Arşiv

Posts Tagged ‘arap’

Filistin bayrağını göndere çekelim

İsrail’e: Kendi halkını ablukaya alıyor. Suriye’ye: Elimizi havada bıraktı. BM’ye: İşlenen suçun faili olursunuz.

BAŞBAKAN Tayyip Erdoğan, Kahire’de düzenlenen Arap Ligi Dışişleri Bakanları toplantısında yaptığı konuşmada önemli mesajlar verdi.  Erdoğan, “Yeniden ortak geleceğimize sahip çıkalım” diyerek, özetle şunları söyledi:

Geleceğimiz ortak

Bizler geçmişleri, bugünleri ve gelecekleri ortak çizilmiş iki milletiz. Sana’da torununa tahta bir oyuncak dahi alamayan bir dedenin yüreğindeki hüzün, Rabat’ta, Beyrut’ta gözyaşına dönüşür. Riyad’da, Doha’da yaşanan mutluluklar, Kudüs’te, İstanbul’da gönüllerimizi şenlendirir. Gazze’de ağlayan Filistinli bir çocuk, Ankara’daki bir annenin yüreğini sızlatır. Kahire’de gençliğin yükselen sesi Trablus’ta, Şam’da, İstanbul’da aynı heyecanla yankılanır. Farklı dillerle aynı anlam coğrafyasını ve kaderi paylaşan bizler için ortak geleceğe sahip çıkma zamanı gelmiştir.

Yanılgıyı anlamak

Daha fazla özgürlük, demokrasi, insan hakları hepimizin ortak şiarı olmalı. Halklarımızın geleceğe ümitle bakmayı hak etmediğini kimse iddia edemez. Halklarımızın meşru taleplerini mutlaka ama mutlaka meşru yollarla ve meşru yöntemlerle karşılamaya mecburuz. Meşru talepleri gayrimeşru yöntemlerle, güç kullanarak bastırmaya çalışanlar, bugün değilse yarın büyük bir yanılgı içinde olduklarını anlayacaklardır.

Buazizi’nin onuru

Mütevazı hayatında seyyar tezgâhını korumak ve evine ekmek parası götürmekten başka bir gayesi olmayan Muhammed Buazizi, (Tunus’ta kendisini yakarak, Yasemin Devrimi’nin fitilini ateşleyen seyyar satıcı.) insan onurunun değerini dünyaya bir kere daha hatırlatmıştır. İnsan onurunun her türlü siyasi rejim  tartışmasının üstünde bir etki yapacağını göstermiştir. Bu onurlu duruş, Arap halklarının başka hiçbir yerde aramasına gerek olmayan medeni değerlerin bir yansımasıdır.

Reformlar elzem

Halkların meşru beklentilerinin vakit kaybetmeden karşılanması için eşzamanlı olarak siyasi, ekonomik ve sosyal reformların gerçekleştirilmesi elzemdir. Yüzyıllarca bilimden edebiyata, sanattan felsefeye insanlık tarihinde çığır açmış yeniliklere imza atmış bölge insanı, üzülerek ifade edelim ki, bugün olması gerektiği noktada değildir. Bizler bu akışı tersine çevirecek birikime fazlasıyla sahibiz ve bugün cereyan eden gelişmelere de bu zaviyeden bakmak durumundayız.

BM’de temsil

Libya’nın Arap Ligi’nde bundan böyle Libya Ulusal Geçiş Konseyi tarafından temsil edilmesi yönündeki karar da önemli ve sevindiricidir. Biz Libya’nın yaklaşmakta olan BM Genel Kurulu’nda da Libya Ulusal Geçiş Konseyi tarafından temsil edilmesi gerektiği düşüncesindeyiz.  

Dostluk elimiz

Sürecin en başından bu yana bölgemizde vuku bulan değişim ve dönüşüm sürecinde ihtiyaç duyan herkese dostluk elimizi uzattık. Uzattığımız bu dostluk elini muhabbetle tutanlar olduğu gibi elimizi havada bırakanlar da oldu. 

Çağrıma İsrail dahil

Halkların meşru talepleri karşısında bugün takınacağımız tutum ve atacağımız adımların hesabı ancak halklar tarafından sorulabilir. Bu çağrım bölgemizdeki tüm ülkeler için geçerlidir ve buna İsrail de dahildir.

İsrail tehdit ediyor

İsrail, bir yandan bölgemizde meşruiyetini sağlamaya çalışırken, diğer yandan da kendi meşruiyetinin temellerini sarsan sorumsuz adımlar atmaya devam etmektedir. Uluslararası hukuku ve insanlık onurunu hiç tereddüt etmeden ayaklar altına alan bu İsrail hükümetinin saldırganlığı, çocuklara oyuncak götüren uluslararası bir yardım konvoyuna uluslararası sularda saldırı düzenleyebilecek kadar şirazesinden çıkmıştır. Hükümet politikalarının saldırganlığı İsrail halkının geleceğini tehdit etmektedir. Barışın önündeki engel İsrail hükümetinin zihniyetidir. İsrail hükümeti tarafından aslında İsrail halkı ablukaya alınmıştır. Daha da vahimi, öldürdüğü sivillerin ülkesi tarafından kendisinden talep edilen özür ve tazminat taleplerine de kulak tıkamakta, kendisini hukukun üstünde görebilmektedir. Gazze’ye uygulanan ablukanın yasal olduğunu söyleyecek kadar İsrail tezlerinin esiri olan Mavi Marmara raporu bizim için, Arapça ifadesiyle ke-en lem yekün, yok hükmündedir. Gazze ablukasını meşru gören hiçbir cümleyi tanımadığımızı bir kere daha ilan ediyorum.

Suçun failleri

Başta BM olmak üzere uluslararası çevreler İsrail’in tek taraflı, şımarık uygulamalarına prim vermeye, bu insanlık dışı uygulamalarına gözlerini kapamaya devam ederlerse, işlenen bu suçun bir faili olarak anılmaktan kurtulamayacaklardır.

Kaos derinleşecek

İsrail-Filistin, artık uluslararası düzenin meşruiyetini belirleyen bir mesele haline gelmiştir. Gazze bu durumda oldukça, uluslararası düzende hak, hukuk, meşruiyet gibi kavramların ne anlama geldiği konusunda kaos derinleşecektir. Zulüm üzerinden siyaset yapanlar, zulümlerinin ebedi, güçlerinin mutlak olduğunu zannedenler mutlaka kaybedecektir. 

Allah’ın izniyle

Filistin devletinin tanınması yegane yoldur. Bu, seçenek değil zorunluluktur. Allah’ın izniyle, bu ay sona ermeden BM’de Filistin’i çok farklı statüde göreceğiz. Gelin, özlemi duyulan o Filistin bayrağını en kısa zamanda göndere hep beraber çekelim.

Gizli mihraklar var

Önümüzdeki süreç meşakkatlidir, zordur. Bu süreci tersine çevirmeye çalışan ve çalışacak gizli mihraklar da vardır, olacaktır. Bu gizli mihraklara karşı tedbirli olmalıyız. Ama artık çözümleri ertelemeye son verme zamanı da gelmiştir. Kardeş Arap halkları, kendi iradeleriyle bu süreci hayırla sonuçlandıracaklardır.

‘Esad’ı idam et’

Erdoğan, çıkışta bekleyen Suriyelilerle selamlaştı.  Başbakan, posterini taşıyan grubun Arapça “Esad’ı idam et” sloganını anlamadı. 

Ümit ÇETİN – HÜRRİYET

Halkların yüzyılı başlıyor

İslami Cihat Örgütü’nün iki numaralı ismi Ziyad Nahhale Mavi Marmara gemisinin Araplara cesaret verdiğini ifade ederek “halkların yüzyılı başlıyor” dedi.

Adem Özköse’nin röportajı

Mısır halkı sonunda başardı ve Hüsnü Mübarek’i devirerek Ortadoğu’da uzun vadede büyük değişimlere neden olacak tarihi bir devrim gerçekleştirdi. Bölgeye dair hesapları altüst eden Mısır devrimi şüphesiz en fazla Filistin’i etkileyecek. Camp Davıd Antlaşması’na imza atarak Filistin mücadelesinin büyük bir mevzi kaybetmesine neden olan Mısır’ın artık bu politikasını değiştireceği yönünde bir beklenti var. Biz de hem Mısır devriminin Filistin’i nasıl etkileyeceğini, hem de Hüsnü Mübarek sonrası Mısır’da neler yaşanacağını İslami Cihad Örgütü ’nün iki numaralı ismi olan Ziyad en Nahhale ile konuştuk. Küçük yaşlardan itibaren Filistin’in özgürlüğü için mücadele eden Ziyad Nahhale, İsrail askerlerine yönelik gerçekleştirdiği silahlı eylemler nedeniyle 18 yaşında tutuklanarak cezaevine girdi. 18 yaşında girdiği cezaevinden 33 yaşında çıktı ve Fethi Şikaki ile birlikte İslami Cihat Örgütü’nün kurucuları arasında yer aldı. 1. İntifada döneminde Filistin’den Lübnan’a sürülen Nahhale, Beyrut’ta hukuk eğitimi gördü. İslami Cihat Örgütü’nün Ramazan Şallah’tan sonra iki numaralı ismi olan Nahhale, hem Amerika’nın hem de Mossad’ın terör listesinde bulunuyor. Nahhale Filistin mücadelesinin önemli aktörlerinden biri olarak kabul ediliyor ve uzun süredir Şam’da sürgünde yaşıyor.

Arap isyanı Tunus ve Mısır’dan sonra Yemen, Bahreyn, Libya gibi ülkelere de sıçradı. Arap sokakları haftalardır yönetim karşıtı gösterilerle çalkalanıyor. Bu fotoğrafı nasıl okumalıyız?

Arap dünyasında gerçek bir değişim yaşanıyor. Bu değişimin sebeplerinin daha iyi anlaşılması için şüphesiz sosyolojik araştırmalar yapılması, mastır tezleri hazırlanması gerekir. Son yaşanan olaylardan sonra bu yüzyılın “halkların yüzyılı” olacağını rahatlıkla söyleyebiliriz. Mısır ve Tunus’ta yaşanan devrimler zor ve baskıyla, asker ve polisle insanları yönetme devrinin bitmesi için atılan ciddi adımlardı. Ayrıca ABD emperyalizminin İsrail’in güvenliğini korumak için bölgede kurduğu sistem ve yapı da son Arap isyanıyla birlikte çöktü. Batı’nın desteğiyle kurulan diktatör yönetimler Arap halklarının özgürlüklerini zorla gasp etti. Ve ithal bir kültür bölgeye dayatılmaya çalışıldı. Bölge halkları Batı’nın dayattığı sistem ve kültüre göre değil; kendi değer ve kültürüne göre yaşamak istiyor. Çünkü bizim inanç ve medeniyetimiz, kültür ve örfümüz Batı’dan tamamen farklı. Dışarıdan dayatılan sistemlerle ancak buraya kadar yürünebilir. Mısır ve Tunus’daki Arap gençleri sokaklara ve meydanlara hâkim olarak büyük bir yalanı sona erdirdi ve kral çıplak dedi. Biz bu gençlerle gurur ve onur duyuyoruz. Çünkü bu gençler canları pahasına da olsa özgürlüklerine, onurlarına, tarih ve kültürlerine sahip çıktılar.

Mısır devrimi ve Mavi Marmara

Tunus’dan sonra Mısır’da da halk eski yönetimi devirmeyi başardı. Mısır halkının devrim sürecinde gösterdiği ısrar ve kararlılık bütün dünyayı etkiledi. Siz bu ısrar ve kararlılığı neye bağlıyorsunuz?

Mısır yönetimi, Camp Davıd Antlaşması ile birlikte gerek kendi halkının gerekse de bölge halklarının gözünde meşruiyetini zaten kaybetmişti. Siyonist İsrail’in bölge halklarına yönelik düşmanca tutumuna rağmen Mısır yönetimi yıllarca İsrail’in çıkarlarına hizmet etti. Bu durum, özellikle de Gazze’ye yönelik ambargo, Mısır halkının onur ve haysiyet duygularının yaralanmasına neden oldu. Türkler, Batılı gençler Gazze’ye, Filistin’e yardım etmek için büyük bir fedakârlık gösterirken, Mısır yönetimi bu insanlara engel olmaya çalıştı. Ariş’te Mısır askerlerinin Filistin Konvoyu’na yönelik gerçekleştirdiği saldırı sonucu birçok Mısırlı utancından ağlamıştı. Mısır’daki isyanda Türklerin Mavi Marmara gemisinde verdikleri mücadelenin de etkisi oldu. Mavi Marmara’da şehit düşenler İslam dünyasının gözünü açtı ve Arap gençliğine örnek oldu. Mısır halkı sonunda bir daha dönmemek üzere hapishaneden dışarı çıktı. Özgürlüğün tadını alanlar bir daha esir düşmemek için ellerinden geleni yaparlar. Mısırlılar da bir daha özgürlüklerini kaybetmemek için büyük bir direniş gösterdiler.

Mısırlılar günlerce Hüsnü Mübarek’in yönetimi terk etmesi için gösteriler yaptılar ve sonunda Hüsnü Mübarek gitti. Bundan sonra ne olacak? Mübarek’in gitmesi bütün sorunları çözecek mi?

Devrimden sonraki Mısır; devrimden önceki Mısır gibi değildir ve Mısır devrimi gerçek bir devrimdir. Mısır halkı bu devrimle birlikte sistemle arasındaki psikolojik korku duvarını yıkmıştır. Mısır halkı şehit vererek, bedel ödeyerek taleplerini karşı tarafa kabul ettirdi. Bugün Mısır’a hakim olanlar halkın önünde hiçbir gücün duramayacağını net bir şekilde gördüler. Mısır halkının direniş iradesi asker ve polisin silahlarından binlerce kez daha güçlü. Devrim sürecinde bunu hep birlikte gördük. Hüsnü Mübarek sadece bir semboldü. Halk bu devrimi eskimiş, ihanetlere batmış, halkın özgürlüklerine zorbaca el koymuş, insanların ekmeklerine göz dikmiş sisteme karşı gerçekleştirdi. Bence Mısır halkı bundan sonra geri adım atmayacak ve devrimin hedeflerini gerçekleştirmek için elinden geleni yapacaktır.

“Ordu kışlaya çekilmek istiyor”

Hüsnü Mübarek’in ardından yönetime el koyan Mısır Ordusu’nun yönetimi sivillere bırakacağına kesin olarak inanıyor musunuz?
Evet, inanıyorum. Bu denli dinamik ve inanmış bir halkın önünde hiçbir güç duramaz. Zaten Mısır Ordusu’nun da böyle bir hedefi yok. Ordu seçimlerden sonra yönetimi halka teslim edip kışlasına çekilmek istiyor. Fakat Amerika bu süreçte büyük bir mücadele vererek birlikte çalışabileceği bir kişiyi Mısır’ın başına getirmeye çalışacak. Ama Mısırlı gençler buna asla izin vermez. Mısır devrimi sadece Hüsnü Mübarek’e karşı değil; ABD emperyalizmine karşı da yapılan bir devrimdir.

Mısır’da gerçekleşen devrimin bölgeye, özellikle de Filistin mücadelesine nasıl bir etkisi olacak?

Filistin mücadelesi Camp Davıd Antlaşması ile birlikte en büyük kalelerinden biri olan Mısır’ı kaybetmişti. Mısır’ın tekrar Filistin halkının yanında saf tutacak olması bizim için büyük bir kazanım. Şu an bölgede Türkiye, İran ve Suriye’nin merkezinde olduğu İsrail karşıtı güçlü bir eksen var. Bu eksene Mısır’ın da katılması Filistin mücadelesinin yeni bir safhaya girmesine neden oldu. İsrail bölgedeki kalelerini bir bir kaybederek yalnızlaşıyor. Bu durumdan Filistin direnişi de büyük ölçü de faydalanacak.
Seçimlerden sonra sivil bir yönetim iktidara geldiğinde İsrail ile yapılan Camp Davıd Antlaşması da rafa kaldırılır mı?
Mısırla ilgili çok hızlı değişimler beklememeliyiz. Böyle bir beklenti Mısır’daki sistemi doğru okuyamadığımızı gösterir. Mısır’daki zorba yönetim çökerken arkasında büyük bir moloz yığını bıraktı. Yeni yönetimin bu moloz yığınını temizlemesi bir hayli zaman alabilir. Camp Davıd Antlaşması ilk etapta iptal edilmeyebilir; fakat yeniden yorumlanır. Bu anlaşmanın yeniden yorumlanmaya başlaması demek, eski sistemden arda kalan moloz yığınlarının da temizlenmeye başladığı anlamına gelir. Biz Filistinli direniş grupları olarak bu süreçte Mısır’a Filistin konusunda baskı yapmak yerine, yardımcı olmak istiyoruz. Siyasi tavrımız da bu yönde olacaktır.

Mısırla ilgili çeşitli senaryolar dile getiriliyor. Kimileri Mısır’ın Türkiye modelini kendine örnek alacağını ifade ederken, kimileri de Mısır’ın bölgedeki ikinci İran olabileceğinden söz ediyor. Sizce bundan sonra Mısır’da hangi model daha ağır basacak? Türkiye modeli mi, yoksa İran modeli mi?

Mısır kendi gerçekleriyle uzlaşı içinde olan yeni bir model doğuracaktır. Çünkü Mısır’ın sosyal ve siyasi şartları kendine özgüdür. Bundan sonra Türkiye ve İran dışında bir de Mısır modelinden bahsetmeye başlayabiliriz.

Peki, İsrail ve Amerika ile ilişkilerde Mısır daha çok İran’a mı benzeyecek yoksa Türkiye’ye mi?

Bana göre Türkiye’ye benzeyecek. Burada şunu da ifade etmek istiyorum. Devrim sürecinde Başbakan Erdoğan’ın Mısır halkına verdiği destek, halkın devrime olan inancını daha da arttırdı. Hüsnü Mübarek gitmeme konusunda direnince kimi Mısırlılar umutsuzluğa düştü. Fakat Başbakan Erdoğan’ın Mübarek’e gitmesi yönünde çağrı yapması, göstericilerin umudunu en üst düzeye çıkardı ve insanların devrime olan inancını daha da arttırdı.

İsrail Savunma Bakanı Mısır’daki gelişmelerden sonra savaş hazırlığına başladıkları yönünde bir açıklama yaptı. Mısır ile İsrail arasında bir savaş çıkar mı?

Bence Mısır devrimi bölgede yakında çıkacak büyük bir savaşı, İsrail’in Gazze’ye veya Lübnan’a saldırmasını engelledi. İsrail, Mısır devriminden sonra bir yere saldırmak için artık daha fazla düşünmek zorunda kalacak. Çünkü Mısır’daki devrim İsrail’i bölgede daha da yalnızlaştırdı. İsrail’in savaş tehditleri ise panik ve korkudan kaynaklanan tehditlerdir.
İslami hareketler ne istiyor?

Özellikle laik çevreler Arap isyanının başlamasından sonra Ortadoğu’nun İslami hareketlerin kontrolüne gireceği yönünde bir korkuya kapıldılar. Sizce bu korkularında haklılar mı?

Laikler bizi, bölgedeki İslami hareketleri anlamakta güçlük çekiyor. Bölgedeki güçlü İslami hareketlerin hiçbiri aşırılık yanlısı, insanlara baskı yapma taraftarı olan hareketler değil. İslami hareketler insanların inançlarını rahatça yaşayabilecekleri, Amerika’nın topraklarımızı ve emeğimizi sömürmesine izin vermeyen, İsrail terörüne karşı siyasi olarak tavır alan bir yönetim biçimi istiyor. Batılı yönetim biçimleri halkımızı fakir bıraktılar ve en temel insani haklarımızı gasp ettiler. İslami hareketler bölge insanına baskı yapma, insanları zorla Müslüman yapma derdinde değil. Biz insanların fıtratına uygun bir düzende, insana yaraşır bir şekilde yaşamasını istiyoruz. Bu yönüyle bölgedeki güçlü İslami hareketler aslında halkın doğal taleplerini yerine getiriyor. Zaten hangi düşünceye mensup olursa olsun, bu saatten sonra halka baskı yapan hiçbir sistem bölgede uzun zaman varlığını sürdüremez. Bölgenin inanç ve kültürüyle barışık olan hareketler bölgedeki etkilerini daha da arttıracaklar. Bundan dolayı bölgenin geleceğinde İslami hareketlerin etkileri geçmişten daha fazla olacak.

Gerçek Hayat