Arşiv

Posts Tagged ‘assam’

15. Yılında 28 Şubattan Ders Aldık mı? (27 Şubat 2012)

15. YILINDA 28 ŞUBAT

Zamanın, Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Çevik Bir tarafından “Demokrasiye Balans Ayarı” olarak nitelendirilen, Genelkurmay Genel Sekreteri Tümgeneral Erol Özkasnak tarafından “Post Modern Darbe” olarak vasıflandırılan 28 ŞUBAT 1997 OLAYI; müsait yasal mevzuata dayanılarak, Milletin manevi değerlerini tehdit gören seküler, kavmiyetçi, devletçi ve sol ideoloji sahiplerinin kadrolaştığı, Yüksek Yargı, YÖK ve bazı Sivil Toplum Kuruluşlarının destek ve teşviki ile Türk Silahlı Kuvvetlerinin Yüksek Komuta kademesini teşkil eden, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İsmail hakkı Karadayı, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hikmet Köksal, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Güven Erkaya, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Ahmet Çörekçi, Jandarma Genel komutanı Orgeneral Teoman Koman ve Milli Güvenlik kurulu Genel Sekreteri İlhan Kılıç liderliğinde, Milli Güvenlik Kurulu kullanılarak, zayıf koalisyon Hükümetlerinin sebep olduğu istikrarsız siyasi ortamdan yararlanarak, Meşru Hükümete, Anayasal düzene, taraflı basın tarafından yapılan manipülasyonlarla sindirilmiş Milletin, manevi değerlerine ve İslami İnancını yaşamak azminde olan fertlerinin temel hak ve özgürlüklerine indirilmiş, planlı ve hazırlıklı BİR ASKERİ DARBEDİR.

28 Şubat 1997 Askeri Darbesi dahil, son 50 yıla damgasını vuran bütün darbeler ve tesis edilen Askerî ve Yargı vesayetinin kaynağı ve mimarı 27 Mayıs 1960 darbesidir. Bu darbe sadece millete ve sivil iradeye karşı yapılmamış aynı zamanda Ordunun üst kademesini de tasfiye etmiştir.

27 Mayıs 1960 darbesini yapan ve “Milli Birlik Komitesi” adını alan cunta, darbeye taraftar olmayan 235 general ile 4177 üst rütbeli subayı tasfiye ederek Silahlı Kuvvetlerde darbeci bir yapı oluşturmuş, yönetimi sivillere teslim ettikten sonra da varlığını muhafaza etmiş, 12 Mart 1971 Muhtırasına kadar, cunta içi mücadeleler devam etmiş, 22 Şubat 1962 tarihinde ve 21 Mayıs 1963 tarihlerinde başarısız iki darbe teşebbüsü olmuş, bu tarihlerde 1960 ihtilalininin genç generalleri Silahlı Kuvvetlerin Komuta Kademesine geldikleri için Silahlı Kuvvetlerin Komutası Darbeci Cuntanın eline geçmiş ve bundan sonraki müdahale ve darbeler, Silahlı Kuvvetler içindeki muhalif ideoloji mensupları tasfiye edilerek, Genelkurmay Başkanlarının liderliğinde ve emir-komuta sistemi içinde yapılmıştır.

12 Mart !971 Muhtırasından sonra da darbe için cuntalaşma geleneği terkedilmemiş, her müdahale ve darbeden sonra, darbeci cunta Silahlı Kuvvetlerin komutasını organize ettiği yeni darbeci cuntalara teslim etmişlerdir. Böylece, sivil siyasetin kulvar dışına çıkması önlenmiş, hem de eski darbeci cuntalar kendilerini güven altına almışlardır.

12 Mart Muhtırasını verenlerin varisleri 12 Eylül 1980 Darbesini, bu darbecilerin varisleri de 28 Şubat darbesini yapmışlardır. 28 Şubat Askeri Darbesinin varislerinin bir kısmı da bu gün, Balyoz ve Ergenekon Davalarında yargı önüne çıkarılmışlardır.

28 Şubat Askeri Darbesinde;

1982 Anayasasının, temel hak ve özgürlükleri, egemenliği millete veren, kurum ve kuruluşların yetki ve sorumluluklarını belirleyen maddeleri göz ardı edilerek;

Başlangıç maddesinin ikinci paragrafındaki “çağdaş medeniyet düzeyine ulaşma..” hedefine bakıp, milletin yaşantısını çağdışı ve devlete tehdit olarak görme eğilimi;

İkinci maddesindeki “LÂİKLİK” kavramını öne çıkararak dindar insanlara tehdit gözü ile bakma eğilimi;

İnkılâp kanunlarının korunması ile ilgili 174 üncü maddesindeki “Çağdaş uygarlık düzeyi”ne ulaşmayı ve “lâik niteliği” korumayı sağladığına inanılan sekiz inkılap kanunun tehdit altında olduğuna dair kuşku;

Silahlı Kuvvetlere eğitim, silah, araç ve gereç bakımından hazırlıklı bulunması için “TSK İç Hizmet Kanunu”na konulmuş bulunan 35 inci maddesindeki “Türkiye Cumhuriyetini koruma ve kollama” görevinin, zamanının belirlenmesinin ve kararının verilmesinin TSK’ne ait olduğuna dair anlayış; baskı ve müdahalelere yasal dayanak yapılmıştır

Bu Anayasa ve yasa maddelerine anlam ve aktivite kazandırılması da; Devletteki Güvenlik planlamasının direktifi konumundaki “Milli Güvenlik Siyaseti Belgesi”ndeki (MGSB), iç tehdit bölümünde, öncelikli olarak İrticanın iç tehdit olarak belirlenmesi ile mümkün olmuştur.

1982 Anayasası, genel özellikleri ile, devletin yönetimini millete bırakmayıp, yasama ve yürütme erklerinin yetkilerini kısıtlayan, buna karşılık, millete karşı sorumsuz kurumların yetkilerini arttıran, yani egemenliği anayasal kurumlar arasında paylaştıran kurallar koyan bir yapıya sahip olmuştur. Bu hal her şeyden önce, uyum içinde çalışması gereken devlet organlarının, verilen aşırı yetkilerin sorumsuzca kullanılması sonucunda, amansız şekilde çatışmalarına sebep olmuştur.

Milli Güvenlik Kurulu 1961 Anayasası ile teşkil ettirilen ve 1982 Anayasasında da varlığını devam ettiren, Anayasal bir kurumdur. İstişarî bir kurul olmasına rağmen, teşkilinden itibaren Siyasi iradenin kontrol altında bulundurulması görevi ifa etmiştir.

Anayasal bir kuruluş olmadığı halde, 1982 Anayasasının 125. maddesi ile kararları yargı denetimi dışında tutulan Yüksek Askeri Şûra (YAŞ), general terfileri ve re’sen emeklilik uygulamaları ile ideolojik kadrolaşmanın mekanizması olarak işlev yapmıştır.

1990′ lı yıllardan itibaren hazırlanan Milli Güvenliğin Anayasası mesabesindeki Milli Güvenlik Siyaseti Belgelerindeki (MGSB) iç tehdit değerlendirmeleri, Devletin tepesinden tabanına kadar, bölünmeye ve cepheleşmelere sebep olmuştur. Bu belgeler hazırlandıktan sonra, iç tehditler ve bunlara karşı alınacak tedbirler, planlara sokularak, başta TSK olmak üzere, Kamu Kurumlarının en uç unsurlarına kadar yayımlanmış ve bu kurumlara iç tehditle aktif mücadele görevleri verilmiştir.

28 Şubatı planlayan zihniyet, zamanının MGSB ‘de İRTİCA, BÖLÜCÜLÜK VE AŞIRI SOL ‘u iç tehdit olarak gösterirken, AŞIRI SAĞ ve IRKÇILIĞI tehdit olarak göstermemiştir. Böylece, içinde irticai ve bölücü (Kürtçü) unsur barındırmayan aşırı sağ ve ırkçılık Devletin RESMİ İDEOLOJİSİ olarak kabul edilmiştir. Yani resmi ideoloji (seküler, kavmiyetçi, devletçi, ılımlı sol yelpaze), TSK başta olmak üzere Devletin bütün gücü ile desteklenirken, tehdit kapsamına giren ideoloji yani, inanç ve etnik kimlik baskı altına alınmıştır.

Bu baskı ve ayrışma önce kamu personelinde başlamış, tehdit görülenler tasfiye edilinceye kadar cepheleşme olmuş; tasfiye tamamlanınca da Devlet Kurumlarında, Resmi İdeoloji kadrolaşmış; sonra da cuntacı organizasyonlar oluşturarak, toplumun tehdit olarak gösterilen ideoloji mensupları ile hukuk dışı, gayri meşru mücadele yöntemleri uygulama gayreti içine girilmiş, Milletin Cephelere bölünmesine sebep olunmuştur.

Yine aynı dönemde, Resmi ideoloji, TBMM’ de de hem kendisine taraftar, hem de tehdit kapsamında gösterilen siyasi partileri bulmuştur. Özellikle, seçimle iktidara gelme ümidi olmayan partiler ya resmi ideolojiye sahip devlet kurumlarına arka çıkma gayreti içine girmiş, ya da terörün gölgesinde kalmıştır.

MGSB de dindarlık ve etnik kimlik iç tehdit olarak gösterildiği için; temel hak ve özgürlüklerin, hakkaniyetle kullanılması önündeki engellerin kaldırılmasında; İç barışın sağlanması için, etnik kimliğe ve dini hayata sağlanması gereken serbestî dahi siyasi ayrışmaya sebep olmuş; sonucunda TBMM de resmi ideoloji ve karşıtları şeklinde bölünmüştür.

Yakın tarihimiz uzun süren siyasi istikrarsızlık dönemlerinin arkasından askeri darbe veya müdahalelerin geldiğini göstermektedir. 13 Aralık 1970 tarihinden 12 Eylül 1980 tarihine kadar, 10 yıl içerisinde 12 koalisyon hükümeti iş başına gelmiştir. Bunlardan 8 tanesi bir yıldan kısa görev yapmıştır. Bu zayıf koalisyon hükümetleri sırasında, siyasi ve ekonomik istikrar bozulmuş, anarşi kontrol edilemez hale gelmiş, Millet bunalmış, bir çıkış yolu gözlerken kurtarıcı olarak 12 Eylül 1980 Darbesi gelmiştir.

Yine 23 Haziran 1991 tarihi ile 28 Şubat 1997 tarihine kadar 6 yıl içerisinde 7 Hükümet görev almıştır. Bu yedi hükümetten 4 ‘ü altı aydan biri de bir yıldan kısa iş başında kalmıştır. Bu zayıf koalisyon hükümetleri sırasında da, ekonomik ve siyasi istikrar bozulmuş, arkasından 28 Şubat 1997 Askeri Darbesi gelmiştir.

Bunlara karşılık, 13 Aralık 1983 tarihi ile 23 Haziran 1991 tarihleri arasındaki 8 yıllık sürede, tek ve aynı partinin kurduğu üç hükümet, yine 18 Kasım 2002 tarihi ile günümüze kadar 10 yıllık süre içinde aynı partinin kurduğu 4 hükümet iş başında kalmıştır. Siyasi istikrarın hakim olduğu bu dönemlerde, ülke sorunlarına çözümler siyasi iktidarlar tarafından bulunmuş, Balyoz ve Ergenekon davalarından anlaşıldığına göre, yasal dayanak ve ideolojik kadrolaşmada bir değişiklik yapılmadığı, hatta fiili darbe planları yapıldığı halde, darbe ve müdahale imkanı verilmemiştir.

Temsilde adalet ilkesinin öne çıkarılması ile, güçsüz koalisyon hükümetlerine teslim edilen ülke yönetiminde zafiyetler oluşmuş ve oluşan istikrarsız ortamlar darbe ve müdahalelerin davetçisi haline dönüşmüştür.

Bu gün bu darbenin 15. yılında dönüp geriye baktığımızda, gecikmeden gerçekleştirmemiz gereken üç konu vardır. Bunlar;

Birincisi;

Millete ve devlete büyük maddi ve manevi zarar veren, Darbenin müsebbipleri yargı önünde hesap vermelidir.

28 Şubat Askeri Darbesinin baş sorumluları o tarihteki Milli Güvenlik Kurulu’nun Asker üyeleri, ikinci büyük sorumluları da yine o tarihteki Yüksek Askeri Şura’nın asker üyeleridir.

İkincisi;

Darbenin mağdurlarının gasp edilen maddi ve manevi hakları, Millet tarafından kendilerine verilmelidir.

28 Şubat Askeri Darbesi ile başta askerler olmak üzere Kamuda çalışan inançlı personel ile imam hatip liseleri, ilahiyat fakülteleri ve yüksek öğretim öğrencileri mağdur olmuşlardır. Silahlı kuvvetlerden YAŞ Kararı ile çıkarılanlara yapılan işlemlerin yanlışlığı, 6191 Sayılı Yasa çıkarılarak ifade edilmiş ve bu personelin bir kısım hakları verilmiştir. Ama henüz mağduriyetlerin tamamı giderilmemiştir. Bunları tekrar ifade etmek gerekir ise;

YAŞ Mağdurlarının geriye dönük haklarının tamamı verilerek maddi ve manevi açıdan tatmin edilmelidirler.

Yargıya açık idari işlemlerle çıkarılan subay, astsubay, askeri öğrenci ve uzman personel de 6191 Sayılı yasanın kapsamına alınarak hakları verilmelidir.

Bunaltıcı baskı sonucunda, emekliliğe zorlananlar da, Silahlı kuvvetlerdeki emsallerinin haklarına kavuşturulmalıdır.

Üçüncüsü;

Bir daha askeri darbe olmaması için tedbirler, imkan var iken alınmalıdır.

Müdahalelerin ve darbelerin tekrar Ülkemizin gündemini işgal etmemesi, Milli ve siyasi iradenin üzerinde hiç bir kurumun vesayet kuramaması ve ileri demokrasinin kurallarına uygun bir yönetim şeklinin yerleşebilmesi için, yapılması gerekenleri de ifade ederek yazımı tamamlamak istiyorum.

Yeni Anayasa çalışmasını fırsat bilerek, siyasi istikrar mevcut iken, yani Devlet Kurumları üzerinde kontrol ve TBMM de çoğunluk mevcut iken; darbeler ve vesayet için dayanak yapılan yasal mevzuatı, Kamudaki ideolojik kadrolaşmayı ve siyasi istikrarın bozulmasına neden olan ortamı ortadan kaldıracak aşağıdaki düzenlemeler yapılmalıdır.

Anayasada resmi ideoloji, değişmez maddeler ve laiklik ilkesi bulunmamalı, ana dilde eğitim imkanı sağlanmalı, temel insan hak ve özgürlükleri kısıtlanmamalı, vatandaşın anayasal sıfatı olmamalıdır.

TBMM ve Hükümetin bütün devlet kurumları üzerinde otorite kurması sağlanmalı, yetkiler TBMM ‘inde toplanırken, Meclis güçlendirilmeli, temsilde adaletten feragat edip, yönetimde istikrar sağlayacak şekilde seçim barajları yükseltilmeli veya seçim sistemi değiştirilerek tek parti iktidarı sağlanacak düzenlemeler getirilmelidir.

Siyasi iradenin üzerinde hiç bir kurumun vesayeti olmamalıdır.

Asker siyasetin üzerinde vesayet kuramamalı, Milli Güvenlik Kurulu kaldırılmalı, Genelkurmay Başkanlığı ve Kuvvet Komutanlıkları ayrı ayrı MSB ‘lığına bağlanmalı ve TSK yeniden yapılandırılmalı, Türk Silahlı Kuvvetlerinin vazifesi yeniden ifade edilmeli, iç güvenlik İçişleri Bakanlığına, dışa karşı savunma da MSB ‘lığına verilmeli, YAŞ’ ‘nın yapısı değiştirilmeli ve bütün kararları yargıya açık olmalı, Jandarma Genel Komutanlığının Genelkurmay Başkanlığı ile organik bağı koparılmalı, askeri yüksek yargı kaldırılmalı, askeri hakimler üniformasız olmalıdır

Milli Güvenlik Siyaset Belgesinden iç tehdit değerlendirmeleri kaldırılmalıdır.

Bundan sonra savcılarımıza, yargımıza, TBMM’ne ve Milletimize görev düşmektedir. Milletimiz, insana hizmeti merkezine alan bir devlet organizasyonu ile idare edilmeyi hak etmektedir. İstikbal Müslüman Milletimizindir. 27 Şubat 2012

Adnan Tanrıverdi
Emekli Tuğgeneral
ASSAM Başkanı

Kategoriler:ASDER, hukuk, tsk Etiketler:

Uluslararası Danışmanlık Firması SADAT A.Ş. kuruldu

“SADAT Uluslara Arası Savunma Danışmanlık İnşaat, Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi” 22 Şubat 2012 tarihinde Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca tescil edilerek hayatiyet kazanmıştır.

Milli Savunma, Gümrük ve Ticaret Bakanlıklarımızın önerilerine göre yeniden düzenlenen, kurucu üyelerini emekli askerlerin oluşturduğu “SADAT Uluslara Arası Savunma Danışmanlık İnşaat, Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi” 22 Şubat 2012 tarihinde Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca tescil edilerek hayatiyet kazanmıştır.

Ülkemizde alanında bir ilk olan SADAT;

Özellikle ve öncelikle yönetim değişikliğine uğrayan İslam Ülkelerinin Silahlı Kuvvetlerinin yeniden organize edilmesinde, ihtiyaç duyacakları savunma danışmanlığı, lider seviyesindeki askeri ve güvenlik personelinin eğitimini, askeri ve güvenlik alanlarında gerekli araç, silah ve malzemenin tespit ve tedariki faaliyetlerini, Devletimizin politikalarının bir parçası olarak ve Devletimizin çıkarlarını gözeterek, gereken sahalardaki izinler ilgili Bakanlıklardan alınmış olarak, konularında mütehassıs emekli askeri personelden yararlanarak teşkil edilen ekipmanlar vasıtasıyla yürütecektir.

SADAT;

Resmi makamlarımızın yetişemediği, ilgilenmediği veya ilgilenmek istemediği alanlarda ve ilgili bakanlıkların istekleri doğrultusunda, bir nevi akredite olarak, Dünyada gelişmiş ülkelerde onlarca örneği olan Özel Savunma Danışmanlık Şirketlerinin Ülkemizdeki noksanlığını doldurarak, ihtiyaç sahibi Müslüman ve dost Ülkelerin, emperyalist batılı ülkelerin sömürü tuzağına kapılmalarını önlemek amacıyla, hizmeti kar amacının önüne geçirerek vücut bulmuş bir ticari kuruluştur.

SADAT ayrıca;

Dost Ülkeler arasında savunma işbirliği ortamını oluşturmak,

Dost Ülkeler arasında savunma sanayi işbirliği ortamı oluşturmak,

Türkiye Savunma Sanayi ürünlerine pazar ortamı oluşturmak,

İdeallerine hizmet etmeyi de kuruluş amacına dahil etmiş bir “Özel Savunma Danışmanlık Şirketi” olarak faaliyet icra edecektir.

Adnan Tanrıverdi

Emekli Tuğgeneral

SADAT Ynt. Krl. Bşk.

Kategoriler:ASDER, tsk Etiketler:,

ASDER BASIN AÇIKLAMASI

ASDER
BASIN AÇIKLAMASI
12 OCAK 2012

Değerli Basın Mensubu Arkadaşlarım.

Hoş geldiniz.

ASDER ‘in yeni başlattığı girişimleri sizlerle paylaşmak istedik.
Yeni girişimlerimizin Ülkemiz için önemli faaliyetler olduğunu düşünüyoruz.
ASDER,
Başlangıçta, her tarafın toz duman olduğu, askeri müdahaleden kaynaklanan baskıların tüm Ülkede hissedildiği karanlık dönemde, bin bir zorlukla, mağduriyetlerin kaldırılması amacıyla kuruldu.
Kuruluşundan kısa bir süre sonra; esas meselenin ferdi mağduriyetler olmadığını, sorunun, Ülke sorunu olduğunu, temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının önündeki engellerin de, Milletin İradesinin Devletin kurumlarına tam olarak hakim olamamasından kaynaklandığını anlayarak, misyonunu tekrar gözden geçirdi ve çalışmalarını Ülke sorunlarına yöneltti.
Bu gün Ülkemiz ileri demokrasi yolunda emin adımlar atmaya başladı.
ASDER Mensuplarının ferdi mağduriyetlerinin bir kısmı da bu arada giderildi.

Ama her şey henüz rayına oturmadı.

ASDER, Adaleti Savunanlar Stratejik Araştırmalar Merkezi “ASSAM” ‘ı Kurdu.

Hem Ulusal, hem de İslam Dünyası ile ilgili meselelerde, ASDER Mensuplarının gayretlerinin devam ettirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Askeri tecrübelerini ve 15 yıllık birikimlerini yeni organizasyonlar içinde değerlendirebilmesi için Dernekten farklı yeni yapılanmalara ihtiyaç duyduk.
Bu Nedenle;
ASDER Çalışmalarının fikri temelini oluşturmak üzere Adaleti Savunanlar Araştırmalar Merkezi “ASSAM” ‘ı Kurmuştur.

Merkezimiz çalışmalarında;
Türk ve Müslüman Milletlerin refahı, Dünyada barış ve adaletin tesisi, İslam Ülkelerinin bir süper güç olarak Dünya siyaset sahnesine çıkmasına bağlı olduğunu; İslam Ülkelerinin birliği için de Türkiye’nin Liderliğine, Türkiye’nin İslam Ülkelerine önderlik yapabilmesi için de Milli İradeyi Devletin bütün kurumlarına hakim kılması ile mümkün olduğunu, temel düşünce olarak kabul etmektedir.
Yani akademik seviyede yapılacak çalışmalar; Dünyanın ilgi sahamızdaki Coğrafyasında ve Ülkelerinde cereyan eden her hangi bir olay incelenip değerlendirilirken; bu olay, günün gerçekleri göz önünde bulundurularak, Türkiye’nin Milli menfaatlerine ve İSLAM BİRLİĞİ tasavvuruna ve hedefine nasıl etki eder sorusunun cevabını verecek yöntemler kullanılarak yapılacaktır.

ASSAM ‘ın, diğer Strateji Merkezlerinden farkı, Çalışma alanımızda cereyan eden her olayı; İslam Birliği Hedefini dikkate alarak değerlendirme gayreti içinde olacak olmasıdır.

Bu Misyonla, Adaleti Savunanlar Derneği Strateji Araştırmalar Merkezi (ASSAM) çalışmalarına, ASDER Genel Merkezinde, 24 Eylül 2011 tarihinde, Dernek Mensupları ile, başlamıştır.

ASSAM ‘ın Çalışma alanı, Türkiye Milli Güç Unsurları, İslam Coğrafyası ve bu coğrafyaya etkili olan güçler olarak tespit edilmiştir. Çalışma alanlarımız ve bu alanların araştırmacı yazarları size takdim edilen dosyanın ekleri arasında bulunmaktadır.
Merkezimizin seçtiği alanlarda bilgi alt yapısını oluşturduktan sonra, bu çalışma alanlarını enstitüye dönüştürerek ve kapısını akademisyenlere de açarak, bağımsız akademik bir merkeze dönüştürülmesi düşünülmektedir.
ASSAM hakkında ayrıntılı bilgi ekli dosya içinde bilgilerinize sunulmuştur.

ASSAM, Uluslararası SAvunma DAnışmanlık, İnşaat, Sanayi ve Ticaret A. Ş. “SADAT” ‘ı Kurdu;
Değişim süreci yaşayan İslam Ülkelerinde, rejimler maalesef kanlı eylemler sonucunda el değiştiriyor.
Yeni yönetimlerin, Ülkelerinin yığın haline gelmiş sorunlarını kısa ve orta vadede çözmeleri mümkün görülmüyor.
Rejimlerinin oturması ve kendi ayakları üzerinde kalmaları için 40:50 yıllık uzun bir süreye ihtiyaçları var.
Orduları da dağılıyor. Yeniden düzenlenmesi gerekir.
Emperyalist Batı Ülkelerinin, ekonomik ve askeri ihtiyaçları karşılamak için cazip tekliflerle yeni yönetimlerin kapılarını çalmaları yakındır.
Bu ülkelerin yalnız bırakılmaması gerekir.
Tekrar emperyalist güçlerin güdümüne girmelerine seyirci kalmak büyük talihsizlik olur..

Bu değişimi, kendi içlerindeki ihtilafları gidermek ve İslam Ülkeleri arasındaki safları sıklaştırmak için fırsat bilerek yardımlarına koşmak gerektiği kanaati ile bir girişim başlattık.
Hükümetimizin resmi imkanları ile değişim öncesinde ve sonrasında demokrasi arayışındaki yönetimleri desteklediğinin bilinç ve şuurunda olarak; daha seri hareket edebilecek ve resmi desteğin yetişemediği, boş bırakmak durumunda kaldığı alanlarda, İslam Ülkeleri arasındaki ittifaka destek vermek için ; ASDER Yönetimi ve ASSAM Kurucular Kurulu, Dünyadaki örneklerine benzer özel bir danışmanlık şirketi kurmaya karar vermiştir.

ASDER Mensubu 64 Subay ve Astsubayın katılımları ile Uluslar arası Savunma Danışmanlık İnşaat, Savunma ve Ticaret A. Ş. “SADAT” Kurulmuş, kuruluşu Noter huzurunda resmiyet kazanmış, Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edilerek aktivite kazanması için müracaat edilmiş, ancak, Ülkemiz ‘de bir ilk olan SADAT ‘ın Ana Sözleşmesi, yetki almak üzere Milli Savunma Bakanlığına kadar ulaştırılmıştır.
Geçen bir aylık süreye rağmen, Devlet Kademelerince görüş oluşturulamayan SADAT, resmiyet kazanmayı müteakip, Ülkemiz ve İslam Alemi için önemli görevler ifa edeceği inancındayız.
SADAT ‘ın Amacı Şirket Ana Sözleşmesinde Aşağıdaki Şekilde Yer Almıştır.
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin çıkarlarını gözeterek, ihtiyaç duyan dost ülkelerde;
• Savunma danışmanlığı yapmak,
• Güvenlik Güçlerini organize etmek, (Teşkilat, malzeme ve kadro)
• Güvenlik Güçlerine eğitim vermek, (İlgili ülke, Türkiye veya üçüncü ülkelerde)
• Güvenlik Güçlerinin ihtiyaç duyacağı silah, mühimmat, araç, gereç, kıyafet ve yiyeceklerin İlgili ülke, Türkiye ve üçüncü ülkelerden alış, satış, tedarik ve temini için ihaleler açmak, ihalelere girmek, teklifler vermek, teklifler almak.
• Güvenlik Güçlerinin ihtiyaç duyduğu her türlü elektrik, elektronik, yazılım, donanım, bakım ve servis hizmetlerini vermek.
• Güvenlik Güçlerinin mevcut silah ve malzemelerinin yenileştirilmesini sağlamak ve Silahlı kuvvetlerinin iskan ve eğitimi için ihtiyaç duyulan tesislerin inşaatını yapılmaktır.
SADAT ‘a da bir ASSAM oluşumu gözü ile bakabiliriz.
SADAT hakkında bilgi ve Şirket Ana Sözleşmesi ekli dosya içinde bilgilerinize sunulmuştur.

ASSAM, ASDER için TBMM ‘ne YENİ ANAYASADA yer almasını İstediği İlke ve Önerilerini Sundu.

Darbeler tarihi literatürüne “28 Şubat Post Modern Askeri Darbesi” olarak giren, son askeri darbe yöneticilerine en yakın bulunan ve bu darbeden en büyük darbeyi yiyen kişilerin kurduğu bir Dernek olarak ASDER, 15 yıl boyunca yaptığı analizlerin, Yeni Anayasa ‘da yer alabilmesi için, ASSAM vasıtasıyla bir çalışma yapmış ve 20 sayfayı bulan hazırlığını 30 Aralık 2011 tarihinde TBMM Başkanlığına ve Anayasa Uzlaşma Komisyonuna ulaştırmıştır.

İki Bölüm halinde hazırlanan Çalışmamızın birinci bölümünde “Neden Yeni Bir Anayasa” ya ihtiyaç olduğu hususunu açıklamış; ikinci bölümümde de “Nasıl Bir Anayasa” sorusuna yanıt vererek, Anayasada bulunmasını istediği ilkelere yer vermiştir.
ASDER Anayasa çalışmasının özgün bir çalışma olduğunu düşünüyoruz.

ASDER ; geçmişteki darbe, müdahale, dayatma ve vesayet sisteminin üç ayağa dayandığını savunmaktadır. Birinci dayanak, Anayasa ve Yasalarda darbelere gerekçe olarak kullanılan hükümler ve yasal mevzuat; İkinci Dayanak, Silahlı Kuvvetlerde, Yargıda, Yüksek Öğretimde ve Kamu Kurumlarının üst kademelerinde, Milletin değerlerine ters ideolojik Kadrolaşma; Üçüncü dayanak da zayıf koalisyon hükümetlerine sebep olan siyasi istikrarsız dönemlerdir.
ASDER ‘e göre;
Bu üç dayanak kaldırılarak Milli İradenin devletin bütün kurumlarına hakim olması ve temel hak özgürlüklerin üzerine konan anayasal kısıtlamaların kaldırılması için yeni bir anayasa yapılmasına ihtiyaç duyulmaktadır.
ASDER teklifinin birinci bölümünde, 1982 Anayasasında ve hukuki mevzuatta darbelere ve vesayet sisteminin tesisine dayanak olan hükümler ile, yakın tarihimizde bu mevzuattan yararalanarak yapılmış, Askeri, Yargı ve YÖK darbeleri belirtilmiştir.
“Nasıl Bir Anayasa” sorusuna cevap bulan ikinci bölümde de, Yeni Anayasanın;
• Temel insan hak ve özgürlüklerini koruyacak,
• İç barışı sağlayacak,
• Adaleti temin ve hukukun üstünlüğü ilkesini tesis edecek,
• Milli İradeyi hakim kılacak ve istikrarı muhafaza edecek,
• Çağdaş ve ileri bir yönetim sistemi oluşturacak,
• Dış dünya ile yakın ve devamlı iletişim kurma imkanı verecek,
Bir Anayasa olması istenmiş ve Yeni Anayasa’da;
• Resmi İdeolojinin, değiştirilemez maddelerin, laiklik ilkesinin, vatandaşın anayasal sıfatının, temel insan hak ve özgürlüklerinin üzerinde kısıtlamanın olmaması,
• Resmi dilin Türkçe, ana dilde eğitim ve idam cezası olması,
• Milli İradenin hakimiyetini sağlayacak ve global meselelerle aynı zamanda Ülke sorunlarına da daha seri çözüm üretebilecek;
◦ Bölgeli üniter Devlet ilkesine uygun İdari yerinden yönetim (özerklik) modeli ile;
◦ Yasama ve Yargı yetkisi merkezi yönetimde,
◦ Yürütme yetkisinin bir kısmı bölge idarelerine,
◦ Bölge idareleri de kendi yürütme yetkisinin bir kısmını alt kademedeki mahalli idarelere aktarmış olarak,
◦ Merkezi Hükümetin bu yetkilerde arttırma ve eksiltme yetisi ile bölge ve alt mahalli idareleri denetleme yetkisini elinde bulundurduğu
◦ iki partili, iki meclisli,
◦ Başkanlık Sisteminin yönetim biçimi olarak benimsenmesi,
• Siyasi İrade üzerindeki Yargı Vesayetinin engellenmesi için;
◦ Anayasa Mahkemesinin, Cumhurbaşkanı dahil yürütme ve yasama organları ile siyasi partilere ait, kararlarının ve Yargıtay Başsavcısının Parti kapatma ile ilgili iddianamelerinin onay mercii ile
◦ Siyasî birer makam olan Yargıtay, Danıştay ve Sayıştay Başkanları ile Yargıtay Başsavcısının seçiminin de TBMM tarafından yapılması gerekli bulunmuştur
• Askeri Vesayetin ve Darbelerin engellenmesi için;
◦ Milli Güvenlik Kurulunun kaldırılması,
◦ Genelkurmay Başkanlığının ve Kuvvet Komutanlıklarının ayrı ayrı MSB ‘lığına bağlanması,
◦ TSK ‘nın yeniden yapılandırılması,
◦ Türk Silahlı Kuvvetlerinin vazifesinin yeniden ifade edilmesi,
◦ İç güvenliğin İçişleri Bakanlığına, dışa karşı savunmanın da MSB ‘lığına verilmesi,
◦ Jandarma Genel Komutanlığının Genelkurmay Başkanlığı ile organik bağlarının koparılması,
◦ Milli Güvenlik Siyaset Belgesinden (MGSB) iç tehdit değerlendirmelerinin kaldırılması,
◦ Yüksek Askeri Şuranın yapısının değiştirilmesi ve bütün kararlarının yargıya açık olması,
◦ Askeri Yüksek Yargının kaldırılması ve askeri hakimlerin üniformasız olması savunulmuştur.
Yeni Anayasa önerimiz ile ilgili olarak TBMM ‘ne verilen metin ekli dosya içinde bilgilerinize sunulmuştur.

ASSAM ‘ın Bir diğer Çalışması da, ASDER için hazırladığı; 6191 Sayılı Yasanın Kapsam Dışında Bıraktığı Asker Mağdurların, Mağduriyetini giderecek YASA TASARISI dır.

22 Mart 2011 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 6191 Sayılı, Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanunu ile 926 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa eklenen geçici 32. madde , Silahlı Kuvvetlerden, Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararı, yani yargıya kapalı idari işlemlerle emekli edilen askeri personelin önemli bir bölümüne, yapılan haksızlıkların önemli bir bölümü giderilmiştir.
Çıkarılan yasa devrim niteliğindedir.
Silahlı Kuvvetlere ve onun en üst organı tarafından yapılan idari işlemlere rağmen, bu güne kadar hiç bir siyasi iradenin cesaret edemediği, altın bir irade sergilenmiştir.
Bunun değerini mağdurlar, sivil toplum ve kamu oyu takdir etmiştir.
Bu cesur ve adil davranışından dolayı Sn. Cumhurbaşkanımıza, Sn. Başbakanımıza, Hükümetimize ve Meclisimize gönülden teşekkür ediyoruz.

Yasadan yararlananlar, emsallerinin hakları ile emeklilik imkanına, emsali emekli olmayanlar emsallerinin özlük hakları ile kamuda görev yapmaya, emekli edildikleri rütbe ve derecede emekli kimlik belgesine, sosyal haklara ve silah taşıma yetkisine sahip olmuşlardır. En önemlisi de çıkarılan yasa ile yapılan idari işlemlerin haksız olduğu kabul edilmiş ve kapsama girenler itibarlarını kazanmışlardır.

Ama meseleye her şey olmuş bitmiş ve mağduriyetler son bulmuş gözüyle bakamayız. Ayrıca bu yasayı bir lütuf olarak görmek de yeni yanlışlara yol açabilir. Yasa ile sağlanan haklar, gasp edilen hakların ve verilen maddi ve manevi zararın telafisi için yeterli değildir.
MSB’lığı Web Sitesinde yapılan duyuruya göre, 4606 başvurunun 1542’i kabul edilmiştir. (Duyuru yayınlandıktan sonra 24 Jandarma Subayının daha müracaatları kabul olunmuştur.)
Kendini mağdur olarak görenlerin %32,9 yasadan yararlanmıştır.
Müracaatı reddedilen 3064kişidir. Bunlardan;
847 ‘si (%18,4) 1971 tarihinden önce yapılan işlemlerle emekli edildiği için,
1967 ‘si (%42,2) yargıya açık işlemlerle emekli edildiği için, (1991 kişinin içinde, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980 ve 28 Şubat 1997 darbe dönemlerinin kadrine uğrayan, kararname mağduru subay, astsubay, askeri öğrenci ve uzman personel ile emekliliğe zorlananlar bulunmaktadır.)
226 ‘sı (%5,5) YAŞ Kararlarıyla ayrıldığı halde reddedilmiştir.
Sonuçta, kendisini mağdur hissedenlerin %67.1’ i bu yasadan yararlanamamıştır.
Bu durum, ADALET arayanları da, ADALETİ savunanları da, ADALET için yola çıkanları da rahatsız etmektedir.

Yasanın esasta iki noksanı bulunmaktadır. Birisi, yasanın kapsam dışında bıraktığı mağdurlardır. Diğeri de kapsadığı kişilerin bütün mağduriyetini giderememiş olmasıdır.

6191 Sayılı Yasanın kapsamı dışında kalanları dört ayrı grupta tasnif edebiliriz. Bunlar;
• Birinci Grup Mağdurlar; Kararname mağdurlarıdır.
◦ 29 Temmuz 1983 tarihi ile 6191 sayılı Yasanın çıktığı 22 Mart 2011 tarihleri arasında, idari işlemlerle re’sen emekli edilenler,
◦ 12 Eylül 1980: 29 Temmuz 1983 tarihleri arasında, idari işlemlerle re’sen emekli edilenler,
◦ 12 Mart 1971: 12 Eylül 1980 tarihleri arasında ve özellikle 12 Mart müdahalesi sırasında, idari işlemlerle re’sen emekli edilenler,
◦ 12 Mart 1971 öncesi idari işlemlerle re’sen emekli edilenlerdir.
• İkinci Grup Mağdurlar; Askeri Öğrencilerdir.
• Üçüncü Grup Mağdurlar; Uzmanlardır.
• Dördüncü Grup Mağdurlar; Emekliliğe ve istifaya zorlananlardır.
KAPSAM DIŞI KALANLARIN DAĞILIMI :
• KARARNAME MAĞDURLARI : 1580
◦ 12 MART 1971: 12 EYLÜL 1982 : 600
◦ 12 EYLÜL 1982: 12 MART 2011 : 133
◦ 27 MAYIS 1960 : 12 MART 1971 : 847
• ASKERİ ÖĞRENCİLER TOPL. : 526
◦ 12 EYLÜL 1980: 29 TEMMUZ 1983 : 447
◦ 29 TEMMUZ 1983 : 12 MART 2011 : 79
• UZMANLAR : 73
• EMEKLİLİĞE ZORLANANLAR : 60

TOPLAM : 2239

Kararname mağdurları, ayırma işlemi yargıya açık olduğu için; Askeri öğrenciler, uzmanlar ve emekliliğe zorlananlar ile 12 Mart 1971 öncesi mağdurlar hem yasada hiç bahsedilmediği için, hem de bahsedilmiş olsaydılar da ayırma işlemleri yargıya açık olduğu için, kapsam dışında kalmışlardır.

Yani bütün grupların ortak yanı, ayırma işlemi yargıya açık olduğu, yani işlem tesis edildikten sonra Askeri Yüksek İdare Mahkemesine (AYİM) başvurma hakları bulunduğu, başvuranlar hakkında AYİM, esastan davalarını inceleyerek ayırma kararını yasal bulduğu için, idare de yasa koyucu da bu kişileri mağdur saymamaktadır.

Biz, Silahlı Kuvvetlerde disiplinin sağlanması için askeri cezai yargı sisteminin yeterli olduğunu, bir fiil yasalarda suç sayılıyor ise; bu fiili işleyen kişiler askeri cezai yargıya sevk edilmeli, cezasını yargı vermeli, bu ceza Silahlı Kuvvetlerden çıkarmayı gerektiriyor ise, ayırma işlemi o zaman yapılmalıdır. Aksi takdirde, Birkaç uyarma. Tevbih, şiddetli tevbih, Birkaç gün göz ve oda hapsi alan kişilerin, disiplinsiz kategorisine konularak, Silahlı Kuvvetlerden çıkarılma işleminin yapılmasının hukuki olmadığını, sakat işlemler olduğu, Askeri Ceza Kanunun 30. maddesinde Silahlı Kuvvetlerden çıkarılacak durumların neler olduğunun belirtildiğini, bu şekilde olmayanların işlemlerinin haksızlık olduğunu, bunu gözetmeyen idari yargı kararlarının da hukuksuzluğu katmerlendirdiğini, bu nedenle geçmiş mağduriyetlerin düzenlenecek yeni bir yasa ile giderilmesinin gerektiğini savunmaktayız.
Ayrıca;
Silahlı Kuvvetlerde, amirler tarafından verilen disiplin cezaları, Anayasanın 129. maddesine göre yargı denetimi dışında olup, verilen cezaya itiraz hakkı bulunmamakta, AYİM de işleme dayanak olan cezalar için yerindelik denetimi yapamamakta, sadece işlemin mevcut mevzuata uygun tesis edilip edilmediği hususunu denetleyebilmektedir.
Bunun dışında, yargıya açık bir kısım işlemler, re’sen emeklilik tebligatlarında, vurgulanması gerekirken, bazı tebligatlarda, özellikle Yaş Kararlarının açıklandığı dönemlere rastlayanlarda, belirtilmediğinden, şahıslar, YAŞ kararı ile ayrıldığını zannederek, AYİM ‘e baş vurmamış, bu nedenle yargıya müracaat haklarını da kaybetmişlerdir.
Bunun dışında, 12 Eylül 2010 tarihinde yapılan Anayasa Referandumunda, askeri hakim teminatının sağlanması amacıyla 1982 Anayasasının ilgili maddesinde değişiklik yapılmıştır. Bu değişiklikle, AYİM’in özellikle darbe dönemlerindeki kararlarının hakim teminatının zedelenmesi bakımından, adil olmaması da söz konusu edilebilecektir.
Yukardaki dört grupta belirtilen askeri şahısların haksızlığa uğradığını düşünüyor ve bu haksızlığın çıkarılacak bir kanunla giderilmesinin uygun olacağını savunuyoruz. Çünkü, kamu hizmeti görülürken uğranan zararlar, kişiler üzerinde bırakılmaz, bu zarar tüm toplum tarafından paylaşılır ilkesi, Kamu Hukukunun bir temel kuralıdır.

Bu mağduriyetlerin dışında;
6191 Sayılı Yasanın Kapsamı içine giren YAŞ Mağdurlarının da bütün zararları bu yasa ile giderilememiştir. Başlıca, geçmiş dönem maaşları, OYAK kesintileri, ayrıldıktan sonra bir yüksek okul bitirenlerin intibakları, üst derece sicil alanların emsal alınmaması, kimliklerin ayrıldıkları rütbelere göre düzenlenmesi gibi hak kayıpları giderilmemiştir.
Bu haksızlığın da giderilmesinin zaruri olduğunu düşünüyoruz.

Bütün bunların 6191 sayılı yasada değişiklik yapacak ek bir yasa ile giderilmesinin uygun olduğunu düşündük ve bir tasarı hazırladık. TBMM ‘de yaptığımız temaslarla tasarıyı anlattık. Ancak Başbakanımızın mesele ile bizzat ilgilenmesi gerektiği sonucuna ulaştık.
Başbakanımıza ulaşmak için girişimlerimizi sürdürmekteyiz.
Mağduriyetlerin giderilmesi ile ilgili yasa tasarısı ve bu hususta yapılan girişimlerle ilgili bilgiler de ekli dosya içinde bilgilerinize sunulmuştur.

Davetimize icabet edip bizi sabırla dinlediğiniz için teşekkür ediyorum.
Varsa, sorularınızı cevaplamaya hazırım. 12 OCAK 2012
Adnan Tanrıverdi
Emekli Tuğgeneral
ASDER Onursal Bşk.
ASSAM Başkanı
SADAT Ynt. Krl. Bşk.

Kategoriler:ASDER Etiketler:,