isteyemezsin. Sonra İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin iştiraki Halk Ekmek’te işe girdim. ANASOL-D hükümeti iş başına gelince baskılar yine başladı. Yine çalıştığı yerlerde ilişiği kesilenler oldu. Zaten çalışılabilecek yerler belliydi. Firmalar TSK’dan atıldığınız için sizi kabul etmiyordu. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin bu iştiraki olan kurumda baskılara direnildi ve atılmadık. Zaten kadere iman etmiştik. Çok sıkıntı yaşadık. Parasızlık, zorluk. Bir dönem imece usulü ile ayakta kaldım. Şimdi Çevre ve Şehircilik Bakanlığı İstanbul İl Müdürlüğü’ndeyim.”

‘Annemin başını kesseniz açmaz’

KEMAL METE
KAYSERİ (CİHAN)

Emekli Diş Tabip Albay Kemal Mete, 28 Şubat post-modern darbe sonrasında eşinin başörtülü olması, namaz kılması nedeniyle Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararıyla ordudan atıldı.

Eşinin başını açması için 3 yıl boyunca baskı, zulme ve ayrımcılığa maruz kalan Kemal Mete, sözlü olarak eşinin başını açmasını isteyen komutanına, “Komutanım siz Rizelisiniz. Annenizin başı da kapalı. Kendisi bir başka erkeğin yanında başını açar mı, açtı mı” diye sorduğunu, komutanın da, “Annemin başını kesseniz yine açmaz” diye cevap verdiğini söyledi.

28 Şubat post-modern darbesi söylendiği gibi bin yıl sürmedi. Ama bıraktığı acıların izleri insanlarda hala yaşamaya devam ediyor. O dönemde yaşadığı baskı ve zulmü unutamayan emekli Diş Tabip Albay Kemal Mete, YAŞ kararları sonucu irticacı suçlamasıyla ordudan atılanlardan birisi. Anayasa’daki değişiklik sonrasında mağduriyeti giderilen emekli Albay Mete, post-modern darbeyi yapanların, bunun bin yıl devam edeceği açıklamalarını hatırlatıyor. Hukuksuzluk yaparak insanları mağdur eden ve bin yıl etkisinden bahsedenlerin bugün adalet karşısında hesap verdiğini ama zulüm, işkence, baskıların insanların hayatında hala dünkü gibi tazeliğini koruduğunu anlatıyor.

28 Şubat döneminde Diyarbakır Asker Hastanesi’nde diş bölümünün başkanı alarak görev yapan Kemal Mete, 2000 yılında Ankara GATA’ya tayini çıktı. Burada göreve başlar başlamaz YAŞ kararıyla ordudan atıldı. Başörtülü olan eşi ile ilgili sürekli komutanlarından yazılı ve sözlü olarak başörtüsü açması, çağdaş kıyafetler giymesi talimatlar alan Mete, bu süreçte akla hayale gelmeyen sistematik baskılara maruz kaldı. Diyarbakır’daki askeri hastanede gün boyu çok sayıda diş tedavisi yapan Mete, kendisi ile ilgili disiplinsizlik, emre itaat etmeme gibi suçları işlediğine dair tutanak tutulmak istendi. Bunun için her gün baskıya maruz kaldı.

Hatta meslektaşı ve komutanı olan hastane başhekimi dişçi koltuğunda tedavi sonrasında ağız yıkamak amacıyla kullanılan kreşuardan (lavabo) bile kültür örnekleri aldırmaya kadar gitmiş. O günleri hiç unutamadığını aktaran Kemal Mete, “Diş kliniği şefiydim. O zaman bütün aletlerimizden kültür örneği alınırdı. Mikrop taraması yapılırdı. Bu normaldi. Sonuçta hiçbir sorunda olmazdı. Ama öyle bir şey oldu ki, hiç aklımıza gelmeyecek uygulama ile karşılaştı. Başhekim, hastanın tükürdüğü, ağzını yıkadığı kreşuardan bile kültür örneği aldırdı. Mikrop taraması yaptırdı. Suç konuma düşürmek için bunu yaptırdığını biliyorduk. Oradan alınan kültür örneklerinde bile istenilen oranda mikroorganizma çıkmadı ve ceza almadım. Hatta başhekim, laboranta çıkan sonuçlarla ilgili kızdığına şahit olduk. Sonuçların nasıl temiz çıktığını ben bile anlayamadım. Eğer istedikleri olsaydı disiplinsizlik, görevimi yapmama ve benzeri tutanaklarla YAŞ kararına gerek kalmadan ordudan uzaklaştırılacaktım” diyerek yaşadıklarını anlattı.

Özel bir hastanede diş hekimliği mesleğini sürdüren Kemal Mete, 28 Şubat’ta dindar olmanın adının irtica olarak nitelendirildiğini ve irticacı yani dindar avına çıkıldığını söyledi. Türk Silahlı Kuvvetleri’nde çalışmayı onur duydukları bir kavram olarak algıladıklarını ama ordudan uzaklaştırılmanın onursuzluk olduğunu ifade ediyor. Onursuzluk hiçbir şey yapmadıklarını sadece dindar olmalarının suç olarak görüldüğünü dile getirdi. İnsanlara neden uzaklaştırıldığını anlatmakta zorluk çektiklerini de hatırlatarak, kimsenin dindar olmaktan dolayı atıldıklarına inanmadığını, kötü bir suç işledikleri için ordudan atıldıkları gözüyle bakıldıklarını ifade etti.

“4 YIL SONRA PERSONEL YÜZBAŞI EVİMİZE HOŞGELDİN ZİYARETİNDE BULUNDU”

28 Şubat post-modern darbesini 2000’li yıllarda iliklerine kadar hissetmeye başladıklarını aktaran Kemal Mete, Diyarbakır’da göreve başladıktan tam 4 yıl sonra personel şubenin müdürü olan yüzbaşının evlerine “hoş geldin” ziyaretinde bulunduğunu belirtti. Ev ziyaretleriyle insanların yaşamlarının fişlendiğini hatırlatan Mete, ziyaretin amacının da evdeki durumu, eşinin başörtüsü ve evdeki kitaplara bakmak olduğunu anlattı. Ev ziyaretinin de rapor haline getirilerek, çocuklarının ne giydiğini, hangi okula gittiğini, evde duvarda nelerin asılı olduğu gibi birçok bilginin yer aldığını bildiğini söyledi.

“ANNEM BAŞINI KESSENİZ AÇMAZ”

Kemal Mete, yazılı ve sözlü emirlerle eşinin başını açmasını isteyen hastane başhekimi ile yaptığı bir konuşmayı da paylaştı. Mete, sözlü olarak eşinin başını açmasını isteyen komutanına, “Komutanım siz Rizelisiniz. Annenizin başı kapalı. Kendisi bir başka erkeğin yanında başını açar mı, açtı mı” diye sorduğunu, komutanın da, “Annemin başını kesseniz yine açmaz” cevabını verdiğini anlattı. Bunun üzerine, “Siz de benden böyle bir şey istiyorsunuz. Biz bunu yapamayız” dediğini nakleden Mete, “O zaman komutan, arka tarafında duvarda asılı olan dönemin üst düzey komutanların fotoğraflarını göstererek, ‘ben istemiyorum, onlar istiyor’ cevabını verdi” diye konuştu.

“ORDUDAN ATTIKLARI YETMİYORMUŞ GİBİ SİVİLDE DE İŞ BULMAMIZI ENGELLEDİLER”

Emekli Albay Mete, 28 Şubat’ta astsubay, subay ve sivil memur birçok insanının dindar olmaktan dolayı ordudan atıldığını hatırlatarak, bu insanların sivil hayatta bile takip edildiğini belirtti. Asgari ücretle iş bulan insanların, işten atılması için komutanların ellerinden geleni yaptığını ifade etti. Birçok işyerinin, baskılar üzerine, işe aldıkları YAŞ mağduru ya da disiplin kararıyla atılan insanları hemen çıkardıklarını aktardı. Mete, Anayasa değişikliği sonrasında YAŞ kararıyla ordudan atılanlara hakların iade edildiğini ama disiplinsizlik suçundan, dindar oldukları için ordudan atılanların halen mağdur olduğu ve haklarının iade edilmediğini söyledi.
KAYNAK -STAR

28 Şubat bir darbedir baş sorumlusu da Demirel’dir

HASAN CELAL GÜZEL
Demirel, Fikret Bila’ya yaptığı değerlendirmede, ’28 Şubat’ta yapılan yanlış bir
yoktur’ diyor. Demirel, 28 Şubat diye adlandırılan darbe sürecini, 28 Şubat 1997’de
yapılan Millî Güvenlik Kurulu (MGK) Toplantısı çerçevesinde sınırlayarak ‘Tutanaklar
açıklansın’ diye güya meydan okuyor.

İşin aslında, 28 Şubat’ın Genelkurmay Başkanı gözaltına alınınca, darbenin ucunun kendisine
ulaşacağını anladığı için, sorumluluktan kurtulma manevrası yapıyor. Gerçi, Anayasa’ya göre
Cumhurbaşkanlarının vatana ihanet dışında suçlandırılmaları mümkün değildir ama Türk
Milleti’nin maşerî vicdanına göre, 28 Şubat bir darbedir ve baş sorumlusu da Demirel’dir.

***

Demirel, 28 Şubat’ın darbe olmadığını söylerken, ‘Neresi darbe? Parlamento fesih mi edilmiş?
Hükûmet alaşağı mı edilmiş? Partiler mi kapatılmış?’ diye soruyor.
İşte cevaplarımız:

1. Önce, kendisinin başkanlığında yapılan 28 Şubat MGK Toplantısı’nın, demokratik
olmadığını ve zamanın Hükûmeti’ne açıkça baskı yapıldığını belirtelim.

2. Parlamento feshedilmedi ama yetkileri gasp edilip kuklaya döndürüldü. Şapkasını alıp
gittiği 12 Mart 1971 Muhtırası’nda da parlamento feshedilmemişti ama ‘Beyefendi’ tıpış tıpış
yürütülmüştü.

3. Hükûmet, saye-i âlîlerinin entrikaları sonucunda alaşağı edildi. Darbe destekçisi
Cumhurbaşkanı olarak millet iradesini paramparça etti.

4. Partiler kapatıldı. İktidarın büyük ortağı Refah Partisi (RP), 16 Ocak 1998’de ve yerine
kurulan Fazilet Partisi (FP) de 22 Haziran 2001’de kapatıldı. Toplam 11 milletvekiline siyaset
yasağı getirilerek milletvekillikleri düşürüldü.

***
Bizim de Demirel’e sorularımız var:

1. 4 Şubat 1997’de Ankara-Sincan’da tanklar yürütülüp, darbeci Çevik Bir’in ifadesiyle
rejime ‘balans ayarı’yapılmadı mı? Cumhurbaşkanı olarak bu olaya ‘normal askerî
tatbikat’ derken hiç sıkılmadınız mı?

2. Hükûmeti kurma görevini Tansu Çiller’e vermeniz gerekirken, bütün demokratik teamülleri
çiğneyip, siyasî ahlâka sığmayacak zorlamalarla parti bölüp yeni parti kurdurarak darbecilerin
talimatlarına göre demokrasiyi paspasa çeviren siz değil miydiniz?

3. Yıllarca istismar edip oyunu kaptığınız mütedeyyin halka irticacı diye zulmedilmesi,
milyonlarca kişinin fişlenmesi ve darbecilerin demokrasinin ırzına geçmesi karşısında ne
yaptınız?…

4. 28 Şubat Darbe Dönemi’nde, devletin tahrip edilmesi, o güne kadar görülmemiş boyutta
yolsuzluklar yapılması, yargının siyasallaştırılması sizi hiç mi rahatsız etmedi? Bütün bunları
normal mi karşılıyorsunuz?

***

Süleyman Demirel, hiç boşuna çabalamayınız… Kalleş 28 Şubat Darbesi’nin üstünü
örtemezsiniz. Yıllardır sizi demokrat zannedip oy veren halkımız artık gerçek yüzünüzü
görmüştür. Milletten özür dileyip hatâlarınızı itiraf etmekten başka çâreniz yoktur. O zaman,
geçmişteki bazı hizmetlerinizin hatırına millet belki sizi affedebilecektir.
Hasan Celal GÜZEL – SABAH

12 Mart’ta atılan subaylara da 42 yıllık maaşları iade edilecek

Basın Açkl.Çağl.51112-2
Nevin Bilgin/Ankara

2010 referandumundan sonra TSK’dan çıkarılan askerlerin özlük haklarının verilmesi için sona gelindi. 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980 ve 28 Şubat 1997’de ordudan atılan 1550 subaya maaşları faiziyle ödenecek.

ASKERİ darbelerle ilgili bir mağduriyet daha giderildi. 12 Eylül 2010 tarihinde gerçekleştirilen Anayasa değişikliği paketi binlerce darbe mağdurunun yarasına TSK mensubuna merhem oldu. Değişiklik kapsamında çıkarılan 6191 sayılı kanun ile, darbe dönemlerinden TSK’dan atılan subay ve astsubaylara özlük haklarına kavuşmalarının yolu açıldı. Bu kişiler, faiziyle birlikte ordudan çıkartıldıkları tarihten itibaren maaşlarını alacak, süresi dolanlar emekli olacak. 12 Mart 1971 muhtırasıyla TSK’dan çıkartılan subaylar da söz konusu kanundan yararlanmak için başvurdu.

En fazla başvuru 28 Şubat’ta

Buna göre, 1971 ve 1980 darbelerinin ardından YAŞ kararları ile TSK ile ilişiği kesilen 893 kişi, haklarının iadesi için başvuruda bulundu. 28 Şubat post modern darbesi sürecinde TSK’dan atılan TSK mensuplarından ise 2 bin 867 başvuru geldi. Böylece, yasa kapsamında toplam 3 bin 760 başvuru yapılmış oldu. Başvuruların tamamı tek tek değerlendirildi. Yapılan değerlendirme sonucunda, 1971 ve 1980 darbeleri sürecinde TSK’dan ayrılan 893 kişinin yaptığı başvurudan 266’sının yasaya uygun olduğu belirlendi. 28 Şubat mağdurlarından yapılan 2 bin 867 başvurudan da bin 284’ü kabul edildi. Buna göre, son üç darbeden mağdur olmuş bin 550 kişinin haklarının iade edilmesi kararlaştırıldı.

Ne tür haklar sağlandı?

YAŞ kararları ile TSK ile ilişiği kesilen darbe mağduru TSK mensuplarına, sosyal ve özlük haklarının tamamı verildi. Bu çerçevede, emekliliği dolmuş olan mağdurlara, TSK’dan ayrıldıkları tarihteki rütbeleri baz alınarak yeniden emeklilik düzenlemesi yapıldı. Yine aynı mağdurlara orduevlerinden yararlanma, silah taşıma gibi TSK mensuplarına tanınan haklar verildi. Emekliliğini doldurmamış olan darbe mağdurlarına ise, bazı kamu kurumlarında istihdam imkanı sağlandı. Mağdur oldukları sürelerle ilgili de prim iadesi yapıldı. Yetkililer, hayatını kaybeden darbe mağdurlarının ödemelerinin ise hak sahiplerine yapıldığını bildirdiler. Bu çerçevede, 42 yıl önce gerçekleşen 1971 darbesiyle ilgili de yaklaşık 40 mağdur TSK mensubunun başvuruda bulunduğu belirtildi.

Çevik Bir’in isyanı büyüyor

1131228-cevik-birMustafa Türk /Ankara

Karadayı hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunan 28 Şubat tutuklusu emekli Orgeneral Çevik Bir “Emri veren Genelkurmay Başkanı. Biz içerdeyiz ama o dışarda. Neden hala Karadayı’yı almıyorlar” dedi.

BEN CEZAEVİNDE YATARKEN ‘AMİRİM’ KARADAYI HALEN NEDEN DIŞARIDA?

28 ŞUBAT soruşturması kapsamında tutuklanan eski Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Çevik Bir’in 28 Şubat soruşturması kapsamında emri verene dokunulmamasıyla ilgili isyanı sürüyor. Bir’in “Emri veren Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı, biz içerideyiz ama o dışarıda. “Hala neden Karadayı’yı almıyorlar” diye sitem ettiği öğrenildi. Bir geçtiğimiz haftalarda Karadayı hakkında suç duyurusu yapmıştı.

Suç duyurusu yaptım, ne oldu?

Sincan F Tipi Cezaevi’ne görüşmeye giden avukatlarına daha önce İsmail Hakkı Karadayı hakkında suç duyurusu yaptığını hatırlatan Çevik bir’in, “Hala neden Karadayı’yı almıyorlar” ifadesini kullandığı belirtildi. Alınan bilgiye göre Bir’in, avukatlarından soruşturmanın gidişi ve iddianame süreciyle ilgili bilgi alırken “Emri veren Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı, biz içerdeyiz ama o dışarıda” dediği kaydedildi.

Herşeyi Karadayı emriyle yaptım

Daha önce Karadayı hakkında suç duyurusunda bulunan Çevik Bir, kendisinin 2. Başkan olarak sadece karargahtan sorumlu olduğunu ifade etmiş, gerçek sorumlunun dönemin Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı olduğunu söylemişti. Bir, hazırladığı suç duyurusu dilekçesinde, BÇG’nin tüm çalışmalarının Karadayı’nın izni ile başlatıldığı ve Karadayı’dan aldığı emirle BÇG çalışmalarını başlattığını iddia etmişti. Herşeyin yasalar içinde yapıldığını ileri süren Bir, soruşturmaya Karadayı’nın da dahil edilmesini istemişti.

İddianame UYAP’ta, son rötuşlar yapılıyor

28 ŞUBAT soruşturması kapsamında aralarında Çevik Bir’in de bulunduğu şüpheliler hakkında hazırlanan iddianame 550 sayfaya ulaştı. Yılbaşı sonrası iddianameyi bitirmeyi hedefleyen savcı Mustafa Bilgili, iddianameye ek tüm dokümanları UYAP sistemine kaydetti. 28 Şubat soruşturması kapsamında Meclis arşivleri taraması sürerken savcılığın daha önce ulaştığı tüm belgeleri UYAP sistemine yüklediği ve iddianameye ek olarak sunacağı kaydedildi. Savcı Bilgili, bu kapsamda iddianame yazımını sürdürürken yardım için savcı Kemal Çetin de harekete geçti. En kısa sürede iddianameyi bitirmeyi hedefleyen savcılığın belgeler ve ifadelerin çok olması nedeniyle iddianameyi yılbaşına yetiştiremeyeceği öğrenildi. Savcılık iddianameyi tamamlamak için müşteki ifadelerinin tamamlanmasını, bu kapsamda illere gönderdiği talimatların gelmesini bekliyor. Soruşturma savcısı Mustafa Bilgili’nin Genelkurmay Karargahından istediği tüm belgelerin gönderildiği öğrenilirken savcılığın bundan sonra karargahtan isteyeceği herhangi bir belge olmadığı ifade edildi

Kategoriler:ADALET, ASDER, ayim, hukuk, kanun, medeniyet, tsk

TSK DİSİPLİN KANUNU HAKKINDA

69_bMilli Savunma Bakanlığı’nca hazırlanan ve 19.12.2012 tarih ve B.02.0.KKG.0.10.101-561/ 5376 sayı Başbakan’ın onayı ile Meclis Başkanlığına sunulan “Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu Tasarısı” emekli bir asker ve araştırmacı-yazar olarak elbette son derece ilgimizi çekiyor. Yaşamış olduğumuz tecrübelerin ve araştırmalarımızın ışığında değerlendirmelerimiz olacaktır.
Askerlik disiplin ve mutlak itaat demektir. Ancak disiplini sağlamak için yapılan eğitimlerle cezalandırma ve ödüllendirme hususları aynı kavramlar olamaz. Aynı şekilde ele alınamaz. Ceza ehliyeti hakimlerde olmazsa objektiflikten uzak ve önyargılarla dolu olması kaçınılmazdır. YAŞ kararlarının yargıya kapalı olduğu dönemlerde yapılan uygulamaların benzerlerinin yaşanmaması için yeni çıkartılacak olan kanunun dikkatle incelemesi gerekmektedir.
Bu hali ile kabul edilmesi halinde;
Bu kanun genç kuşaklarla amirlerin arasının açılmasına sebep olacaktır.
Askeri yargıyı bypass ederek, bütün askeri kabahat ve cürümlerin amirler vasıtasıyla cezalandırılması yolunu açarak, astın hukukunun korunmasının yollarını kaldıracaktır.
Yargı birliğini sağlayacak bir anayasanın kabulü halinde, sivilleşen yargıya ihtiyaç duymadan kendi disiplin kanunu ile disiplin tesis etme çabası içine giren bir anlayışın Silahlı Kuvvetlere hakim olmasına sebep olacaktır.
Silahlı Kuvvetlerde, ideolojik tasfiyenin mekanizması olarak kullanılacaktır.
Silahlı Kuvvetlerde liyakate göre değil, ideolojiye göre yükselenlerin hakim olduğu, dolayısıyla fikri ve ilmi yetenek olarak, dünyadaki emsalleri ile yarışamayacak bir komuta yapısına sebep olacaktır.
Suçsuz insanlar, yetkileri arttırılmış kasıtlı amirler tarafından hak etmedikleri şekilde cezalandırılarak disiplin sağlanamaz. Astının hukukuna riayet etmeyen amir de, kurullar da, komutanlar da, yargı da, yürütme de, yasama da, ortaya çıkacak disiplinsizlik ve durumlardan sorumlu olacaktır. Bir taraftan geçmiş darbeler araştırılırken ve darbelere dayanak olan mevzuatın ıslahına çalışılırken, diğer taraftan gelecek darbelerin kadrolarının oluşturulmasına dayanak olacak yasal düzenlemelere onay verilmemelidir.
Savaş zamanlarında amirler olağan üstü yetkilere sahip olurlar. Lakin barış zamanlarında savaş zamanına benzer metotlar kullanılması askeri disiplini sağlamaz, bilakis iç disiplini zedeler ve askerin içinde husumet ve hesaplaşmalar doğurur. Yukarıda maddeler halinde saydığımız gibi gayrimeşru kadrolaşmaların önünü açar.
Bu kanun tasarısının en önemli maddesi “Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) Disiplin Kanun Tasarısı’na göre, silahlı kuvvetlerden ayırma cezası yüksek disiplin kurulu tarafından verilebilecek. Kuvvet Komutanlıkları ile Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı’nda teşkil edilecek yüksek disiplin kurulları; kurmay başkanın başkanlığında personel, istihbarat ve harekat başkanları, personel ve tayin dairesi başkanları, adli müşavir veya hukuk müşaviri, kıdem, sicil ve personel yönetimi ile ilgili şube müdüründen oluşacak.” başlığı altında toplanan maddedir.
Hazırlanan bu kanunda esas hedef YAŞ kararlarının yargıya açılması ile oluşturulmaya çalışılan hukuki zeminin baypas edilerek tekrar eski sisteme dönülmek istenmesidir. Diğer maddeler bu maddenin tabanını dolduran dolgu malzemelerinden başka bir şey değildir. Esas amaç yargıyı baypas edip cuntalaşmanın ve keyfi ihraçların önünün açılmak istenmesidir.
Disiplin Kurullarında hiç hakim sınıfından bahsedilmemektedir. Yani sınıf subaylarından ve bir astsubaydan teşkil olunacak. Emir komuta zinciri içinde yer alan bir disiplin kurulu ne kadar önyargıdan uzak olacak, ne kadar adil olacak.
Halbuki emir komuta zincirinden arındırılmış, yargı bağımsızlığı sağlanmış hakim sınıfından oluşturulacak disiplin mahkemeleri daha adil kararlar verebilecektir.
Yargısız infazların önüne geçelim derken yargısız infazların yolunu bu kanun tasarısı ile kanuni gerekçeleri haiz, adaletten uzak bir uygulamaya bırakmış olacaktır.
Amirlerin sürekli yazılı veya sözlü ikazları altında “mobbing’e” imkan sağlayacak bir uygulama kanunlaştırılmaya çalışılmaktadır.
Sıralı sicil amirlerinin 28 Şubat sürecinde nasıl icraatlar yaptığını, ve emri altındakileri aslı astarı olmayan hangi suçlamalarla ihraçlarına zemin hazırladıklarını bizzat gördük ve yaşadık.
YAŞ kararlarının yargıya açılmasından sonra yargıdan kaçırılmaya çalışılan bir uygulama kanuni dayanak haline getirilip yeni masumların korkulu rüyası olacak ve TSK’yı sorunlar yumağı haline getirecektir.
Adil yargı, yargıyı bilen hukukçuların işi olmalı ve İnsan Hakları Evrensen Beyannamesine aykırı bir yapılaşma ile personeline sürekli suçlu muamelesi yapacak bir yapılanmaya fırsat verecek düzenleme yapılmasına izin verilmemelidir.
Darbeleri soruşturma komisyonu raporlarına bakıldığında yargıya intikal ettirilmeyen, el altından mobbing yolu ile personelin yıldırıldığı ve disiplinsizlik gibi gösterilerek personelin haksız yollardan ihraç edildiği ve mağdur edildiği yaşanan pek çok vakalarla ortadadır.
Darbelere zemin hazırlayan cuntacı kadrolaşmaların zeminin hukuka aykırı yapılan işlemlerde gizlidir.
Bunun sebep ve sonuçları anlaşılmadan TSK Disiplin Kanununun yargıyı baypas ederek yeni bir kanunla çıkartılması problemleri çözmeyecek, disiplini sağlamayacak, aksine gizli cuntacı yapılanmaların, kanunsuz ihraçların odak noktası haline gelecektir.
TSK Disiplin Kanununun bu hususlar ele alınarak tekrar gözden geçirilmesinin, ve askeri hiyerarşiden arındırılmış, yargı bağımsızlığı sağlanmış hakimler tarafından oluşturulacak mahkemelere devredilmesi gerektiği hususunun göz önüne alınmasını dilerim.
Adalette sınıfta kalmayalım.

Ahmet TÜRKAN – HABERNAME