Arşiv

Posts Tagged ‘chp’

Balyoz Davası’nda kararlar açıklandı!

BALYOZ’DA KARAR – 3 PAŞAYA AĞIRLAŞTIRLMIŞ MÜEBBET

21.09.2012 17:46
İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya 7 saat 15 dakika ara verilmesinin ardından, mahkeme heyeti salona geldi. Sanık yakınları da salona alındı. Karar birazdan açıklanacak..

Mahkemede 34 kişi tahliye edildi.

Çetin Doğan, İbrahim Fırtına ve Özden Örnek’e ağırlaştırlmış müebbet hapis cezası verildi…

Gerekçe olarak darbeye teşebbüs gösterildi..

Mahkeme heyeti Emekli Tuğg. Levent Ersöz’ün dosyasını ayırdı…

* Emekli orgeneraller Ergin Saygun, MHP Milletvekili Korgeneral Engin Alan, MGK eski Genel Sekreteri emekli Orgeneral Şükrü Sarıışık, emekli Tuğgeneral Süha Tanyeri, emekli Albay Cemal Temizöz, emekli Korgeneral Yurdaer Olcan ile Orgeneral Bilgin Balanlı’ya 18 yıl hapis cezası verildi.

* Koramiral Kadir Sağdıç, Tuğamiral Fatih Ilgar, Deniz Cora, Koramiral Ahmet Feyyaz Öğütçü, Korgeneral Nejat Bek, Koramiral Abdullah Can Erenoğlu’na 18 yıl hapis cezası verildi.

* Dursun Çiçek, Ahmet Zeki Üçok, Ömer Faruk Ağayarman’a 16 yıl hapis cezası aldı.

SALONA GİRERKEN MARŞ OKUDULAR

Tutuklu sanıklar saat 13.15 sıralarında duruşma salonuna alınmaya başlandı. Salona önce Maltepe, Hasdal ve Hadımköy Askeri Cezaevi’nde bulunan tutuklu sanıklar geldi. Ardından da Silivri Cezaevi’nde bulunan sanıklar salona geldi. Duruşma başlamadan önce sanık yakınları  ve sanıklar sandalyelerin üzerine çıkarak birbirlerine el sallayarak konuşmaya çalıştılar. Sanıklar ve yakınları zaman zaman Gençlik Marşı”, “10’uncu Yıl Marşı” ve “Harbiye Marşı” okudular.

DURUŞMAYA ARA VERİLDİ

Balyoz davasında mahkeme heyeti, karar için toplandı. Tutuksuz 4 sanığın son sözlerini alan heyet, duruşmaya ara verdi.

İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmada, tutuklu sanıklardan Ergin Saygun ve Hakan Mehmet Köktürk haricindeki 248 tutuklu sanık hazır bulundu. Duruşmada 11 tutuksuz sanık da yer aldı.

Saat 14.00 sıralarında başlayan duruşmada kimlik yoklaması yapıldı. Dünkü duruşmaya katılmayan 4 tutuksuz sanığın son sözleri alındı. Mahkeme duruşmaya ara verdi.

SANIK YAKINLARI SALONA ALINDI

Balyoz davasında, Silivri Ceza ve İnfaz Kurumları’na gelen sanık yakınları ve diğer ziyaretçiler kimlik kontrolü ve aramalardan geçtikten sonra duruşma salonuna alındı.

Balyoz davasında, bugün sanıklar hakkında karar verilecek. Sabah saatlerinde Silivri Ceza İnfaz Kurumu’nun içindeki duruşma salonu önünde hareketlilik yaşandı. Sanıklar salona alındıktan sonra, sanık yakınları ve ziyaretçiler de içeri girmek istedi. Sanık yakınları ve ziyaretçiler, bir dizi güvenlik tedbirinin ardından duruşma salonuna alındı. Basının da yoğun ilgi gösterdiği davada, saat 14.00 gibi kararın açıklanması bekleniyor.

İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen, 250’si tutuklu 365 sanığın yargılandığı Balyoz Davası’nın 107. duruşmasında karar, tamamlanamadığı için bugüne kaldı. Mahkeme kararı bugün saat 14.00’da açıklayacak. Maltepe Cezaevi’nde bulunan Kurmay Albay Hakan Mehmet Köktürk sabah saatlerinde kalp krizi geçirerek tedavi altına alındı.

Hükümeti ortadan kaldırmaya eksik teşebbüs ettikleri gerekçesi 16 Aralık 2010’da başlayan 250’si tutuklu 365 kişinin yargılandığı Balyoz Davası 21 ay sonra 108’inci oturumda karara bağlanacak. Davanın görüldüğü İstanbul 10’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nin dün son kararı hazırlanmak için verdiği 7,5 saatlik aranın ardından kararı bugün açıklayacağını belirtmesi üzerine sanık yakınları sabah erken saatlerden itibaren Silivri Cezaevi’nin bitişiğindeki duruşma salonuna gelerek duruşmayı beklemeye başladı.

Duruşma salonun bulunduğu binanın kapılarının saat 11.00 sıralarında açılması ile sanık yakınları binaya ve salonana alınmaya başlandı. Yaklaşık 500 izleyicinin duruşma salonunun bulunduğu binaya alınması nedeniyle girişte yoğunluk yaşandı.

İZDİHAM YAŞANDI

Binaya alınan sanık yakınlarının duruşma salonan girmesi üzerine izdiham yaşandı. Sabah erken saatlerde Silivri’ye gelerek beklemeye başlayan yüzlerce sanık yakını saat 14.00 başlayacak olan duruşmayı beklerken binanın koridorunda, kafeterya da binanın dışında birbirleri ile sohbet etti.  Balyoz davasında karar çıkacak olması nedeniyle basın mensupları da davaya yoğun ilgi gösterdi. Yaklaşık 60 basın mensubu duruşmayı izlemek için salona geldi.

Sanıkların duruşma salonuna alınırken sanık yakınları alkışlayarak “Türkiye sizinle gurur duyuyor diye slogan attı”. Sanıklarda yakınlarına el salladı.

KARAR GÜNÜ KALP KRİZİ GEÇİRDİ

Maltepe Cezaevi’nde bulunan Kurmay Albay Hakan Mehmet Köktürk sabah saatlerinde koğuşta fenalaştı. Revire kaldırılan Köktürk hastaneye sevk edildi. Kalp krizi geçirdiği tespit edilen Köktürk’e anjiyo yapılarak stent takıldı. Durumunun iyi olduğu belirtilen Köktürk yoğun bakımda tedavi altına alındı.

SON DURUŞMADAN NOTLAR...

250 TUTUKLU SANIĞIN TAMAMI HAZIR BULUNDU

Balyoz Güvenlik Harekat Planı davasında Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni ortadan kaldırmaya eksik teşebbüs ettikleri iddiasıyla yargılanan 250’si tutuklu 365 sanıklı davanın son duruşmasına aralarında emekli Orgeneral Çetin Doğan, emekli Orgeneral İbrahim Fırtına, emekli Oramiral Özden Örnek, YAŞ üyesi Orgeneral Bilgin Balanlı’nın da arasında bulunduğu 250 tutuklu sanığın tamamı katıldı.

YAKINLARI YALNIZ BIRAKMADI

Bazı tutuksuz sanıkların da katıldığı duruşmada sanıkları eşleri, çocukları, kardeşleri, arkadaşları da yalnız bırakmadı. Salonda izleyicilere ait bölümün de tamamiyle dolduğu gözlendi. Dosyada bulunan delillerin değerlendirilmeden, bazı tanıklar dinlenmeden Cumhuriyet Savcıları Savaş Kırbaş ve Hüseyin Kaplan’ın 920 sayfalık mütalaayı mahkemeye sunmasını protesto ederek duruşmaya katılmama kararı alan avukatlar duruşmaya yine katılmadı. MHP Milletvekilleri Ruhsar Demirer ile Bülent Belen de duruşmayı izledi. Duruşma salonunda hazır bulunan bazı sanıkların ellerinde ise Ergin Saygun’un “Türk Ordusuna İnen Balyoz” isimli kitabı vardı.

“BELİRSİZLİK ORTADAN KALKACAK”

Duruşma salonunda bulunan tutuklu sanıklar duruşmaya verilen aralarda kendilerini yalnız bırakmayan yakınları ile aralarında bariyerler olmasına rağmen yüksek sesle konuşmaya çalışarak sohbet ettiler. Bazı sanıklar ise duruşmaya ara verildiği sırada “kararın çıkması bizim için iyi. Belirsizlik ortadan kalkacak. Nasıl bir süreç yaşayacağımızı bileceğiz” dedi.

Hükümeti ortadan kaldırmaya eksik teşebbüs ettikleri gerekçesi ile 20 yıla kadar hapis istemiyle yargılanan 250 tutuklu sanığın tamamı suçsuz olduklarını belirterek beraatlerini ve tahliyelerini istediler.

Mahkeme heyeti sanıkların son sözlerinin ardından iddianame sırasına göre sanıklara son sözlerini sordu. Davanın bir numaralı sanığı 1. Ordu eski Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan’ın da arasında bulunduğu bazı sanıkların son sözleri ise şöyle:

“VERECEĞİNİZ KARAR HAKKINIZDA HAYIRLI OLSUN”

Emekli Orgeneral Çetin Doğan: “Tarih, ülkemizde ve dünya siyasal iktidarların belirli politik hedefleri uğruna nice kişi ve grupların düzmece bahanelerle yargılandığına şahittir. Adaletin ayaklar altına alındığı, insanların korku ile sindirildiği, özgür basının büyük ölçüde susturulduğu bu gibi durumlarda geçici olarak gerçek suçluların, zorbaların itibar görmesi, hatta yüceltilmesi, toplumların yanıltılması doğaldır. Ancak bugün saygı ve rahmetle alnılanlar ise dünün düzmece davalarının sanık ve mahkumlarıdır. Lanet ile anılanlar ise ‘Nemrut Mustafa Paşa Divan-ı Harbi’ benzeri mahkemeler ile bu tür mahkemelere ruhsat verenler, kol kanat gerenler, haksız ve hukuksuzluğa alkış tutanlardır. Hatırlayacağınız gibi burada haksız, hukuksuz yargılamaya tepki olarak ‘Bu haksız ve hukuksuz davayı inatla sürdürmekte cüret ve cesareti nereden alıyorsunuz’ diye sormuştum. Sizden aldığım yanıt ise ‘Türk ulusundan’ olmuştu. Bu yanıtın inandırıcılığını, davanın geldiği bu son aşamada bütünüyle yitirdiğini sanırım. Vereceğiniz karar hakkınızda hayırlı olsun.”

“SÖYLEYECEK BİR ŞEY KALMADI”

MHP milletvekili emekli Korgeneral Engin Alan: “Söylenecek her şey bugüne kadar söylendi. Söyleyecek başka bir şey kalmadı.”

Deniz Kuvvetleri eski Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek: “Söyleyecek bir şeyim yok.”

Hava Kuvvetleri eski Komutanı emekli Orgeneral Halil İbrahim Fırtına: “Üzerime atılı suçlamayı reddediyorum.”

“KUVVET SİZDEDİR ANCAK HAK ŞU ANDA BİZİMLEDİR”

Emekli Orgeneral Ergin Saygun: “Davanın sonucunu etkileyecek pek çok tanık dinlenmedi. Dinlenmemiş bilirkişiler de mevcuttur. Kuvvet şuanda sizdedir. Ancak hak bizimledir.”

“MAHKEMEYİ TANIMIYORUM”

Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz: “Mahkeme tarafsızlığını ve bağımsızlığını yitirdi. Bu mahkemeyi tanımıyorum. Söylenecek sözüm yoktur.”

“AYNI DÜNYADA YAŞADIĞIMIZI DÜŞÜNMÜYORUM”

Emekli Albay Dursun Çiçek: “3 yıldır hukuk okuyorum. O kitaplardan sizden farklı şeyler anlıyorum. Aynı dünyada yaşamadığımızı düşünüyorum. Sizden hiçbir talebim yok.”

MASUMİYETİMİZİ DAHA NE KADAR KANITLAYACAĞIZ”

Koramiral Deniz Cora: “Bu dava son söz aşamasında değildir. Neyin son sözü söylenecektir. Masumiyetimizi daha ne kadar kanıtlayacağız. Son söz bize bu iftiraları atanlar yakalandığında söylenecektir.”

Bülent Akalın, “Hayırlara vesile olmasını diliyorum.”

“VATAN SAĞOLSUN”

Tuğamiral Şafak Yürekli ise “Son sözüm ilk sözümdür. Üzerime atılı bu mesnetsiz suçlamayı bir kez daha şiddetle reddediyorum. Şerefli Türk ordusu tasviye edilmeye çalışılıyor. Vatan sağ olsun” dedi.

KAYNAK. HABERNAME

Kılıçdaroğlu’ndan şok 28 Şubat açıklaması

Kılıçdaroğlu, HaberTürk televizyonundaki ‘Türkiye’nin Nabzı’ programında gazetecilerin sorularını yanıtladı.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ”Ben 28 Şubat olaylarının sağlıklı bir sorgulama sürecine tabi tutulacağına inanmıyorum. Nedeni de şu, o süreç bugünkü iktidarı doğurmuştur. Kendisini doğuran sürece karşı dava açmaz. Sorgulamaz da onu” dedi.

Kılıçdaroğlu, HaberTürk televizyonundaki ”Türkiye’nin Nabzı” programında gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Silivri Cumhuriyet Başsavcılığının kendisi hakkında hazırladığı dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin fezlekeyle ilgili ”Sizi, bu işin keyfini çıkardığınız yönünde eleştirenler var. Sayın Hüseyin Çelik de sizin bu mağduriyeti avantaja dönüştürdüğünüzü mü söylemek istiyor? Sizin böyle bir hedefiniz mi var?” sorusu üzerine Kılıçdaroğlu, böyle bir düşüncesinin olmadığını, fezleke nedeniyle Türkiye adına, demokrasi adına, özgürlükler adına üzüntü duyduğunu söyledi. Kılıçdaroğlu, ”Hemen arkasından yaptığım bir açıklamam da var, ‘inşallah Türkiye’nin demokratik gelişimine katkısı olur’ dedim. Tartışılmalı bunlar” diye konuştu.

Fezlekelerin hazırlanabileceğini bugüne kadar da bunların hazırlandığını hatırlatan Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Ben bugüne kadar bu fezlekelerin hiçbirisi ile ilgili konuşmadım. Sadece bu fezleke ile ilgili konuştum, neden? Eğer Türkiye hukuk devleti ise yargı her türlü eleştiriye açık olmalıdır, yargı eleştiriye açık değil. Ben anamuhalefet partisi lideriyim, adımız belli, anayasadaki tanım, ben muhalefet etmek zorundayım, neye? Yanlışlara. Eğer yargı kendi yetkisini kullanıp, siyaseti dizayn etmek istiyorsa ben buna karşı çıkacağım. Orada hukuksuz uygulamalar varsa, usulüne uygun yargılamalar yoksa ben onu eleştirmek zorundayım. Ben onları alkışlarsam o zaman kendi görevimi yapmamış olurum. Ben söyledim orası bir toplama kampıdır, doğrudur toplama kampıdır. Çünkü yaşamları boyunca yan yana gelmemiş, telefonla bile konuşmamış insanlar aynı dava dolayısıyla orada tanışıyorlar. Ben altını özenle çiziyorum, kimse yargılanmasın demiyoruz, herkes yargılanabilir, ister genelkurmay başkanı, ister başbakan, ister milletvekili… Hiç önemli değil, hukukun üstünlüğü diye bir kavrama güveniyorsak, yargıdan korkmamız lazım. Yargı adaletin dağıtıldığı bir yerdir. Eğer orada adalet dağıtılmıyorsa, ben orada görev yapan insanları kimse kusura bakmasın ama yargıç diye tanımlamam. İfade özgürlüğünü sınırlıyor bu kararlar, Silivri savcısının düzenlediği fezleke, benim ifade özgürlüğümü sınırlıyor, ‘sen konuşamazsın, yargıyı eleştiremezsin, sen sadece Hükümeti alkışlayabilirsin’ diyor, böyle bir anlayışla siz fezleke düzenleyebilir misiniz? O yüzden diğer fezlekelerden kimsenin haberi yok. Ama bu eleştirme hakkımı elimden alıyor, yasama organını dizayn ediyor, zaten adı üstünde özel yetkili…”

Kılıçdaroğlu, bir soru üzerine fezleke metninin henüz eline ulaşmadığını da söyledi.

”Gerekirse hapse de girerim sözü, bu aşırı bir hassasiyet mi? Anamuhalefet liderini cezaevine gönderecek ağırlıkta bir otoriterliğe doğru Türkiye kaydı mı? Söz konusu davaların içeriği ile ilgili bir değerlendirme yapmanız gerekiyor mu?” yönündeki soru üzerine ise Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:

”Biz bütün düşüncemizi şunun üzerine kuruyoruz, hukukun üstünlüğü ve özgürlükler bağlamında herkes yargılanabilir, birisi suçlu olabilir, kanıtlanmıştır, belgeleri toplanmıştır, hukukun kuralları içinde yargılanırsa zaten kimse bir şey diyemez… Ama özel yetkili mahkemeler normal demokrasilerde bizim bildiğimiz türden mahkemeler değildir. Normal demokrasilerde doğal yargılama yöntemleri vardır. Çıkarsınız normal mahkemelerce yargılanırsınız. Kuralı vardır, kurallara uyulursa hiçbir zaman itiraz etmeyiz. Hukukun bittiği yerdeyiz, o kadar afaki suçlamalar var ki bunlar da vatandaşı rahatsız ediyor.

En son verilen, eski genelkurmay başkanı hakkında verilen örnek, kuvvet komutanı, kara kuvvetleri komutanı yapan sizsiniz. Ordu komutanı yapan, genelkurmay başkanı yapan sizsiniz, teröristse vay bu memleketin haline… Yıllar yılı MGK’ya katıldı, devletin bütün sırlarına muvaffak oldu, şimdi terörist. Eğer ‘haberim yoktur’ diyorsa, Hükümetin çok büyük bir gafı ve hemen istifa etmesi lazım. Bakın hükümetin diyorum, yıllar yılı devletin bütün sırlarını bir teröristle paylaşıyorsunuz ve sizin haberiniz yok. Sonradan farkına varıyorsunuz o daha da büyük bir ayıp. Demek ki bu devlette genelkurmay başkanı terörist, siz bunun kim olduğunu bile bilmiyorsunuz…”

Darbelere her zaman karşı olduklarını belirten Kılıçdaroğlu, başka bir soruyu yanıtlarken de ”Askeri darbelere de karşıyız, ben açıkça şunu söyledim; andıç düzenlenebilir, zaten kuralları içinde vardır ama Hükümete karşı düzenlenmez varsa suçtur. Hükümeti nasıl düşüreceğim diye andıç mı düzenler bir kamu görevlisi” ifadelerini kullandı.

-”Önce suçluyu belirliyorlar…”

Kılıçdaroğlu, ”Çeşitli darbe planları olduğu iddia ediliyor, baştan itibaren bütün bunların AK Parti’nin bir intikam projesi olduğu kanaatinde misiniz?” sorusunu yanıtlarken de ”Silivri mahkemelerinin güven vermemesinin temelinde, o yargılama düzeninde görev yapanların siyasi otoriteye bağlı olmaları, siyasi otoritenin yönlendirmeleri ile hareket etmeleri, ben buna inanıyorum. Tek tip yargıçlar konuluyor, o yargıçların niteliği ne? Koşulsuz siyasi iktidara bağlı olmaları. O nedenle biz bunu hazmedemiyoruz. Siyasi otoritenin emrine giren yargılama sağlıklı yargılama değildir…” diye konuştu.

”Vız gelir tırıs gider, dediniz, ‘Silivri’ye gider yatarım dediniz’, Silivri’ye gidecek koşulların giderek olgunlaştığını varsayıyor musunuz?” sorusu üzerine Kılıçdaroğlu, yılbaşı öncesi Ankara’da gazetecilerle yaptığı kahvaltılı toplantıyı hatırlattı.

Toplantıda sohbet sırasında gazetecilere, ”Bir isimsiz dilekçe, bir gizli tanıkla, eğer arzu edilirse bizim tümümüz bir örgüt toplantısı yapmaktan hemen suçlanabiliriz” dediğini anımsatan Kılıçdaroğlu, bunun mümkün olduğunu söyledi.

Kılıçdaroğlu, ”Bakın sistem nasıl çalışıyor onu anlatayım size; önce suçluyu belirliyorlar. O kişiyle ilgili bilgileri yüklüyorlar bilgisayara. Kimlerle, hangi saatte ne konuşmuş, son 5 yıl son 6 altı yıl. Bunların hepsini tespit ediyorlar bilgisayarda. Sistemin adını da biliyorum. Ondan sonra bu kişilerin telefonları dinlenmeye başlıyor…” dedi.

Soru üzerine anlattığı sistemin bir bilgisayar programı olduğunu anlatan Kılıçdaroğlu, bu kişileri kimin belirlediğinin sorulması üzerine ise ”Kim belirleyecek? Emniyet Genel Müdürlüğü bana bağlı değil, ABD Devlet Başkanına da Rusya Devlet Başkanı’na da bağlı değil, kime bağlı siyasi otoriteye bağlı” karşılığını verdi. Kılıçdaroğlu, ”Bunu neden Meclis’e getirmiyorsunuz?” sorusu üzerine de, ”Biraz daha olgunlaşırsa getiririz” dedi.

Dünyada her istihbarat kuruluşunun elinde bu tür bilgisayar programları olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, ”Bunlar ne için yapılır, ya terörü izlemek için… Bunlar niye var diye suçlamıyoruz, bunun iktidarın hedefindeki kişilerin bu sistem içinde sorgulanmasını eleştiriyoruz biz” ifadesini kullandı.

Kılıçdaroğlu, bir soru üzerine de bu tür bir programın MİT’te olduğunu düşünmediğini söyledi. Sistemi tam olarak bilmediğini vurgulayan Kılıçdaroğlu, ”Burada sadece kişilerle ilgili, suçlu diye veya sanık diye görüyorlar. Onu hemen o bilgisayar programından başlayarak istedikleri her şeyi ortaya çıkarıyorlar” diye konuştu.

”MİT tarafından size bir brifing verilecek mi?” sorusunu da Kılıçdaroğlu, ”Onu bilmiyorum, bizim o konuda herhangi bir talebimiz yok” şeklinde yanıtladı.

-”Hukuksuzluk varsa 28 şubat da sorgulanmalı”-

Kılıçdaroğlu, bir başka soruyu yanıtlarken de 28 Şubat sürecinin de hukuksuzluk, haksızlık varsa sorgulanması gerektiğini söyledi. Kılıçdaroğlu, ”Ben 28 Şubat olaylarının sağlıklı bir sorgulama sürecine tabi tutulacağına inanmıyorum. Nedeni de şu; o süreç bugünkü iktidarı doğurmuştur. Kendisini doğuran sürece karşı dava açmaz. Sorgulamaz da onu” diye konuştu. Kılıçdaroğlu, ”Gerek 28 Şubat gerekse 27 Nisan, bunların askeri sorumlularının yargılanmasına bir itirazınız var mı? sorusuna ise ”Hayır” karşılığına verdi. Kılıçdaroğlu, eski genelkurmay başkanlarından Orgeneral Yaşar Büyükanıt ile Başbakan Erdoğan arasında Dolmabahçe’de gerçekleşen görüşme ile 27 Nisan’da Genelkurmay Başkanlığı internet sitesinde yer alan bildiriyle ilgili soruları da yanıtladı.

Kılıçdaroğlu, ”27 Nisan e-muhtırası ya da Büyükanıt dönemiyle ilgili nasıl bir süreç öngörüyorsunuz, ne olmalı?” sorusuna ise ”Demokrasinin, hukukun üstünlüğünün, insan hakları ve özgürlüklerin kalıcı olarak her kesim için, bizim gibi düşünmeyenler için de geçerli olabilmesi için Sayın Büyükanıt madem ki muhtıra verdi onun da bu süreçte kusura bakmasın ama yargılanması lazım” dedi.

-Irak sınırındaki olay-

Kılıçdaroğlu, sorular üzerine Irak sınırındaki olaya da değindi. ”Uludere olayında size göre istihbarat kimden geldi?” sorusunu Genelkurmay Başkanlığının ”aldığımız istihbarat üzerine bunu yaptık” şeklinde açıklaması olduğunu hatırlattı.

MİT’ten de istihbaratı kendilerinin vermediği yönünde açıklama geldiğini ifade eden Kılıçdaroğlu, ”O zaman kim verdi bu istihbaratı. Sayın Başbakan sonra açıklama yaptı, ‘Elimizde 4 saatlik kayıt var’ dedi. 4 saatlik kaydı kim aldı, nasıl aldı? Heronlarla yapıldıysa İsrail kaynaklı olduğunu düşünebiliriz. Eğer İncirlik Üssü’nde konuşlanan insansız hava araçlarıyla yapıldıysa, onlar daha gelişmiş araçlar, o zaman Amerikalı kaynaklar” diye konuştu.

Yurt dışı operasyonu için siyasi irade gerektiğini, siyasi irade olmadan Silahlı Kuvvetlerin yurt dışına gidemeyeceğini dile getiren Kılıçdaroğlu, siyasi otoritenin ”Ben 35 kişinin öldürülmesinden sorumlu değilim” diyemeyeceğini, böyle bir hakkı da yetkisi de olmadığını savundu.

Kılıçdaroğlu, ”CHP’de yeni bir politika değişikliği var, sizin Kürt sorununa yaklaşımınız hem siyasi hem insancıl bakış açısını içeriyor. Ama buna karşı çok ağır eleştirildiniz. Kürt meselesine nasıl bakıyorsunuz, bu olayda varsa kusurlular kimler ve siz ne yapacaksınız?” sorusu üzerine, şunları kaydetti:

”Uludere ziyaretinde bana eleştiri şu noktada oldu Sayın Başbakan tarafından. ‘Orada Hasip Kaplan ile niye yan yana geliyor.’ Ve beni PKK diliyle konuşmakla suçladı. Hasip Kaplan, Şırnak milletvekili. Yani ben gidince, Genel Başkanı karşılamaya gelmiş. Yani başka bir yerden gelen Tokat milletvekili değil, oranın milletvekili, ben gidince o da geldi.

Ben çadırda da konuşma yaptım ama Türkiye’nin birliği, bütünlüğü için konuşma yaptım. Oraya Başbakanın hemen ertesi gün gitmesi gerekirdi. Çünkü biz birleşme üzerine, birlik üzerine politika üretmeliyiz. Eğer ben oraya gitmeseydim, samimi söylüyorum, o insanlar ‘Biz sahipsiz kaldık’ diyeceklerdi. Hakkari’ye gittiğimde, Hakkari Valisi bana açıkça şunu söyledi; ‘Kemal Bey iyi ki geldiniz buraya. Sanki burada sadece tek parti var. Ülkenin başka bir partisi sanki burada yokmuş gibi.’ Devletin valisi söylüyor bunu. Biz her yere gitmeliyiz. Başbakanın, ben gittim diye aslında bana teşekkür etmesi lazım. Benim oradaki konuşmalarıma alıp bakması lazım. Hiçbir zaman ben oraya siyaset yapmak amacıyla da gitmedim.”

Kılıçdaroğlu, Diyarbakır Bağımsız milletvekili Leyla Zana’nın ”silah bizim sigortamız sözlerinin” hatırlatılması üzerine de ”Silahla sigorta olmaz efendim” dedi.

AA

Kategoriler:ASDER, hukuk, tsk Etiketler:, , , ,

12 Eylül halk oylamasını darbe olarak nitelendirdi

CHP’li Tarhan, Meclis kürsüsünden Ergenekon sanıklarını savundu ve tarihî referandumu kastederek “12 Eylül 2010 darbesinin simgesi Silivri Cezaevi’dir.” dedi. Bu sözlere Adalet Bakanı Ergin’in cevabı sert oldu: “Bu ülkede biten şey; darbe hazırlığı içinde olanlardan icazet alan, darbe sonrası darbecileri ayakta alkışlayan anlayıştır.”

CHP Grup Başkan Vekili Emine Ülker Tarhan, Meclis kürsüsünden Ergenekon sanıklarını savundu. Tarhan, tarihi 12 Eylül anayasa değişikliği referandumunu kastederek, “12 Eylül 1980 darbesinin simgesi Mamak ve Diyarbakır cezaevleriydi. 12 Eylül 2010 darbesinin simgesi ise Silivri Cezaevi’dir.” iddiasında bulundu. Bu sözlere Adalet Bakanı Sadullah Ergin cevap verdi: “Bu ülkede biten şey; darbe hazırlığı içinde olanlardan icazet alan, darbe sonrası darbecileri ayakta alkışlayan anlayıştır. Bu ülkede biten şey; adalet değil, adalet adına yıllardır milletin ensesinde boza pişirme, darbecileri desteklemedir.”

CHP Grup Başkan Vekili Emine Ülker Tarhan, Meclis Genel Kurulu’nda ‘Yargı bağımsızlığı’ konulu gündem dışı bir konuşma yaptı. Geçtiğimiz günlerde iki yargıcın istifa etmesine temas eden Tarhan, HSYK’nın yapısını değiştiren 12 Eylül anayasa değişikliği referandumunu eleştirdi. Tarhan, şu iddialarda bulundu: “Biz biliyoruz ki 12 Eylül 1980 darbesinin simgesi Mamak ve Diyarbakır cezaevleriydi. 12 Eylül 2010 darbesinin simgesi ise Silivri Cezaevi’dir. Postmodern darbe dönemlerinin, postmodern işkence metotları uygulanıyor orada.”

CHP’li vekilin gündem dışı konuşmasını hükümet adına Adalet Bakanı Sadullah Ergin cevapladı. AB’nin İlerleme Raporu’nda yeni HSYK ile ilgili güzel tespitler bulunduğuna işaret eden Ergin, “2010 yılında yapılan anayasa değişikliğiyle oluşturulan yeni yargı sisteminin gelişim çizgisini birlikte izliyoruz. Tarhan, iki hakimin istifa ettiğini söylüyor. İstifa eden iki hakim de YARSAV’a üye ve daha önce etkinliklerinde görev almış hakimler.” dedi. CHP milletvekillerinin tepki göstermesi üzerine de kendisine laf atan vekillere, “Siz kürsüden konuşurken biz dikkatlice dinledik. Lütfen konuştuklarınızın cevabını dinlemeye tahammül gösterin.” karşılığını verdi.

Ergin, bir hakimin ‘yargı bitti’ diye istifa ettiğini belirterek, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Bakın bu ülkede biten bir şey var. Bu ülkede biten şey; millet iradesine geçit vermeyen vesayet sistemidir. Bu ülkede biten şey; yargı kalemiz diyenlerin ideolojik hegemonyasıdır. Ve bu ülkede biten şey; darbe hazırlığı içinde olanlardan icazet alan, darbe sonrası darbecileri ayakta alkışlayan anlayıştır. Bu ülkede biten şey; adalet değil, adalet adına yıllardır milletin ensesinde boza pişirme, darbecileri desteklemedir.”

GÜLDAL MUMCU’NUN ‘SEÇİMLE GELEN SULTANLAR’ SÖZÜNÜ DE ELEŞTİRDİ

Adalet Bakanı Ergin, oturumun açılışında “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” sözünün “Egemenlik kayıtsız şartsız seçimle gelen sultanlarındır.” anlamına gelmediğini söyleyen TBMM Başkan Vekili CHP’li Güldal Mumcu’ya da tepki gösterdi. Ergin, şu ifadeleri kullandı: “Sayın Başkan’a şunu hatırlatmak istiyorum; hükümeti eleştiren değerlendirmeler yaptı. Bu eleştirilerin hepsi yapılabilir. Ama kusura bakmayın Sayın Başkan, o kürsüden yapılamaz bunlar. Orada oturan başkan, Genel Kurul’u tarafsız yönetmek zorundadır.” Mumcu, bu sözlere, “Benim yaptığım değerlendirmeler bir hukuk devletinde olması gereken unsurlardır. TBMM’nin koruması gereken onuru hakkındadır.” diye karşılık verdi.

Öte yandan Atilla Kart’ın öncülüğündeki bir grup CHP milletvekili, Sadullah Ergin’i makamında ziyaret etti. 1,5 saat süren görüşmenin ardından gazetecilere açıklamada bulunan Kart, “Adaletin gelişiminden duyduğumuz kaygıları, toplumsal barışın zedelenmesinden duyduğumuz kaygıları ifade ettik.” diye konuştu. Tutukluluk süreleriyle ilgili konuyu da dile getirdiklerini ifade eden Kart, Adalet Bakanı’nın bu konuda sorunu üstlenmesi ve Meclis Başkanı’na bu konuyla ilgili çözüm önerisi götürmesi gerektiğini ifade etiklerini aktardı.

ANKARA-ZAMAN

Kategoriler:ADALET, ASDER, hukuk, kanun, tsk Etiketler:, , , , , ,

İnönü “Menderes’i asacaklar” demiş

Gazeteci-yazar İdris Gürsoy’un kaleme aldığı ‘Darbenin Şahitleri’ geçtiğimiz günlerde çıktı. İsmet İnönü’nün adamları biliyordu Kitapta 27 Mayıs darbesi sırasında Ege’de görev yapan Albay Ertuğrul Alatlı’nın görüşlerine de yer veriliyor. Kaynak Yayınları tarafından yayımlanan İdris Gürsoy’un Darbenin Şahitleri adlı kitabı raflardaki yerini aldı. Kitapta, 1960 öncesi Kayseri olaylarıyla ilgili olarak Yeşilhisar savcısının yorumları, 27 Mayıs darbesinde Ege’de görev yapan Albay Ertuğrul Alatlı’nın notları, gazeteci Orhan Birgit’in ‘Öğrenci olaylarını ben organize ettim. Kıyma makinesi haberleri dezenformasyondu’ itirafları yer alıyor. 12Haziran 1960’ta Menderes ve arkadaşlarına idam yolunu açan 1 NoluGeçici Anayasa’yı imzalamayı reddettiği için emekliye ayrılan Ertuğrul Alatlı’nın kitapta yer alan notları ise döneme ilişkin çarpıcı bilgiler içeriyor. Darbenin Şahitleri İdris Gürsoy Kaynak Kitaplığı Eylül 2011, 238 Sayfa Kitapla ilgili teknik bilgiler ve internet üzerinden sipariş şartlarını görmek için bu linki kullanabilirsiniz… ‘BU ADAMLARI ASACAKLAR’ Alatlı şunları söylüyor: “Geçici Anayasa 8 Haziran 1960’ta kabul ediliyor MBK’da. 1 Numaralı Geçici Kanun ise 12 Haziran’da kabul edilip 14 Haziran’da Resmî Gazete’de yayımlanırken, İsmet Paşa, 6 Haziran’da ABD’deki oğluna yazdığı mektupta, MBK için, ‘Bunlar, bu adamları asacak’ diyor! ’Nereden biliyorsun diye sormazlarmı adama? Geçici Anayasa metni bile daha ortaya çıkmamış; ortaya çıktığında ise böyle bir niyet olmadığı çok açık. Ben işin bu istikamete gideceğini tahmin ettiğim için, ‘Eğer bir gün şapkamı asıp gelirsem şaşma!’ demiştim karıma. Nitekim öyle oldu. Metni imzalamadım. Başka nedenle de olsa, benden önce ayrılan bir kişi daha var: Agasi Şen.” HEPSİ CHP’NİN ADAMI 1 Numaralı Geçici Kanun’la Özel Mahkeme’nin kurulduğuna dikkat çeken Alatlı şöyle devam ediyor: “Geçici Anayasa’daki siyasi gidiş ifadesi, 1 Numaralı Geçici Kanun’da eski iktidara karşı oluvermiş. Aslında ‘Geçici Anayasa’ lafından bile ödleri patlıyor, ‘Geçici Kanun’ diyorlar; hepsi CHP’nin adamı! Geçici Anayasa’nın 6. Maddesi, ‘MBK bağımsız özel mahkemeler teşkil edebilir’ diyor ki, bu madde MBK içinde uzun tartışmalara yol açmıştı, ‘ne demek özel mahkemeler, normal mahkemeler dururken’ diye; fakat caydırıcı olması için kalmasına karar verildi. İlginçtir, bu hâliyle bile profesörlerin hazırladığı 1 NumaralıGeçici Kanun’un 6. Maddesi’nden çok daha masumdu.” “İdamı önceden düşünmüşler” Albay Ertuğrul Alatlı, kurulan özle mahkemenin yanlılığına da vurgu yapıyor. Özel mahkemenin kimlerle neler yapabileceğinin belli olduğunu belirten Alatlı, “Kim teklif edecekmiş Yüksek Adalet Divanı üyelerini? Bakanlar Kurulu kim? Cemal Gürsel’in tayin ettiği kişiler. Onlar kim? Çoğu CHP’li. MBK’nın işi ne? Sorumluluğu almak. Yüksek Soruşturma Kurulu kimleri soruşturacak? Belli. Mahkeme Başkanı ve savcıyı da bunlar teklif ediyor, MBK kafa sallıyor. Yüksek Adalet Divanı’nın kararları kesindir, ancak… Sen idamı düşünmüş, koymuşsun bile!” şeklinde konuşuyor. İdris Gürsoy’un kaleme aldığı kitapta, Ertuğrul Alatlı’nın yanı sıra birçok önemli ismin yaşananları aydınlatacak cesur röportajları da bulunuyor. Turgut Özal’ın en yakınındaki isim Vehbi Dinçerler, Tansu Çiller’in danışmanı Hüseyin Kocabıyık, Bülent Ecevit’in koruma müdürü Recai Birgün, Recep Tayyip Erdoğan’ın baş danışmanı Yalçın Akdoğan Ankara’da verilen iktidar mücadelesinin perde arkasını etraflıca anlatıyorlar. ‘DP’yi asker değil CHP kapattı’ İdris Gürsoy’un Darbenin Şahitleri kitabında Albay Ertuğrul Alatlı Demokrat Parti’nin askeri yönetim tarafından kapatılmadığını iddia ediyor. Alatlı bu iddiasını şöyle açıklıyor: “DP, Cumhuriyet Halk Partisi- ’nin oyuyla ve mahkeme kararıyla kapatılmıştır. Yapılan şu: DP’nin Anafartalar Bucağı’na kayıtlı bir DP’li buluyorlar. Bu adam, partinin Cemiyetler Kanunu uyarınca kongresini zamanında yapmadığı için kapatılmasını talep ediyor. Bir avukat buluyorlar. Adam gidip Adnan Menderes’ten vekâletname alıyor ve Ankara 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne müracaat ediyorlar. Kongre yapılmamış gerçekten, ama o tarihe kadar şikâyet olmadığı için yargı müdahale etmemiş. Hâkim ne yapsın? Bunlar şikâyet edince, parti, mahkeme kararıyla ekim ayında kapatılıyor. Bu gerçekler unutturuluyor ve DP’yi ordu kapattı oluyor.”

 BUGÜN

Kategoriler:ASDER, hukuk, kanun Etiketler:, , , , ,

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI’NA

Aşağıdaki sorularımın Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından yazılı olarak yanıtlanması hususunda gereğinin yapılmasını arz ederim. 07.09.2011

Av Namık Havutça

Balıkesir Milletvekili

 

Türkiye’de ordunun yönetime el koyması 27 Mayıs 1960 darbesiyle başlamıştır. Ülkenin demokratik gelişimini duraklatan 27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980 ve 28 Şubat 1997 darbeleri, şekilleri değişik olsa da aynı sonucu doğurmuştur. Milli iradenin en üst temsil organı TBMM’nin kapatılmasıyla veya baskı altında karar vermeye zorlanmasıyla demokratik siyasal hayat kesintiye uğramış, çalışan sınıflar ağır kayıplara uğramışlardır. Bunların dışında kamu kurumlarından, binlerce kişi işten atılmış, hakları gasp edilmiştir. Aynı şekilde Türk Silahlı Kuvvetleri’nde de binlerce kişi haklarında hiçbir mahkûmiyet kararı olmadan salt “yasa dışı görüş ve inanç” edinmekle suçlanıp ilişikleri kesilerek zulme ve haksızlığa uğratıldılar, açlığa ve işsizliğe mahkûm edildiler. Kamu kurumlarında yeniden görev almaları engellenirken, ordudan atılmış olmaları özel sektörde işe girmelerinin önünde de aşılmaz engel oluşturdu.

 

Bu çerçevede konuyla ilgili olarak;

1- Mahkeme kararına dayandırılmayan ayırma işlemleri Subay-Astsubay Sicil Yönetmeliğinin “Disiplinsizlik ve Ahlaki Durum Nedeniyle Ayırma” başlıklı maddesinin “Tutum ve davranışları ile yasa dışı siyasi, yıkıcı, bölücü, irticai ve ideolojik görüşleri benimsediği, bu gibi faaliyetlerde bulunduğu veya karıştığı anlaşılanlar.” fıkrasına dayandırılmaktadır. “Yasa dışı görüş” kavramını demokrasiyle bağdaştırabiliyor musunuz? Türk Silahlı Kuvvetleri’nde hangi görüşler “yasa dışı” kabul edilmektedir?

 

2- 27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980 darbeleri döneminde ve 28 Şubat 1997 sürecinde, olağan sivil yönetime geçilinceye kadar, mahkeme kararı olmadan, “yasadışı görüş ve inanç” suçlamasıyla kaç askerî personelin Türk Silahlı Kuvvetleri’yle ilişiği kesilmiştir?

 

3- TBMM, yukarıda anılan sicil yönetmeliği maddesine dayandırılan idari kararlarla TSK’dan ilişiği kesilen askerlerin uğradığı haksızlığın telafisi amacıyla, Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu’na Geçici Madde 32’nin eklenmesini öngören 6191 sayılı yasayı kabul etmiş; yasa 22 Mart 2011 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Görüş ve inancından dolayı haksızlığa uğrayan askerlerin Geçici Madde 32’den yararlanmak için yaptıkları başvuruların kabulü veya reddi, Milli Savunma Bakanı’nın kararına bağlanmıştır. Sayın Bakanlık, mağdur askerlerin başvurularını kabul veya reddederken hangi ölçütleri esas almaktadır?

 

4- 6191 sayılı yasa ile TSK Personel Kanununa eklenen Geçici Madde 32, hak sahiplerini “12 Mart 1971 tarihinden bu Kanunun yayımı tarihine kadar, yargı denetimine kapalı idari işlemler veya Yüksek Askerî Şûra kararları ile Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişiği kesilenler veya vefatları hâlinde hak sahipleri” olarak tanımlamıştır. Hal böyleyken, Sayın Bakanlık, 12 Mart 1971 muhtırasından sonra başlayan dönemde görüş ve inancından dolayı kurumlarından ve okullarından ilişiği kesilen askerlerin başvurularını reddetmiştir. Ret kararları hangi gerekçeyle verilmiştir?

 

5- 12 Eylül 1980 / 7 Aralık 1983 tarihleri arasındaki askeri yönetim döneminde idari kararlarla gerçekleştirilen ilişik kesmeler yargı denetimine kapalı olduğu halde, bu dönemde üçlü kararnamelerle ilişiği kesilen askerlerin başvurularına bu önergenin sunulduğu tarihe kadar bir yanıt verilmemiştir. 12 Eylül 1980 darbesi döneminde kurumlarından ve okullarından ilişiği kesilen askerlerin başvuruları hangi gerekçeyle yanıtsız bırakılmıştır? Bu personele nasıl bir yanıt verilecektir?

 

6- 6191 sayılı kanunu yürütmekle görevli Milli Savunma Bakanlığı, 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 darbelerinin kararname ve disiplin kurulu kararı mağduru askerlerin başvurularını reddederken, 28 Şubat 1997 sürecinde Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararıyla mağdur edilmiş askerlerin başvurularını kabul etmiştir. Buna karşılık, 12 Eylül 1980 darbesinin sivil yılları olarak kabul edilebilecek 1984 ve 1985 yıllarında YAŞ kararıyla ilişiği kesilmiş azımsanmayacak sayıda askerin başvurularına ret yanıtı vermiştir. Ret yanıtı verilen askerler arasında, 1983 yılında Şırnak’ta vurulunca ilk sınır ötesi harekâtın yapıldığı Güneydoğu gazisi Re’sen Emekli Üsteğmen Ahmet Şener’in de bulunduğu belirtilmektedir. YAŞ mağduru ilk Güneydoğu gazisinin ve haklarında mahkeme kararı bulunmayan öteki subayların başvuruları neden reddedilmiştir?

 

7- Olağanüstü dönemler dışında da, yargı denetimine açık idari kararlarla çok sayıda askerin ilişiğinin kesildiği, ancak etkili başvuru ve adil yargılanma hakkı kullanılamadığı için ilişiği kesilen askerlerin ağır derecede mağdur oldukları belirtilmektedir. Başlatılması, tekemmül ettirilmesi ve uygulanması bakımından aynı olan ve aynı sonucu doğuran, sadece Yüksek Askeri Şura kararına eklenmediği için farklılaşan kararlarla ilişiği kesilen personelin sayısı nedir? Bu personelin mağduriyetinin telafisi için ek yasal düzenleme düşünülmekte midir?

 

8- TSK mensubu öğrenci askerlerin Harp okullarından ilişikleri, dönemine ve duruma göre Harp Okulları Kanunu( 5.) madde a veya f fıkralarına ve Harp Okulları Yönetmeliğinin 16 maddesine dayandırılarak Disiplin Kurulu kararıyla kesilmiştir.12 Eylül 1980 hazırlık döneminde sözde disiplin suçları nedeniyle disiplin notları düşürülerek, darbe sonrasında ise çoğunlukla disiplin notları bile düşürülmeden Harp Okulları Kanunu 5.maddesi f fıkrasına göre ilişikleri kesilmiştir. İlişiği kesilmeden hemen önce ardı ardına disiplin notlarının düşürülmesi sizce ne anlama geliyor? Bu dönemde ilişiği kesilen öğrencilerin tümü tesadüfen mi ilişiği kesilme öncesi birden bire yoğun disiplin suçları işlemeye başlamışlardır? Bu durum öğrencilerin ilişiğinin kesilmesinin nedeninin inanç ve görüşleri olduğunun açık bir ifadesi değil midir? Hile yoluyla disiplin notu düşürülerek ilişik kesme hukuki midir?

 

9- 28 Şubat 1997 sürecinde YAŞ kararıyla ilişiği kesilmiş askerlerin başvuruları kabul edilirken, öteki darbe dönemlerinde başlatılması, tekemmül ettirilmesi ve uygulanması bakımından aynı olan ve aynı sonucu doğuran, sadece Yüksek Askeri Şura kararına eklenmediği için farklılaşan kararlarla ilişiği kesilen personelin başvurularının reddedilmesi ayrımcılık değil midir? Gerek yürürlükteki anayasamız ile gerekse devletimizin imzaladığı ve kanun yerine geçen uluslararası sözleşmeler ile ayrımcılık yasaklandığına göre, darbeler ve mağdurları arasında ayrımcılığın telafisi için ek yasal düzenleme talep etmeyi düşünmekte misiniz?

Orduyu yıpratan kim?

Orduyu yıpratmayalım diyor CHP Grup Başkanvekili…
Darbeyi meşru gören, darbecilere kucak açan CHP böyle söylüyor… Kendi tatminsizliklerinin acısını ülkemizi Avrupa Birliği’ne -hangi mantıkla yine anlamak mümkün değil- şikayet ederek çıkartmaya çalışırken hem kendi konumlarını hem uluslararası itibarımızı nasıl yıprattıklarını hiçe sayarak…

Kılıçdaroğlu “yaşasın kriz” diye, yine kim ne fısıldadıysa, fırlayıp geliyor, ortada kriz göremeyince “istifaların nedenini öğrenmek istiyorum” diyor. Söylediler ayol; “o kadar şehit verip duruyoruz, darbe planlarımız ortaya çıkıyor kılımız kımıldamıyor ama tutuklanan arkadaşları koruyamadığımız için çok daha üzgünüz, istifa ediyoruz” dediler ya…

Hem Devlet Su İşleri’nden ya da PTT’den, itfaiyeden bir memurun, Haseki’den bir doktorun neden istifa ettiğini merak ediyor musunuz?.. Ülkede neredeyse bayram ilan edilecek, en ciddi gazeteler “Daha karpuz kesecektik” diye manşet atıyor… Ayrıca tutun ki gerçekten bilmiyorsunuz nedenini, bari çaktırmasanız… Hele bir de Avrupa Birliği’nin bile dile getirdiği “artık Türkiye daha da güçlenecek” yorumuna, ilkokul çocukları dahil, ülkede anlam veremeyen bir tek siz kaldığınızı beyan etmeseniz…

Kendilerini rejim koruyucu ilan etmiş, ülkenin siyaseti, eğrisi, doğrusu, dini, dili, örfü, adeti bizden sorulur demiş, iki candaş gazete ile laiklik elden gidiyor diye korku salmış, yüzünü Batı’ya çevirirken örfünü adetini, donunu gömleğini atan bir grup ‘aydın’ı koluna takmış, düşman olarak kendi halkını görmüş, dindar insanları üşenmeyip yıllarca fişlemiş, namaz kılanı, eşi baş bağlayanı ordudan uzaklaştırmış, demokratik seçimle gelen bir partiye karşı andıçlar hazırlayıp halkı kışkırtmayı iş edinmiş, gencecik askerlerimizin şehit olduğu onlarca baskın öncesinde hiçbir aklın almadığı emirler vermiş, yaptıkları darbe planları ne defterlere ne bilgisayarlara sığmaz olmuş, bütün bunlar ciğerlerinin arasında odun değil kanlı canlı, vicdanlı bir kalp taşıyanlar tarafından ortaya dökülmeye başlayınca “efendim ne münasebet, biz paşayız, orduyuz, bizsiz ülke bir hiçtir, doğruyu biz biliriz, bu vatanı size bırakmayız” diye naralar atıp kendini bir türlü dizginleyemeyerek daha iki ay önceki seçimlerde bile Mehmetçiğe ‘şu partiye oy vermeyin’ diye baskı yapmaya devam edebilmiş, ele geçirilen belgelere kağıt, tarlalara saklanmış cephanelere boru parçası demeye yüzü tutmuş, ülkede kaos çıkarmak için toplu istifa gibi çocukça bir yönteme bile başvurmuş kişiler değil de bunları yazınca, söyleyince gazeteciler mi orduyu yıpratmış oluyor? Vay biz alçaklar! Vay bizi gidi cumhuriyet düşmanları!.. Vay bizi gidi gericiler!..

Çok büyük bir yanlış yaptılar. Kaldıracı yanlış yere dayadılar; onlar da, onları bu yola sokanlar da… İnanca saldırdılar… Değerlere, yüzyıllara dayanan yaşam şekillerine… Böyle geldi böyle gider sandılar… Ama böyle gelmemişti ki böyle gitsin. Sadece böyle dayatılmıştı… Demek bizi, kendi ülkelerini hala Arap ülkeleri gibi görüyorlardı, demek diktatörlüğü bu kadar seviyorlardı, demokrasi onlara bu kadar uzaktı, onlara ve yandaşları aydınlara…

Madem demokrasi bu kadar tehlikeli, madem aptalların ve cahillerin istediği gibi yönetilme riski taşıyor neden dünya demokrasi peşinde acaba? Değil mi yoksa? Yoksa dünyada demokrasi falan yok, o sadece eşeğin önündeki havuç mu? Yoksa gerçekten demokratik seçimle iktidara gelen ülke falan yok mu?.. Peki ya biz… ilk defa mı demokrasi ile tanışacağız acaba?.. Yoksa tarih kitapları uydurma bilgi mi dolu?… Sahi kimdi yazarları onların?..

Norveç’te yaşanan katliamı kınarken iki saniye daha düşünmek lazım… “biz” ırkçılığın neresindeyiz diye… nefretin?.. nefret suçlarının?.. Bırakın o partiyi bu partiyi, kim kaç oy almışı… ötekileştirmenin nefrete, suça dönüşmesine, bir kere daha ramak kala, demokrasiye doğru dümen kırdığımız için, yine binlerce insanın kanı dökülmeden, daha binlerce ocak sönmeden bir zihin temizliği yapabildiğimiz için ne kadar şanslı olduğumuzu bir düşünün.

Esra UÇAR-BUGÜN
eucar@bugun.com.tr