Arşiv

Posts Tagged ‘ergenekon’

Şahin Akdoğan 28 Şubat’ı anlattı

28 Şubat sürecinde eşinin başörtüsü nedeniyle YAŞ’ta ihraç edilen Binbaşı Şahin Akdoğan, BUGÜN’e özel açıklamalarda bulundu.

Şahin Akdoğan 28 Şubat'ı anlattı
Akdoğan, Tugay Disiplin Subaylığı görevini yaparken 13 takdir belgesi almış. Akdoğan, ihraç kararını uygulamak için konut yönergesinde değişiklik yapıldığını söylüyor.

RÖPORTAJ: SEDA ŞİMŞEK (sedasimsek@bugun.com.tr)

BU DA KADINA VE AİLEYE “DEVLET” ŞİDDETİ: Hafta içinde “Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesine İlişkin Kanun” TBMM Genel Kurulu’nda kabul edildi. Diğer yandan da Merve Kavakçı’nın haklarının iadesi gündeme geldi. Bir de günlerdir 28 Şubat‘ın izlerinin silindiğine ilişkin yorumları izliyoruz. Onlar bir başka gözle izliyor bütün bu olup bitenleri. Şahin Akdoğan 28 Şubat sürecinde eşinin başörtüsü sebebiyle YAŞ’ta ihraç edilen bir binbaşı. Eşi Fatma Akdoğan da başörtüsü sebebiyle öğretmenlikten ihraç edilmiş. 28 Şubat, o dönemde 3 çocuğu ilkokula giden bir aileden 2 kurban almış, hem anneyi hem de babayı işsiz bırakmış. Sonrası bir hukuk mücadelesi, Fatma Akdoğan hâlâ alamadığı haklarının peşinde. 19 yıl öğretmenlik yapmış, ihraç edildiği için emeklilik süresini başka kurumdan tamamlamak zorunda kalmış, ama emeklilik ikramiyesini alamamış. Açıktan atamaya müracaat ediyor, “Daha önce işlediğiniz fiilden dolayı müracaat edemezsiniz” cevabını alıyor. Pasaportunu bile vermiyorlar. Bu aile, 28 Şubat sürecinde devlet eliyle söndürülen ocaklardan sadece biri.

DİSİPLİN SUBAYLIĞI YAPTIM DİSİPLİNSİZLİKTEN ATILDIM!

* Ne zaman ordudan ihraç edildiniz?

14 Aralık 1998’de, Van Erciş’te görev yaparken, eşimin başörtüsü sebebiyle YAŞ kararıyla görevden alındım.

* Daha önce eşinizin başörtülü olmasından dolayı bir sıkıntı yaşamamış mıydınız?

İlk olarak Edirne’den ayrılırken sicilimize, eşimin başörtülü olduğunu, dini duygularım sebebiyle örgütsel faaliyetlerde bulunabileceğime dair bir not düşmüşler. Hopa’da görev yaparken, bir gün Ankara’ya Sıhhiye Orduevi’ne geldik, eşimin üzerinde pardösü vardı, o kıyafetle oraya giremeyeceğini söylediler, eşime “kıyafetiniz çağdaş değil” dediler. Asıl, 1994’de biz Amasya’dayken aile resimleri ile fişleme dönemi başladı. Silahlı Kuvvetler içinde Batı Çalışma Grubu’nun (BÇG) faaliyetlerinin başladığı dönem budur. Bu tespitler yapıldıktan sonra eşlerimiz hiç bir orduevine alınmadı.

* Son görev yaptığınız yere ne zaman gittiniz? Göreviniz neydi?

1996’da Van Erciş’e tayin olduk, Tugay Karargâh Bölük Komutanlığı, Tugay Disiplin Subaylığı, Tugay Hizmet Birlik Komutanlığı yaptıktan sonra 1. Tabur Harekât Eğitim Subaylığı yaptım. Binbaşıydım. Genelkurmay’dan Tugay Disiplin Subaylığı görevimden dolayı takdir aldım, son 2 yıllık görevim sırasında da 13 takdir belgesi aldım. Buna rağmen disiplinsiz olduğumuz için 1998’de ihraç ettiler.

BUZ DAĞININ GÖRÜNEN KISMI

* 28 Şubat süreci bitti mi sizce?

28 Şubat sürecinde köyden ilçeye, ile, ilkokuldan üniversiteye, kamu kurumlarındaki en düşük dereceli memurdan en üst seviyedeki bürokrata kadar herkes, kokoreçciler, dönerciler, esnaf, işadamları, holdingler görüntü, yaşantı, anlayış açısından aile aile, ismen tespit edilip, arşivlendi, yani fişlendi. Bugün dışarıya yansıyanlar buz dağının görünen kısmı, dağın altı çok daha vahim. İllerde yapılan asayiş toplantılarında, özellikle kamuda tespit edilen dindar, eşi başörtülü olan veya kendisi başörtülü olanlarla ilgili o ay ne yapılacağı, bu kişilerin kaç ay sonra meslekten ihraç edilecekleri, hangi aşamaların uygulanacağı planlandı. Her ay bu planlar, PKK terör örgütünü de takip eden Kara Kuvvetleri Harekât Plan Dairesi’ne gönderildi.

‘SARI ZARFLA DAĞA GÖNDERDİLER’

* Erciş’te size nasıl ulaştı ihraç kararı?

Erciş’te Tendürek Dağı Bölgesi, terör bölgesi sorumluluk alanımızdı. Dağda görevdeyken bana bir sarı zarf geldi. Benim görev yaptığım yer ile Erciş’te lojmanların bulunduğu yer arasında yaklaşık 150 kilometre var, bu yazıyı dağa, benim terörle mücadele ettiğim yere gönderiyor. Tugay komutanı lojmanlar bölgesinde oturmuş bizim hanımların başı açık mı kapalı mı onu gözetliyor, kılık kıyafetini inceliyor, biz dağda teröristle mücadele ediyoruz.

* Sarı zarfta ne var?

Aslında sistemin elinde bizi ihraç edecek tutar dalı yoktu. Suç unsuru oluşturacak delil arıyorlardı. Bu sebeple konut yönergesinde bir değişiklik yapıldı, lojmanlar bölgesi ve orduevi bölgesi askeri kışla kapsamına alındı. Yani, komutanın emir komutası içine aileler de sokulmuş oldu. Sarı zarfta da, tugay komutanının imzasıyla, “Yapılan kontrollerde eşinizin gerek lojmanlar bölgesine girişte, gerekse bölge içinde çağdaş kıyafetle dolaşmadığı tespit edilmiştir. Sizi bu konuda ikaz ediyorum. Konunun tekerrüründe hakkınızda konut yönergesine göre işlem yapılacaktır” deniliyor.

ASKERİNİ İHRAÇ ETTİREN KOMUTAN TERFİ EDİYORDU

* Sonra ne oldu?

BÇG’den gelen yüzbaşının vereceği rapor, bizi atmaları tugay komutanının bir üst rütbeye terfi etmesi için olumlu bir referans oluyor. Yine Tendürek Dağı Bölgesi’ndeyken bir Harekât Subayı geldi,  “eşinin kıyafeti ile ilgili ne diyorsun” diye sordu, “Ona bu kıyafeti giymesini ben söylemedim. Tercih onun, benim ona ‘başını aç’ deme şansım var mı? Ben karışamıyorum, tugay komutanına, silahlı kuvvetlere ne?” dedim. Aldığı bir aylık maaş karşılığında bir subayın dinini satın almaya kalkıyorlar. Yarın onlardan vatan savunmasını nasıl isteyeceksin?

* İhraç yazınız ne zaman geldi?

İhraçla ilgili yazı geldiğinde ben hastanede tedavi oluyordum. Hastane çıkışında arabamı durdular, aldılar, götürdüler, ilişiğimizi kestiler. “Ayrıldıktan sonra, Silahlı Kuvvetler hakkında konuşmayayım” diye bir yazı imzalatmak istediler, “Siz onu artık subaylarınıza imzalatın, bizim işimiz bitti” dedim, imzalamadım. Başkaları yerime imza atmış.  Ayrılıp, Ankara’ya geldik, eşimin tayinini çıkarmak istedik, bu defa da ben atıldığım için eş durumundan tayin konusunda sıkıntı yaşadık. Sonra Ankara’da, hanımı da öğretmenlikten ihraç ettiler. Böylelikle devlet hem beni hem de hanımı atarak en büyük düşmanlarından kurtuldu. Bizleri savunmamızı bile almadan ihraç edenler, kendileri mahkemeden çağrıldıkları zaman hastene köşelerine, yurt dışına kaçtılar.

FATMA AKDOĞAN: BÜTÜN HAKLARIMI GASPETTİLER

Eşinin ihracına neden olduğu için çok ağladığını söyleyen Fatma Akdoğan, yaşanan olaylardan en çok çocuklarının etkilendiğini kaydetti

* Siz neler yaşadınız eşiniz Erciş’te görev yaparken?

Kurmay Başkanı’nın hanımı ile biz aynı binada oturuyorduk, bana “git” diyordu, çocuklar var, okulum orada, nasıl gideyim? Tugay Komutanı ile görüştüm, odasında BÇG’den bir yüzbaşı vardı. Bana başımı açmamı söyledi, ertesi gün eşime “Peruk taksın” demiş. İstemediğim bir şeyi zorla yaptırdılar, lojmanlardan servise binerken peruk taktım. Servise binerken BÇG’den gelen yüzbaşı başımı açmış mıyım açmamış mıyım diye orada bekliyor. O 1,5-2 ay kabus gibiydi, kafamda peruk, bana ait olmayan bir şey, sanki açık cezaevinde yaşıyordum. Perukla dalga geçmek için beni çaya davet ediyorlardı.

* Eşiniz ihraç edildikten sonra siz de öğretmenlikten mi ihraç edildiniz?

Ankara’ya, Hasköy’de bir okula tayin oldum. Okulda her gün başımı açmamı istediler. Hakkımda soruşturma açtılar, sonra açığa aldılar, daha sonra da zaten meslekten ihraç edildim. Başımız örtülü olduğu için öğretmen arkadaşlar da bizimle konuşmuyordu. Bir gün dersteyken sınıfa bir arkadaş geldi, müdürün dersten çıkmamı istediğini, görevimize son verildiğini söyledi. “Zil çalınca çıkacağım” dedim, biraz sonra tekrar geldi, “Polis gönderecekler dersten çıkmazsanız” dedi. Öğretmenlikten ve memuriyetten uzaklaştırıldım. Dışarıdan emeklilik süremi tamamlayarak emekli oldum.

* Haklarınızı aldınız mı?

Hayır, emekliliğime 1 yıl 3 ay vardı, onu SSK’dan tamamlayarak Emekli Sandığı’ndan emekli oldum. Sonra hükümet 5525 sayılı Af Kanunu’nu çıkardı, fakat ben emekli olduğum için yeniden öğretmenlik görevime başlayamadım, ama haklarımı, emeklilik ikramiyemi de alamadım. Açıktan atamaya müracaat ettim, işlediğim fiilden dolayı müracaat edemeyeceğimi bildirdiler. Meğer başörtülü derse girmemizden dolayı verilen cezaları dosyamızdan kaldırmamışlar. Devlet kanun çıkarıyor, devletin bürokratı kanunu uygulamıyor, devletin affettiği memurunu bürokrat “affetmem” diyor. Pasaport almak için müracaat ettik, onu bile vermediler. Anayasaya aykırılıktan müracaat ettik, mahkeme kararıyla ikramiyelerimizi alabilecek duruma geldik, hükümete düzenleme yapılması için 1 yıl süre verildi.

* Düzenleme yapıldı mı?

Bir düzenleme yapıldı, 19.06.2010 tarih, 5997 sayılı Kanun’un 14. maddesinde emekli ikramiyelerimizi alabileceğimiz yazılı,  ama 19. maddenin son mısrasında “düzenleme 01. 06.2010’dan itibaren geçerlidir” denildi. Mağdur olanların hepsi bundan önceki tarihte, dolayısıyla hiç kimse istifade edemedi. Kurumların içine yerleşmiş 28 Şubat uzantıları araya bir cümle sokarak yine mağdurların yararlanmasını engelledi. Bu hak gaspıdır. Göreve yeniden başlayamadığım için emekli ikramiyemi alamıyorum, emekli olduğum için de göreve başlatmıyorlar.

KAPIMIZA “HİZBULLAHÇI” DİYE YAZDILAR

* Bütün bu süreçlerde iç dünyanızda neler yaşadınız?

Eşimi ihraç ettiklerinde çok ağladım, çünkü ben sebep olmuştum. Çocuklar çok etkilendi, kızım Elif ilkokuldaydı, “Anne niye bizimle bu kadar uğraşıyorlar” diye sordu. Şimdi tıp fakültesinde okuyor, hâlâ tedirginlik duyuyor. Büyük oğlum subay olmak istiyordu, babası ihraç edildiği için hiç bir zaman subay olamayacağını öğrendiğinde saatlerce ağladı. O ODTÜ Matematik bölümünde, en küçük de çevre mühendisliğinde okuyor.

* Hiç ikilem yaşadınız mı?

Başımı açsam “dini bu kadarmış, açtırdık” diyecekler, açmasam işten atılacağım. Bazı arkadaşlar, “Bir evden bir kurban yeter, aç” diyordu, ama açmadım. “Bu ülke herkese yeter, ama niye bana bu ülkede yer yok” diye düşündüm. Ankara’ya geldiğimizde, herkese başımıza geleni anlattık, oturduğumuz apartmanda bile “Devlet bunları ihraç etmiş” dediler, komşumuz tebeşirle kapımıza  “Hizbullahçılar” diye yazı yazdı. Kaç ailenin hayatı böyle söndü?

BUGÜN

Ergenekon için pes dedirten çalışma

İstanbul Beşiktaş’taki jandarma sosyal tesislerinin Ergenekon ve Balyoz sanıklarının yakınları için boşaltıldığı ortaya çıktı.
Tesislerde, cezaevine götürülmesi gereken 9 Balyoz sanığına kahvaltı verildiği de belirlendi.
 
Ergenekon ve Balyoz davası sanıklarının yakınları için Beşiktaş’taki Balmumcu Jandarma Sosyal Tesisleri boşaltıldı. Temmuz ayından bu yana “Tutuklu askerlerin yakınlarını misafir edeceğiz” denilerek tesislerde kalan askeri personelin gönderildiği ortaya çıktı. Bazı sanıkların ise tutuklandıktan sonra cezaevi yerine tesislere kahvaltıya getirildiği belirlendi.
 
ASTSUBAYA RET CEVABI
 
İstanbul Beşiktaş’taki Jandarma Balmumcu Sosyal Tesisleri Müdürü Jandarma Binbaşı Şinasi Budak’ın, temmuz ayından itibarenmisafirhanede kalan askeri personeli çıkartıp Ergenekon ve Balyoz davası sanıklarının aile ve misafirlerini ağırladığı öne sürüldü. Misafirhaneden çıkarılan Jandarma Muhabere Astsubay Kıdemli Çavuş Erhan Nazlı, Binbaşı Budak’ın yanına giderek burada kalmak istediğini söyledi. Ancak Budak’ın, “Eğer sizi burada misafir edersem Ergenekon ve Balyoz’dan yargılananların yüzlerce yakınını nerede misafir ederim, onlara ne derim” diyerek talebi reddettiği iddia edildi. Jandarma Bölge Komutanı Tümgeneral İbrahim Yaşar’ın onayıyla Balyoz sanığı 9 isim tutuklandıkları gecenin sabahı olan 12 Şubat 2011’de İstanbul Alay Komutanı Kurmay Albay Hüseyin Kurtoğlu tarafından Balmumcu Sosyal Tesisleri’ne getirildi.
 
9 TUTUKLUYA KAHVALTI
 
Cezaevine götürülmesi gereken tutuklu sanıklar Korgeneral Engin Alan, Tümg. Halil Helvacıoğlu, E. Yb. Kazım Gözüşirin, Tuğg. Ali Aydın, Alb. Hanifi Yıldırım, Kur. Alb. Hüseyin Özçoban, Alb. Mustafa Koç, Kur. Yb. Hüseyin Topul ve Kur. Yb. Yusuf Kelleli- ’ye askeri tesiste kahvaltı verildi.
 
‘İZİN ALDIM’ YALANI
 
Balyoz sanıklarının tutuklandıktan sonra Harbiye Orduevi ve Balmumcu’daki tesislere getirilmesi emrinin Hüseyin Kurtoğlu tarafından verildiği ileri sürüldü. Kurtoğlu’nun savcılıktan izin aldığını söylediğini belirtirken, savcılığın böyle bir izin vermediği ortaya çıktı. Tutuklu sanıkların usulsüz şekilde orduevlerine getirilmesi büyük tepki çekti.
 
BUGÜN 
Kategoriler:ADALET, ASDER, hukuk, tsk Etiketler:, , , ,

Korgeneral’in “Balyoz Ziyareti” Skandalı

K.Irak’ın Zap bölgesine operasyon düzenleyen uçakların komutası elinde bulunan Korgeneral Mehmet Veysi Ağar’ın, operasyon sırasında sorumluluk bölgesi yerine, Balyozcu paşaların yanında olduğu ortaya çıktı.

Korgeneral Mehmet Veysi Ağar, karargahında PKK’ya yönelik hava harekatını yürütmesi gerekirken Balyoz sanıklarını ziyaret etti. Ziyaret için Diyarbakır’dan CASA uçağı kaldırıldı. Hasdal ve Hadımköy’deki askerî cezaevlerinde yatan Balyoz sanıklarına devlet imkanlarıyla gerçekleştirilen ziyaretler kamuoyunda tartışılırken bir başka skandal daha gün yüzüne çıktı. Diyarbakır 2.Hava Kuvvet Komutanı Korgeneral Mehmet Veysi Ağar’ın terör örgütü PKK’ya yönelik hava harekatı yapılırken operasyonu yönetmesi gerektiği halde Hadımköy’deki Balyoz sanıklarını ziyarete gittiği anlaşıldı. Üstelik skandal ziyaret için bir CASA uçağının hazırlandığı ve uçuşun kayıtlara ‘malzeme nakli’ olarak geçtiği öğrenildi.

HAREKÂT KOMUTANI AĞAR

Terör örgütüne yönelik 17 Kasım 2011 tarihinde üç farklı hava üssünden 11 savaş uçağının katıldığı hava harekatı düzenlendi. Kuzey Irak’ın Zap bölgesine yönelik harekata Diyarbakır 8’nci Üsten 2 adet F-16, Malatya 7. Üsten 6 adet F-4, Merzifon 5.Üsten 3 adet F-16 uçağı katıldı. Harekatın yönetiminin ise Diyarbakır 2. Hava Kuvvet Komutanı Korgeneral Mehmet Veysi Ağar’ın komutasında olduğu belirtildi. Ancak harekatın başında bulunması gereken Ağar’ın, uçaklar havadayken operasyonu yönetmesi gerektiği halde sabah erken saatlerde kendisine bir CASA uçağı hazırlattığı belirlendi. Skandal uçuşun ‘malzeme nakli’ olarak kayıtlara geçtiği bildirildi. Korgeneral Ağar’ın bu uçakla İstanbul’a gidipHadımköy’deki Balyoz sanıklarını ziyaret ettiği ve aynı gün saat 14.30’da geri döndüğü öğrenildi.

Uçak masrafı 15 bin lira

Bu uçuşta kullanılan CASA uçağının sadece yakıt ve amortisman giderlerinin 14-15 bin lira arasında olduğu vurgulanırken bu rakama uçucu personeline ödenen uçuş tazminatının dahil olmadığına dikkat çekildi. Üstelik bu uçuştan dolayı Korgeneral Ağarda ayrıca uçuş parasıalacak. Tartışmalı ziyaretin bir başka skandal boyutunu da Korgeneral Ağar’a yönetmediği harekat için tazminat ödenecek olması oluşturdu. Hava Kuvvetleri’nde yurtdışı harekatlara katılan personele ‘harekat tazminatı’ adı altında para ödendiğine dikkat çekilirken, bu tazminatın rütbeden rütbeye değiştiğine işaret edildi. Bir binbaşının aylık 500 TürkLirası harekat tazminatı aldığı vurgulanırken, Korgeneral Ağar’ın da harekatı yönetmiş gibi rütbesine göre bu tazminatı alacağı belirtildi.

Bugün

Kategoriler:ASDER, hukuk, tsk Etiketler:, , , , , ,

TSK’da Peryodik HASDAL Mesaisi !

Necdet Özel’in, darbe planları kapsamında tutuklu bulunan askerleri, Cezaevi’nde ziyaret etmesinden sonra TSK’da sıra dışı bir uygulama başladı.

Tutuklu subayların ziyareti TSK’da periyodik hale getirildi. Ziyaretlerden sonra rapor hazırlanıp üst makamlara sunulmaya başlandı.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel’in Hasdal’daki Balyoz ve Ergenekon sanıklarına yaptığı ziyaretin ardından perde arkasında yaşanan sıra dışı gelişmeler de gün yüzüne çıktı. Hasdal’a yapılan ziyaretlerin peryodik ve adı konulmamış bir görevlendirme şeklinde yapıldığı, üstelik ziyaretler sonrası rapor hazırlanıp üst makamlara arz edildiği anlaşıldı.

OPERASYONU BIRAKIP HASDAL’A GİTTİ

Özel’in 27 Ekim 2011’de yapılan Milli Güvenlik Kurulu’ndan (MGK) 3 gün sonra yaptığı ziyareti diğer kuvvet komutanlarının ziyareti izledi. Dikkat çekici bir başka ziyaret ise Genelkurmay Harekat Başkanı Korgeneral Abdullah Recep’ten geldi. Üstelik Recep’in, 19 Ekim’de Hakkâri’nin Çukurca ilçesindeki terör saldırısında 24 askerin şehit düşmesinden bir gün sonra operasyonun başında olması gerekirken Hasdal’a ziyaret gerçekleştirdiği öne sürüldü. Sözkonusu ziyaretin Korgeneral Recep’in inisiyatifiyle olmadığı ifade ediliyor. Hasdal ziyaretçisi generallerin görev dönüşü üstlerine rapor hazırlamalarının da TSK’da teamül haline geldiği belirtiliyor. Genelkurmay Harekat Başkanı Korgeneral Recep’in de böyle bir rapor hazırladığı ifade ediliyor.

DARBE SANIĞINA KURUMSAL DESTEK

Üstten asta doğru halka halka devam eden ve devletin tüm imkanları kullanılarak gerçekleştirilen ziyaretlerin meslek dayanışmasının ötesine geçtiği kaydedilirken hem Hasdal hem de Silivri’ye yapılan ziyaretlerin arkasında kurumsal desteğin olduğuna işaret ediliyor. Ziyaretlerin tüm masraflarının TSK’ya fatura edilmesinin de ziyaretlerin kurumsal bir kararla yapıldığının göstergesi olduğuna dikkat çekiliyor. Ziyaretlerin yol parasının, yenilen yemeklerin ve karşılamaların tamamen devlet imkanlarıyla sağlandığı ifade ediliyor.

İŞTE DEVLETİN ÖDEDİĞİ FATURA

Generallerin ziyaret programı şöyle işliyor:

Hasdal’da tutuklu general ve subayları ziyaret için erkenden Etimesgut Havaalanı’na gidiliyor. Ziyaretçi generalleri ve subayları bekleyen uçaklara binilip İstanbul Havalimanı’na uçuluyor. İstanbul’da bu general ve subayları yine özel araçlar karşılıyor ve Hasdal’a yola çıkılıyor. Ziyaretten sonra akşam tekrar uçakla Atatürk Havalimanı’ndan Etimesgut’a uçuluyor.Uçuş ve karşılamada kullanılan bütün araçlar ve bunların giderleri TSK tarafından karşılanıyor.

Havacıların perşembe trafiği

Hava Kuvvetleri’nde de geleneğe dönüşen Hasdal ziyaretlerinin her hafta perşembe günü düzenli olarak yapıldığı, bu ziyaretlere 6-7 general ile 25-30 kadar subayın katılımının sağlandığı öne sürülüyor. Hava Kuvvetleri’nde resmileşen ziyaretlerde gidecekleri bizzat Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Mehmet Erten’in belirlediği ve görevlendirdiği iddia ediliyor.

TALEPLER KARARGAHA İLETİLİYOR

Hava Kuvvetleri üst düzey personelinin Hasdal’daki Balyoz sanığı havacı subayları ziyaretinin sadece ziyaretle kalmadığı da belirtiliyor. Ziyaretçe subayların sürmekte olan dava ile ilgili tutuklu personelin isteklerini alarak Karargâh’ta Kurmay Başkanı Korgeneral Nezih Damcı ile Hava Kuvvetleri Komutanı Mehmet Erten’e ilettikleri aktarılıyor.

HUKUKİ DESTEK ÇALIŞMASI

Alınan talepler doğrultusunda, İstanbul Merkez Komutanlığı ve Adli Müşavirlikler’in tutuklu personele hukuki destek için çeşitli çalışmalar yürüttükleri iddia ediliyor. Bazı askerlerin “Tutuklamalardan sonra general sayımız azaldı artık Karargâh’ta işleri yürütemiyoruz” sitemine karşılık, Hava Kuvvetleri’ndeki generallerin yarısının her hafta Hasdal’a gönderilerek mesaiden bir gün uzak kalmaları ise kafaları karıştırıyor.

Fenerbahçe Lobisi yönlendiriyor

♦ Koşaner döneminde zirve yapan Fenerbahçe Orduevi Lobisi’nin etkinliğini artırdığı belirtildi. 1’inci Ordu Komutanı Orgeneral Yalçın Ataman’ın, emekli paşalar ile görevdeki generallerin buluşmasını koordine ettiği iddia edildi.

♦ Generallerin yarısının haftalık mesailerinin bir gününü Hasdal ziyaretine ayırdığı anlaşıldı. Ziyarete gitmeyen askeri personele karşı mahalle baskısı oluşturulduğu iddia edildi.

Ağustos ayında istifa eden Genelkurmay eski Başkanı Orgeneral Işık Koşaner döneminde karargahı etkisi altına alan “Fenerbahçe Orduevi Lobisi”nin son dönemlerde etkinliğini yine artırdığı belirtiliyor. Özellikle 1. Ordu Komutanı Orgeneral Yalçın Ataman’ın Fenerbahçe Orduevi’nde yaşayan emekli paşalarla muvazzaf paşaların buluşmasını koordine ettiği iddia ediliyor. Silivri’deki davalarda ise daha önce benzeri darbe döneminde Yassıada yargılamalarında görülen uygulamaların sürdüğü kaydedildi. Muvazzaf askerlerin duruşma salonuna girip davaları takip ettiklerine işaret edildi.

Cezaevi yönetimi seferber oluyor

Tutuklu ziyaretlerinde kanunen birçok zorluk bulunmasına rağmen general ve subayların Balyoz sanıklarını ziyaretlerini kolaylıkla gerçekleştirdiklerine dikkat çekiliyor. Normal bir tutukluyu ziyaret için akrabalık bağı aranırken Hasdal tutukluları için hiçbir akrabalık bağı bulunmadığı halde cezaevi yönetiminin bütün imkanlarını seferber ettiği belirtiliyor.

MAHALLE BASKISI

Bu arada Hasdal ziyaretlerinin karargâhlarda ilginç bir mahalle baskısına da dönüştüğü ortaya çıktı. Tutukluların, karargâh ve kıtalarda görev yapan, ancak ziyarete gitmeyen TSK personeline “Onu şimdi daha iyi tanıdım” şeklinde mesaj gönderdiği ifade ediliyor. Tutuklu eşlerinin de komuta kademesini ağır söz ve davranışlarda bulundukları öğrenildi.

Tutuklu askerler için her ay 500 TL

Küçük suçlardan dolayı çok sayıda personelin ilişiği kesilirken TSK’nın hükümeti yıkmaya çalışan personeline yaptığı kurumsal yardımların bunlarla da sınırlı kalmadığı belirtiliyor. Ergenekon ve Balyoz sanıkları için TSK personelinden zorla para toplandığı medyaya yansımıştı. Söz konusu uygulamanın devam ettiği vurgulanırken, tutuklu personelin ailesine TSK Dayanışma Vakfı’dan yardım yapıldığı ifade ediliyor.

GENERALLERDEN DE ALINIYOR

Ayrıca, Genelkurmay Adli Müşavirliği’nde Hakim Albay Şakir Aytaş tarafından TSK Dayanışma Vakfı’ndan daha geniş tutuklu personelin istifade etmesi ile ilgili çalışmanın yürütüldüğü iddia ediliyor. Hava Kuvvetleri’nde ise Hasdal sanıklarına desteğin ilginç boyutlara ulaştığı belirtilirken, her ay kuvvetteki bütün generallerden ve bazı albaylardan tutuklu general ve subaylara yardım amacıyla 500 TL para toplandığı aktarılıyor.

54’ü general 170 muvazzaf

Hasdal Askeri Cezaevi ve Hadımköy’de cezaevine dönüştürülen eski 1. Zırhlı Tugay Komutanlığı Karargâh Binası’nda Ergenekon ve Balyoz davalarından 54’ü general ve amiral, toplam 170 muvazzaf subay tutuklu bulunuyor. İşte o muvazzaflardan bazıları:

Harp Akademileri Komutanı Org. Bilgin Balanlı.

EDOK Muhabere Destek Eğitim Komutanı Korg. Nejat Bek.

Harp Akademileri Komutan Yrd. Korg. Yurdaer Olcan.

1. Hava Kuvveti Komutanı Korg. Korcan Pulatsü.

Hava Eğitim Komutanı Korg. Ziya Güler.

Kuzey Deniz Saha Komutanı Koramiral Mehmet Otuzbiroğlu.

MEBS Başkanı Koramiral Kadir Sağdıç.

Harita Genel Komutan Vekili Tümg. Gürbüz Kaya.

Jandarma Denetleme ve Değerlendirme Başkanvekili Tümg. Halil Helvacıoğlu.

DKK Plan Prensipler Başkanı Tuğamiral Ramazan Cem Gürdeniz.

Bugün 

Çağırdılar Ama Paşa FİRAR ETTİ

Ergenekon ve Balyoz’daki gözaltı ve tutuklamaları için “çağırsanız gelirlerdi, yerleri yurtları belli tutuklamaya gerek yok” diyenler şimdi ne diyecek?

İnternet Andıcı davasından hakkında yakalama kararı olan Tümgeneral Mustafa Bakıcı’nın Kuzey Irak üzerinden Rusya’ya kaçtığı ortaya çıktı.

Böylelikle Ergenekon ve Balyoz’un medyadaki yılmaz savunucularının elindeki bir tez daha çürümüş oldu.

Hatırlanacağı üzere gerek Ergenekon gerekse Balyoz soruşturmasında yapılan gözaltılar ve tutuklamalar medyadaki bazı gazeteciler ve köşe yazarları tarafında şiddetle eleştirilmişti. Ergenekon’un her dalgasında, Balyoz’daki her tutuklamada “Çağırsanız gelirlerdi” diye günlerce yazılar döşenmişlerdi.

Ancak Tümg. Mustafa Bakıcı’nın firar olayı bu tezi bir kez daha çürütmüş oldu. Bir kez daha diyoruz çünkü ilk firar eden Mustafa Bakıcı değil. Ergenekon sanıkları Bedrettin Dalan ve Turhan Çömez hala kayıp…

Oysa hakkında gözaltı kararı çıktığında İngilitere’de olan Turhan Çömez, dil kursuna gittiğini ve en kısa sürede döneceğini söylemişti. Aradan 4 yıl geçti hala dönecek.

Balyoz operasyonlarında da aynı kampanya başlamıştı. “Bunlar komutan, kimisi muvazzaf, yerleri yurtları belli, tutuksuz yargınlansınlar” diye yazılar yazılmıştı.

Son KCK operasyonlarında tutuklanan Prof. Dr. Büşra Ersanlı ve yayıncı Ragıp Zarakolu için de malum medya aynı propagandaya başlamıştı: “O profesör, o yayıncı, KCK ile ne ilgileri var” demişlerdi…

Demek ki kişilerin rütbeleri, ünvanları, isimleri kaçmalarına, delil karartmalarına engel değilmiş

Bakın işte Tümg. Mustafa Bakıcı. Hem de muvazzaf generaldi. Hakkında tutuklama kararı çıkınca emeklilik dilekçesini eşine vermiş, bankalardaki 300 bin TL’sini alıp Irak’ın kuzeyinden Rusya’ya kaçmış…

Rütbe firar ve karartmaya engel değil!

Son dönemin büyük davalarında bugüne kadar muvazzaf generallerin delil karartma ve kaçma ihtimallerinin olmadığı konusunda ısrarlı görüşler dile getirildi. Ancak yaşananlar, delil karartma ve kaçmada sanıklar açısından sıfatın önemi olmadığını gösterdi. Ergenekon, Balyoz ve İnternet Andıcı davalarında tutukluluk halleriyle ilgili sürekli eleştirilen “delil karartma” ve “kaçma” gerekçelerinin ikisi de bu olayda gerçekleşti. İlk örneği general Levent Ersöz’ün Rusya’ya geçmesiyle gerçekleşen kaçma olaylarına İnternet Andıcı davasında hakkında yakalama kararı çıkarılan Mustafa Bakıcı örneği eklendi. Bakıcı Paşa, Genelkurmay Başkanlığı Bilgi Destek Daire Başkanı iken aleyhine kullanılabilecek tüm delilleri imha ederek ayrılmakla yani “delil karartmakla” da suçlanıyor.

HABERNAME

http://www.habername.com/haber-cagirdilar-ama-pasa-firar-etti-67395.htm

ÖNEMLİ UYARI”BİR MEKTUP”

Bir mektup…

“Biliyorsunuz;

6191 sayılı yasa ile YAŞ (Yüksek Askeri Şûra) mağdurları bakanlıklara atandı. Fakat Ergenekoncular atanan arkadaşlarımıza

karşı hemen harekete geçti ve oralarda çalışmalarına müsaade etmeyeceklerini, bu kurumlara atananları kurumlara aldırmamak için mücadele başlattıklarını, arkadaşlarımıza ve devlet personel başkanlığına bildirdi. Maalesef Devlet Personel Başkanlığı da bu yönde tavır alarak arkadaşlarımıza başka kurum amirleri ile görüşüp kendilerine yer bulmalarını tavsiye ediyor.”
¥
Bu tür şikayetler bolca gelmekte.

Aman, YAŞ mağdurlarının mağduriyetlerine mağduriyet eklenmesin!..
Serdar Arseven – Yeni Akit
sarseven@hotmail.com  

 

PKK ve Ergenekon koalisyonu

Allah’a, hesap gününe iman eden, vatanını, halkını seven hiçbir asker, hiçbir vatandaş bu ihaneti yapamaz, bu ihanete göz yumamaz.

Şerefsizlik mi deyin, ihanet mi deyin, düşmanlık mı deyin, ajanlık mı deyin ne derseniz deyin yakışır. Basında çıkan haberlere göre; savaş uçaklarımız daha havalanmadan vurulacak noktalar terör örgütüne bildiriliyor.

Milyarlarca dolar tutarındaki bombalar PKK’nın briketten, topraktan kartondan kulübelerini vurmak için mi atılıyor?

Savaş uçaklarımız, insansız Heronlar Kandi’lin dağına taşına mı bomba yağdırıyor?

Peki, kim bu ordu içinden haber sızdıran hainler?

Yıllardır nasıl oluyor da TSK’nın içinde bu ajanlar barınabiliyorlar?

Çocuklarımız dağlarda haince kurşunlanır, şehit edilirken demek ki ordu içinde kıkır kıkır gülen ve zevkinden dört köşe olan şerefsizler de varmış.

Bu ihanetler karşısında namuslu şerefli hiçbir vatandaş, hiçbir asker, hiçbir devlet adamı susamaz. Ve susmamalıdır da.

Bedeli ne olursa olsun bu hainler derhal ortaya çıkarılıp ibreti alem için en ağır bir şekilde cezalandırılmalıdır.

Allah’a, hesap gününe iman eden, vatanını, halkını seven hiçbir asker, hiçbir vatandaş bu ihaneti yapamaz, bu ihanete göz yumamaz.

‘’Silahlı kuvvetler bu savaşta başarılı olursa bu başarı AKP hükümetine mal edilir ’’ diye TSK içinde düşünenler, terör örgütüyle işbirliği yapanlar varsa meydana çıkarılmalı, hiç gözünün yaşına bakılmaksızın ‘’Kurşuna dizilmelidir.’’ Çünkü, bu bir savaş suçudur.

Terörle, bölücülerle mücadele etmek sadece AKP hükümetinin değil, top yekûn Türkiye’de yaşayan herkesin, her kurumun görevidir.Yalnız güvenlik güçlerinin de değil.

Halen TSK içinde Ergenekoncuların varlığı biliniyor. Ergenekon operasyonlarıyla bunların başları teker teker eziliyor. Şimdi onlar yaralı yılan gibi, halkımıza ve meşru hükümete daha kızgın, kinli ve öfkeli olduğunu, bunların kimi komutanlarca korunup kollandığı, etkili ve yetkili makamlara getirilmek istendiği de YAŞ toplantılarında tartışma ve istifa konusu olduğu da milletimiz biliniyor.

Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel kurum içindeki çürümüş, kokuşmuş ve ordunun ve milletin başına bela olan (sayıları azda olsa) bu ihanet şebekesini bulup meydana çıkarması ve tasviye etmesi bu savaşı kazanmaktan daha önemlidir. Zira TSK içinde yıllardır milletiyle ve onun değerleriyle savaşan Ergenekoncular ve içerideki hainler var oldukça otuz yıldır kazanılamayan bu savaş hiçbir zaman kazanılamaz.

Ordunun içindeki ihanet şebekeleri, parazitler, diktatörlük heveslileri, halk düşmanları mutlaka en kısa zamanda temizlenmelidir. Unutulmamalıdır ki, Osmanlı’nın yıkılışı ordunun içinden çıkan bir gurup batı hayranı hainler, yerli işbirlikçiler, zamanın süper gücü İngilizlerin ve batılıların taşeronlardır.

Irak, İran, Suriye ve Türkiye üzerinde bir Kürt devleti kurmak ABD ve İngiliz orijinli bir Proje olup, PKK gibi bazı Kürt örgütleri ve Ergenekoncular gibi ihanet şebekeleri bu işin bu günkü taşeronları olarak kullanılıyor olması sürpriz değil. İran’daki Pjak, Irak’taki Halkın mücahitleri ve Bulucistan’daki Cundullah gibi illegal yapılanmalar da ABD ve diğer batılı ülkelerin eseri.

Düşmanla koalisyon yapan içimizdeki hainleri temizlemeden hangi savaşı, nasıl kazanabiliriz? Bunlar bizim çocuklar diyerek koruma altına almayacağını umduğumuz Org. Necdet Özel’e büyük görevler düşüyor.

Bu millet en acil bir şekilde Genelkurmay Başkanından TSK’yı yıllardır içerden kemiren ve milletin gözünden düşüren ordunun içindeki Kandilin söndürülmesini bekliyor.

Artık yeter, GATA, karargâhlar ve ordu evleri bu hainlerin sığındığı limanlar olmaktan çıkarılsın.

Arif Altunbaş – Haber 7
arifaltunbas@hotmail.com