Arşiv

Posts Tagged ‘28 şubat’

ASDER BASIN AÇIKLAMASI

 

DEĞERLİ BASIN MENSUPLARI

Bugün 28 Şubat sürecinde darbeye zemin hazırlayanlar tarafından mağdur edilen
arkadaşlarımız olarak burada toplandık. Basın açıklamamızı müteakip darbe mağdur ve
tanıkları sıfatıyla C.Savcılığına ifade vereceğiz.

Artık darbeler soruşturuluyor ve darbeciler yargılanıyor. Hangi fırtınalardan,
kasırgalardan geçip buraya geldiğimizi sizler de, milletimizde çok iyi bilmektedir. Her ne
kadar bir takım marjinal gruplar darbe yoktur, Ergenekon yoktur deseler de o yıllarda neler
olduğunu, neler yaşandığını bizler çok iyi bilmekteyiz. Bildiklerimizi de zaman zaman, yeri
geldikçe sizlerle paylaşmaktayız. Üstelik daha henüz paylaşmadığımız, üstü açılmadık çok
hatıralarımız vardır.

Değerli basın mensupları; şunu bilin ki; bir darbenin yapılabilmesi için önce
“kurumsal hiyerarşinin ele geçirilmesi” zorunludur. Bu ise, TSK içerisinde örgütlenerek,
önemli komuta merkezlerine nüfuz ettikten sonra, ordu içerisinde farklı bir “örgütsel
hiyerarşi oluşturulması ve TSK kurumsal emir komuta sisteminin devre dışı
bırakılarak, yerini örgüt hiyerarşisinin alması” ile mümkündür.

Bu gerçekleştirildiğinde, gerek TSK emir-komuta zinciri içinde ve gerekse devletin
tüm kurumlarında ve hatta toplumda, artık, örgütsel hiyerarşinin bütün tasarruflarının,
örgüt tarafından kendi amaçları doğrultusunda kullanması sağlanmış olmaktadır.

İşte, BÇG örgütü (BATI CALISMA GRUBU), böyle bir örgüttür.

TSK’nın kurumsal yapısının ele geçirilmesinde, TSK içinde yer alan darbe karşıtı
unsurları bastırmak ve pasifize etmek için, ON BİNE yakın TSK personeli örgüt tarafından
tasfiye edilmiştir. Uygulanan psikolojik harp taktikleri, cebir, şiddet, baskı gibi her türlü
moobing yöntemleri ile binlerce TSK personelinin de istifa ve emeklilik yolu ile ordudan
ayrılması sağlanmıştır. Böylece, 28 Şubat sürecinin ilk aşaması olan TASFİYELERLE
orduya karşı darbe gerçekleştirilmiştir. Bu aşamada, BÇG örgütünün bütün suç konusu
icraatları, ordu tasarrufu gibi gösterilerek, diğer devlet kurumları üzerinde de baskı
oluşturulmuştur. Sadece ordu değil, MGK, YAŞ, TBMM, Yargı, Hükümet, mahalli idareler,
Eğitim kurumları, üniversiteler, bazı basın yayın organları, sivil toplum kurumları ve sermaye
çevreleri topyekün BÇG tarafından baskı altına alınmış, sindirilmiş, çalışamaz hale getirilmiş
ve BÇG’nin isteği doğrultusunda kararlar alınmıştır.

Şimdi hesap zamanıdır. Bağımsız ve tarafsız yargı önünde yargılanma zamanıdır.
Herkes yaptığının karşılığını almalıdır ki bu ülkede darbeler olmasın.

Biz de o dönemin tanık ve mağdurları olarak bu sürece elimizden gelen katkıyı
sağlayacağız.

Saygılarımızla,

Prof.Dr.Nevzat TARHAN

ASDER Genel Başkanı

Necmettin KELEŞ

Genel Sekreter adına

28 Şubat’ın önemli isimleri TBMM’ye geliyor

28 Şubat’ın önemli isimleri TBMM’ye geliyor

10.10.2012 19:11
TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu bünyesindeki 28 Şubat Alt Komisyonu dönemin önemli isimlerini dinlemeye devam ediyor.

Medya patronlarından gazetecilere, iş adamlarından dönemin siyasetçilerine kadar çok sayıda kişiyi dinleyen komisyon, o günlerin en fazla tartışılan aktörlerini dinlemeye hazırlanıyor.

Medya üzerinden irtica paranoyası oluşturmak için o dönemde haberlere bolca konu edilen ve bazı ilişkileri toplum önünde uzun süre tartışılan kişilerden Ali Kalkancı , Emine Kalkancı, Fadime Şahin , Müslüm Gündüz ve Seyhan Soylu (Sisi), Meclis alt komisyonuna o günleri anlatacak. 15 Ekim Pazartesi günü TBMM‘de komisyon üyesi milletvekillerinin sorularını cevaplayacak olan ekipte ilk olarak sabah Ali Kalkancı’nın dinlenmesi bekleniyor. Uzun bir aradan sonra bir araya gelecek olan 5 kişinin aynı gün içinde dinlenmesi hedeflenirken oldukça değerli bilgilere sahip bu kişilerin anlatacakları merakla bekleniyor.

SAMANYOLUHABER.COM

Fişlemenin böylesi görülmedi

Fişlemenin böylesi görülmedi

25.09.2012 09:25
28 Şubat soruşturmasındaki ilginç fişleme belgelerine ulaşıldı. Darbeciler, devleti de milleti de tek tek fişlemiş
28 Şubat soruşturmasında inanılmaz belgelere ulaşıldı. 3. Ordu Komutanlığı, 568 kişiyi fişlemiş. Bunlar arasında vali, müftü belediye başkanı, kaymakam, savcı ve dekanlar da var. Tümgeneral Yücel Ö’nün MİT ve emniyetten yararlanarak “Ev ve iş telefonlarını dinleyin” talimatı ise dudak uçuklattı. Savcılık, 28 Şubat’ın ‘telekulak ekibini’ mercek altına aldı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü 28 Şubat soruşturmasındaki şoke edici belgelere BUGÜN ulaştı.
Başsavcılığın soruşturma kapsamında incelediği belgeler arasından postmodern darbenin telekulak ve fiş ekibi çıktı. Buna göre Başsavcılığın masasındaki belgelerden, 28 Şubat sürecinde Genelkurmay Karargahı’nın MİT bölge temsilciliklerini ordu ve kolordu komutanlıklarının bulundukları yerlerde istihbarat merkezleri olarak kullandığı anlaşıldı. Karargahın talimatına uyan 3. Ordu Komutanlığı’nın 568 kişiyi ‘irtica faal’ listesi altında fişlediği belirlendi.
Bölgedeki vali, belediye başkanı, kaymakam ve savcıların yanı sıra müftü, milli eğitim müdürü, köy imamı, tarım müdürü, PTT müdürü, adliye yazı işleri müdürü, öğretim üyeleri, ilkokul müdürü, tapu müdürü, hemşire ve öğretmenlere kadar bir çok ismin fişlendiği anlaşıldı. Çok sayıda fişlemeye imza atan 3. Ordu Komutanlığı istihbarat merkezinin kayıt altına aldığı kişilerin karşısına “Nurcu, Fazilet Partisi taraftarı, dindar kimselere yakın durur, şıh kardeşidir, eşi tesettürlüdür, makam odasında namaz kılar, Milli Görüşçü’dür, Nakşibendi tarikatı üyesidir, başı açık olanlara kapanmaları için telkinde bulunur, Zaman Gazetesi’yle irtibatlıdır, İran yanlısıdır, eşi mesaide açık diğer zamanlar kapalıdır, irtica yanlısıyla dosttur, Sızıntı dergisi okur, içki içtirmez, sekreteri tesettürlüdür, belediye başkanıyla içki içilen yerlere ruhsat vermez, tutucu muhafazakardır, sosyal etkinliklere katılmaz” şeklinde notlar düştüğü görüldü. Müftüler bile eşi başörtülü olduğu gerekçesiyle fişlendi.
EL YAZILI GİZLİ EMİRLE DİNLEME TALİMATI
Genelkurmay’ın iç tehdit diye ürettiği ‘irtica’ konusundaki ‘gizli’ yazışmaları 1995 yılında el yazısı ile yaptığı ortaya çıktı. Dönemin İstihbarat Başkanı Hava Tümgeneral Yücel Ö. imzalı ‘Gizli’ belgede, “İç tehdit” konulu yazışmaların (fişlemelerin) el yazısı ile yazılarak gönderilmesi isteniyor. Belgede, “Bu yazışmalara ‘Gizli Kişiye Özel’ gizlilik derecesi verilecek, bu hususlardaki uygulama emirleri el yazısı ile yazılarak gönderilecektir. Kontrollü evrak gibi çok sıkı takip ve muhafaza edilecek, fotokopi ile çoğaltılmayacak, bilmesi gerekenlerin dışındaki hiçbir personelin nüfuz etmesine imkan verilmeyecektir” deniliyor.
EŞLERİNİ TAKİP EDİN
Ayrıca yıllardır istihbarat paylaşımı konusunda aralarında sorun olduğu gündeme getirilen TSK, MİT ve Emniyet’in 1995 yılında birlikte hareket ederek dindarları teknik takibe aldıkları anlaşılıyor. Tümgeneral Ö. imzalı ‘Gizli’ emir belgesinde, şu ifadelere yer veriliyor:
“Personelin de ev ve iş telefonları MİT Bölge Temsilcilikleri ve Mahalli Emniyet Makamları ile gerekli koordinelerde bulunularak, dinletileceklerdir. Aktif sakıncalı ve şüpheli personel mümkün olduğu müspette düşük sicil verilecektir. Askerlik terbiye ve nezaket kuralarına uymayan en küçük hareket ve davranış disiplinsizlik olarak telakki edilecek ve disiplin amirlerinin yetkileri dahilinde cezalandırılacaktır. Eş ve çocuklarının giyinişlerine dikkat edilecek. Eşleri ve çocukları belli bir ideolojiyi temsil edecek şekilde giyinen personel uyarılacaktır. Bu personelin eş ve çocuklarının faaliyetleri, uyarılara uyup uymadıkları takip edilecektir.”
28 Şubat soruşturmasını yürüten savcı Mustafa Bilgi darbenin telekulak ekibini mercek altına aldı. Soruşturma kapsamında 28 Şubat’ın asker, MİT ve emniyetin telekulak ekibinin önümüzdeki günlerde ifade vermesi bekleniyor.
“MUHAFAZAKAR TAKİYE YAPAR”
İşte listededeki ilginç fişleme notları:
Erzincan Valisi: Muhafazakar, takiyye yapar. İçki ruhsatı verdirmez.
Erzurum Valisi: İçki içirtmez. Sekreteri tesettürlüdür. Belediye Başkanıyla birlikte içki ruhsatı vermez
Iğdır Valisi: Türbana müsaade etti. Nurcudur.
Gümüşhane Valisi: Eşi türbanlıdır. MGK kararlarının uygulanmasında yazı yazmakla yetindi. Takip ve kontrol etmedi. Hassasiyet göstermedi.
Solhan Kaymakamı: FP tutum ve davranışlarında Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. : Nurcu. Kırkıncı Grubu. Üniversitede irticai kesimi kayırmakta. Kadrolaşmaya göz yummaktadır.
Atatürk Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof: İrticai kesimi kayırmakta. Kadrolaşmaya göz yummakta.
Atatürk Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Prof.: Nurcu. Üniversitede İrticai kesimi kayırmakta. Kadrolaşmaya göz yummaktadır.
Fırat Üniversitesi Rektörü: İrticai faaliyetlere şahsi menfaatleri uğruna ödün verdi.
Erzurum Narman Müftüsü: Eşi Türbanlı. Tarikatçı olabilir (Süleymancı)
Erzurum Karayazı Müftüsü: Eşi türbanlıdır. FP yanlısıdır. Erzurum İspir Müftüsü: Eşi başörtülü, kendisi antilaik. Adıyaman’daki şeyhe gidilmesi için öncülük yapar. Ardahan Müftüsü: Eşi başörtülü. Aşırı dinci.
Ardahan Hanak Müftüsü: Eşi başörtüsü takar. Kendisi antilaik görüşlüdür. Ağrı Belediye Başkanı: Milli Görüşçü, Sosyal Etkinliklere katılmaz. Alternatif etkinlik düzenler.
Bayburt Belediye Başkanı: TSK’ya olumsuzdur. Eşi türbanlıdır
Bingöl Belediye Başkanı: Refah Partisi yanlısıdır. İrtica yanlısı Marmara FM’in sahibidir.
Elazığ Belediye Başkanı: Eşi tesettürlüdür.
Erzincan Belediye Başkanı: Eşi başörtülüdür. MHP’nin radikal kanadı
Erzurum Belediye Başkanı: Eşi tesettürlü. Sosyal etkinliklere katılmaz. FP Kadın Kolları üyesidir.
Sivas Belediye Başkanı: Nakşi Şeyhi.
KAYNAK: GÖKHAN ÖZDAĞ / BUGÜN

Balyoz sanığı Bilgin Balanlı’dan tüyler ürperten ses kaydı: Genel af çıkacak, herkesten hesap soracağız

Balyoz darbe planı davasının tutuklu sanığı Yüksek Askerî Şûra üyesi Orgeneral Bilgin Balanlı’ya ait olduğu iddia edilen bir ses kaydı ortaya çıktı.

Dailymotion.com adlı internet sitesinde yayınlanan ses kaydında, Cumhurbaşkanı ve Başbakan açıkça tehdit ediliyor. Balyoz sanıklarının çıkarılacak bir genel afla serbest kalacağı ve daha sonra iktidar değişimiyle Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Tayyip Erdoğan’dan hesap sorulacağı belirtiliyor. Kayıtta, “… Cumhurbaşkanı ya Başbakan düzeyinde bir defa bu iktidar değiştiğinde, yeni bir iktidar geldiğinde bunların hesabı mutlaka sorulacak. Sorulmazsa zaten biz onların yakasına yapışırız. Kesinlikle olacak. Kesinlikle olacak.” ifadeleri yer alıyor.

5, 10 ya da 15 sene sonra bu tablonun değişeceği ifade edilirken, af seçeneğinden ise şöyle bahsediliyor: “Efendim ‘aaa siz suçsuzmuşsunuz pardon’ demeleri mümkün değil. ‘Aylarca sizi suçsuz yere içeride tutmuşuz’ diyebilir mi bir hükümet? Ya çıkaracak mahkemeyi bitirmeyecek, yayacak, uzatacak efendim şeyden kaçıracak ya genel kapsamlı bir af çıkaracak.”

İnternete daha önce düşen iki ses kaydında da aftan bahsediliyordu. Balyoz davasının tutuklu sanıklarından Fatih İlğar ve Aziz Çakmak’a ait oldukları ileri sürülen kayıtlardaki “Sağlam kaynaklardan aldığımız haberlere göre yakında serbest kalacağız.” ifadeleri dikkat çekmişti.

Balyoz darbe planı davasının tutuklu sanığı Orgeneral Bilgin Balanlı’ya ait olduğu öne sürülen ses kaydında, Cumhurbaşkanı ve Başbakan’dan, muhtemel iktidar değişikliği sonrası hesap sorulacağı belirtiliyor. Ses kaydında, iktidarın sonsuza kadar gidemeyeceği söylenirken, 5, 10 ya da 15 sene sonra bu tablonun değişeceği ifade ediliyor. Balanlı’ya ait olduğu iddia edilen ses kaydında, af seçeneğinden de şöyle bahsediliyor: “Bu mahkemeler nereye gider, ne olur o belli değil. Şimdi bizi bu kadar kişiyi alıp da ‘efendim aaa siz suçsuzmuşsunuz pardon’ demeleri mümkün değil. Yani ‘Hay Allah biz hata yapmışız da sizi içeri almışız efendim. Aylarca sizi suçsuz yere içeride tutmuşuz’ diyebilir mi bir hükümet? Bir şey diyemez. Ya çıkaracak mahkemeyi bitirmeyecek, yayacak, uzatacak efendim şeyden kaçıracak ya genel kapsamlı bir af çıkaracak. Ha o da ha ‘Bunlar suçlu da ben affettim bakın’. Kim verecek kimden soracağız bunun hesabını?”

Söz konusu kayıtta, özellikle yargı mensupları ve bürokratlara da hakaret ediliyor: “Bürokratların tamamı militan ve muhalif gazeteciler korkuyorlar. Hâkimler, savcılar, kaymakamların tamamı, valilerin tamamı, emniyet müdürlerinin tamamı militan düzeyinde adamlar.” Ses kaydında, Bilgin Balanlı’nın izlettirdiği öne sürülen Eskişehir Sivrihisar’daki Bilvanis Çiftliği’yle ilgili de yorumlar bulunuyor. Olaydan devletin kurumlarının da haberdar olduğu ileri sürülüyor: “Dinî motifli bir şey var orada (Bilvanis’te) Hava Kuvvetleri bunu merak etmez mi? Yapılan iş Milli Güvenlik Kurulu’nun da kararıyla Hava Kuvvetleri orada bir şeyler yapmış. Orada ne oluyor diye millet, hükümet, devlet bunu merak etmez mi? Keşif yapmış. İstihbarat çalışması yapmış. MİT var işin içinde. Emniyet istihbarat, jandarma istihbarat, Milli Güvenlik Kurulu, Genelkurmay var.”

KAYNAK : ZAMAN (http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1298349&title=balyoz-sanigi-bilgin-balanlidan-tuyler-urperten-ses-kaydi-genel-af-cikacak-herkesten-hesap-soracagiz)

Kategoriler:ASDER, tsk Etiketler:, , ,

Korgeneral Kılıç’tan çarpıcı itiraf

28 Şubat soruşturmasında gözaltına alınan Korgeneral Hakkı Kılıç’tan çarpıcı bir itiraf geldi. ‘Emri Teoman Koman verdi, ben de…’

28 Şubat soruşturmasının 4. dalga operasyonunda gözaltına alınan 17 zanlıdan 11’i tutuklanarak cezaevine gönderildi. Şüphelilerin mahkemedeki savunmalarında en dikkat çekici ifadeleri ise emekli Korgeneral Hakkı Kılınç kullandı.

‘Emri Teoman Koman verdi, ben de…’

28 Şubat soruşturmasının 4. dalgasında savcılık sorgusunun ardından tutuklanma talebi ile mahkemeye sevkedilen 11 general tutuklandı.

Tutuklanan generallerden muvazzaf olanlar Mamak Askeri Cezaevi’ne gönderilirken, emekli olanlar ise Sincan Kapalı Cezaevi’ne sevkedildi.

Sanıkların cezaevlerine gönderilmesinin ardından mahkemede verdikleri savunmalar da netleşmeye başladı.

Emekli Korgeneral Hakkı Kılınç , mahkemede yaptığı savunmada, 28 Şubat sürecinde fişleme bilgilerinin ele alındığı Batı Çalışma Grubu (BÇG) toplantılarına Jandarma Genel Komutanlığı’nı temsilen katıldığını belirterek, “Toplantılara katılma emrini bana Teoman Koman verdi” itirafında bulundu.

EMİR GELDİ, O DA UYDU

BÇG toplantılarına ancak 3-5 kez katıldığını ileri süren emekli Korgeneral Kılınç, o dönem Jandarma Genel Komutanı olan Teoman Koman’ın emri gereği fişleme toplantılarına iştirak ettiğini ifade etti.

Toplantılara katılma sebebinin ‘özel bir görev’ gereği olmadığını iddia eden Kılınç, Jandarma Genel Komutanlığı’nı temsil görevinin dışında başka bir faaliyetinin bulunmadığını aktardı.

Kılınç’ın avukatı ise BÇG’ye üye olduğu iddia edilen müvekkilinin böyle bir birimin kuruluşunda ve yönetiminde görev almadığını ileri sürerken, Kılınç’ın, 28 Şubat sürecinde Jandarma Harekat Başkanı olarak görev yaptığını hatırlattı.

Kılınç’ın avukatı, dönemin Jandarma Genel Komutanı Teoman Koman’ın Kılınç’a Genelkurmay’da yapılan toplantılara katılması yönünde sözlü emir verdiğini ifade ederek, ‘toplantıya katıl’ emrinin hukuksuz bir emir olmadığını, bu nedenle müvekkilinin bu emre karşı çıkmasının söz konusu olmadığını kaydetti.

NE YAPTIĞINI YENİ ÖĞRENDİ

Refah-Yol Hükümeti’nin İçişleri Bakanı Meral Akşener’e ‘yağlı kazık’ tehdidi savuran ve “28 Şubat sürecinin ‘kazıklı Voyvoda’sı” olarak hafızalara kazınan emekli Tümgeneral Çetin Saner ise savunmasında, kendisine savcılık makamı tarafından gösterilen belgelerin sahte olduğunu iddia etti.

Mahkemede savcılığın iddialarını kabul etmeyen Saner, “Bahsedilen BÇG ile karargahta 3 yıl beraber çalışmışız, fakat ben nerede çalıştıklarını bugün öğrendim” diye konuştu.

Kendisi ile aynı yerde çalışanların ne yaptıklarını bilmediğini ileri süren dönemin Genelkurmay İstihbarat Başkanı Saner, yaşı ve sağlık durumu nedeniyle tutuksuz yargılanma talebinde bulundu, ancak bu talebi reddedildi.

Çevik Bir istedi biz de suçladık

28 Şubat’ın önemli isimlerinden olan emekli Tümgeneral Erdal Şenel ise ifadesinde Batı Çalışma Grubu hakkında ‘duyumlardan’ başka bir şey bilmediğini söyledi.

Yaptığı savunmada 28 Şubat sürecinde Genelkurmay Adli Müşavirliği’ni yönettiğini, bu makamın icra makamı olmadığını belirten Şenel, “BÇG ile bağlantılı olduğu iddia edilen kişilerin çoğu istihbarat ile ilgili görevlerde çalışmalarına rağmen, benim adli müşavir olarak onların arasında neden bulunduğumu anlamamıştım.

Bana BÇG’den birtakım yazılı emirler ve Çevik Bir talimatıyla suç duyurusunda bulunma görevleri verilmiştir. Bunun dışında hiçbir faaliyetim olmamıştır” diye konuştu.

Görmedim duymadım

Korgeneral Tevfik Özkılıç mahkeme sorgusunda diğer sanıkların aksine karargahta BÇG’nin varlığını bildiğini söyledi.

1996-1998 döneminde Genelkurmay Başkanlığı’nın Personel Dairesi’nde görev yaptığını belirten Özkılıç, BÇG isimli bir grubu karargahta duyduğunu fakat bu grupta görev almadığını ifade etti.

Rütbesi gereği önemli kararlarda etkisi olmadığını iddia eden Tuğgeneral Mehmet Ali Yıldırım ise 28 Şubat sürecinde hükümete karşı herhangi bir fiil içine girmediğini ileri sürdü.

Suçlamaları kabul etmeyen Yıldırım, “Belgeleri ilk defa gördüm. Bir belgede BÇG çalışma alanına girmeye yetkili kişiler arasında ismim geçmektedir, tarafıma böyle bir görev tebliğ edilmediği gibi, ben böyle bir yerde de görev yapmadım” diye konuştu.

Tümgeneral Çetin Dizdar da, diğer sanıklar gibi suçlamaları reddederken, avukatı ise, müvekkiline gösterilen isminin geçtiği 1998 tarihli bir belgede Dizdar’ın rütbesinin yanlış olduğunu savunarak “Bege gerçek değil” dedi.

BELGEDEKİ İMZALAR SİLSİLEYE AYKIRI

28. Mekanize Piyade Tümen Komutanlığı yaptığı dönemde birliğine bağlı garnizonlar içerisindeki zeytinleri toplatarak Kıbrıs’taki Özel İşletmelere zeytinyağı yaptırdığı iddia edilen paşa olarak gündeme gelen Tümgeneral Berkay Turgut ise sözkonusu belgeleri ilk kez gördüğünü iddia ederek, belge üzerindeki imza silsilesinin kendi sistemlerine uymadığını ileri sürdü.

11 general cezaevinde

Özel yetkili Ankara Cumhuriyet Başsavcıvekilliği’nin yürüttüğü 28 Şubat soruşturması kapsamında gözaltına alınan şüphelilerden 11’i tutuklandı.

Soruşturmanın son dalgasında gözaltına alınan 17 şüpheliden 15’i, savcılık sorgularının ardından tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edilmişti.

Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi Nöbetçi Hakimliği’nce sorgulanan 15 şüpheliden 11’i tutuklanırken, 4 kişi serbest bırakıldı.

Mahkeme, Emekli Kurmay Albay Erkan Yaykır, Emekli Albay Ardan Kıratlı, Emekli Astsubay Asım Atak ve Emekli Astsubay Abdullah Hoşgür’ün serbest bırakılmasına karar verdi. Hepsi de ‘general’ rütbesini taşımış bulunan 11 tutuklu ise şu isimlerden oluştu:

Korgeneral Tevfik Özkılıç

Tümgeneral Berkay Turgut

Tümgeneral Mehmet Faruk Alpaydın

Tuğgeneral Celalettin Bacanlı

Tuğgeneral Mehmet Ali Yıldırım

Tuğgeneral Metin Keşap

Emekli Korgeneral Mustafa Bıyık

Emekli Korgeneral Hakkı Kılınç

Emekli Tümgeneral Erdal Şenel

Emekli Tümgeneral Çetin Dizdar

Emekli Tümgeneral Çetin Saner

YENİ ŞAFAK

28 Şubat iddianamesi bir çıksın hükümet gerekirse müdahil olur

Başbakan Yardımcısı Arınç 28 Şubat darbesi ve 27 Nisan muhtırası ile ilgili olarak bir dava açılması halinde hükümet olarak bu davaya müdahil olabileceklerini açıkladı.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, ‘’28 Şubat ile ilgili bir dava açılsa, o davanın iddianamesinde o tarihteki hükümet aleyhinde yapılan işlemler ve onu yapanlara yöneltilen suçlamaları gördüğümüzde müdahillik noktasında tekrar hükümet olarak düşünürüz. Orada da eğer bir hükümetin devamlılığı açısından yöneltilmiş bir suçlama varsa oraya da müdahil olmamız söz konusudur. Aksi takdirde müdahillik talebimiz olmayabilir’’ dedi. TV Net’te konuşan Arınç’ın gündeminde darbe yargılamaları ve Meclis’te kurulan Darbe komisyonu vardı.

Komisyon üyeleri darbe mağduru

Meclis’teki Darbeleri Araştırma Komisyonu üyelerinin başarılı olacağına inandığını ifade eden Arınç, ‘’Komisyon üyeleri de zaten o dönemde cezaevlerinde kaldı. Çok ağır suçlarla itham edildiler ama şu anda hepsi milletvekilidir. Milletimiz  onları seçti. Hepsi çok kıymetli arkadaşlar ama genelde şu veya bu hareketlerin içerisinde olmuşlar. Kimisi sosyalistti, kimisi ülkücüydü, kimisi bir başka noktadaydı, hepsi çok acı, ıstırap çekti’’ dedi. AK Parti hükümetinin 12 Eylül ile ilgili davaya devlette süreklilik ilkesine binaen müdahil olduğunu anımsatarak bu konuyu müzakere ettiklerini belirten Arınç, 28 Şubat ile ilgili dava açılması halinde de aynı yolu izleyeceklerini belirtti. Arınç, ‘’27 Nisan ile ilgili bir süreç başlatılırsa müdahil olur musunuz?’’ sorusunu ise şöyle yanıtladı:

Önce iddianameyi görmeliyiz

‘’İddianameyi görmemiz lazım. Çünkü o ‘bunu ben yazdım ve siteye ben koydum’ diyen bir Genelkurmay Başkanıyla ilgili. Suç vasfında bizim müdahil olmamızı gerektiren incelik varsa hiç tereddütsüz o konuda da müdahilliğimizi yaparız. Yok bizi doğrudan veya dolaylı olarak ilgilendiren bir konu yok veya takdire bağlı bir konu varsa onu da değerlendiririz, müdahil olmayız. Zaten bunlar şahsi dava değildir, kamu davasıdır. Kamu davası için birisinin dilekçe vermesine de ihtiyaç  yoktur. Savcılar kamu davası açtığında siz de ‘ben de bundan zarar gördüm’ diyebilirsiniz. Biz yargı sürecine katkı sağlayacağız.’’ AA ANKARA

Demİrel 28 Şubat’ın baş aktörü

“12 Eylül’den Cumhubraşkanı olarak intikamımı aldım” diyen eski cumhurbaşkanlarından Süleyman Demirel’in 28 Şubat sürecinin ‘’Baş aktörü’’ olduğunu söyleyen Arınç, ‘’Kenan Evren, yargılanırken, Demirel Cumhurbaşkanı olduğu için yargılanamaz diyenler var. Neden?’’ sorusuna iki durumun birbiriyle bağlantısı olmadığını belirterek, Süleyman Demirel’in parlamento tarafından seçildiği hatırlattı. Arınç, ‘’Bugün Evren ve arkadaşları yargılanıyorsa darbe yaptıkları için yargılanıyor ama Demirel için sadece yapılabilecek anayasal suçlama vatana ihanettir o da meclisten çok yüksek bir oy oranıyla’’ diye konuştu.

http://www.stargazete.com/politika/28-subat-iddianamesi-bir-ciksin-hukumet-gerekirse-mudahil-olur/haber-562865

’28 Şubat şeriklerine’ ilk suç duyurusu

UMUT ODABAŞI / İSTANBUL

28 Şubat soruşturması kapsamında, o dönem sürece destek veren siviller hakkında ilk kez suç duyurusunda bulunuldu. Bir grup sivil toplum örgütü tarafından Sultanbeyli Adliyesi’ne yapılan suç duyurusunda ‘Batı Çalışma Grubu kurucusu ve yöneticilerinin yanısıra sivil-asker şerikleri hakkında’ soruşturma açılması talep edildi. Aralarında, 28 Şubat sürecinde ordudan atılan subaylardan oluşan ‘Adaleti Savunanlar Derneği’ (AS-DER), Mazlum-Der gibi sivil toplum kuruluşları ve dönemin Sultanbeyli Belediye Başkanı Ali Nabi Koçak, 28 Şubat’ın ‘sivil uzantısı’ ile ilgili soruşturma açılması için Sultanbeyli Adliyesi’ne suç duyurusunda bulundu.

HEM ASKER HEM DE SİVİL

‘TSK bünyesinde yasadışı örgütlenerek, 28 Şubat post-modern darbesinin hazırlığını yapan, icra eden, bilgi ve belgeleri gerçeğe aykırı olarak düzenleyen’ BÇG üyeleriyle “savcılığa re’sen belirlenecek tüm failler ile bunların ‘sivil-asker şerikleri’ hakkında” suç duyurusunda bulunan mağdurlar, yaptıkları basın açıklamasında, “Hem kışla içinde zulme uğrayan askerler hem de kışla dışında mağdur edilen insanlar olarak, o dönemlerde bizlere ve birçok insana yapılan zulümlere karşı ve darbe girişimlerinin hesabı sorulması için suç duyurusunda bulunuyoruz” ifadelerine yer verdi.

BÇG ORDUYA DARBE YAPTI

STK’lar adına yapılan suç duyurusunda “TSK’nın bir darbe girişimi için kurumsal hiyerarşisinin ele geçirilmesi zorunludur” denilerek, cunta faaliyetleri için TSK bünyesinde ayrı bir cunta örgütlenmesine gidildiğine dikkat çekildi. Batı Çalışma Grubu’nun ordunun kurumsal hiyerarşisi dışında oluşturulduğunun altını çizen suç duyurusunda, “Batı Çalışma Grubu TSK hiyerarşisi dışında oluşturulmuş ve etkinliğini darbe eyleminin kullanılması amacıyla gerçekleştirmiş yasadışı bir örgüttür” ifadelerine yer verilerek, “TSK’nın güç ve imkânları tamamen BÇG’nin tasarrufuna sunulmuştur. Böylece, 28 Şubat sürecinin ilk aşaması olan orduya karşı darbe gerçekleştirilmiştir” denildi.

‘DOĞU SiLAHÇIOĞLU EŞLERiMiZi KOVDU’

Sultanbeyli meydanında suç duyurusundan önce bir basın açıklaması yapan ASDER Genel Sekreteri Necmettin Keleş, dönemin generali Doğu Silahçıoğlu’nun 28 Şubat darbesine zemin hazırlamak ve şartları olgunlaştırmak amacıyla kışlalar içeresinde inancını yaşayanlara baskı yaptığını belirterek, “Silahçıoğlu’yla beraber, haksız yere hapishaneler dolmuş, mahkûmlar aç bırakılmış, asker sicilleri bozulmuş, asker eşleri başörtülü olduğu için rütbe takma merasiminde hakaretlerle kovulmuş, bizi sadece inancımızı yaşadığımız için ordudan atılmıştır” ifadelerini kullandı.

KAYNAK :http://yenisafak.com.tr/Gundem/?t=04.05.2012&i=381330&k=c13

28 Şubat gerçekte kime karşı yapıldı?

28 Şubat’ın temel sebebi ve hedefi, bir nokta atış olarak Refah Partisi’nin koalisyonun büyük ortağı olduğu Necmettin Erbakan başkanlığındaki hükümeti devirmek değildi.

 

 

Tek hedef bu olsaydı, daha sonra aynı hızla devam eden cadı avı niteliğindeki fişlemeler, ihraçlar, karalamalar, itibarsızlaştırmalar sürüp gitmezdi…

Amaç sadece Erbakan’ı devirmek olsa, hükümet yıkıldıktan sonra hala 28 Şubat BİN YIL SÜRECEK naraları atılmazdı.

28 Şubat süreci sadece bir yıkma operasyonu değildi.

Hedefe oturtulan çevrelerin kökünü kurutma operasyonuydu.

Böyle olmasa, 28 Şubat sürecinin hemen ardından Balyozlar, Sarıkızlar, Ayışığı darbe planları, 27 Nisan E-Muhtırası, hatta AK Parti kapatma davası gelmezdi.

28 Şubat 3-5 cunta heveslisinin bir anlık öfke veya nefretle bir kesime karşı duyduğu düşmanlık değildi. Uzun soluklu etkileri olan bir kindarlıktı.

28 Şubat gerçekte Özal’a karşı yapıldı.

Demirel’in büyük bir motivasyonla ve gönüllü olarak bu sürece dahil olmasının bir nedeni de buydu: Özal düşmanlığı…

Mesele sadece Özal’ın şahsı değildi elbette…

Buna rağmen naçiz bedenini ortadan kaldırmak için de saldırılar oldu.

Başbakan iken 18 Haziran 1988’de partisinin kongresinde kurşunlara hedef oldu ve şans eseri kurtuldu.

17 Nisan 1993’te ise Cumhurbaşkanı iken şüpheli bir ölüme kurban gitti.

Fakat Özal’a açılan savaş sadece onun şahsına yönelik olmadığı için, Özal’ın temsil ettiği değerlerle mücadele tüm hızıyla sürdü.

Özal döneminde varlık sahibi olan tüm işadamlarının birikimleri Demirel’in başbakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı döneminde büyük ölçüde sıfırlandı.

Yeni yeni palazlanan Anadolu sermayesine çeşitli etiketler yakıştırılarak pasifize edilmeye çalışıldı.

Özal döneminde devlette göreve gelmiş pek çok isim konumunu kaybetti ve görevlerinden uzaklaştırıldı.

Özal döneminde kendini fark ettirmeye başlayan sivil toplum kuruluşları büyük ölçüde pasifize edildi ve hırpalandı.

Özal’ın 6 yıllık başbakanlığı döneminde emek verilen ve ülke bir bahar havası içinde baştan sona yeşersin diye toprağa ekilen fidelerin üzerinden post-modern darbenin tankları ile geçildi ve tomurcuklar ezilmeye çalışıldı.

Çiçekler dalından koparıldı.

Anadolu insanı kızlarını okutsun diye emek verilirken, üniversite kapıları önlerine barikatlar kurularak kızların okumaları engelledi.

Özal’ın bu ülke için hayal ettiği ne varsa,  Özal’ın temsil ettiği değerlere karşı oluşturulan asker, sivil, işadamı, medya vb. ortak ittifakı bunların hepsini yerle bir etmeye çalıştı.

Özal sembol bir isim olarak zikrediyoruz. Asıl hedef temelde, bu toprağın rengini taşıyan Anadolu’ya ait tüm değerler manzumesiydi.

Plan üstüne planlar yapıldı ama sonunda Allah’ın planı yine galip geldi.

Oyun kurucuların en BÜYÜĞÜ yine oyunları bozdu.

Kader bu milletin yüzüne bir kez daha güldü.

BİN YIL sürdürülmek istenen öfke miletin basiret duvarında yer ile yeksan oldu.

Menderes’i başbaken iken idam sehpasından, Özal’ı cumhurbaşkanı iken şüpheli ölümle Çankaya’dan öbür aleme yolcu edenler, Menderes ve Özal’ın mirasına sahip çıkmak isteyen geniş halk kesimleri karşısında dize geldi.

Bu mesele tek başına AK Parti’nin meselesi değildir. Milletin meselesidir.

Mücadele; milletin geleceğine ot tıkamak isteyenlerle, bu iş artık böyle gitmez, bu ülke daha iyi şeylere layıktır düşüncesi içindeki insanlar arasında geçmektedir ve sonunda millet kazanacaktır.

Dün Özal’ın yıldömüydü.

Bugün Menderes ve Özal, daha bir huzur içinde istirahat ediyorlar kabirlerinde şimdi.

Kadere bakın ki, geçtiğimiz asrın ilk darbesi ile Abdülhamit’in tahttan indirilmek üzere harekete geçildiği aynı gün, geçtiğimiz asrın son darbesinin mimarları hakim karşısına çıktılar.

Kader adalet eder derler.

Bakalım dünya gözüyle daha nelere şahit olacağız.

Prof. Dr. Osman ÖZSOY – Haber 7

www.osmanozsoy.com.tr

Kategoriler:ADALET, ASDER, hukuk, tsk Etiketler:

Öke: İrticacı diyenler kandilde mesaj atıyor

Prof. Dr. Mim Kemal Öke, 28 Şubat’ta yaşadığı zorlukları anlattı. Tercüman, Boğaziçi Üniversitesi ve TRT’den kovulan Öke, AK Parti’yi kapatma davası iddianamesine bile girmiş!

Fatih Vural’ın röportajı

İstanbul Ticaret Üniversitesi Öğretim Üyesi olan Prof. Dr. Mim Kemal Öke’yle 28 Şubat süreci ve devamında yaşadığı zor günleri konuştuk.

28 Şubat’ın etkisinin uzun süre devam ettiğini söyleyen Mim Kemal Öke; Tercüman gazetesi, Boğaziçi Üniversitesi ve TRT’den bu nedenle gönderildiğini belirtiyor. Öke, AK Parti’yi kapatma davası iddianamesine bile girmiş!

28 Şubat sürecinde neler yapıyordunuz?

STV’de Milletin Meclisi’ni yapıyorduk. Bu programda da demokratikleşmenin ne kadar önemli olduğunu anlatıyorduk. Çok da başarılı bir programdı, çok sevilirdi. O sırada Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nda danışmanlık yapıyordum. Vakıfta da çok ağır baskılar altında kalmıştı arkadaşlar.

Ne gibi baskılar?

Her yaptığımız batıyordu. Bütün camia tehdit altındaydı. Dolayısıyla çok sıkıntılı günlerdi. Programımız dahi ağır baskılar altında durdurulmak zorunda kalacaktı.

Bu baskıların devamı geldi mi?

28 Şubat’ı belli bir dönemle sınırlamak yanlış olur. Bu süreç, AK Parti iktidara geldikten sonra da darbe planları, açılan kapatma davalarıyla devam etti. Ben o dönemde Tercüman’da bir operasyonun kurbanı oldum. 28 kişi, kapının önüne konduk, yazar kadrosundan.

Tercüman kimindi, o sırada?

Mehmet Emin Karamehmet’indi. Ben gazeteyi okumadığım için yazımı göndermeye devam ediyorum… Yazar arkadaşım Osman Özsoy, “Üç gündür bizim yazımız çıkmıyor Kemal Hoca. Sen biliyor musun sebebini?” dedi. “Haberim yok.” dedim. “Ya hoca, sen de amma safsın ya!” dedi. Meğerse kapının önüne konmuşuz!

Yönetime bunun sebebini sormadınız mı?

Genel yayın yönetmeni de gitmişti.

Ya sonra?

Bir tek Boğaziçi Üniversitesi’nden part-time maaşım vardı. Bunlar olunca, full-time hocalığa geçeyim diye düşündüm. Atatürk Enstitüsü’ndeydim, o sırada. “Full-time da istemiyoruz seni, part-time da istemiyoruz.” dediler. İçlerinde doçentliğine, profesörlüğüne imza attığım kişiler vardı. Bir gerekçe bile sunamadılar. Akademisyen arkadaşlarımdan biri “Hocam, İdare Mahkemesi’ne gidelim.” dedi. Eşim de “Mahkemeye gidelim, bari tazminatını kurtar.” dedi. Ben ekmeğini yediğim yere ihanet edemezdim. Tazminatımı almadan istifa etmek mecburiyetinde bırakıldım. Burada böyle bir adamın durması gerekmiyor dediler, herhalde… Ben de şaşırdım.

Boğaziçi Üniversitesi’nde rektör kimdi?

Prof. Dr. Sabih Tansal’dı. Gittim odasına… “Ben bu kadar sene bu üniversiteye hizmet vermişim. Bunu bana nasıl yapabilirsiniz?” dedim. Gıkını çıkartamadı. Güvenliği içeriye çağırdı. O kadar sene tanıdığım, birlikte çay-kahve içtiğim görevliler, kollarımdan tutup beni dışarı attılar. Ondan sonra evimin telefonu sustu. Kimse ne arıyor, ne soruyordu. Selamlar, sabahlar kesildi. Ben bu kadar telefonumun kesik olduğu, parasız kaldığım ve sıkıntı içinde olduğum bir dönem hatırlamıyorum.

Nasıl geçindiniz?

Bir süre ailemin birikimiyle. Arkadaşlarıma telefon edip “Ben açım, bana iş verin.” diyordum. “Ben açım.” dedim ya, “Açım.” dedim. Bir dairem vardı, satmak zorunda kaldım. (Öfkeleniyor)

Kitap yazarlığınız devam etmiyor mu o sırada?

‘Din-Ordu Gerilimi’ diye kitap yazmıştım. Bu kitap 2002’de çıktığında AK Parti daha iktidar olmamıştı. Dünya üzerinde, cuntalarla cemaatler arasındaki çekişmeyi küresel bazda işleyen bir kitaptır. O kitap iki baskı yaptı da, bir tek gazete ve dergide yer almadı. O gün yazdığım kitapta dedim ki: “Dinsel kurumlarla askerî kurumlar arasındaki bir çatışma, mutlaka askerî kurumların yenilgisiyle sonuçlanır. Bütün dünyada böyle olmuştur.” Bir uzlaşmaya varılması için gerekenleri anlattım. Orduların, 21. yüzyılda sivil otoriteye nasıl bağlanması gerektiğini içeren öneriler de vardı kitapta. Türkiye yoktu içinde. Ama baştan sona kitabı okuyan biri, bu kitabın Türkiye için yazıldığını anlayabilir. Bu da benim 28 Şubat’a karşı tepkimdi. Sonra ‘Derviş ve Komutan’ı yazdım. Derviş ve Komutan da Türkiye’deki bölümüydü. O kitap da üç baskı yaptı.

Ne zamana kadar sürdü, o kötü günler?

28 Şubat süreci, AK Parti iktidar olduktan sonra da, onunla boğuşarak devam ettirildi. 2005’te TRT’den program teklifi aldım. TRT’de ‘Düşünce İklimi’ni yapmaya başladık. ‘Laikçi’ çevreler, bu programı hedefe koydular. Hatta öyle ki, Hayrettin Karaman Hoca’yı çok severim, bir programda miras hukukuna girmişti. “Miras hukukunun 21. yüzyılda İslam akidelerinin bozulmadan yeniden yorumlanmasında yarar var.” dedi, sonra uuufff! ‘Miras hukukunu getirmek istiyorlar’ diye manşet attılar, aleyhimize.

Hangi gazete attı bu manşeti?

Vatan gazetesi. Mustafa Mutlu köşesinde bizi hedefe aldı. Ramazan’a denk geldiği için programın konusu da Ramazan’la ilgili olmuştu. Tabii Ramazan olduğu için İslamî konular konuşuluyordu, ne konuşulabilirdi ki başka? O battı işte, “Oooo, TRT’de irticai programlar yapıyorlar.” diye… TRT’nin o zamanki müdürü Ali Güney hiç sahip çıkmadı. “Ben bunları yapan adamları, kulağından tutup atarım.” dedi. Yani beni kast ediyor. Ben de “Buna gerek yok. Ben istifa etmeyi bilirim.” dedim.

Yüzünüze mi söyledi bunu?

Gazeteye söyledi. Ramazan olduğu için programda ilahiler söyleniyor… Zara’yı da çok severim. O sırada bir ilahi albümü vardı. Programda “Kadınlar ilahi söyler mi hocam?” diye sordum. Hayrettin Karaman Bey de “Güzel sesli olduktan sonra tabii ki söyler.” dedi. Bunu televizyon kanalları “Hayrettin Karaman, kadınların ilahi okuyamayacağını söyledi.” diye tam tersine verdi! Hele Mehmet Ali Birand… Gözlerime, kulaklarıma inanamadım ya! Hayrettin Karaman, miras hukukunun yeniden yorumlanmasını söylüyor. Vaaay, irticayı getiriyorlar! TRT içinde soruşturma başlattılar hakkımda. Onunla yetinmediler, CHP’nin milletvekili çıktı, suç duyurusunda bulundu.

Sebep?

İrticayı getirmek istiyormuşuz Türkiye’ye!

Kimdi o milletvekili?

İzmir milletvekili Enver Öktem’di. Bizim o programda konuştuklarımız; Vatan gazetesinin manşetinin ve CHP’lilerin suç duyurusunun ardından, Abdurrahman Yalçınkaya tarafından AK Parti’yi kapatma davasının iddianamesine alındı. Düşünebiliyor musunuz, Türkiye’ye irticayı getirmeyi düşünüyormuşuz!

Tayyip Bey bakanlık teklif etti; ama siyasete girmek istemedim

Boğaziçi Üniversitesi’nde ne kadar süre görev yaptınız?

23 sene. Emekliliğimi alamadan, istifa etmek zorunda bırakıldım. Tazminatımı da yaktım! O zaman bana ‘Fethullahçı’ diyenlere bakıyorum da şimdi bu camiaya yanaşmak için elinden geleni yapıyor. Benim derdim iktidar değildi. İktidarda olmak da istemedim.

Nasıl istemediniz?

Tayyip Bey de AK Parti kurulmadan bana “Kurucu üye ol. İktidar olursak, seni Eğitim Bakanı yapmak isteriz.” dedi. Ben, “Hayır, teşekkür ederim. Siyaseti düşünmüyorum.” dedim.

Tüm bunlar yaşanırken, askerle bir diyaloğunuz oldu mu?

Benim ‘Din-Ordu Gerilimi’ kitabım çıkmıştı. Ankara’da bir toplantıda, o dönem Genelkurmay Başkanı olan Hilmi Özkök’e yakın paşalardan biri, yanıma yaklaşmak istedi. Geldi, “Mim Kemal Bey, son kitabınızı okudum.” dedi. Ben de “Hangisi?” diye sordum. ‘Din-Ordu Gerilimi. Kitabınızın pek çok yerinin altını çizdim. Defalarca okudum.” dedi. Ben de “Aman, benim üstümü çizmeyin de!” dedim, gülüştük. “Yazdığınızın yüzde 90’ına katılıyorum. Mim Kemal Bey, Türkiye Cumhuriyeti size minnettardır. Siz bu ülkeye çok hizmette bulundunuz.” dedi. İşte o, iade-i itibardı. Bir yerde, 28 Şubat’tan dolayı özür dilemeleriydi.

Hilmi Özkök dönemi…

Evet. Bu davranışın da Hilmi Paşa’dan bağımsız yapılmış olması, bence mümkün değildi.

28 Şubat Operasyonu başladığında ne hissettiniz?

“Allahüekber” dedim. Sevinmedim; ama beşer olarak üzülmedim de! Ama insanların kibrinin, mütekebbir olmalarının Allah tarafından hiç hoş karşılanmayacağını bir kez daha görmüş olduk. “İşte ilahi adalet tecelli etti.” dedim.

O günler geldi mi aklınıza?

Ya o günleri unuttum, ben. Ama insanları şimdi gülerek izliyorum. ‘İrticacı’ deyip, üniversiteden atılmama sebep olanlar; şimdi Kadir Gecesi’nde mesaj çekiyorlar, ‘Kadir Geceniz kutlu olsun’ diye… “Allah Allah” diyorum. İyi, hidayete ermişlerse güzel, buna sadece seviniriz. Bir intikam peşinde değilim; ama Allah mütekebbir olandan hoşlanmıyor. Ben hakkımı helal ettim.

ZAMAN – PAZAR

Şahin Akdoğan 28 Şubat’ı anlattı

28 Şubat sürecinde eşinin başörtüsü nedeniyle YAŞ’ta ihraç edilen Binbaşı Şahin Akdoğan, BUGÜN’e özel açıklamalarda bulundu.

Şahin Akdoğan 28 Şubat'ı anlattı
Akdoğan, Tugay Disiplin Subaylığı görevini yaparken 13 takdir belgesi almış. Akdoğan, ihraç kararını uygulamak için konut yönergesinde değişiklik yapıldığını söylüyor.

RÖPORTAJ: SEDA ŞİMŞEK (sedasimsek@bugun.com.tr)

BU DA KADINA VE AİLEYE “DEVLET” ŞİDDETİ: Hafta içinde “Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesine İlişkin Kanun” TBMM Genel Kurulu’nda kabul edildi. Diğer yandan da Merve Kavakçı’nın haklarının iadesi gündeme geldi. Bir de günlerdir 28 Şubat‘ın izlerinin silindiğine ilişkin yorumları izliyoruz. Onlar bir başka gözle izliyor bütün bu olup bitenleri. Şahin Akdoğan 28 Şubat sürecinde eşinin başörtüsü sebebiyle YAŞ’ta ihraç edilen bir binbaşı. Eşi Fatma Akdoğan da başörtüsü sebebiyle öğretmenlikten ihraç edilmiş. 28 Şubat, o dönemde 3 çocuğu ilkokula giden bir aileden 2 kurban almış, hem anneyi hem de babayı işsiz bırakmış. Sonrası bir hukuk mücadelesi, Fatma Akdoğan hâlâ alamadığı haklarının peşinde. 19 yıl öğretmenlik yapmış, ihraç edildiği için emeklilik süresini başka kurumdan tamamlamak zorunda kalmış, ama emeklilik ikramiyesini alamamış. Açıktan atamaya müracaat ediyor, “Daha önce işlediğiniz fiilden dolayı müracaat edemezsiniz” cevabını alıyor. Pasaportunu bile vermiyorlar. Bu aile, 28 Şubat sürecinde devlet eliyle söndürülen ocaklardan sadece biri.

DİSİPLİN SUBAYLIĞI YAPTIM DİSİPLİNSİZLİKTEN ATILDIM!

* Ne zaman ordudan ihraç edildiniz?

14 Aralık 1998’de, Van Erciş’te görev yaparken, eşimin başörtüsü sebebiyle YAŞ kararıyla görevden alındım.

* Daha önce eşinizin başörtülü olmasından dolayı bir sıkıntı yaşamamış mıydınız?

İlk olarak Edirne’den ayrılırken sicilimize, eşimin başörtülü olduğunu, dini duygularım sebebiyle örgütsel faaliyetlerde bulunabileceğime dair bir not düşmüşler. Hopa’da görev yaparken, bir gün Ankara’ya Sıhhiye Orduevi’ne geldik, eşimin üzerinde pardösü vardı, o kıyafetle oraya giremeyeceğini söylediler, eşime “kıyafetiniz çağdaş değil” dediler. Asıl, 1994’de biz Amasya’dayken aile resimleri ile fişleme dönemi başladı. Silahlı Kuvvetler içinde Batı Çalışma Grubu’nun (BÇG) faaliyetlerinin başladığı dönem budur. Bu tespitler yapıldıktan sonra eşlerimiz hiç bir orduevine alınmadı.

* Son görev yaptığınız yere ne zaman gittiniz? Göreviniz neydi?

1996’da Van Erciş’e tayin olduk, Tugay Karargâh Bölük Komutanlığı, Tugay Disiplin Subaylığı, Tugay Hizmet Birlik Komutanlığı yaptıktan sonra 1. Tabur Harekât Eğitim Subaylığı yaptım. Binbaşıydım. Genelkurmay’dan Tugay Disiplin Subaylığı görevimden dolayı takdir aldım, son 2 yıllık görevim sırasında da 13 takdir belgesi aldım. Buna rağmen disiplinsiz olduğumuz için 1998’de ihraç ettiler.

BUZ DAĞININ GÖRÜNEN KISMI

* 28 Şubat süreci bitti mi sizce?

28 Şubat sürecinde köyden ilçeye, ile, ilkokuldan üniversiteye, kamu kurumlarındaki en düşük dereceli memurdan en üst seviyedeki bürokrata kadar herkes, kokoreçciler, dönerciler, esnaf, işadamları, holdingler görüntü, yaşantı, anlayış açısından aile aile, ismen tespit edilip, arşivlendi, yani fişlendi. Bugün dışarıya yansıyanlar buz dağının görünen kısmı, dağın altı çok daha vahim. İllerde yapılan asayiş toplantılarında, özellikle kamuda tespit edilen dindar, eşi başörtülü olan veya kendisi başörtülü olanlarla ilgili o ay ne yapılacağı, bu kişilerin kaç ay sonra meslekten ihraç edilecekleri, hangi aşamaların uygulanacağı planlandı. Her ay bu planlar, PKK terör örgütünü de takip eden Kara Kuvvetleri Harekât Plan Dairesi’ne gönderildi.

‘SARI ZARFLA DAĞA GÖNDERDİLER’

* Erciş’te size nasıl ulaştı ihraç kararı?

Erciş’te Tendürek Dağı Bölgesi, terör bölgesi sorumluluk alanımızdı. Dağda görevdeyken bana bir sarı zarf geldi. Benim görev yaptığım yer ile Erciş’te lojmanların bulunduğu yer arasında yaklaşık 150 kilometre var, bu yazıyı dağa, benim terörle mücadele ettiğim yere gönderiyor. Tugay komutanı lojmanlar bölgesinde oturmuş bizim hanımların başı açık mı kapalı mı onu gözetliyor, kılık kıyafetini inceliyor, biz dağda teröristle mücadele ediyoruz.

* Sarı zarfta ne var?

Aslında sistemin elinde bizi ihraç edecek tutar dalı yoktu. Suç unsuru oluşturacak delil arıyorlardı. Bu sebeple konut yönergesinde bir değişiklik yapıldı, lojmanlar bölgesi ve orduevi bölgesi askeri kışla kapsamına alındı. Yani, komutanın emir komutası içine aileler de sokulmuş oldu. Sarı zarfta da, tugay komutanının imzasıyla, “Yapılan kontrollerde eşinizin gerek lojmanlar bölgesine girişte, gerekse bölge içinde çağdaş kıyafetle dolaşmadığı tespit edilmiştir. Sizi bu konuda ikaz ediyorum. Konunun tekerrüründe hakkınızda konut yönergesine göre işlem yapılacaktır” deniliyor.

ASKERİNİ İHRAÇ ETTİREN KOMUTAN TERFİ EDİYORDU

* Sonra ne oldu?

BÇG’den gelen yüzbaşının vereceği rapor, bizi atmaları tugay komutanının bir üst rütbeye terfi etmesi için olumlu bir referans oluyor. Yine Tendürek Dağı Bölgesi’ndeyken bir Harekât Subayı geldi,  “eşinin kıyafeti ile ilgili ne diyorsun” diye sordu, “Ona bu kıyafeti giymesini ben söylemedim. Tercih onun, benim ona ‘başını aç’ deme şansım var mı? Ben karışamıyorum, tugay komutanına, silahlı kuvvetlere ne?” dedim. Aldığı bir aylık maaş karşılığında bir subayın dinini satın almaya kalkıyorlar. Yarın onlardan vatan savunmasını nasıl isteyeceksin?

* İhraç yazınız ne zaman geldi?

İhraçla ilgili yazı geldiğinde ben hastanede tedavi oluyordum. Hastane çıkışında arabamı durdular, aldılar, götürdüler, ilişiğimizi kestiler. “Ayrıldıktan sonra, Silahlı Kuvvetler hakkında konuşmayayım” diye bir yazı imzalatmak istediler, “Siz onu artık subaylarınıza imzalatın, bizim işimiz bitti” dedim, imzalamadım. Başkaları yerime imza atmış.  Ayrılıp, Ankara’ya geldik, eşimin tayinini çıkarmak istedik, bu defa da ben atıldığım için eş durumundan tayin konusunda sıkıntı yaşadık. Sonra Ankara’da, hanımı da öğretmenlikten ihraç ettiler. Böylelikle devlet hem beni hem de hanımı atarak en büyük düşmanlarından kurtuldu. Bizleri savunmamızı bile almadan ihraç edenler, kendileri mahkemeden çağrıldıkları zaman hastene köşelerine, yurt dışına kaçtılar.

FATMA AKDOĞAN: BÜTÜN HAKLARIMI GASPETTİLER

Eşinin ihracına neden olduğu için çok ağladığını söyleyen Fatma Akdoğan, yaşanan olaylardan en çok çocuklarının etkilendiğini kaydetti

* Siz neler yaşadınız eşiniz Erciş’te görev yaparken?

Kurmay Başkanı’nın hanımı ile biz aynı binada oturuyorduk, bana “git” diyordu, çocuklar var, okulum orada, nasıl gideyim? Tugay Komutanı ile görüştüm, odasında BÇG’den bir yüzbaşı vardı. Bana başımı açmamı söyledi, ertesi gün eşime “Peruk taksın” demiş. İstemediğim bir şeyi zorla yaptırdılar, lojmanlardan servise binerken peruk taktım. Servise binerken BÇG’den gelen yüzbaşı başımı açmış mıyım açmamış mıyım diye orada bekliyor. O 1,5-2 ay kabus gibiydi, kafamda peruk, bana ait olmayan bir şey, sanki açık cezaevinde yaşıyordum. Perukla dalga geçmek için beni çaya davet ediyorlardı.

* Eşiniz ihraç edildikten sonra siz de öğretmenlikten mi ihraç edildiniz?

Ankara’ya, Hasköy’de bir okula tayin oldum. Okulda her gün başımı açmamı istediler. Hakkımda soruşturma açtılar, sonra açığa aldılar, daha sonra da zaten meslekten ihraç edildim. Başımız örtülü olduğu için öğretmen arkadaşlar da bizimle konuşmuyordu. Bir gün dersteyken sınıfa bir arkadaş geldi, müdürün dersten çıkmamı istediğini, görevimize son verildiğini söyledi. “Zil çalınca çıkacağım” dedim, biraz sonra tekrar geldi, “Polis gönderecekler dersten çıkmazsanız” dedi. Öğretmenlikten ve memuriyetten uzaklaştırıldım. Dışarıdan emeklilik süremi tamamlayarak emekli oldum.

* Haklarınızı aldınız mı?

Hayır, emekliliğime 1 yıl 3 ay vardı, onu SSK’dan tamamlayarak Emekli Sandığı’ndan emekli oldum. Sonra hükümet 5525 sayılı Af Kanunu’nu çıkardı, fakat ben emekli olduğum için yeniden öğretmenlik görevime başlayamadım, ama haklarımı, emeklilik ikramiyemi de alamadım. Açıktan atamaya müracaat ettim, işlediğim fiilden dolayı müracaat edemeyeceğimi bildirdiler. Meğer başörtülü derse girmemizden dolayı verilen cezaları dosyamızdan kaldırmamışlar. Devlet kanun çıkarıyor, devletin bürokratı kanunu uygulamıyor, devletin affettiği memurunu bürokrat “affetmem” diyor. Pasaport almak için müracaat ettik, onu bile vermediler. Anayasaya aykırılıktan müracaat ettik, mahkeme kararıyla ikramiyelerimizi alabilecek duruma geldik, hükümete düzenleme yapılması için 1 yıl süre verildi.

* Düzenleme yapıldı mı?

Bir düzenleme yapıldı, 19.06.2010 tarih, 5997 sayılı Kanun’un 14. maddesinde emekli ikramiyelerimizi alabileceğimiz yazılı,  ama 19. maddenin son mısrasında “düzenleme 01. 06.2010’dan itibaren geçerlidir” denildi. Mağdur olanların hepsi bundan önceki tarihte, dolayısıyla hiç kimse istifade edemedi. Kurumların içine yerleşmiş 28 Şubat uzantıları araya bir cümle sokarak yine mağdurların yararlanmasını engelledi. Bu hak gaspıdır. Göreve yeniden başlayamadığım için emekli ikramiyemi alamıyorum, emekli olduğum için de göreve başlatmıyorlar.

KAPIMIZA “HİZBULLAHÇI” DİYE YAZDILAR

* Bütün bu süreçlerde iç dünyanızda neler yaşadınız?

Eşimi ihraç ettiklerinde çok ağladım, çünkü ben sebep olmuştum. Çocuklar çok etkilendi, kızım Elif ilkokuldaydı, “Anne niye bizimle bu kadar uğraşıyorlar” diye sordu. Şimdi tıp fakültesinde okuyor, hâlâ tedirginlik duyuyor. Büyük oğlum subay olmak istiyordu, babası ihraç edildiği için hiç bir zaman subay olamayacağını öğrendiğinde saatlerce ağladı. O ODTÜ Matematik bölümünde, en küçük de çevre mühendisliğinde okuyor.

* Hiç ikilem yaşadınız mı?

Başımı açsam “dini bu kadarmış, açtırdık” diyecekler, açmasam işten atılacağım. Bazı arkadaşlar, “Bir evden bir kurban yeter, aç” diyordu, ama açmadım. “Bu ülke herkese yeter, ama niye bana bu ülkede yer yok” diye düşündüm. Ankara’ya geldiğimizde, herkese başımıza geleni anlattık, oturduğumuz apartmanda bile “Devlet bunları ihraç etmiş” dediler, komşumuz tebeşirle kapımıza  “Hizbullahçılar” diye yazı yazdı. Kaç ailenin hayatı böyle söndü?

BUGÜN