Arşiv

Posts Tagged ‘bedelli askerlik’

BEDELLİ ASKERLİK İLE İLGİLİ UZMAN GÖRÜŞÜ

“Hükümetin bedelli kararında adalet ölçüsü korunmuş. Hem bedelliden istifade edeceklerin yaş sınırında hem de ödenecek bedel meselesinde toplumu tatmin edecek bir karar alınmıştır.” diyen Emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi, Türkiye’nin profesyonel orduya geçmesi gerektiğinin altını çiziyor. Emekli tuğgeneral Tanrıverdi ile bedelli askerliği ve sivil-asker ilişkilerindeki normalleşmeyi konuştuk.

Sonunda bedelli askerliğin şartları Başbakan Erdoğan tarafından açıklandı. Bu konuda neler düşünüyorsunuz? Sizce tatmin edici bir açıklama oldu mu?

Toplumsal sorunların yeri siyaset müessesesidir. Bedelli askerlik de bir sorundu, siyasi merciler bunu çözdü. Ama bedelli askerlik sorununu çözerken toplumun adalet duygusunu da rencide etmemeli. Bu mesele profesyonel askerlikle ve askerlik süresinin düşürülmesiyle birlikte düşünülseydi daha köklü bir çözüm olurdu. Bundan önceki bedelli askerlik uygulamalarında yaş sınırı 27 olarak belirlenmişti. 1110 sayılı kanunun 10. Maddesinde askerliğin ertelenebileceği yaş sınırı 29’dur. Dolayısıyla bedelli askerlik deyince de 29 yaşın üzeri düşünüldüğü için adil bir karar olmuş oldu. Yani burada uygun bir yaş sınırı belirlenmiş. Bir askerin maaşı 1500 civarındadır; bunu 15 ayla çarparsanız 22 bin lira gibi bir rakam çıkar. Dolayısıyla bedel miktarı 30 bin lira olunca, askerliğini fiili olarak yapmış olanları rencide etmemiş olursunuz. Yani hükümetin belirlediği bedel “biz de bekleseydik ucuz bir şekilde bedelli askerlik yapsaydık” denmeyecek bir miktar. Hükümetin bedelli kararında adalet ölçüsü korunmuş. Hem bedelliden istifade edeceklerin yaş sınırında hem de ödenecek bedel meselesinde tatmin edecek bir karar alınmıştır.

Yani hükümet tamamen adil bir karar aldı…

Aslında askerlik yapacaklara “isteyen askerlik bedeli olarak 30 bin lira bedel versin, isteyen askerlik yaparak 1500 lira maaş alsın” denilseydi en adil uygulama biçimi bu olurdu. Yani askerliğini bedelli yapandan alıp, normal askere vereceksin.  İstanbul Maltepe’de görevliyken OHAL olan bölgelere tabur gönderirdik. Diyelim ki görev için bir kişi gönderilecek, birçok asker bu göreve gitmek isterdi. “Bu göreve kim gitmek istiyor?” dediğimizde kura çekmek mecburiyetinde kalırdık. Hepsi gitmek isterdi. Çünkü OHAL bölgelerine gönderilen askerlere tazminat ödenirdi. Bir de 1000-1500 lira maaş verilecek olsa göreve gitmek isteyenlerin sayısı daha da artar. Yani bu şekilde askerlikten kaçışın sebeplerini ortadan kaldırmak lazım.

Maaş bağlanması durumunda askerlikten kaçanların sayısında düşüş olur mu?

Neden bu insanlar askerlikten hep kaçmış? Birincisi terörle mücadelenin getirdiği risk. İkincisi insanların ekonomik olarak hayata atılmış olması. Örneğin askere gitmemiş ama evlenmiş, çoluk çocuk sahibi olmuş biri ailesini geçindirmek zorunda. Bu insanları askere alırsanız, o insanların bakmakla yükümlü oldukları aileleri mağdur olur. Devlet, ailesini geçindirmek zorunda olan kişilere maddi yardım sağlarsa, askere aldığı genci maddi olarak tatmin ederse, askerlik yapmayanların sayısı azalır. Bu şekilde bir sistem geliştirilirse “bedelli çıksın da bu engelden kurtulalım” diyenlerin sayısı azalır.

Bedelli askerlik, askerlikte zengin-fakir ayrımını ortaya çıkarmaz mı peki?

Zengin-fakir ayrımı zaten var. Sivil hayatı düşündüğümüzde biri işveren diğeri çalışandır. Bu kadar eşitlik hiçbir yerde yok. Askerlik bir yükümlülüktür, o bakımdan askerlik sadece bedenen yapılan bir şey değildir. Dolayısıyla fiziki olarak askerlik yapanları rencide etmeyecek nitelikte bir bedel alınacak. O bakımdan çok duygusal davranmamak lazım. Önemli olan savunma ihtiyacının karşılanmasıdır. Kimi bedeliyle kimi bedeniyle.

Necdet Özel selefleri gibi bedelli askerlik konusunda kesin bir dille hayır demedi. Bu asker-sivil ilişkilerinin normalleştiğini mi gösteriyor?

Asker-sivil ilişkilerinde, 27 Nisan 2007 muhtırasına karşı çıkılması bir dönüm noktasıdır. 27 Nisan bildirisinden sonra askerlerin siyasi iktidarı hedef alan bir beyanatı yoktur. Akabinde genel seçimler ve cumhurbaşkanının seçilmesi, asker-sivil ilişkilerinde ikinci dönüm noktasıdır. Ardından Anayasa Mahkemesi’nin, öğrencilerin başörtüsüyle ve AK Partinin kapatılmasıyla ilgili kararları, Ergenekon davalarının açılması, 2010 Askeri Şurası ve bu sene Genelkurmay Başkanı’nın istifa etmesi gibi gelişmeler birer dönüm noktasıdır. Siyaset ilminde ileri demokrasinin yedi şartının olduğu söylenir. Bunlardan beşincisi silahlı kuvvetlerin sivil otoriteyi benimsemesidir. Biz şimdi o safhadayız. Bir genelkurmay başkanı ile üç kuvvet komutanının emekliliklerini istemesi bu bakımdan önemlidir. Daha önce asker ile sivil otorite anlaşmadığı zaman ya darbe olur ya da beyanat verilirdi. Şimdi bunların hiçbirini yapmadılar ve kendileri çekildiler. En modern davranışı gösterdiler.  Bunun yapılması bizim demokrasimizin ulaştığı noktayı gösterir.

Buradan, askerlerin sivil otoriteyi tamamen kabullendiği sonucunu mu çıkarmalıyız?

Askerin tam olarak sindiremediği meseleler var. Yani silahlı kuvvetlerdeki kadrolaşmayı birkaç yıl içersinde temizlemek mümkün değil. Silahlı kuvvetlerde, İslami inancı yaşayanların devlet kadrolarında yer almasını bir tehdit olarak algılayan bir zihniyet iş başında. Bu, zaman içersinde düzelecek. Silahlı kuvvetler, sivil otoriteyi tam olarak içine sindiremese de bunu kabullenmiştir. Silahlı kuvvetler siyasi idarenin kararlarına uyma eğilimde. Biz darbeleri üçayağa dayandırırız. Birincisi mevzuat. İkincisi manevi değerlere ters menfi kadrolaşma. üçüncüsü siyasi istikrarsızlık. Bu üçü bir araya geldiğinde darbeler ve müdahaleler olur. 2002’den beri siyaset, istikrar içersinde devam ediyor. Önümüzdeki seçimlerde koalisyona muhtaç olsak bu darbeci kadro hemen hortlar. Mevzuat hala duruyor. Anayasada bu değişikler tam olarak yapılmadı. Bunların yasal dayanakları kaldırılmadıkça darbeci zihniyetin kadroları temizlenemez. Bunun için de tedbirler almak lazım. Örneğin Milli Güvenlik Kurulu kaldırılabilir, Yüksek Askeri Şuranın yetkileri azaltılabilir, Genel Kurmay Başkanı, Milli Savunma Bakanlığı’na bağlanabilir. Milli Güvenlik Siyaset dergisindeki “iç tehdit meseleleri” kaldırılabilir. Bunlar kaldırılırsa darbeci zihniyetin yasal dayanakları da ortadan kalkar. İstikrar devam ettikçe asker, sivil idarenin kontrolünü kabul eder.

Yani darbe tehlikesi hala var… 

Tabii ki var. İstikrarı devam ettirmek için tedbirleri almak lazım. Darbelerin dayandığı yasal mevzuatı değiştirmek lazım. Askeri kadrolaşmayı milletin dokusunu yansıtacak şekle döndürmek lazım. Bugün ancak belli bir ideolojinin sahipleri subay astsubay kadrolarına geçebiliyor. Yetenekli olan aranıp seçilebilmeli. Diğer ideolojik meseleler subay astsubay seçimini etkilememeli. Kadrolaşma ne kadar süre de olmuşsa, normalleşme de o süre içersinde olacak. Bu darbe geleneğinden tamamen kurtulmamız lazım. Darbe dönemlerine bakın her sene veya 6 ayda bir hükümet değişmiş ondan sonra darbe olmuş.

Profesyonel askerliğe geçiş nasıl olacak?

Profesyonel orduya geçiş için sözleşmeli askerlerin olması gerekir. Her yıl, 10 bin civarında sözleşmeli asker alım planı var. Tabi buna da para kaynağı gerekiyor. Siz askerlik yaptırdığınız kişilere 1500 liradan aşağı olmayacak şekilde maaş vererek askerlik yaptırırsanız bu aşağı yukarı 700 bin kişiyi bulur. Dolayısıyla buna bir kaynak gerekir. Ekonomik bakımdan bu sisteme geçmek de zor. Onun için orduyu küçültmek gerekiyor. Yani asker sayısı azaltacaksınız, etkinliğini artıracaksınız. Askerin malzemesini, teçhizatını modernleştireceksiniz.  Dolayısıyla kurulan orduda asker sayısı az ama etkinliği fazla olacak. Bizim 10 tane Kolordumuz var. Bu sayısı üçe indirebilirsiniz. Bir de dış görevler için de bir kolordu bulundurursunuz.  4 kolorduyla görev yaparsınız. Örneğin Genelkurmay Karargâhını kaldırırsınız, Kuvvet komutanlıkları kalır, subay ve astsubaydan tasarruf edersiniz. Askeri mahkemeleri kaldırır yerine sivil mahkemeler kurarsınız, gazino, orduevi, askerlik şubesi gibi yerleri sivilleştirirsiniz, böylelikle asker tasarrufu yapmış olursunuz. Yani bir şekilde askerin sayısını azaltırsınız, etkinliğini artırırsınız.

Ama genelkurmay sürekli “askere ihtiyacımız var” diyor…  

Mevcut kadroları korumaya çalışıyorlar da ondan.

Genelkurmay’ın “asker açığımız var” açıklamalarının arkasında ideolojik nedenler olabilir mi?

Bunun da mutlaka etkisi vardır ama görüşlerine katılmadıkları siyasi iktidarlara engel olmak için bu talepleri dile getirmiş olabilirler. Şuanda başka bir iktidar görevde olsaydı asker yine bunu yapardı.

Vicdani ret konusunda neler düşünüyorsunuz?

Vicdani ret konusuna toplumun değerleriyle bakmak lazım. Osmanlı döneminde de azınlıklar askerlik yapmamışlardır. Bir insan “ben askerlik yapamam” diyorsa ona bir çözüm bulmak gerekir. Ama bu konu askerden kaçmayı sağlayacak bir şeye dönüşmemeli.

 

İsmail Uslu, Gerçek Hayat

BEDELLİYE ASKERDEN BİR BAKIŞ

Sizler nasıl düşünüyorsunuz bilemiyorum ama bu karar şahsen içimi sızlatıyor. Maalesef adalet terazisi güçsüzün, fakirin aleyhine çalışıyor. Bu mevzu aşağıdaki türden bir çok karikatürlere yoğun bir şekilde konu oluyor. Kamuoyu vicdanının da bundan rahatsız olduğunu şahsen hissediyorum, duyuyorum. Bu ulvi görevin bu kadar sulandırılmasına gerek yoktu. Hemen akla 30 yaşına gelmiş bir insanın yapacağı askerlikten ne hayır gelir sorusu gelebilir. Çevremizden bir çok insanın 30 yaşına kadar hangi bahaneler ile oyalandığını gayet iyi biliyoruz. Bu da başka bir ayıbımız. Ne yapılmalıdır sorusunun cevabının da kıt’alardaki tecrübelerimize istinaden gayet basit olduğunu düşünüyorum; 1.       Tüm personele yaşı ne olursa olsun 3 aylık temel askerlik eğitimi. Bu personel bu eğitimi sadece temel askerlik kurallarını içerecek şekilde icra edecek. Bu birlikler dışında görev yapmayacak. 3 aylık temel eğitim sonunda terhis olacak,2.       Sosyal tesislerin hiç birinde bu kapsamdaki asker görev yapmayacak,3.       Temel askerlik dışındaki tüm görevlendirmeler profesyonel askerlik mantığı ile yürütülecek. Bu maddenin esaslarının çok detaylı çalışılması gerektiğini düşünüyorum. Ancak Amerika’nın yeniden keşfedilmesine de gerek yok diye değerlendiriyorum. Teğmen rütbesi ile ilk kıt’a yerim olan 105 nci Topçu Alayı (Çorlu)’nda 2 yıl Amerika’lılar ile beraber çalıştım. Personelin 5 yıllık sözleşme ile görev yaptığını görüyordum. Her 6 ayda bir personelin ciddi bedeni ve mesleki sınava tabi tutulduğunu, bu testlerden geçemeyenlerin de elendiğini biliyorum. Arz ettiğim gibi bu madde üzerinde ciddi manada emek verilmesi gerekiyor. 2 nci yöntem olarak da 1 nci madde hiç uygulanmadan tamamen profesyonel personelden oluşan bir kadro ile askerlik görevi icra edilebilir diye düşünüyorum. Ancak bu yöntemin uygulanmasında gelecek ile ilgili tehlike beklentisinin doğru değerlendirilmesinin yapılması gerekir. Seferberlik esnasında yeterli mevcudun toplanmaması bu yöntemin en zafiyetli yönü olduğu düşünülebilir. Şahsen bu husus kıt’alarda benim içimde hep kanayan bir yara olmuştur. Bir askerin  15 aylık askerlik döneminin son 3 ayının en verimli olduğunu görmüşümdür ve işte bu personel askerliğe şimdi başlamalıdır diye düşünmüşümdür.  Terhis olan askerime bu bakımdan çok üzülürdüm. Tekrar yeni  personel ile sıfırdan başlardık. İnsanı çok yoran ve gelişimi olumsuz etkileyen bu yöntem zannedersem sizlerin de en temel sorunu idi.    Aslında bu sorun Türkiye’deki temel sorunlardan birisi diye düşünüyorum. Ciddi bir verimsizlik örneği olan bu sorunlara hemen aklıma gelen iki-üç örnek olarak;  1.       Üniversite mezunlarımızın % 50’sinden fazlası kendi konusu ile alakalı işi yapmaması, 2.       Özel sektörde personel alımı yaptığımız  branşlarda personel bulmada yaşadığımız sorunlar (Bu sorunu canlı olarak 12 yıldır özel sektörde yaşıyorum),3.       Hiç şoför olmayan personelin askerde şoför olarak yetişmesi, bazı ehliyetli personelin de şoför seçilmemesi (temel veri eksiliği). Hoş 20 yaşındaki personelin çok kıymetli araçlarımızın (tanklar, ZPT’ler, personel taşıma araçları) şoförlüğünü ya da çok kıymetli silahların kullanımını ne ölçüde yapabilir? Yıllardır araç kullandığımız halde kendimizi kaç yıldır usta şoför olarak gördüğümüzü zannedersem sorgulayabiliriz. Bu örnekleri çoğaltabiliriz.  Bu çalışma elbette bilimsel bir çalışma değildir. Tamamen tecrübelere dayanan bir gözlem ve değerlendirmedir. Ama askerlik vazifesinin 2-3 aylık temel eğitimden sonra yapılamayacak kadar da kolay olmadığını yakınen yaşadık ve bu değerlendirmeyi  sizler de  takdir edersiniz. Bilgi ve değerlendirmelerinize arz ederim. Saygılarımla…   

Ekrem ATA

Kategoriler:ASDER, tsk Etiketler:, , , , , ,

Genelkurmay’ın açıklamadığı rakam

Bedelli askerliğin 30 yaşın altına düşmemesinde, Genelkurmay’ın ayrıntılarını vermediği sayısal bir dökümün etkili olduğunu biliyor muydunuz?

Bedelli askerlikte yaşın 30 olarak açıklanması, bedelli bekleyen 25-30 yaş grubu arasındaki gençlerde büyük bir hayal kırıklığı oluşturdu.

Daha önce çıkan 3 bedelli yasasında yaş grubu da bu kadar yüksek değildi, ödenmesi gereken bedelde…

Başbakan Erdoğan’ın bedelli konusunda  kamuoyu beklentilerini karşılayacak bir açıklama yapmamış olması, hatta yaş olarak 30’u, bedel olarak da bu hakkı kazananların yüzde 60-70’inin ödemesi mümkün olmayan 30 Bin TL’yi baz almasının nedenlerini kamuoyu doğal olarak merak ediyor.

Kamuoyunun bir bölümünün inancına göre Genelkurmay Hükümeti yanıltıyor.

Genelkurmay Başkanlığı Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) personel açısından sayısal dökümüyle ilgili önceki gün yaptığı açıklamayla bir ilke imza attı.

Fakat bu açıklamada herkesin merak ettiği bir detay yer almadı.

Halbuki bu ayrıntı, bedelli askerlikte yaşın neden 30, bedelin ise adeta, bu rakamı pek çoğu ödeyemesinler ki, tıpış tıpış kışlanın yolunu tutmak zorunda kalsınlar şeklinde belirlenmiş olmasının bir çeşit izahı şeklindeydi.

Önceki gün Genelkurmay Başkanlığının internet sitesinden yapılan açıklamaya göre, TSK bünyesinde görevli uzman personel, yükümlü asker ve sivil personelin toplam sayısı 720 bin kişi.

Bu rakam içinde erbaş ve erlerin sayısı 458 Bin 368.

Oldukça büyük bir rakam.

Üstelik kamuoyunda askerlik denilince akla gelen kesim de bunlar…

Şöyle bir hesap yaptığınızda er ve erbaş başına 1,57 oranında diğer askeri personel düşüyor.

Keşke bunlar da açıklansaydı…

Genelkurmay’ın açıklamasında yer almayan en önemli ayrıntı, 458 Bin 368 askerin ne kadarının doğrudan askerlik mesleğiyle ilgili işlerde görevlendirildikleri…

Açıklamada keşke bu ayrıntılar da yer alsaydı.

Ne kadarının patates soğan soyduğu, ne kadarının orduevlerinde subaylara hizmet ettiği…

Ne kadarının Silivri’den kameralara yansıdığı gibi emekli subayların ayakkabılarını sildiği… (İzleyiniz)

Geçtiğimiz yıl 26 Ekim’de Star gazetesinin bir haberi, ‘Bir ordu’ çay servisi yapıyor şeklindeydi.

Haberde, “Askerlik süresi ve bedelli ile ilgili çalışmalar ve tartışmalar sürerken TSK’ya ait sosyal tesislerde hizmetli er olarak görevlendirilen askerlerin sayısının 65 bini aştığı belirtildi. Bu rakama askeri lojmanlarda görevlendirilen hizmet erleri dahil değil” deniliyordu.

Haberin devamında ise; “Muharip görevler üstlenmeyen, silahlı ve fiziki eğitim yapmayan bu erler işçi sayılabilecek statüde 500 tesiste görev yapıyor. Sosyal Hizmet Tesisleri olarak anılan tesisler; Orduevi, Tatil Kampı, Havuzlu ve restoranlı tesisler, subay ve astsubay restoranları ve Gazino’dan oluşuyor. Bu tesislerde erler, rütbeli personele hizmet sunuyor. Ayrıca Lojmanlarda da az sayıda er bu tip işlerde istihdam ediliyor” şeklinde ayrıntılar aktarılıyordu.

TSK’nın personel sayısına ilişkin sayısal dökümlerin de yer aldığı haberde verilen rakamlar Genelkurmay’ın son açıkladığı rakamlarla büyük ölçüde örtüşüyor ve şu tespitte bulunuluyordu; “TSK’nın maaş ödediği personel sayısı yaklaşık 270 bin. Dünyanın pekçok büyük ülkesinin ordusundan bile fazla…”

Başbakan Erdoğan bedelli konusunda dün partisinin grup toplantısında yaptığı açıklamada, “Ön gördüğümüz yaş sınırıyla asla güvenliğimizle ilgili zaafiyete izin vermiyoruz. Asker ihtiyacımızla ilgili sınırı aşmıyoruz” dedi.

Silah altında 458 Bin 368 asker olmasına rağmen, sürmekte olduğu iddia edilen asker ihtiyacının gerçekte ülke güvenliğiyle doğrudan ilgili olan alanlarda mı, yoksa ‘Bir ordu’ çay servisi yapıyor şeklinde geçtiğimiz yıl Star’a da manşet olduğu haliyle daha çok askerlikle doğrudan alakalı olmayan hizmet alanlarıyla ilgili mi olduğu hususu da açıklığa kavuşturulmalıdır. 458 Bin 368 askerin nerelerde istihdam edildiği çok daha açık ortaya konulmalıdır.

Görev yaptıkları dönemlerde ülkenin geleceği ile ilgili ciddi siyasi kararlar alan ve her daim göz önünde olan bakanlar daha sonrasında ciddi bir koruma çemberinde olmazlarken, kamuoyunun pek çoğunun ismini bile bilmediği emekli generallere Mehmetçik tahsis edilmesi kamuoyu tarafından sorgulanmaktadır.

Bu anlayış sürerse ülkenin nüfusu 100 Milyon, asker sayısı da 1 Milyon da olsa asker ihtiyacı bitmez.

Yazık oluyor en verimli çağında ülkenin evlatlarına… Hayatın içinden koparılıp alınıyorlar. Elleri silah tutmayı öğrenemeden çatışmaya sürülüyorlar.

Kaymakamlığa ara verip askere gidenler, doktorasına, doçentliğine ara verip kışlanın yolunu tutan akademisyenler, çay çorba işiyle uğraşıyorlar. İşini düzenini, evini barkını kurmuş insanlar 30’lu yaşlarında askerliğe icbar ediliyorlar. Bedelini ödeyemeyenler de kışla yoluna revan oluyorlar.

Bakalım bu çarpık askeri sisteme kökten neşter vuracak siyasi iktidarları ne zaman görecek ülke…

Profesyonel orduya ne zaman geçeceğiz…

Prof. Dr. Osman Özsoy – Haber 7
http://www.osmanozsoy.com.tr
http://twitter.com/ozsoyyazilar

Bedelli Askerlik

Soğuk savaş dönemi alışkanlıklarını ısrarla devam ettirmek isteyen,ordunun gücünü kelle sayısında gören,köhnemiş zihniyeti anlamıyorum.

Sadece ben değil,kimse anlamıyor.

Mevcut askerlik sistemi;milli ihtiyaçlarımıza ve hedeflerimize uygun olmadığı gibi,vatandaşların da beklentilerine cevap vermekten uzaktır.

Askerlik hizmeti,gençlerimizin bir kısmına çok şeyler kazandırırken,bir kısmının da çok şeylerini yitirmelerine neden olmaktadır.

Anadolu’da askerliğini yapmayanı adam saymazlar,o yüzden kız bile vermezler.

Askerlik,yüreğinde vatan sevgisi taşıyan her ülke evladı için onurlu ve kutsal bir vatan borcudur.

Ancak, askerliği vatan sevgisinin tek ölçüsü görmekte yanlıştır.

Pekala canını verecek kadar vatanını sevdiği halde,askerliği zerre kadar sevmeyen insanlar da olabilir.

Fedakarlığın tek zemini asker ocağı değildir.

Bilimde,sanatta,üretimde,çalışma hayatının her alanında yapılacak çalışmaların hepside ülkemiz için önemlidir.

Hamasi duygularla “vicdani ret” hakkına karşı manen örülmek istenen duvarlarda yersizdir.

Halka çağdışı bir askerlik sistemini dayatıp,bedelli tartışmasıyla gönülleri yaralamanın hiç yeri yoktur.

Yanlış uygulamalar yüzünden gencecik toprak altına gömdüğümüz fidanların hatıraları capcanlı gözlerimizin önündeyken,cana bedel biçmeyi nasıl sağlıklı tartışabileceğiz?

Bazı vatan evlatları askerlik hizmetini yaparken can verecek,

Bazıları da o hizmete biçilen bedeli ödeyip,askerlikten muaf tutulacak..!

Bence bu terazi bozuk..!

Bir kefesinde can olan terazinin diğer kefesine ne koysanız dengeyi karşılamaz.

Sorun’un önce asıl sebebini doğru teşhis etmek gerekiyor.

Yaşadığımız sorunun kaynağı askerlik sistemidir.

Zorunlu askerlik,temel eğitimle sınırlı olmalıdır.

Bunun içinde iyi bir şekilde değerlendirilecek iki-üç aylık süre yeterlidir.

Hatta kadınlarımız da bu temel askerlik eğitimini daha kısa süre de olsa almalıdır.

Zorunlu askerlik görevi ile,askerlik mesleğini ayırmak gerekir.

Askerlik mesleği de profesyonel elemanlarla yürütülmelidir.

Her vatandaş profesyonel asker olamaz,olmak zorunda da değildir.

Devlet memuru da olsa,özel sektörde de  olsa, bu iki-üç aylık askerlik süresi hiçbir vatandaşımızı  sıkıntıya sokmayacak,herkes sırası geldiğinde vatan görevini seve seve yapacak,böylece birikmenin de önüne geçilmiş olacaktır

Şimdiki düzende sapla saman karıştırıldığı için henüz askerlik hizmetini yapamamış yüz binlerce  vatandaş haklı olarak dört gözle bedelli uygulaması beklemektedir.

Askerlik hizmetini henüz yapamamış olan vatandaşlarımızın hemen hemen tamamının bugün bedelli uygulamasını iştiyakla beklemek zorunda kalmasının müsebbibi, askeri bürokrasinin yürürlükte kalması için anlamsız bir gayret gösterdiği mevzuattır.

Ama maalesef sonunda, günah keçisi ve sıkıntıyı çeken vatandaşlar olmaktadır.

Bu insanlar;vatanını sevmediği, görevden kaçtığı için değil,çağdışı askerlik sisteminden dolayı,devam eden eğitiminin aksaması endişesi,çalışma düzeninin ve ekmek teknesi olan işinin bozulma korkusundan dolayı askerlik hizmetini yapamamıştır.

Devamlı gündemde olan,askerlik süresinin kısalacağı ve bedelli söylentileri de bugünkü yığılmaların önemli etkenidir.

Eğer bedelli askerlik kaynak üretmek için kapı olarak görülüyorsa bu da yanlıştır.

Çünkü adil bir uygulama olmayacaktır.

Belli bir kesim için bedelli yapmak yerine,tüm mükellefler için askerlik süresini kısaltıp kalan süre için “özel bir vergi” ihdas etmek daha adaletli olacaktır.

Elde edilen bu gelirde münhasıran ordunun profesyonelleştirilmesinde kullanılmalıdır.

Aksi halde başta şehit ve gazi aileleri olmak üzere toplum vicdanına bunu izah edemezsiniz.

Mevcut durumun aşılabilmesi için bedelli uygulamasına  ne kadar olumlu yaklaşmaya çabalasam da ben kendi vicdanıma bunu izah edemiyorum.

Gözlerimin önüne şehitlerimiz geliyor,

O sorgulayan,mahzun bakışlarıyla…

Sonra arkada bıraktıkları ana,baba,eş ve çocukları…

“Anne..! Babamda bedelini ödeseydi yanımızda olurdu değil mi..!?” diyecek yetimi…

“Bedeli,Çanakkale’de şehit kanıyla ödenecektir” şuuruyla bu vatanı bize emanet eden şehit dedemiz Mehmet Muzaffer’i…

Diğer yandan daha kanun çıkmadan,vatandaşın kanını-iliğini sömüren bankaların,bedelli uygulamasıyla damarlarında kalan kanın kalanını da somurmak için vahşi bir iştahla,kredi musluklarını açtıkları haberlerini izlemekse kanımı donduruyor..!

Ancak gelinen noktada;askerliğini yapmamış/yapamamış olan vatandaşlarımızın haklı beklenti ve baskısı,bazı çevrelerin oluşturduğu siyasi atmosfer,profesyonel askerlik sisteminin bütçeye artarak bindirdiği mali yük nedeniyle,geçmişte üç kez uygulanmış olan bedelli askerliğin bir kez daha uygulanacağının işaretlerini görüyoruz.

Temennimiz,makul bir düzenlemeyle bunun son bir kez uygulanması ve asıl yapılması gereken askeri reformların bir an önce hayata geçirilmesi,askerlik sisteminde çağın gerekleri ve milli ihtiyaçlarımıza göre gerekli radikal değişikliklerin yapılmasıdır.

Adaleti siyasetinin en önüne koyan bir liderin,bu hassas konuyu bizden çok daha ince düşüneceğine olan güvenimiz tamdır.

Vesselam.

Mustafa HACIMUSTAFAOĞULLARI

17 Kasım 2011

Kategoriler:ASDER, tsk Etiketler:,

Bedelli ve Askeri Bürokrasinin taktikleri

Ordumuzun terörü önleme kapasitesini kullanmadığının veya kullanamadığının iki sebebi var; Birincisi Muğlalı Sendromu, ikincisi çok daha ilginç…

Bu hafta bedelli askerlik ile ilgili bazı sonuçlar netleşecek gibi gözüküyor.

Anayasa referandumunun sonucuna rağmen YAŞ mağdurları ile ilgili yasa çıkarılırken askeri bürokrasinin ince taktiklerini gözlemlemiş birisi olarak bedelli yasasının çıkarılma sürecinde benzer risklerin olabileceğini düşündüm.

O tarihlerde ASDER (Adaleti Savunanlar Derneği) olarak ciddi bir sivil toplum örgütü çalışması yapıldı. TBMM’ye, AYİM’e  Genelkurmay’a mağdurların dilekçeleri ve ısrarlı talepleri üzerine askeri bürokrasi konuyu gündeme almak zorunda kaldı.

Hükümetin askerlerle ilgili konularda teenni ile hareket etme yaklaşımını askeri bürokrasinin çekingenlik olarak algıladığını gördük. Askeri bürokrasinin sunduğu ilk teklif tabiri caizse dağın fare doğurması demekti. Ne kimlik, ne silah, ne pasaport hiçbir şey vermek istemiyorlardı. Neyse ki toplum ve STK’ların ve medyanın olumlu etkisi ile uzlaşma sağlandı. Bekir Bozdağ bey iyi niyetle çok gayret etti.

Aynı yaklaşımı burada da görüyoruz. 35 yaş iddiasının ilk defa askeri bürokrasiye yakınlığı ile bilinen gazetelerde çıkması tesadüf değildi.

28 yaşın üzerinden bir sınırla çıkarılması için ortaya atılacak muhtelif argümanlar şunlardır:

1-Asker ihtiyacı, mevcut kadro doluluğunun % 65 olduğu cevabı. Bu görüşe göre askerlik süresini tayin ederken bazı kritik bilgileri bilmek gerekir. Asker ihtiyacı, gerçek ihtiyaç mı?

Militarist toplumlarda ordunun görevi sadece düşmanı caydırmak ve gerekirse vatanı korumak değildir. Aynı zamanda toplumu eğitme görevi vardır. Geçmişte ağaçlandırma çalışmalarında bile asker kullanılmıştı. Her kasabada Garnizon Komutanlığı mantığı ile asker bulunduruluyor. Bundan maksat kültürsüz halkı eğitmek mi?

Bunun için soğuk savaş sonrası değişmeyen ordular yüksek sayı ile iç tehdite karşı kendilerini korumaya çalışırlar. Çünkü halkının bir kısmını düşman gören bir anlayış vardır. Kendilerine benzemeyen yaşam tarzında olan insanları karşı devrimci olarak algılayan silahlı bir güç çok tehlikeli şeyler yapabilir.

Bu uygulama kurtuluş savaşı sonrası dönemde belki kabul edilebilir bir gerekçeye sahipti. Fakat günümüzde askerimizi toplumun eğitiminde ve sosyal faaliyetlerde kullanmak çağdaş bir uygulama değildir.

Amac ordunun güçlü olması mı, askerliğin toplum mühendisliğindeki rolünün devamı mı? Bu soruya dürüstçe cevap verelim. Asker ihtiyacı belirleme ölçütler çağdaş ve bilimsel verilere göre değil gelenekçi soğuk savaş dönemi ölçütlerine göre düzenlenmektedir. Çünkü Asker Alım (ASAL) sistemi hemen hemen ikinci dünya savaşından beri aynıdır.

2-Verimlilik ilkesi; Orduyu güçlü yapan asker sayısı değil savaşma gücüdür. Ayaklı bilgisayar gibi ve özel telsiz bağlantılı nanoteknoloji ile üretilmiş kıyafet giyen bir asker bir bölük klasik askerden daha çok savaşma güçüne sahip değil mi? Halen dededen kalma yöntemlerle askerliği devam ettirmek modern silahlı kuvvetlerimize hiç yakışmıyor. Herşeyin elektronize olduğu çağımızda eski alışkanlıklar devam ediyor.

Evet ordumuz maalesef çok hantal dünyaya asker sayısı ile ölçüldüğünde büyük gözüküyoruz ancak Kartepe gemimize başarılı  operasyon yapan SAS ve SAT komandolarını yetiştirmek, teröristleri korkulu rüyası bordo berelileri yetiştirmek varken, savunmayı yedek ve acemi mükelleflerle yapmaya çalışmak verimlilik ilkesine uymadığı gibi çok geri bir uygulamadır.

Asker sayısını yüksek tutarak çalışacak eğitimli işgücünü ‘verimlilik’ ilkesine uygun olmayacak bir şekilde kullanmak bilimsel yönetim ilkelerine uymaz.

3-Vatani hizmetin tek tip olması anlayışı
Bazı insanlar akılları ile bazı insanlar ilimleri ile bazı insanlar fizik güçleri ile bazı insanlar servetleri ile vatana hizmet edebiliyorlarsa bu yöntem adil uygulamaya aykırı değildir. Profesyonel ordunun mantığı da budur. Halen eski anlayış kutsal asker ocağı retoriğinin arkasına sığınıp kimse edebiyat yapmasın.

“Önemli olan kaliteli askeri hizmeti hangi şekilde alırız?” sorusuna cevap vermektir.

4-Terör devam ediyor görüşü
Güneydoğu’da 20 yıldır ilk defa teröristlere büyük darbe vuruldu. Çünkü Genelkurmay Başkanı ve  Kuvvet Komutanları askerin başında idi ayrıca operasyonu yapanlar özel eğitilmiş askerler ve muvazzaflardı.

Ordumuzun terörü önleme kapasitesini kullanmadığının veya kullanamadığının iki sebebi var;

Birincisi Muğlalı Sendromu, yani sivillerin emrinde terör önleme çatışmalarında hata yaparsak hapse gireriz yanlış inanışı. Bir istisnai örneği alıp genelleme yaparak çalışmamak, doktorun ameliyatta hata yaparım tazminat davası açarlar diyerek işini yapmaması gibi.

İşini hukuka uygun yapamayan askeri güç pasif beklemek yerine istifa etmeliydi.  Bugün Güneydoğu’da birliklerin bölgeyi değil sadece kendini korur gibi duruşu çok dikkat çekici. 24 şehidimize sebep olan Hakkari de baskın yeme başka nasıl açıklanır.

İkincisi terör bitirirsek başarı sivillerin hesabına yazılır diyen siyasete bulaşmış askeri algı. Bugün bu algının olmadığını söyleyebilir miyiz? Cevabı siz veriniz.

Soğuk savaş öncesi rakamlarını, oranlarını ve yöntemlerini devam ettirerek  sivilleri ikna etmeye çalışan askeri bürokrasiye dikkat etmek gerekir. Bakalıp yeni Milli Savunma bakanımız milletin temsicisi gibi mi yoksa askeri bürokrasinin temsilcisi gibi mi davranıyor göreceğiz.

Böyle bir zamanda askerin gönlünü razı etmeye çalışırken komutanı imzaya boğan kurmaylara ve teamül önyargıları ile işleyişi  tıkayan askeri bürokrasiye dikkat etmek gerekir. Askeri bürokrasinin anladığı dil sivil toplum tepkisidir, siyasetçiyi yalnız bırakan bedelli askerlik bekleyenler bunun bedelini öderler.

Nevzat Tarhan – Haber 7 

ntarhan@gmail.com

Kategoriler:ASDER, tsk Etiketler:, , ,