Arşiv

Posts Tagged ‘boru’

Necdet Özel Paşa darbecilere ne dedi

8 yıl önce Diyarbakır 7. Kolordu komutanı Korgeneral Necdet Özel’e nabız yoklaması yapan Org. Aytaç Yalman ‘Laiklik tehlikede. Eylem planlıyoruz ne düşünürsünüz?’ diye soruyor…
İnternet Andıcı davasında özellikle İlker Başbuğ’un Harbiyeli gibi davranmaması çok onur kırıcı oldu.

30 Ağustos 2003 tarihli basında bu günlerde tekrar hatırlanan törendeki bir fotoğrafta yer alan yedi orgeneralin beşi bugün darbe suçu iddiasıyla tutuklanmış durumda.

O tarihlerde Diyarbakır 7. Kolordu komutanı olan Korgeneral Necdet Özel’e (Şimdi Genelkurmay Başkanımız) nabız yoklamak amacıyla Orgeneral Aytaç Yalman geliyor. Bu ziyarette “Laiklik tehlikede. Bir eylem planlıyoruz, siz ne düşünürsünüz?” diye soruyor.

Necdet paşanın cevabı ilginç oluyor. “Sayın komutanım bu soruyu sormanıza gerek yok. Emir komuta zinciri içinde yapılacak bir harekete bizim itirazımız zaten mümkün ve geçerli değildir” diyerek müthiş kurmay zekâsı ile dolaylı olumsuz bir cevap verdiğini o tarihte görev yapanlar aktarıyorlar.

O fotoğrafta yer alanlar içinde ileri görüşlü Hilmi Özkök ve aklını kullanan Aytaç Yalman paşaların dışında hepsinin sanık olması tesadüfî değilmiş.

Mamafih daha sonra Necdet paşa Kara Kuvvetleri EDOK komutanlığı gibi pasif bir göreve atanmıştı.

2012 yılının doğruların yılı olacağını söyleyen Fütüristler herhalde haklı…

İnternet Andıcı davasında 26.ncı Genelkurmay Başkanımızın tutuklandı. 12 Eylül 1980 darbecileri için savcılık iddianame hazırlayabildi.

Bu tutuklanmanın ve iddianamenin iki faydası, bir de zararı oldu.

Birinci fayda: Cumhuriyet kazandı. Hukuk herkes için diyenler ve hukuksuzluğa karşı çıkanlar hep marjinal olarak anlaşılıyordu. “Bu böyle gider, güçlülerin dediği olur, bozuk düzeni sen mi değiştireceksin, gemisini kurtaran kaptan” diyenlerin ağzı açık kaldı.

Cumhuriyetin “Kurucu Ruhu” anlaşılmaya başlandı. Demokratik Cumhuriyetin Totaliter Cumhuriyete göre içerisinde adaletin daha iyi işleyeceği bir sistem olduğu zekâsı düşük olanların bile zihinlerine yazılmış oldu. Darbeci anlayışın çözüm olamayacağının kör gözlere bile gözükmesi gerekiyordu, bu başarıldı.

İkinci fayda: Hukukun üstünlüğü ilkesi güçlendi. Siyasi davalarda bile adalete siyaset karışmamalıydı. Siyasette sadece muhalif değil muvafık siyasi yapıların bile hâkimlere bu kadar ileri gitmeyin diye ricada bulunduklarını biliyoruz. Buna rağmen işini hakkıyla yapan bir adalet sisteminin çalışabilmesi hâkimlerin bu kadar cesur ve dirayetli davranması tarihi önem taşıyordu.

Artık Türkiye’de geleceğe daha fazla ümitle bakabiliriz. Adalet varsa güven vardır, güvenin olduğu yerde de huzur oluşur. Huzurun olduğu ortamda ise ekonomik ve sosyal hayat hareketlenir. Sonuçta herkes kazanır.

TSK’nın imajı zarar gördü. Özellikle İlker Başbuğ’un Harbiyeli gibi davranmaması çok onur kırıcı oldu. Yıllardır, devlet terörle veya tehditlerle savaşırken hukuk içinde mücadele etmeli, içinizdeki hukuk dışı yapıları temizlemezseniz bir gün birileri bu işi yapar dediğimizde bize inanmayan asker dostlarımız üzüldüler. Asıl üzülmeyi gereken konu İlker Başbuğ’un delikanlılık yapamaması oldu. Arkadaşlarını resmen satması Harbiyeli birinden beklenmeyen bir tutumdu.

Şu anda Silivri’de başlangıçtan beri tutuklu olan darbe sanıklarının çoğu, vatan için kendilerini tehlikeye atmaktan korkmayan, niyetleri iyi yöntemleri yanlış kişilerdi.

Başbuğ İnternet Andıcı’nın doğruluğunu kabul etti fakat bilgisi dışında cereyan ettiğini, sadece 4 tanesinin kendi döneminde olduğunu söyledi. Yazılı bir kanıtın olmaması komutana arz edilen bilgilerde beklenen bir durumdur. Komutan alttan gelen bir yazıyı tebellüğ etmez. TSK’nın olağan işleyişine göre komutanın bilgisi olmadan bu tarz yazışmaların olması mümkün değildir.

Harp Akademileri temel öğretisine göre bir tabur kaleyi fethederse başarı bütün tabura aittir, başarısız olursa sorumluluk tabur komutanına aittir.

Bu olayda sorumluluğu almayan komutan olarak Orgeneral İlker Başbuğ dâvâsını değil, kendisini savunan bencil bir karakter sergiledi. Bu tavır Harbiyeli duruşu değildi. Yiğitlik “Bütün sorumluluk bana ait diğer arkadaşları lütfen tahliye edin” demeyi gerektiriyordu.

Sayın İlker Başbuğ’un icraatı döneminde akılda kalanlara baktığımızda aynı tarihlerde Harp Akademileri’nde yaptığı konuşma ‘İnternet Andıcı’ muhtevalarının tıpa tıp aynısı idi. Yaşar Büyükanıt’ın 27 Nisan 2007 e-bildirisi İlker Başbuğ’un IP’sinden çıkmamış mıydı?

‘Asimetrik Savaş’ vurgusu yaparak bu kavramı kamuoyuna hatırlatan Genelkurmay Başkanı’nın ‘Asimetrik Savaş’ yapan propaganda sitelerinden yargılanması kaderin cilvesi oldu.

Geçmişte 27 Mayıs 1960’da ‘Kıyma Makinesi’ haberlerini yapan, 28 Şubat 1997’de manşetleri değiştiren askeri bürokrasi içindeki odakların bugünkü uzantıları aynen yerlerinde duruyor.

İlker Başbuğ’un dışarıda olması cuntacı kadrolarla delil karartması sonucunu doğuracaktı. Halen savcılarımız Genelkurmay arşivlerine giremiyorlar. OYAK, Mehmetcik Vakfı, TSK Güçlendirme Vakfı gibi organlarda dağıtılan paralar henüz izlenemiyor.

Her darbe öncesi süreçte ‘Psikolojik Savaş Birimleri’nin benzer faaliyetlerinin kayıtlarına ulaşmak savcıların sorumluluğundadır.

Şunu da unutmamak gerekir, eğer koalisyon hükümetleri olsaydı yargı bu derece rahat çalışamazdı. Cuntacıların ve dış uzantılarının şu andaki hedefi anayasa değişikliğini sabote ederek siyasi istikrarı bozmaktır.

Darbe duasına çıkanları biliyoruz ancak darbe hukukunun devamı için çalışanlar yok diyemeyiz.

Evet doğru ve doğruluğun, adalet ve hukukun değerinin anlaşıldığı günlere girdik, eğer üzerimize düşeni yaparsak her şey daha iyi olacak.

Askeri psikiyatrist olarak bir gözlemimi paylaşmak isterim.

Derin yapıların temsilcileri önceleri Sayın Başbakan’ı yok sayarak tavır koyuyorlardı. Başbakan’ın kişiliğini iyi okuyamamışlardı, eski siyasilerle karıştırdılar, korkutacaklarını sanmışlardı. Şimdi yeni taktik olarak Sayın Başbakan’ı överek ve yücelterek yönlendirmeye çalıştıklarını gözlemliyoruz. Uludere konusunda ve Milli Savunma Bakanı’ndan özür dilettirme konusunda benzer yöntem işlemiş gibi gözüküyor.

Not: Siyasi istikrarın önemi konusunda ayrıntılı bilgi öğrenmek isteyenler Adnan Tanrıverdi paşamızın şu yazısını okumalılar.http://www.adnantanriverdi.com/index.php/askeri-konular/asker-siyaset-iliskisi/siyasi-beyanatlarla-ilgili-yorumlar/308-eski-genelkurmay-bakan-tutuklu-olarak-yarglanacak-07-ocak-2012.html

Prof. Dr. Nevzat Tarhan – Haber 7
ntarhan@gmail.com

İlker Başbuğ hakkında soruşturma başlatıldı

İnternet Andıcı Davası kapsamında önemli gelişme…
02 Ocak 2012 Pazartesi, 16:50:52
ilker başbuğ internet andıcı davası soruşturma

HABERTURK.COM

İnternet Andıcı Davası kapsamında eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ hakkında, İstanbul Özel Yetkili Savcılığı tarafından soruşturma başlatıldı.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nce görülen İnternet Andıcı davadasında cuma günü ara kararlar açıklanmış, mahkeme, sanıkların savunmalarıyla ilgili beyanlarında ve belgelerde adı geçen Orgeneral Başbuğ hakkında gereğinin takdir ve ifası için Beşiktaş’taki İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na yazı yazılmasını karara bağlamıştı.

Mahkemenin bu kararı Başbuğ hakkında suç duyurusu anlamına geliyordu.

HABERTURK.COM, Genelkurmay Eski Başkanı Org. Başbuğ’un nasıl yargılanabileceğiyle ilgili uzmanlarla konuşarak, özel haberle konuya açıklık getirmişti…

Anahtar Kelimeler
ilker başbuğ, internet andıcı, internet andıcı iddianamesi

Kategoriler:ADALET, ASDER, ayim, hukuk, kanun, tsk Etiketler:, , , ,

Başbuğ, Başbakan’ı tehdit etmiş

Taraf yazarı Alper Görmüş, 14 Ocak 2004’te TSK komuta kademesinin ‘muhtıra gibi’ bir metinle Erdoğan’ı ‘sıgaya çektiği’ni yazdı.

Nokta dergisinde ‘Darbe Günlükleri’ni kamuoyuna duyuran Taraf yazarı Alper Görmüş, dünkü yazısında günlüklerin daha önce yayımlanmayan çarpıcı bir bölümünü de okuyucularıyla paylaştı. Görmüş, 14 Ocak 2004’te Genelkurmay’da yapılan gizli toplantıda, TSK komuta kademesinin önceden hazırlanan ‘muhtıra gibi’ bir metinle Başbakan Tayyip Erdoğan’ı ‘sıgaya çektiği’ni yazdı. Metni okuyan dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un, Erdoğan’a, “Tecrübelerinden ders çıkarma erdemine sahip insanlar gibi ben de değişmeyi bir erdem sayıyorum.. Laikliği demokrasinin gereği olarak görüyoruz…” sözlerini hatırlattığını, ardından şöyle dediğini aktarıyor: “Toplumun zihninde, 23 Ağustos 2001’de ifade ettiğiniz değişimin ne derece gerçeği yansıttığını değerlendirmekistiyoruz. TSK İç Hizmet Kanunu’nun 35. maddesi ‘Silahlı Kuvvetler’in vazifesi; Türk yurdunu ve anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyeti’ni kollamak ve korumaktır’ hükmünü amirdir. TSK olarak Cumhuriyet’in temel niteliklerini hedef alan uygulamalara karşı sessiz kalmak mümkün değildir.”
Kapatılan Nokta dergisinin 29 Mart-4 Nisan 2007 tarihli sayısında kamuoyuyla paylaşılan ‘Darbe Günlükleri’yle, 2004 yılında “Sarıkız” ve “Ayışığı” kod adlı darbe planlarının yanı sıra isimsiz üç darbe girişiminin atlatıldığı ortaya çıktı. Dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek’e ait günlüklerde “darbe için gerekli toplumsal ve sosyal karışıklıkların meydana getirilmesinde medya ve akademik çevrelerin harekete geçirilmesi” amacıyla düşünülen eylem planları da ayrıntılı bir biçimde yer alıyordu. Taraf Gazetesi yazarı Alper Görmüş, Darbe Günlükleri’nin Nokta’daki versiyonunda yer almayan bölümlerine dünkü yazısında yer verdi. Görmüş, “Erdoğan, davaların sönümlendirilmesine ‘tamam’ der mi” başlıklı yazısında, “Ben, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın ve Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AK Parti), yaşadıkları onca tecrübeden sonra Türkiye’nin karanlık geçmişine dair büyük davaları sönümlendirmeye kalkacaklarına pek ihtimal vermiyorum. Çünkü o karanlık geçmiş, kendi tarihleri başlar başlamaz her şeyi bir kenara bırakıp bütün gücüyle onların üstüne çullandı. İşte bugün size, o “çullanma”nın en cüretkârlarından birini aktaracağım.” girişinden sonra 14 Ocak 2004’te Genelkurmay’da yapılan gizli toplantıyı anlattı. Görmüş’ün aktardığına göre askerlerin kendi sözleriyle “TRT bildirisi hazırlığı”nı gerektirecek ciddiyette tasarlanan ve onların talebiyle gerçekleştirilen toplantı, günlüklerde şu şekilde yer alıyor: “Genelkurmay Başkanlığı’na gittik. Biraz sonra Milli Savunma Bakanı geldi. Toplantıyı oturma odasından brifing odasına almışlar. Anlaşılmaz şeyler oluyor. O kadar ısrarcı olan 2. Bşk. toplantı yerini ne olduğunu anlamadığımız bir nedenden dolayı değiştirebiliyor. Dikkat ettim, İlker aşırı derecede heyecanlıydı. Kendi kendine konuşuyordu. 10.00’da Başbakan Recep Tayyip Erdoğan geldi, önce oturma odasına geçtik. Toplantı 2. Bşk. İlker Başbuğ’un yaptığı yazılı konuşma ile başladı.”
Görmüş, olayın bundan sonrasını günlüklerin atıf yaptığı EK-F belgesinden aktarıyor. Buna göre toplantıda, dönemin Genelkurmay 2. Başkanı İlker Başbuğ,Başbakan’ın yüzüne karşı Görmüş’ün ‘muhtıra gibi’ dediği şu metni okudu: “23 Ağustos 2001 tarihinde, Kalyon Oteli’nde AKP Genel Başkanı olarak yaptığınız konuşmada, ‘Tecrübelerinden ders çıkarma erdemine sahip insanlar gibi ben de değişmeyi bir erdem sayıyorum’ demiştiniz. Ayrıca, ‘Laikliği demokrasinin gereği olarak görüyoruz…’ söyleminiz ile değiştiğiniz mesajını verdiniz. Siz ve partinizin birçok üyesi Milli Görüş ile siyasete başladınız. Nedir bu Milli Görüş? Necmettin Erbakan, 13 Mayıs 1990’da Sivas’ta yaptığı konuşmada, ‘Biz Müslüman’ız, Kur’an’ı hakim kılmak isteyene gideceğiz’ ifadesini kullanmıştır. 14 Temmuz 1996 tarihli Milliyet gazetesindeki söyleşinizde, ‘Refah Partisi’nin referansı İslam’dır. Bize göre demokrasi amaç değil ancak bir araçtır’ diyorsunuz. Toplumun zihninde, 23 Ağustos 2001’de ifade ettiğiniz değişimin ne derece gerçeği yansıttığını değerlendirmek istiyoruz. TSK İç Hizmet Kanunu’nun 35. maddesi ‘Silahlı Kuvvetler’in vazifesi; Türk yurdunu ve anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyeti’ni kollamak ve korumaktır’ hükmünü amirdir. TC Anayasası’nın 2. maddesi Cumhuriyet’in niteliklerini belirlemiştir. (…) TSK olarak Cumhuriyet’in temel niteliklerini hedef alan uygulamalara karşı sessiz kalmak mümkün değildir.”
Bu konuşma karşısında Erdoğan’ın takındığı tavır ise günlüklerde şöyle yer alıyor: “Adam bize kendi bildiklerini anlattı ve tartışmadık bile. Bu toplantıdan çıkınca yemeğe gittik, böylece işi de iyice sulandırmış olduk. Yemekte doğal olarak sohbete başladık ve adam da yemekten ayrılırken bizim sorunlarımızı dinleyip ayrılan ve onlara çözüm bulmayı vaat eden bir siyasetçi kimliği ile aramızdan ayrıldı.”
Kaynak: TARAF