Arşiv

Posts Tagged ‘başkan’

Adaleti Savunanlar Derneğinin 6. Olağan Genel Kurulu Yapıldı:

ASDER, BAŞKAN NEVZAT TARHAN İLE YOLA DEVAM DEDİ

ASDER (Adaleti Savunanlar Derneği) nin  6 ncı Olağan Genel Kurulu 25 Kasım 2012 tarihinde Altunizade Eminevim Konferans salonunda yapıldı. Şehir içi ve şehir dışından birçok delegenin katıldığı genel kurul oldukça neşeli geçti.

Dernekte emeği geçen ve faydalı çalışmalarda bulunan E.Tuğg.Adnan TANRIVERDİ, Prof.Dr.Ahmet ALPER, Mah.Müh.Emin ÜSTÜN, Yazar Hekimoğlu İsmail, Prof.Dr.E.Nazif GÜRDOĞAN, Yazar Rahmi ERDEM’e teşekkür plaketi verildi.

Başkan Prof.Dr.Nevzat Tarhan “ önemli olan zor günlerde hakkı savunmak olduğunu, Asder’in 28 Şubat sürecinde mazlumların yanında durarak bu görevi ifa ettiğini” etti. Onursal Bşk.E.Tuğg.Adnan Tanrıverdi ise “zulmü ortadan kaldırmak ve mazlumun yanında olmak için Asder üyelerine çok daha büyük iş düştüğünü, önemli olan kendi mahrumiyetin dışında başka mazlumların yanında olunması gerektiği” vurgulandı.

Yönetim tarafından üç yıl içinde yapılan çalışmaların özeti sunuldu ve Şube Başkanları birer konuşma yaptı.

Yapılan oylama sonucunda aşağıda isimleri yazılı delegeler Yönetim Kuruluna seçilmiştir.

Kamuoyuna duyurulur.

 

YÖNETİM KURULU

Prof.Dr.Nevzat TARHAN
Mustafa HACIMUSTAFAOĞULLARI
Gürcan ONAT
Selahattin ARSLAN
Necmettin KELEŞ
Arif ÇELENK
Reşat FİDAN
Osman KAÇMAZ
Ali COŞAR
Abdullah KAPLAN
Dr. M.Naci EFE
Ekrem ATA

DENETİM KURULU

Av. Ahmet TAYLAN
Hulusi GÜLEN
Veli  AKPINAR

HAYSİYET DİVANI

Hasan KAYA
Ahmet TÜRKAN
Ersan ERGÜR
Kategoriler:ADALET, ASDER Etiketler:, , , ,

Haşim Kılıç’tan 28 Şubat itirafı

Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, 28 Şubat’ta bire bir yaşadığı çok şey olduğunu belirterek bunları görevi bıraktıktan sonra açıklayabilecegini söyledi.

 

10 Mayıs 2012 Perşembe – 23:12

 

Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, 28 Şubat sürecinde bire bir yaşadığı çok şey olduğunu belirterek, ”Ama bunu belki bugün değil de yargı mensubu olmaktan çıktıktan sonra, uygun bir zamanda, uygun bir zeminde anlatmak mümkün olabilir” dedi.

Kılıç, Danıştay’ın kuruluşunun 144. yıl dönümü nedeniyle TBMM’de düzenlenen kokteyle katıldı.

Gazetecilerin sorularını yanıtlayan Kılıç, Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu’nun iptali istemiyle açılan davada, raportörün raporunu henüz tamamlamadığını söyledi.

Bireysel başvuruyla ilgili çalışmalar için Anayasa Mahkemesi’nden bir heyetin İspanya’da olduğunu belirten Kılıç, ”Yarın akşam gelecekler. Raportör arkadaş da henüz raporunu tamamlamadı. Tamamladığı zaman en kısa sürede görüşmeye alacağız. O konuda bir sorun yok” dedi.

Belirlenen bir takvim olup olmadığının sorulması üzerine Kılıç, ”Doğrusu bilemiyorum. Raportörün raporunu tamamlaması ne zaman biter, onu bilmiyorum. Ama tamamladıktan sonra, çok fazla sürmez. Bir hafta, 10 gün içinde gündeme alırız. Yani, ilk gündeme onu alırız” diye konuştu.

Kılıç, bir gazetecinin, ”Daha önce, olası iptal halinde haziranda adaylık başvurusu söz konusu olabileceğinden bunu gözetebileceğinizi söylemiştiniz” demesi üzerine ”Tabii ki onu gözeterek öyle söyledim. Bugün de aynı şeyi söylüyorum. En kısa zamanda, kamuoyunun yakından takip ettiği bir konuyu sonuca bağlamak bizim görevimiz. O nedenle en kısa süre içinde sonuçlandırmaya çalışacağız” diye konuştu.

-”Başkanlık sistemi konuşulabilir”-

Kılıç, Danıştay Başkanı Hüseyin Karakullukçu’nun bugün yaptığı konuşmada, başkanlık sistemine destek verdiğinin hatırlatılması ve görüşünün sorulması üzerine, bu tür siyasi, toplumu ve geniş kitleleri yakından ilgilendiren konularda ”bu doğrudur, bu yanlıştır” diye bir genelleme yapmanın doğru olmayacağını belirtti.

Her sistemin kendine göre avantajları ve dezavantajları olduğunu ifade eden Kılıç, şöyle konuştu:

”Bunlar konuşulur, tartışılır. Sanıyorum bunun gündeme gelişi de ancak bu noktada oldu. Yani bir şeyin görüşülmesi, konuşulması, tartışılması her zaman mümkündür. Bundan niye kaçalım, niye bundan çekinelim. Konuşulabilir, görüşülebilir ama sonuçta buna karar verecek olan TBMM’deki irade sahibi olan milletvekillerimizdir. Bu nedenle ben, tartışılmasının, görüşme yapılmasının bir sakıncası olmadığı kanaatindeyim. Tabii ki bunlar tartışılabilir. Ama ben, ‘şu şöyledir, böyledir’ şeklinde ayak üstü, bir sistem hakkında olumlu, olumsuz görüşümü belirtmek istemem. Çünkü bu konu, aslında çok ciddi bir konu ve uzun uzun tartışılması gereken bir konu.”

Haşim Kılıç, bir başka soru üzerine, MİT görevlileri hakkındaki soruşmayı Başbakan’ın iznine bağlayan kanunun iptali istemiyle açılan davada da raportörün henüz raporunu tamamlamadığını bildirdi.

Zorunlu eğitimin 12 yıla çıkarılmasını öngören ve kamuoyunda ”4 4 4” olarak bilinen yasanın iptali istemiyle açılan davaya ilişkin sorular üzerine de Kılıç, CHP’nin esasla ilgili değil, usule yönelik dava açtığını anımsatarak, anamuhalefet partisinin, ”Sadece bir içtüzük değişikliği niteliğinde ve dolayısıyla bunun iptali gerekir” anlamında başvurusu olduğunu söyledi. Kılıç, bu davayı da en kısa zamanda bitirmeye çalışacaklarını kaydetti.

-28 Şubat soruşturması-

Başkan Kılıç, bir gazetecinin, ”Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 28 Şubat dalgalarıyla ilgili ‘Bu dalgalarda ülke boğulur’ diyerek, bir eleştiri getirmişti. Buna katılıyor musunuz?” sorusu üzerine, bir yargı mensubu olarak, soruşturma ve kovuşturma aşamasındaki bir olayla ilgili olumlu ya da olumsuz görüş belirtmesinin doğru olmadığını söyledi.

”O dönemde yaşadığınız mağduriyet var mıydı?” sorusunu Kılıç, ”Hayır. Ben o dönemde Anayasa Mahkemesi üyesiydim. Herhangi bir şey yaşamadım. Anayasa Mahkemesi üyesiydim ve önümüzde çok önemli konular vardı. Hep beraber yaşadık onu, biliyorsunuz” diye yanıtladı.

Bir başka soru üzerine Kılıç,  soruşturmayı yürüten savcılık tarafından şu ana kadar kendilerinden herhangi bir bilgi ve belge istenmediğini, Refah Partisi’nin kapatılması davasıyla ilgili bir talepte bulunulmadığını kaydetti.

Haşim Kılıç, ”Size bire bir bir şey olmamış olabilir ama Refah Partisi kapatma davası sürerken, Anayasa Mahkemesi üzerinde 28 Şubat sürecinin ağırlığı ya da herhangi bir telkin, yönlendirme, baskı var mıydı?” sorusu üzerine, ”Bire bir yaşadığımız çok şey oldu tabii ki ama bunu belki bugün değil de yargı mensubu olmaktan çıktıktan sonra, belki uygun bir zamanda, uygun bir zeminde anlatmak mümkün olabilir. Tabii ki yaşadığımız çok şey oldu ama onları bugün şu anda konuşmak çok hoş olmaz” dedi.

kaynak : timetürk

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI’NA

Aşağıdaki sorularımın Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından yazılı olarak yanıtlanması hususunda gereğinin yapılmasını arz ederim. 07.09.2011

Av Namık Havutça

Balıkesir Milletvekili

 

Türkiye’de ordunun yönetime el koyması 27 Mayıs 1960 darbesiyle başlamıştır. Ülkenin demokratik gelişimini duraklatan 27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980 ve 28 Şubat 1997 darbeleri, şekilleri değişik olsa da aynı sonucu doğurmuştur. Milli iradenin en üst temsil organı TBMM’nin kapatılmasıyla veya baskı altında karar vermeye zorlanmasıyla demokratik siyasal hayat kesintiye uğramış, çalışan sınıflar ağır kayıplara uğramışlardır. Bunların dışında kamu kurumlarından, binlerce kişi işten atılmış, hakları gasp edilmiştir. Aynı şekilde Türk Silahlı Kuvvetleri’nde de binlerce kişi haklarında hiçbir mahkûmiyet kararı olmadan salt “yasa dışı görüş ve inanç” edinmekle suçlanıp ilişikleri kesilerek zulme ve haksızlığa uğratıldılar, açlığa ve işsizliğe mahkûm edildiler. Kamu kurumlarında yeniden görev almaları engellenirken, ordudan atılmış olmaları özel sektörde işe girmelerinin önünde de aşılmaz engel oluşturdu.

 

Bu çerçevede konuyla ilgili olarak;

1- Mahkeme kararına dayandırılmayan ayırma işlemleri Subay-Astsubay Sicil Yönetmeliğinin “Disiplinsizlik ve Ahlaki Durum Nedeniyle Ayırma” başlıklı maddesinin “Tutum ve davranışları ile yasa dışı siyasi, yıkıcı, bölücü, irticai ve ideolojik görüşleri benimsediği, bu gibi faaliyetlerde bulunduğu veya karıştığı anlaşılanlar.” fıkrasına dayandırılmaktadır. “Yasa dışı görüş” kavramını demokrasiyle bağdaştırabiliyor musunuz? Türk Silahlı Kuvvetleri’nde hangi görüşler “yasa dışı” kabul edilmektedir?

 

2- 27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980 darbeleri döneminde ve 28 Şubat 1997 sürecinde, olağan sivil yönetime geçilinceye kadar, mahkeme kararı olmadan, “yasadışı görüş ve inanç” suçlamasıyla kaç askerî personelin Türk Silahlı Kuvvetleri’yle ilişiği kesilmiştir?

 

3- TBMM, yukarıda anılan sicil yönetmeliği maddesine dayandırılan idari kararlarla TSK’dan ilişiği kesilen askerlerin uğradığı haksızlığın telafisi amacıyla, Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu’na Geçici Madde 32’nin eklenmesini öngören 6191 sayılı yasayı kabul etmiş; yasa 22 Mart 2011 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Görüş ve inancından dolayı haksızlığa uğrayan askerlerin Geçici Madde 32’den yararlanmak için yaptıkları başvuruların kabulü veya reddi, Milli Savunma Bakanı’nın kararına bağlanmıştır. Sayın Bakanlık, mağdur askerlerin başvurularını kabul veya reddederken hangi ölçütleri esas almaktadır?

 

4- 6191 sayılı yasa ile TSK Personel Kanununa eklenen Geçici Madde 32, hak sahiplerini “12 Mart 1971 tarihinden bu Kanunun yayımı tarihine kadar, yargı denetimine kapalı idari işlemler veya Yüksek Askerî Şûra kararları ile Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişiği kesilenler veya vefatları hâlinde hak sahipleri” olarak tanımlamıştır. Hal böyleyken, Sayın Bakanlık, 12 Mart 1971 muhtırasından sonra başlayan dönemde görüş ve inancından dolayı kurumlarından ve okullarından ilişiği kesilen askerlerin başvurularını reddetmiştir. Ret kararları hangi gerekçeyle verilmiştir?

 

5- 12 Eylül 1980 / 7 Aralık 1983 tarihleri arasındaki askeri yönetim döneminde idari kararlarla gerçekleştirilen ilişik kesmeler yargı denetimine kapalı olduğu halde, bu dönemde üçlü kararnamelerle ilişiği kesilen askerlerin başvurularına bu önergenin sunulduğu tarihe kadar bir yanıt verilmemiştir. 12 Eylül 1980 darbesi döneminde kurumlarından ve okullarından ilişiği kesilen askerlerin başvuruları hangi gerekçeyle yanıtsız bırakılmıştır? Bu personele nasıl bir yanıt verilecektir?

 

6- 6191 sayılı kanunu yürütmekle görevli Milli Savunma Bakanlığı, 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 darbelerinin kararname ve disiplin kurulu kararı mağduru askerlerin başvurularını reddederken, 28 Şubat 1997 sürecinde Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararıyla mağdur edilmiş askerlerin başvurularını kabul etmiştir. Buna karşılık, 12 Eylül 1980 darbesinin sivil yılları olarak kabul edilebilecek 1984 ve 1985 yıllarında YAŞ kararıyla ilişiği kesilmiş azımsanmayacak sayıda askerin başvurularına ret yanıtı vermiştir. Ret yanıtı verilen askerler arasında, 1983 yılında Şırnak’ta vurulunca ilk sınır ötesi harekâtın yapıldığı Güneydoğu gazisi Re’sen Emekli Üsteğmen Ahmet Şener’in de bulunduğu belirtilmektedir. YAŞ mağduru ilk Güneydoğu gazisinin ve haklarında mahkeme kararı bulunmayan öteki subayların başvuruları neden reddedilmiştir?

 

7- Olağanüstü dönemler dışında da, yargı denetimine açık idari kararlarla çok sayıda askerin ilişiğinin kesildiği, ancak etkili başvuru ve adil yargılanma hakkı kullanılamadığı için ilişiği kesilen askerlerin ağır derecede mağdur oldukları belirtilmektedir. Başlatılması, tekemmül ettirilmesi ve uygulanması bakımından aynı olan ve aynı sonucu doğuran, sadece Yüksek Askeri Şura kararına eklenmediği için farklılaşan kararlarla ilişiği kesilen personelin sayısı nedir? Bu personelin mağduriyetinin telafisi için ek yasal düzenleme düşünülmekte midir?

 

8- TSK mensubu öğrenci askerlerin Harp okullarından ilişikleri, dönemine ve duruma göre Harp Okulları Kanunu( 5.) madde a veya f fıkralarına ve Harp Okulları Yönetmeliğinin 16 maddesine dayandırılarak Disiplin Kurulu kararıyla kesilmiştir.12 Eylül 1980 hazırlık döneminde sözde disiplin suçları nedeniyle disiplin notları düşürülerek, darbe sonrasında ise çoğunlukla disiplin notları bile düşürülmeden Harp Okulları Kanunu 5.maddesi f fıkrasına göre ilişikleri kesilmiştir. İlişiği kesilmeden hemen önce ardı ardına disiplin notlarının düşürülmesi sizce ne anlama geliyor? Bu dönemde ilişiği kesilen öğrencilerin tümü tesadüfen mi ilişiği kesilme öncesi birden bire yoğun disiplin suçları işlemeye başlamışlardır? Bu durum öğrencilerin ilişiğinin kesilmesinin nedeninin inanç ve görüşleri olduğunun açık bir ifadesi değil midir? Hile yoluyla disiplin notu düşürülerek ilişik kesme hukuki midir?

 

9- 28 Şubat 1997 sürecinde YAŞ kararıyla ilişiği kesilmiş askerlerin başvuruları kabul edilirken, öteki darbe dönemlerinde başlatılması, tekemmül ettirilmesi ve uygulanması bakımından aynı olan ve aynı sonucu doğuran, sadece Yüksek Askeri Şura kararına eklenmediği için farklılaşan kararlarla ilişiği kesilen personelin başvurularının reddedilmesi ayrımcılık değil midir? Gerek yürürlükteki anayasamız ile gerekse devletimizin imzaladığı ve kanun yerine geçen uluslararası sözleşmeler ile ayrımcılık yasaklandığına göre, darbeler ve mağdurları arasında ayrımcılığın telafisi için ek yasal düzenleme talep etmeyi düşünmekte misiniz?