Arşiv

Posts Tagged ‘12 eylül’

12 Eylül’de işkence yapmadığı için işkence gören yüzbaşı, davaya müdahil oluyor

12 Eylül darbesi sırasında Sıkıyönetim 2 Numaralı Askerî Cezaevi Müdürü olarak görev yapan Bektaş Tufan Güneş, 12 Eylül davasına müdahil olmak için başvuruda bulundu. Kıbrıs gazisi, Topçu Kıdemli Yüzbaşı Güneş, cezaevindeki işkenceye ve insan hakları ihlallerine karşı çıkarak istifa etmişti. Güneş, cezevinde işkence yaptırmadığı için istifasından sonra kendisine işkence yapıldığını söylüyor.

12 Eylül darbecilerinin yargılanacağı 4 Ni-san’da başlayacak davaya ilginç bir müdahillik başvurusu yapıldı. Darbe döneminde Erzurum-Ağrı-Kars ve Artvin’deki askerî cezaevlerinde müdür olarak görev yapan Kıdemli Topçu Yüzbaşı Bektaş Tufan Güneş, davaya müdahil olmak için mahkemeye dilekçe verdi. Güneş, görev yaptığı cezaevlerinde işkenceye karşı çıktığı için istifa etmek zorunda kaldığını belirtiyor ve ekliyor: “Daha sonra Kıbrıs gazisi payeme bakılmaksızın apar topar yakalanarak işkenceye maruz kaldım.”

Yüzbaşı Güneş, cezaevi komutanı olarak görev yaparken işkencelere ve insan hakları ihlallerine karşı çıktığını ve bu tür uygulamalara izin vermediğini belirtiyor. Bundan dolayı hedef yapıldığını söyleyerek “Silahlı Kuvvetler’de bu tür bir mücadele verdiğim ve işkenceye izin vermediğim için damgalanmıştım.” diyor. Güneş, üst makamlardan gelen işkence emirleri sebebiyle istifasını sunar ve izin alarak İngiltere’deki kardeşinin yanına gider. Ancak istifa talebine hiçbir cevap verilmeden Dışişleri Bakanlığı’nın bir talimatıyla sorgusuz sualsiz pasaportuna el konulur.

O dönem yaşadıklarını anlatırken gözleri dolan Yüzbaşı Güneş, “Benim yüzbaşı ve gazi subay olduğumu biliyorlardı, sıkılmadan da ‘Türk vatandaşı olup olmadığını kontrol edin’ dediler. Kıbrıs’ta savaşmış bir gazi olarak bu çok onuruma dokundu.” diye konuşuyor. Havaalanında bir terörist gibi karşılandığını ifade ederek, “Keşke vücuduma daha fazla işkence yapsalardı da bu soruyu sormasaydılar. Sebep neydi? Cezaevi komutanı iken işkence yaptırmamam ve istifa dilekçesi sunmam.” değerlendirmesini yapıyor. Yüzbaşı Güneş, Ankara’da işkenceye alınır. Gözleri ve elleri bağlanır. 60-70 kişinin tıkıldığı daracık mekânlarda rütbe ve gazilik payesine bakılmaksızın kendisiyle alay edilir. Üstelik istifasına cevap da verilmediği için hâlâ muvazzaf bir subaydır. Yaşadıklarını bir asker için onur kırıcı olarak niteleyen Güneş, “Ben cezaevi komutanı iken bunlara karşı çıktığım için kaderin garip bir cilvesi olarak şimdi kendisine işkence yapılan kişi oldum. Gözlerimin önünde insanların biçilmiş ekin gibi o sadist kişilerin ellerinde uğradıkları işkencelere şahit oldum.” şeklinde konuşuyor.

İşkence odasından kurtuluşu ise tamamen bir tesadüftür. Kıbrıs’taki başarılarını ve adını bilen bir polisin kendisini tanımasıyla oradan çıkarılır. Kısa bir süre sonra da istifa süreci netleşir ve ordudan ayrılır. Müstafi Yüzbaşı Güneş, Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunduğu dilekçede şu ifadelere yer verdi: “…Aradan 32 yıl geçmiş olmasına rağmen kalıcı izleriyle bugün de devam etmekte olan mağduriyetim nedeniyle 12 Eylül dönemine ilişkin davaya müdahil olarak katılmak arzusundayım.”

İLYAS KOÇ – ZAMAN
http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1247459&title=12-eylulde-iskence-yapmadigi-icin-iskence-goren-yuzbasi-davaya-mudahil-oluyor

Kategoriler:ASDER, ayim, kanun, tsk Etiketler:, , ,

Darbecilerin ’10 derin’ tezgahı!

Evren ve dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı Şahinkaya hakkında iki kez ağırlaştırılmış müebbet istenen iddianamede darbe için tezgahlanan kanlı olaylar tek tek sıralandı.
Gökhan Özdağ’ın haberi

12 Eylül darbesinin mimarı Kenan Evren ve dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı Tahsin Şahinkaya hakkındaki soruşturmanın tamamlanmasının ardından hazırlanan iddianame Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. Böylece darbenin komuta kademesine resmen dava açılmış oldu. Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Kemal Çetin’in hazırladığı iddianame ‘demokrasi manifestosu’ niteliğini taşıyor. Evren ve Şahinkaya, Türkiye Cumhuriyeti anayasasını ve bu anayasayla teşekkül etmiş TBMM’yi ortadan kaldırmakla suçlanıyor. İki kez ağırlaştırılmış müebbet hapis isteyen savcılık, ‘yurtdışına çıkış yasağı ve adli kontrol’ talebinde de bulundu.

İddianamede savcılar, 1980 öncesi meydana gelen ve darbeye gerekçe gösterilen terör olaylarını ayrıntılı olarak değerlendirdi. Kaos ve kargaşa oluşturarak ülkeyi adım adım askeri darbeye sürüklemek için şartlarının oluşmasını bekledikleri sonucuna varıldığı belirtildi. 1977’deki ‘Kanlı 1 Mayıs’, Abdi İpekçi’nin katledilmesi, Kahramanmaraş, Çorum, Sivas olayları ve 16 Mart katliamı gibi 10 kanlı senaryonun darbeye zemin hazırlamak isteyen gizli güçler tarafından tertiplendiği tek tek anlatıldı.

1 MAYIS PROVOKASYONDU

Siyasi tarihe ‘Kanlı 1 Mayıs’ olarak geçen ve 34 kişinin öldüğü 1977’de İşçi Bayramı kutlamaları iddianamede geniş yer buldu. Taksim’deki kutlamalar anlatılarak tanık ifadelerine yer verildi. Değerlendirme kısmında “Olayda gerek İntercontinental Oteli’nden gerekse Sular İdaresi binasının üstünden ateş edenlerin birçok kişi tarafından görülmüş olmasına rağmen güvenlik güçlerinin gerçek suçluların hiçbirisini yakalayamamış olması hususları gözetildiğinde, olayın toplumu kaosa ve iç çatışmaya sürüklemek, nihai hedef olarak ise askeri darbeye zemin hazırlamak amacıyla devlet içinde yönetimi ele geçirmek isteyenlerin yönlendirmesi ve kurgulamasıyla çıkarılmış bir provokasyon olduğu ve etkili güçlerin polisin de görev yapmasını engellediği kanaatine varılmaktadır” denildi.

HAMİDO’NUN KATİLİ GİZLİ GÜÇLER

6 ve 7 Nisan 1978’de postaneden gönderilen bombalar nedeniyle Hamido diye tanınan Malatya Belediye Başkanı Hamit Fendoğlu, gelini ve torununun öldürüldüğü hatırlatıldı. Ardından Adıyaman Emniyet Müdür Muavini Abdulkadir Aksu ile Kahramanmaraş’ın Pazarcık ilçesindeki CHP’li İlçe Başkanı ve milletvekili adayı Memiş Özdal’ın gönderilen bombalardan şans eseri kurtulduğu aktarıldı. Savcılar 3 adet bombanın aynı ilden bir gün arayla farklı siyasi görüşteki kişilere gönderilmiş olmasını “Toplumda kaos oluşturmak ve darbeye zemin hazırlamak isteyen gizli güçler tarafından tertiplendiğini göstermektedir” ifadeleriyle değerlendirdi.

7 ÖĞRENCİ KAOS İÇİN ÖLDÜRÜLDÜ

16 Mart 1978’de İstanbul Üniversitesi’nin kapısı önündeki sol görüşlü 7 öğrencinin katledilmesi de detaylı şekilde anlatıldı. Bombayı atan Zülküf İsot’un itirafı ablasının ağzından iddianameye şöyle yansıdı: “Polis aracı ile gittiklerini, polislerin de kendilerine yardım ettiklerini, bombayı kendisine attırdıklarını, o anda insanların feryatlarını, bağırmalarını gözleri dolu dolu anlattı. ‘Çok pişmanım’ dedi.” İsot’un bu itiraftan kısa bir süre sonra öldürüldüğü belirtildi. İsot’un katilinin de kendisi gibi bir ülkücü olan Latif Aktı olduğu ve sanığın 8 sene hapis yattığı hatırlatıldı. Ülkücü itirafçı Ali Yurtaslan’ın “Öğrencilerin üzerine atılan bombayı Ülkü Ocakları 2. Başkanı Abdullah Çatlı, orduda görev yapan bir yüzbaşıdan 7 tane TNT kalıbı temin etti” açıklamalarına yer verildi. Savcılara göre olay; suçlunun takibine amirleri tarafından müdahale edildiğini belirten görevli polisin beyanları, İsot’un eylemi polisin kendisine yaptırdığını belirten beyanları, o tarihlerde POL-DER ve POL-BİR olarak bölünmüş olan polis içerisindeki görevlilerin de kullanılması ile toplumda kaos oluşturmak ve yönetimi ele geçirmek isteyen güçler tarafından çıkartıldı.

AMAÇ ALEVİ SÜNNİ ÇATIŞMASI

3 Eylül 1978’de Alevi – Sünni çatışması çıkartmak amacıyla gerçekleştirildiği belirtilen ve şehri savaş alanına çeviren olaylarda 11 vatandaşın öldürüldüğü kaydedildi. Olayda dönemin Devlet Bakanı Enver Akova’nın Sivas halkının olaylara karışmadığını, aşırı uçların silah aldıkları kaynakların aynı olduğu şeklindeki beyanı, bazı güvenlik güçlerinin Sivas’a dışarıdan toplulukların getirildiğine söylemesi, Alevi ve Sünni yapısı nedeniyle kentin provokatif eylemler için uygun olması, Sünnileri Aleviler aleyhine kışkırtmaya yönelik sloganların atılmış olması değerlendirilerek “Olayın ülkeyi kaosa sürükleyerek, askeri darbeye zemin hazırlamak isteyen güçler tarafından çıkarıldığı anlaşılmıştır” ifadeleri kullanıldı.

ASKER MARAŞ’TA PASİF KALDI

19-26 Aralık 1978 tarihleri arasında Kahramanmaraş’ta meydana gelen olayların darbeye giden yolda önemli dönüm noktası olduğu vurgulandı. Darbeye gerekçe olarak da gösterilen ve Alevi-Sünni çatışması çıkartmak için planlanan çatışma ve saldırılarda 105 kişinin öldüğü ve yüzlerce vatandaşın yaralandığı belirtildi. Tanık ve dönemin yetkililerinin açıklamalarında da yer verilen iddianamede Kahramanmaraş olaylarında, dönemin İçişleri Bakanı ve Valisinin yardım taleplerine olumsuz cevap verildiği vurgulandı. Olaylara müdahale için çevre illerden gelebilecek askeri birliklerin 25 Aralık’a kadar gelmediği hatırlatılarak, şunlar dile getirildi: “Başbakan Ecevit’in, olaylarda askeri birliklerin pasif kaldığına yönelik beyanları, son 3 günde polisin olaylardan el çektirilmesi, askeri birliklerin yetersiz ve pasif kalmaları nedeniyle olaylara etkin müdahale edilmemesi, Tayyar Paşa adındaki Tuğgeneralin, Ökkeş Kenger’e söylediği “Siz ne biçim Milliyetçisiniz, ne biçim Ülkücüsünüz, size böyle mi emir verildi. yüzünüze gözünüze bulaştırdınız.” şeklindeki sözleri, infiale neden olan anonsu kimin yaptığının tespit edilememesi, kendisini milli piyangocu olarak tanıtan 26 kişinin bulunamaması, ölen 2 solcu öğretmenin cenazelerinin hastaneden tesliminin Cuma namazı saatine denk getirilmesi, dönemin Elazığ Valisinin kontrgerilla tarafından tehdit edildiğini belirtmesi, Pazarcık ilçesinin köyünde öğretmenlik yapan Akif Dalgaç’ın olaya katılan grubu bir subayın yönlendirdiğini beyan etmesi hususları dikkate alındığında, olayların toplumda kaos oluşturmak ve askeri darbeye zemin hazırlamak isteyen güçler tarafından çıkarıldığı, etkin güvenlik kuvvetlerince de müdahale edilmediği kanaatine varılmaktadır.”

AĞCA’YI AYNI GÜÇLER KAÇIRDI

1 Şubat 1979’de Milliyet Gazetesi başyazarı Abdi İpekçi’nin katledilmesi de 12 Eylül iddianamesinde darbeye gerekçe gösterilen terör olayları içerisinde yer aldı. İpekçi’nin tetikçisi Mehmet Ali Ağca hakkında şu ifadelere yer verildi: “Ağca’nın kendisine eylemi yaptıranları açıklayacağına dair yapmış olduğu açıklamadan sonra Maltepe Askeri Cezaevinden asker elbisesi giydirilerek kaçırılması, ülkenin kaos ve çatışmaya sürüklenerek yönetilemez hale getirilmesini isteyen güçler tarafından planlandığını göstermektedir.”
AYNI SENARYO ÇORUM’DA SAHNELENDİ

Daha önce Kahramanmaraş ve Malatya’da ortaya konulan kaos senaryosunun 1980’in Temmuz ayında Çorum’da sahnelendiği belirtildi. Camiye bomba atıldığı ve suların zehirlendiği gibi söylentilerle başlatılan olaylar sonucunda tanık beyanlarına göre 57 kişi hayatını kaybetti ve çok sayıda vatandaş yaralandı. Değerlendirme kısmında olaya müdahale için gelen Amasya Tugay komutanın olaylar yatışmadan birliklerini geri çekmesi belirtildi. Olayı bizzat yaşayan Adnan Baran’ın polis ve askerin olaylara müdahale etmediği, kendisiyle birlikte firari sanıkların kentte rahatça gezmelerine izin verildiği, bazı subayların sağ ve sol gruplara silah ve patlayıcı verdikleri itiraflarına yer verildi. Camiye bomba atılmadığını yine aynı camide anlatmaya çalışan Kazım Aras isimli şahsın gerçeğin ortaya çıkmasını istemeyen kişilerce sopa darbeleriyle etkisiz hale getirildiği belirtilerek olayın kaos çıkararak darbeye zemin için çıkartıldığı vurgulandı.

FATSA’YA MÜDAHALE

Ordu’nun Fatsa ilçesinde 14 Ekimde 1979 ara seçimlerinde arkasında Devrimci Yol örgütünün desteği olan Terzi Fikri adıyla üne kavuşan Fikri Sönmez’in belediye başkanı seçildiği belirtildi. Sönmez’in “Ben tek başıma değil Türkiye Devrimci Hareketin göstermiş olduğu bir adayım” ifadeleri sonrasında 8 Temmuz 1980’de Samsun’dan gelen askeri birliklerle Fatsa’ya operasyon düzenlendiği aktarıldı. Operasyon emrini Genelkurmay Başkanı şüpheli Kenan Evren’in verdiği vurgulanarak Sönmez ile birlikte 300 kişinin gözaltına alındığı aktarıldı. O tarihte sıkıyönetim ilan edilen iller arasında Ordu’nun olmadığı ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sıkıyönetim olmayan bir bölgede olaylara müdahale ettiği belirtildi. Şüpheli Kenan Evren’in, Kahramanmaraş olaylarına asker olarak neden müdahale edilmediği sorulduğunda, sıkıyönetim ilan edilmediği için yetkilerinin olmadığını belirttiği açıklamasına vurgu yapılarak, “Esasen her gün onlarca insanımızın terör olaylarından öldüğü bir ortamda, Başbakan, hükümet ve diğer siyasi parti liderlerine doğrudan, Cumhurbaşkanına ise doğrudan olmasa bile dolaylı olarak müdahalede bulunabileceğine ilişkin uyarı mektubu verebilecek kadar kendisini güçlü gören askeri yönetimin, terör olaylarına müdahale ederek suçluları adli merciler önüne çıkarması, toplum ve siyasi iktidar tarafından ancak takdir edilebilirdi. Fatsa operasyonu bu yönüyle dikkate değerdir” denildi.

ASIL AMAÇ DARBE

Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ün görev süresinin 6 Nisan 1980’de dolması üzerine CHP adayı Muhsin Batur’un 303 oy alması iddianameye yansıdı. Bu sırada Güneydoğu’da bulunan TSK komuta heyetinin Cumhurbaşkanının seçilme ihtimalinden rahatsız olduğu belirtilerek, İçişleri Bakanı Orhan Eren’nin anlatımlarına yer verildi: “Bir ara komuta heyeti dışarı çıktı. Sonra Org. Sedat Celasun’un gelerek 1 gün sonra Ankara’ya gitmek istediklerini söyledi. Orhan Eren’in endişeyi sezerek ne olduğunu sorması üzerine, Celasun Paşa “baksanıza adamlar

Cumhurbaşkanını seçiyorlar,” demesi üzerine Orhan Eren’in “endişe etmeyin paşam seçemezler, 303’te olsa seçemezler.” Bu konuşmalardan dönemin TSK komuta kademesinin yapmış olduğu darbe planının akamete uğramaması için, Cumhurbaşkanının seçilmesini istemediği ve siyasi istikrarsızlığı darbe yapmak için bir fırsat olarak gördüğü vurgulandı. Asıl amacın ise her halükarda darbe yapmak olduğu sonucuna varılmaktadır.

KONYA MİTİNGİNE SIZDILAR

İsrail’in 23 Temmuz 1980’de Kudüs’ü, İsrail’in ebedi başkenti ilan etmesi üzerine MSP tarafından 6 Eylül 1980’de Konya’da gerçekleştirdiği Kudüs mitinginin ayrıntıları da iddianamede yer aldı. 80 darbesine gerekçe gösterilen mitingde provokatörlerin laiklik aleyhine sloganlar attığı tanık beyanlarına dayanılarak aktarıldı. 6 Eylül 1980’deki Konya mitingi askeri darbenin liderleri tarafından ise “bardağı taşıran son damla” olarak görülmüştür. Askeri darbenin lideri şüpheli Kenan Evren 16 Eylül’de yaptığı ilk basın toplantısında mitingden şu şekilde bahsediyordu: “Konya olayları gericiliğin ne boyutlara ulaştığını göstermiştir. Milletimizin bu olay karşısında gözleri açılmış, tehlikeyi bütün boyutlarıyla görmüştür.” Darbenin planlayıcılarından Haydar Saltık’ın “Konya mitingi 12 Eylül’e gelinmesinde bardağı taşıran son damla olmuştur” ifadesine yer verilerek, “Mitingde MSP’nin Genel Başkanı olan Erbakan’ın komutuyla söylettiği İstiklal Marşı sırasında bazı şahısların ayağa kalkmamaları, olaydan sonra Erbakan ve Belediye Başkanı Mehmet Keçeciler tarafından yapılan şikayetlerden bir sonuç alınmaması ve bu kişilerin irtica görüntüleri veren abartılı kıyafetleri dikkate alındığında MSP’li olmadığı, benzer provakatif eylemler için hazırlanmış, yapılacak darbede gerekçe kullanılacak kişiler olduğu sonucuna varılmaktadır” değerlendirmesinde bulunuldu.

BUGÜN

“Bugün Olsa Yine Darbe Yaparım”

Darbe soruşturması kapsamında sorgulanan 12 Eylül döneminin Hava Kuvvetleri Komutanı ve Milli Güvenlik Konseyi üyesi Org. Şahinkaya’nın ifadesine ulaşıldı…

Darbe soruşturması kapsamında 31 yıl sonra sorgulanan 12 Eylül döneminin Hava Kuvvetleri Komutanı ve Milli Güvenlik Konseyi üyesi Orgeneral Tahsin Şahinkaya’nın ifadesine ulaşıldı…

Şahinkaya tedavi gördüğü GATA’daki odasında avukatı Ömer Nihat Özgün nezaretinde soruları yanıtladı.

Hürriyet’in haberine göre Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Fikret Seçen, 8 Haziran 2011’de emekli Orgeneral Şahinkaya’ya 12 soru sordu. Tüm soruları yanıtlayan Şahinkaya, “Bugün olsa yine yaparım. Biz darbe yapmadık, kanlı olayların önüne geçtik” dedi. İşte Şahinkaya’nın 6 sayfalık ifadesinden dikkat çekici bölümler:

Memleket bölünmüş kardeş kardeşi öldürüyordu

SORU: Daha önce yapmış olduğunuz gizli plan çerçevesinde, halkın vergileriyle alınan ve ülke savunması için emanetinize tevdi olunan silahları kullanarak darbe yapıp ülke yönetimine el koydunuz. Ne diyorsunuz?

Öyle bir durum içerisinde idik ki, memleket bölünmüş ve ayrılmış paramparça olmuş, kardeş kardeşi öldürüyor, sağ sol hareketleri had safhasına gelmiş ve biz de halk karşısında mevcudiyetimizi muhafaza edecek veyahutta dönemimizin başında görevini yapamamış bir insan olarak kendimizi gördük. Bütün komuta kademesi, yüksek komuta kademesi, tugaylara kadar hep beraber buna bir çare bulunması için Genelkurmay Başkanlığı altında ve emir komuta zinciri altında buna bir çözüm bulmak istedik. Biz darbe yapmadık. Zira darbe yapan insan 2-3 yıl sonra hükümeti bırakmaz. Biz kanlı olayların önüne geçtik.

SORU: Bu eylemi hangi yasal dayanakla gerçekleştirdiniz?

İç hizmet Kanunu’nun 35. Maddesi’nde bize verilen devleti koruma ve kollama yetkisine dayanarak, yönetime el koyduk.

SORU: Hükümete el koyma olarak nitelendirdiğiniz faaliyetin yasal bir dayanağı mevcut ise neden 1982 Anayasası’nın geçici 15. Maddesi’ni düzenleyerek bu faaliyete katılanları cezai ve mali, hukuki sorumluluktan kurtarmaya çalıştınız?

Bu düzenlemeyi sadece komutanlar açısından düşünmedik, o dönemdeki Danışma Meclisi, sivil idarede görev alan şahısların da yargılanmasının uygun olmayacağını düşündük.

SORU: Meclis’e ait olan yasama yetkisini ve Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu’na ait olan yürütme görevini, üstelik hiyerarşik olarak bağlı olduğunuz kurumlara silahlı güç kullanarak ortadan kaldırdınız. Ne diyorsunuz?

O dönemde Meclis diye bir şey yoktu. Milletvekilleri Meclis’teki toplantılara dahi iştirak etmiyordu. 6 ay boyunca Meclis Başkanı ve Cumhurbaşkanı seçilemedi. Dolayısıyla millet adına bu yetkileri kullanacak bir kurum yoktu.

SORU: 11 Eylül 1980’de devam eden terör eylemleri 12 Eylül 1980’de nasıl birden önlenmiş, suçlular yakalanmıştır. Suçluların yeri ve kimlikleri biliniyorsa, neden askeri darbe yapılmadan yakalanmamışlardır?

Askeri müdahaleden sonra halkta bir sevinç yaşandı. Bu sevinç ve rehavetten kaynaklanan nedenlerle eylemler azaldı. Muhtemelen yasadışı gruplar değerlendirme yapmak amacıyla beklediler. Kısa bir süre sonra takriben bir ay sonra tekrar yeniden hadiseler başladı. Çıkardığımız kanunlarla Sıkıyönetim Komutanlığı’nın yetkilerini artırdık. Bu komutanlıklar yetkilerini kullandıkça eylemlerde azalma ve kesilme oldu. Sonra gruplar kontrol altına alındı.

Yabancı bir ülkeden emir ve talimat almam

SORU: 12 Eylül darbesinin yapıldığı gece ABD Başkanı Carter’ı arayan Dışişleri Bakanı Muskie’nin Carter’a ‘Mr. President, Türk Ordusu’nun komuta heyeti Ankara’da yönetime el koydu. Herhangi bir kaygıya gerek yok. Kimler müdahale etmesi gerekiyorsa onlar müdahale etti’ şeklinde beyanda bulunduğu anlaşılmıştır. 11 Eylül 1980 günü Hava Kuvvetleri Komutanı olarak sizin ABD’den döndüğünüz gözönünde bulundurulduğunda 12 Eylül askeri darbesi ABD’nin bilgisi ve desteğiyle mi yapılmıştır? Bu konuda ne diyorsunuz?

Amerikalılar beni ve eşimi Hava Kuvvetleri Komutanı olarak Amerika’ya davet ettiler. Amerika’ya gitmeden önce müdahale tarihini 12 Eylül sabahı olarak kararlaştırmıştık. Hatta, Kenan Evren’e Amerika gezisine katılmayayım dedim. Bunun üzerine bu gezi programını kısa tutmak amacıyla eşimin rahatsız olduğunu, bir an önce Türkiye’ye dönmem gerektiğini ilgililere bildirdim. Hatta o dönemin Amerika Büyükelçisi olan Şükrü Elekdağ, Washington’da eşimi gördüğünde, ‘Hayrola nasıl bir rahatsızlığınız var’ diye ilgilendi. 11 Eylül 1980 günü Türkiye’ye döneceğim sırada Amerika Genelkurmay Başkanı ile kahvaltı ettik. Bir gün sonra Türkiye’de askeri müdahalenin olduğu kendisine söylendiğinde şaşırarak böyle bir şeyi kendisine söylemediğimi beyan etmiş. Türk Hava Kuvvetleri Komutanı olarak yabancı bir ülkeden emir ve talimat almam. Onların talimatlarıyla hareket etmem. Kesinlikle bu iddiayı kabul etmiyorum.

Yine yaparım

SORU: Pişman mısınız?

O dönemin şartlarında gerek fert olarak gerek Kuvvet Komutanı olarak kendimi bu olaylardan soyutlayamazdım. Aksi takdirde kendinizi vatan haini görüp, utançtan yaşayamazdınız. Aynı şartlarda şimdi olsa elimde de imkân olsa böyle bir olaya katılırdım. Çünkü milletin aciziyetini sürekli görüyordum. Bir annenin yanıma gelip ayaklarınızı öpeyim diyerek bize gösterdiği minneti hiç unutmuyorum.

Siyasi değil askerdik

SORU: Dönemin TSK komuta kademesi olarak sizlerin siyasi istikrarsızlığı darbe yapmak için bir fırsat olarak gördüğünüz iddia edilmektedir. Bu konuda ne diyorsunuz?

Sizi temin ederim ki, zamanın komutanları olarak bizim yönetime el koymak gibi bir düşüncemiz yoktu. Zira biz siyasi kişiler değildik, askerdik. Kesinlikle siyasi istikrarsızlıklardan faydalanmak gibi bir düşüncemiz yoktu. Askeri müdahale yapmak amacıyla terör olaylarının üzerine gidilmemesi diye bir şey söz konusu değildir. 

KAYNAK  http://www.habername.com/haber-bugun-olsa-yine-darbe-yaparim-66080.htm