Arşiv

Posts Tagged ‘EVREN’

YARGILANDIK NETEKİM!

Böyle olacağı belliydi.

Hele son zamanlarda yaşananlar; demokrasi ve insan hakları adına gelinen seviyeden sonra, elbette bu işin  sonu bize kadar uzanacak ve elbette biz de yargı karşısına çıkacaktık.

Netekim, oldu!

Yargılanıyoruz işte.

Ama kabahat “Çeto”da! Beceremedi kardeşim. “Bir”ler böyle mi yaptı? Onlar becerdi. Biz de becermiştik.

Kan gövdeyi götürüyordu. Halk yeter diyordu. Biz biraz daha bekledik. Sıkıyönetimde bile kanı durduramamıştık. İyice olgunlaşsın diye bekledik. İyice olgunlaştı. Cumhurbaşkanı da seçememişlerdi. Baktık olacağı yok. El koyduk. Bu çocuk oyuncağı mı kardeşim? Yıllarca hazırlanmıştık. Çeto bizi örnek almış güya. Olur mu kardeşim? Yüzüne gözüne bulaştırdı. O nasıl seminer öyle yahu. Yakalanmasaydı. Adam gibi yapsaydı darbesini biz de yargılanmayacaktık şimdi. Bak zararı bize de dokundu. Bu yaşta yargılanıyoruz. Ben tuvalete gidemiyorum yahu. Nasıl gidecem şimdi mahkemeye?

Nerde kalmıştık? Ha şeyde; halk kamplara bölünmüştü. Yani böldürülmüştü. Olgunlaşsın diye işte… Yani ona bir silah buna bir silah. Oraya bomba, buraya bomba falan filan…

Harp Okulları da bölünmüştü. Biz bilmiyor muyuz sanki? Birileri “Aldırma Gönül” söyler. Diğerleri “Çırpınırdı Karadeniz” Hepsini tanıyoruz. Hiç müdahale etmedik. Bekledik. Yediler birbirlerini. Yani yedirdik…

Tek tek plan yaptık. Tek tek fişledik. Binlerce insan. Parlamenterinden sanatçısına kadar, hepsini fişledik. Öğretmen möğretmen bunlar vatan haini… Satmışlar vatanı… Hepsini topladık içeri… Kaçan, dışarı kaçtı.

Bu vatan kimin kardeşim. Sivil hiç vatanını düşünür mü? Onların hepsi potansiyel tehlike…

Biz eşit davrandık; bir tane sağdan astık bir tane soldan…

Yahu asmayıp da besleyecek miydik?

Bu gün olsa gene yaparım ben darbemi. Ah Çeto ah! Sen bizi bu hale düşürdün.

N’oldu? Yargılanıyoruz işte.

Kardeşim; artık hükümet güçlü. Memlekette istikrar var. Teknoloji had safhada… Takır takır Cumhurbaşkanı seçiyorlar. Ne kadar Bizans oyunu varsa hepsini darmaduman ettiler. Hem de muktedirler. Senin nene darbe planlamak? Otur oturduğun yerde, askerliğini yap. İşte; aldırdın bütün adamlarını içeri, kuzu kuzu yargılatıyorsun şimdi…

İyi de ucu bize de dokundu. Bak bizi de yargılamaya başladılar.

Bütün mazlumlar ayaklandı. Hepsi bir oldu. Sağcısı solcusu birleşti. Alevi, Sünni, Kürt, Türk görüyon mu? Ne kadar işkence yaptığımız adam varsa üstümüze geliyorlar. Nurettin, Nejat’la Sedat gitti kurtuldular. Tahsin’le biz ayvayı yedik. Bunlar bizde itibar mitibar bırakmaz şimdi.

Altmıştan bize gelinceye kadar hepimiz vazifemizi gayet güzel yaptık. Sivil zevatı kıpırdatmadık. Yan bakana dik baktık. Yamulanı muhtıraladık. 28 Şubat da iyiydi. Post most hükümeti gönderdi ya. Kararları da imzalattılar. Zorunlu eğitimi sekiz yıla da çıkarttılar. Zaten amaç imam hatiplerdi. Canına okudular… Ama çeto perişan etti. Yakayı ele verdi. Bilmiyor musun kardeşim. Tökezledin mi işin bitti demektir. Bak yaptığımız ne kadar rezillik varsa hepsini teker teker düzeltiyorlar. Bir de İç Hizmet kanununun 35. maddesini de değiştirirler ve Genelkurmayı da Milli Savunma Bakanlığına bağlarlar, hele bir de ASDER’in önerdiği gibi Kuvvet Komutanlarını da Genelkurmaydan alır doğrudan Milli Savunma Bakanlığına bağlarlarsa sittin sene darbe yapamayız artık.

Bitti kardeşim bitti.

Memlekete gerçek demokrasi geliyor. Gerçek insan hakları, gerçek inanç ve fikir hürriyeti geliyor.

Millet hakkına, hukukuna sahip çıkıyor artık. Bunlar yeni anayasayı da yapacaklar.

Asker kışlaya, biz de mahkemeye…

Yargılanmaya netekim!  

04 Nisan 2012–12 Eylül Darbesi Yargılanmaya Başladı

                                                  Gürcan Onat

12 Eylül’de işkence yapmadığı için işkence gören yüzbaşı, davaya müdahil oluyor

12 Eylül darbesi sırasında Sıkıyönetim 2 Numaralı Askerî Cezaevi Müdürü olarak görev yapan Bektaş Tufan Güneş, 12 Eylül davasına müdahil olmak için başvuruda bulundu. Kıbrıs gazisi, Topçu Kıdemli Yüzbaşı Güneş, cezaevindeki işkenceye ve insan hakları ihlallerine karşı çıkarak istifa etmişti. Güneş, cezevinde işkence yaptırmadığı için istifasından sonra kendisine işkence yapıldığını söylüyor.

12 Eylül darbecilerinin yargılanacağı 4 Ni-san’da başlayacak davaya ilginç bir müdahillik başvurusu yapıldı. Darbe döneminde Erzurum-Ağrı-Kars ve Artvin’deki askerî cezaevlerinde müdür olarak görev yapan Kıdemli Topçu Yüzbaşı Bektaş Tufan Güneş, davaya müdahil olmak için mahkemeye dilekçe verdi. Güneş, görev yaptığı cezaevlerinde işkenceye karşı çıktığı için istifa etmek zorunda kaldığını belirtiyor ve ekliyor: “Daha sonra Kıbrıs gazisi payeme bakılmaksızın apar topar yakalanarak işkenceye maruz kaldım.”

Yüzbaşı Güneş, cezaevi komutanı olarak görev yaparken işkencelere ve insan hakları ihlallerine karşı çıktığını ve bu tür uygulamalara izin vermediğini belirtiyor. Bundan dolayı hedef yapıldığını söyleyerek “Silahlı Kuvvetler’de bu tür bir mücadele verdiğim ve işkenceye izin vermediğim için damgalanmıştım.” diyor. Güneş, üst makamlardan gelen işkence emirleri sebebiyle istifasını sunar ve izin alarak İngiltere’deki kardeşinin yanına gider. Ancak istifa talebine hiçbir cevap verilmeden Dışişleri Bakanlığı’nın bir talimatıyla sorgusuz sualsiz pasaportuna el konulur.

O dönem yaşadıklarını anlatırken gözleri dolan Yüzbaşı Güneş, “Benim yüzbaşı ve gazi subay olduğumu biliyorlardı, sıkılmadan da ‘Türk vatandaşı olup olmadığını kontrol edin’ dediler. Kıbrıs’ta savaşmış bir gazi olarak bu çok onuruma dokundu.” diye konuşuyor. Havaalanında bir terörist gibi karşılandığını ifade ederek, “Keşke vücuduma daha fazla işkence yapsalardı da bu soruyu sormasaydılar. Sebep neydi? Cezaevi komutanı iken işkence yaptırmamam ve istifa dilekçesi sunmam.” değerlendirmesini yapıyor. Yüzbaşı Güneş, Ankara’da işkenceye alınır. Gözleri ve elleri bağlanır. 60-70 kişinin tıkıldığı daracık mekânlarda rütbe ve gazilik payesine bakılmaksızın kendisiyle alay edilir. Üstelik istifasına cevap da verilmediği için hâlâ muvazzaf bir subaydır. Yaşadıklarını bir asker için onur kırıcı olarak niteleyen Güneş, “Ben cezaevi komutanı iken bunlara karşı çıktığım için kaderin garip bir cilvesi olarak şimdi kendisine işkence yapılan kişi oldum. Gözlerimin önünde insanların biçilmiş ekin gibi o sadist kişilerin ellerinde uğradıkları işkencelere şahit oldum.” şeklinde konuşuyor.

İşkence odasından kurtuluşu ise tamamen bir tesadüftür. Kıbrıs’taki başarılarını ve adını bilen bir polisin kendisini tanımasıyla oradan çıkarılır. Kısa bir süre sonra da istifa süreci netleşir ve ordudan ayrılır. Müstafi Yüzbaşı Güneş, Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunduğu dilekçede şu ifadelere yer verdi: “…Aradan 32 yıl geçmiş olmasına rağmen kalıcı izleriyle bugün de devam etmekte olan mağduriyetim nedeniyle 12 Eylül dönemine ilişkin davaya müdahil olarak katılmak arzusundayım.”

İLYAS KOÇ – ZAMAN
http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1247459&title=12-eylulde-iskence-yapmadigi-icin-iskence-goren-yuzbasi-davaya-mudahil-oluyor

Kategoriler:ASDER, ayim, kanun, tsk Etiketler:, , ,

Bir ‘evet’ Türkiye’yi böyle değiştirdi

METİN ARSLAN, AHMET DÖNMEZ ANKARA MUSTAFA GÜRLEK İSTANBUL   – ZAMAN-  12.09.2011

12 Eylül referandumu Türkiye demokrasi tarihi açısından bir milattı. Darbe anayasasından kurtulmak isteyen milyonlar sandık başına koştu. Değişiklik paketine ‘evet’ oyu veren millet, demokratik ve sivil Türkiye’nin önünü açtı. Asker-sivil ilişkileri yeniden ve olması gerektiği gibi düzenlendi. Yargı imparatorluğu çöktü. İşadamlarının önü açıldı. YAŞ mağdurlarının itibarları iade edildi. Emekli, memur ve işçiler yeni haklara kavuştu. Engellilere yeni haklar verildi.

Türkiye, bir yıl önce yapılan referandumla demokrasi ve özgürlüklerin alanını genişleten yepyeni bir döneme adım attı. 12 Eylül 1980 askerî darbesinin 30. yıldönümünde referanduma sunulan anayasa değişikliği paketi, halkın yüzde 58’inin ‘evet’ oyuyla kabul edildi. 26 maddeden oluşan paketle, ileri demokrasi ve sivil Türkiye’nin yolunu açan birçok yeni düzenleme hayatımıza girdi. 1982 Anayasası’nda yapılan reform niteliğindeki değişiklikler, Türkiye için adeta milat oldu. Özellikle yargı alanındaki düzenlemeler daha demokratik, sivil ve çoğulcu bir yapı sağladı. Darbecilere yargılama yolu açıldı ve başlatılan soruşturma kapsamında hayatta olan Konsey üyelerinin ifadeleri alındı. Askerî mahkemelerin alanı daraltılırken yargıdaki çift başlılığın kaldırılması için de adım atılmış oldu. Anayasa Mahkemesi, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK), Yargıtay ve Danıştay’da önemli değişikliklere imza atıldı.

 

Emekliler, memurlar, işçiler yeni haklara kavuşurken kadınlar, çocuklar, engelliler ve şehit ailelerine pozitif ayrımcılık getirildi. Yüksek Askerî Şûra (YAŞ) kararıyla ‘disiplinsizlik’ kılıfı altında TSK’dan ihraç edilen askerlere gasp edilen hakları iade edildi. Memurlar, yıllardır mücadelesini verdiği toplu sözleşme hakkına kavuştu. Hakkındaki soruşturma ve kovuşturmalar sebebiyle yurtdışına çıkamayan işadamları seyahat özgürlüğüne kavuştu.

Türkiye’de yaşayan 8,5 milyon engellinin yüzü 12 Eylül 2010 anayasa referandumundan sonra güldü. Zira bugüne kadar kendilerine bir lütuf gibi sunulan özürlülerin vatandaşlık hakları “pozitif ayrımcılık” maddesiyle anayasadaki yerini aldı. Anayasa değişikliği paketindeki 10. madde çocuklar, yaşlılar ve özürlüler gibi özel surette korunması gerekenler için alınacak tedbirlerin eşitlik ilkesine aykırı sayılamayacağı ilkesini getirdi. Buna bağlı olarak referandumun üzerinden bir yıl gibi kısa bir süre geçmesine rağmen özürlü vatandaşlar için birçok alanda devrim niteliğinde gelişmeler yaşandı. Bunların en başında istihdam yer aldı. Milli Eğitim Bakanlığı 5 bin, Sağlık Bakanlığı da 2 bin olmak üzere toplam 7 bin özürlü vatandaş kamuda sınav yapılarak istihdam edildi. Kamu kurumlarına memur alınırken özürlüler için ilk kez ayrı bir merkezi sınav sistemi uygulanmaya başlandı. Bugüne kadar verdiği kararlarla demokrasinin önünde engel olan Yüksek Seçim Kurulu (YSK), tarihinde ilk kez özürlülere özel sandık uygulamasına geçti. 12 Haziran genel seçimlerinde özürlü ve yaşlı vatandaşlar için sandıklar giriş katlara konuldu. Özürlüler, araç satın alırken ÖTV’den sonra KDV’den de muaf tutuldu. Özürlü vatandaşlar PTT şubelerinde sıra beklemekten kurtuldu. Bilgi Teknolojileri İletişim Kurumu (BTK), yayınladığı yönetmelikte GSM operatörlerine görme özürlüler için kabartma yazılı fatura düzenleme şartı getirdi. Noterlerde özürlülerden şahit istenmesi uygulamasına son verildi.

Yaşlı, malul ve özürlüler 2008 yılından itibaren maaşlarını PTT Bank’tan sıra beklemeden alıyor. 2022 sayılı Yaşlı ve Özürlü Kanunu çerçevesinde PTT’ye devredilen ve 2 Haziran 2008 tarihinden itibaren başlayan uygulama, özürlü vatandaşları kuyruk çilesinden kurtardı. Önceki maaş ödemelerinde banka önlerinde saatlerce bekleyen özürlü ve yaşlı vatandaşlar, PTT şubelerinde de kendilerine özel numara alarak sıra beklemeden işlemlerini gerçekleştiriyor.

Türkiye Özürlüler Federasyonu Genel Başkanı Cemal Merdan, referandumun sonuçlarını demokrasinin, kamu kurumları ve sivil toplum örgütlerinin ufkunun önündeki bir engelin kalkması olarak değerlendiriyor. Merdan, “Bir sivil toplum örgütü olarak küçük bir değişikliğin bu kadar büyük bir etkisi olacağını açıkçası ummuyordum. Bu kadar beklentim yoktu. Özürlüler arasında bir heyecan oluştu. Haklarını daha çok sormaya başladılar. Bizi daha fazla sıkıştırmaya başladılar. Bu heyecan sivil toplum örgütlerine yansıdı. Eskiden kurumlarımız bu konuyla ilgili çalışma yapmazken şimdi özürlülerle ilgili hizmetlerini artırmaya başladılar.” şeklinde konuşuyor.

Türkiye Beyazay Derneği Başkanı ve AK Parti eski milletvekili görme özürlü Lokman Ayva, 12 Eylül referandımunu zihinsel bir devrim olarak nitelendiriyor. Ayva, “Anayasa referandumundan sonra Türkiye’de zihinsel olarak bir sistem oturdu. Özürlülere bakış açısı değişti. Özürlülere özgüven geldi. Artık bir özürlü vatandaşımız kendi hakkını savunabiliyor. ‘Bu benim hakkım’ diyor.” ifadelerini kullanıyor.

‘Zaman kaybına tahammülümüz yok, yeni bir anayasa istiyoruz’

12 Eylül referandumunda sandık başına giden milyonlar gibi, yazar ve sanatçılar da artık yeni ve sivil bir anayasa hazırlamanın zamanının geldiğini söylüyor. Ediz Hun (Sanatçı): “Referandumda oylanan maddeleri daha demokratik gördüğüm için ‘evet’ dedim. Türkiye kendisine yakışan; her şeyi içeren bir anayasa yapmalı. Birlik ve beraberlik ruhu içerisinde yeni anayasa hazırlanmalı.” Adalet Ağaoğlu (Yazar): Yeni anayasanın da vesayet altında olmaktan kurtarılması ümidiyle referandumda ‘evet’ dedim. Çünkü ‘evet’in önü açık!” Ahmet Yenilmez (Sanatçı): “O gün ‘evet’ demek tarihi bir vazifeydi. Gereğini yapmayanlar ise tarih önünde hesap verecekler.” Ahmet Özhan (Sanatçı): “Referandumdan sonra fark edilir demokratik adımlar atıldı. Bütün bunları sadece bir başlangıç olarak görüyorum.” Şanar Yurdatapan (Müzisyen): “Geçen bir yılda ordunun olması gereken yere gitmesi için yapılan değişiklikler hızlandı. AYTEN ÇİFTÇİ İSTANBUL

Engelli oğlum için ‘evet’ dedim

Türkiye, 12 Eylül 2010 tarihinde yapılan referandumda tarihi bir karara imza atarak, 26 maddelik anayasa değişikliğine onay verdi. Darbe anayasasından kurtulmak isteyenler, daha demokratik bir Türkiye hayali kuranlar o gün ‘evet’ oyu kullandı. O gün ‘evet’ diyenlerden biri olan yazar Orhan Miroğlu, sadece siyasi mülahazalarla oy kullanmadığını söylüyor. Miroğlu, “Siyasi bir tercih yaptığımı düşünüyorum. Bu referandum yıllar önce yapılmış olsaydı, oyum yine ‘evet’ olacaktı. 12 Eylül referandumu, değişim sürecinde önemli bir merhale. Ancak oy verirken engelli oğlum Zerdeşt’i de düşündüm. Yaşı itibarıyla ilk kez 12 Eylül referandumunda oy kullanma hakkına sahip oldu. Konuşamıyor, ama ona anlatılan ve söylenen her şeyi anlıyor. Sandık başına gittiğimiz sabah Zerdeşt’e, neye ‘evet’ diyeceğini anlatmaya çalıştım. ‘Senin için bu anayasa değişikliği pozitif ayrımcılık getiriyor, evet oyu verirsen bu değişime katkı vermiş olacaksın.’ deyince gülümsedi ve bizimle gelmek istedi. Sandığa beraber gittik ve ‘evet’ oyu kullandık.” diyor. Orhan Miroğlu, aradan bir yıl geçmesine rağmen bu konuda önemli bir düzenleme yapılmadığını da hatırlatıyor. Referandumdan sonra yapılan seçimlerin AK Parti’ye yüzde 50 oy desteği ile önemli görevler yüklediğini belirten Orhan Miroğlu, askeri vesayetin sona ermesi, yeni bir anayasanın yapılması, Kürt sorununun çözümü ve silahların susması konusunda beklentisi olduğunu aktarıyor. Kürt sorununun çözümü, milli birlik ve kardeşlik projesi gibi yeni anayasa sürecinde de önemli bir mesafe alınamadığını belirten Miroğlu, “Hükümet diyalog ve müzakere sürecini geniş tutmalı ve belli başlı aktörlerle sınırlamamalı. Aydınlar ve sivil topluma daha fazla yakın durmanın çabası içinde olmalı. Çünkü bu taahhüdün gerçeğe dönüşmesi için, güçlü bir halk desteği söz konusu.” diyor.

Hakkımda ihraç kararı verenlerle mahkemede hesaplaşacağım

12 Eylül referandumundan sonra yapısı değiştirilen Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK), meslekten ihraç edilen hâkim ve savcılar hakkında verdiği tarihî kararla yıllardır süren mağduriyetleri bitirdi. Üzüntüsü sevince dönenlerden biri de eski Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcısı Hüseyin Altın. Seyfi Oktay’ın adalet bakanlığı döneminde çıkarılan Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun aleyhine kitap yazdığı için 1997’de meslekten men edilmişti. Yapılanları gururuna yediremeyen Altın, meslekten atıldığını eşine bile söyleyememiş. İhraçtan kısa süre önce verdiği emeklilik dilekçesi sayesinde konuyu yakınlarından gizlemeyi başarmıştı. Hakkındaki ihraç kararı kaldırılınca Altın’ın yıllar süren kâbusu da son buldu. Yaşadıklarını Zaman’a anlatan emekli savcı, o dönem eşinin “Neden ayrıldın?” sorularına bir türlü cevap veremediğini söylüyor. “Artık gururla ’emekli savcıyım’ diyebiliyorum.” diyor. Yaşadığı baskılar sebebiyle erken emekli olmak zorunda kaldığını anlatıyor. Altın, “Bu karar benim aklandığımı gösterir. Benim ihraç kararımda imzası olanlar hakkında maddi ve manevi tazminat davası açmayı düşünüyorum. 11 yılın hesabını soracağım.” ifadelerini kullanıyor.

Emekli Savcı Hüseyin Altın’ın eşi Suzan Altın, “Eşimin ihraç edildiğini, itibarı iade edildiği gün öğrendim.” diyor. 14 yıl boyunca eşinin kendisinden ihraç edildiğini sakladığını belirten Altın, “Bir şeylerin ters gittiğini yüzündeki üzüntüsünden seziyordum. Ama bugün bir başka gülüyor. Referandum sonrasında 14 yıllık hüzünlü bakışların yerini sevinç gözyaşları aldı.” diyor.

Pasaportunu aldı, ilk yolculuk Çin’e

 

Referandum, iş dünyası için de yeni kapıların açılmasına imkân sağladı. 12 Eylül öncesi vergi borcu gerekçesiyle yurtdışına çıkamayan işadamı Ahmet Şenyıldız, pasaportuna kavuşmanın mutluluğunu yaşıyor. Değişiklik sonrası yasağı kaldırılan 71 bin 516 kişiden biri olan Şenyıldız, ilk yolculuğunu gelecek ay Çin’deki eşya fuarına yapacak. Ahmet Şenyıldız, İstanbul’da sürücü kursu işletmeciliği yapan ve Çin’den araçlara özel GPS DVD oynatıcısı ithalatı yapan bir işadamı. Referandum öncesi vergi cezası borcu nedeniyle hakkında yurtdışına çıkma yasağı konulmuş. Bu yasaktan 16 Ağustos 2008’de bir iş gezisi için Çin’e gitmek üzere havalimanına geldiğinde haberdar olduğunu söylüyor. Yurtdışına çıkamadığı için işadamlarıyla 2 yıl boyunca telefonla ticaret yapmak zorunda kaldığını anlatıyor. Şenyıldız, “Yurtdışı yasağım varken ticaret yaptığım kişilerle görüştüğümde inanılmaz huzursuzluk duyuyordum. Ya beni tanışmak için çağırırlarsa veya bir fuara davet ederlerse ne diyeceğim diye telaşlanırdım. Şimdi ise pasaportum elimde, ne zaman görüşmek isterlerse yurtdışına çıkabilirim. Referandum değişikliği sonrası ilk iş olarak 10 yıllık bir pasaport çıkarttım. İlk seyahatim ekimde Çin’e olacak. Yasağım varken yurtdışında yapılacak fuarlara gidemiyor, kimseyle konuşamıyordum.” diyor.

Toplu sözleşme hakkını aldık, grev hakkı da istiyoruz

Memur-Sen Genel Başkanı Ahmet Gündoğdu, kendileri için 12 Eylül’ün milat olduğunu anlatıyor. Referandumda darbecilerin kirlettiği 12 Eylül tarihinin temizlendiğini anlatıyor. Şunları söylüyor: “Milletin verdiği ‘evet’ oylarının kalıcı olması ve kurumsallaşması, topyekûn millet iradesinin saygın olması için yeni anayasa zarureti var. Referandumdaki evet, 12 Eylül’ü millet iradesiyle temizledi. Topyekûn bir anayasa değişikliği bu milletin geleceğini garanti altına alacak, daha sağlıklı bir yön çizmeye vesile olacak. Referandumdaki ‘evet’ 12 Eylül sisteminin millet iradesiyle barışması, demokrasiye yöneltme yönünde bir kırılma noktasıydı. Artık bütün günlerin millet iradesiyle dolu dolu geçmesini sağlamamız lazım. Yargı reformu, toplu sözleşme, YAŞ kararlarının yargıya açılmasıyla başlayan millete ait sistemin bütün mevzuatıyla millete döndürülmesi gerekiyor. 12 Eylül’e kadar memurların sadece örgütlenme hakkı vardı, toplu sözleşme ve grev hakkı yoktu. Referandumla toplu sözleşme hakkı geldi, memurun uyarı ve kınama cezalarına yargı yolu açıldı. Yeni anayasayla da grev ve siyaset hakkı istiyoruz.”

12 Eylül mağduru valiler: Hak ve itibarımız iade edilsin

Vali Rıza Akdemir, 12 Eylül darbesinden sonra re’sen emekli edilen 33 validen biriydi. 30 yılı aşkın süre geçmesine rağmen hâlâ özlük haklarına kavuşamadı, devletten iade-i itibar alamadı. “80 yaşına gelmişim. Bu bir ayıptır. Bu hukuk değildir. İnsanlığı, gökkubbeyi ayakta tutan haktır. Gözümün yaşı hiçbir zaman akmadı. Hayatım hiçbir suç olmadan darmadağın oldu.” diyen Akdemir, Ankara Bölge İdare Mahkemesi’ne başvurup haklarının iadesini istedi.

12 Eylül darbesinde idam edilen, işkence gören binlerce kişinin yanı sıra bir o kadarı da mesleğinden edildi. Bin 300 civarında üst düzey devlet görevlisi re’sen emekliye ayrıldı. Birçoğu uzun yıllar sonra görevine geri döndü ancak bu süreden dolayı özlük haklarıyla ilgili ciddi kayıplar yaşandı, iade-i itibar alamadılar. 12 Eylül darbesi sırasında hiçbir mahkeme kararı olmamasına rağmen görevlerinden uzaklaştırılan kamu görevlilerinden birisi olan dönemin İçişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı ve Özlük Hakları Genel Müdürü eski Vali Rıza Akdemir ise bölge idare mahkemesinden gelecek olumlu cevabı bekliyor. Akdemir gibi binlerce kişi idare mahkemelerine başvurmuş durumda, hatta vefat edenlerin vârisleri de hak arıyor. Anayasa ve yasalardaki engellerden dolayı birçok benzer durumdaki kişi hak arayamıyordu. Ancak Akdemir gibi re’sen emekli edilen 33 validen bir diğeri Güngör Aydın’ın 20 yıllık hukuk mücadelesi bu yolu açtı. Danıştay 11. Daire’de başvuruları reddolan Güngör Aydın’a ilişkin kararı, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu temyiz etti. Bunun üzerine 11. Daire konuyu Anayasa Mahkemesi’ne taşıdı. Aydın, Mahkeme Başkanı Haşim Kılıç ile görüşerek “Benim durumumdakilerin yaşı çok ilerledi. Bu davaya öncelik vermenizi rica ediyorum.” sözleri üzerine konuyu öne alan mahkeme, 3 Haziran 2010’da 12 Eylül darbe yönetiminin çıkardığı 2559 sayısı resen emeklilik yasasını esastan görüşerek iptal etti. En son Elazığ valiliği yapan Aydın ve onun gibi binlerce mağdur 12 Eylülzede için emsal niteliğindeki bu karardan sonra birçok kişi özlük haklarını geri istiyor, manevî tazminat talep ediyor.

ELAZIĞ’DA KONTRGERİLLAYA MÜSADE ETMEDİK

75 yaşındaki Güngör Aydın, bireysel olarak başlattığı mücadeleyi mahkeme kararıyla lehinde neticelendirdi. Aydın, 8 yıl 3 aylık maaş farkı ve bu sürenin emekliliğe sayılmasını talep ediyor. Maliye Bakanlığı hakların verilmesi konusunda olumlu cevap verdi ancak Başbakanlık ve İçişleri Bakanlığı bürokratları bu davanın reddini istiyor. Emekli vali, 12 Eylül referandumunda ‘hayır’ oyu vermiş ancak AK Parti’nin referandum sürecinde darbeye karşı vermiş olduğu sözleri tutmasını bekliyor. Diğer arkadaşlarının mahkeme kararı olmadan iade-i itibar yapılması gerektiğini söylüyor.

12 Eylül darbesinden önce Elazığ valiliği yapan Güngör Aydın “Kontrgerilla, 1978 yılında Maraş olaylarını Elazığ’da yapmaya çalıştı ancak buna müsaade etmedik.” diyor. Sol kimliğiyle bilinen Güngör Aydın, CHP içinde de kontrgerillanın uzantılarının olduğunu, kendisini Elazığ valiliğinden bu güçlerin uzaklaştırdığını düşünüyor.

Evren, hataları itiraf etmiş

Turgut Özal işbaşına geldikten sonra, “Hangi koltuktan kalkmışsam o koltuğa geri oturdum.” diyen Rıza Akdemir, İçişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcılığı görevine geri döndü. Bir süre sonra Balıkesir valiliği görevine geri geldi. Balıkesir’de bir programda Kenan Evren ile karşı karşıya geldi: “Yemekte ‘Bakanlıktan atılmama sebep kâğıdı imzaladınız’ dedim. Şaşırdı, elindeki kadeh düşecek gibi oldu. Ben her şeyi bilemem, dedi. Her şeyi bilemediğiniz bir valiyi nasıl emekli ettiniz, 33 insanın hayatını nasıl böldünüz dediğimde ‘Bazı hatalar oluyor.’ dedi.”

Diyarbakır Cezaevi araştırma komisyonu kurulsun

Askerî vesayetin ülke yönetimine el koyduğu 12 Eylül 1980 darbesinden sonra insanlık suçlarına maruz kalanlar, Diyarbakır Cezaevi için araştırma ve adalet komisyonu kurulmasını istedi. Diyarbakır Cezaevi önüne karanfil bırakan mağdurlar, yaşanan acıların hafiflemesi için işkence yapanların yargılanması gerektiğini bir kez daha dile getirdi.

78’ler Girişimi 12 Eylül’de cezaevinde yaşanan dramlara dikkat çekmek amacıyla bazı sivil toplum kuruluşu ve siyasî partilerin katılımıyla yürüyüş düzenledi. Terör örgütü PKK’nın 2008 yılında gerçekleştirdiği termoslu bomba olayının yaşandığı yerde inşa edilen Yaşam Hakkı Anıtı önünde bir araya gelen girişim üyeleri ve STK temsilcileri, buradan Diyarbakır Cezaevi’ne kadar yürümek istedi.Diyarbakır Valiliği’nin izin vermemesi üzerine her kurumdan bir kişi olmak şartıyla oluşturulan heyet, cezaevine kadar yürüdü.

Basın açıklaması yapan 78’ler Girişimi sözcüsü Ahmet Andıç, 12 Eylül askerî darbesinin mağduru olarak taleplerini şu şekilde sıraladı: “TBMM 12 Eylül gerçeğini araştırma ve adalet komisyonu kurulmalı. 82 Anayasası tamamen kaldırılmalı. Demokratik, temel hak ve özgürlükleri güvence altına alan yeni bir anayasa için tüm toplum kesimlerinin dahil olacağı bir çalışma başlatmalı.”

Aynı koğuşta yatan Ülkücüler de Dev Yolcular da yeni anayasa istiyor

12 Eylül askeri darbesi sonrasında Dev-Yol Davası’nda yargılanan Nedim Soylu (59) ve MHP Adana Davası nedeniyle cezaevinde yatan Seyfi Atmalıoğlu (50) 31. yılında darbenin izlerinin silinmesi için özgürlükçü bir anayasa yapılmasını istiyor. Mamak Cezaevi’nde kalan Soylu ile Atmalıoğlu’nun ortak beklentisi ise özgürlükçü anayasanın bütün partilerin katılımıyla hazırlanarak darbenin izlerinin bir an önce silinmesi.

Nedim Soylu, örgüt yöneticiliği yapmak ve adam öldürmek suçlarından 13 yıl boyunca Sıkıyönetim Komutanlığı 2 No’lu Askerî Mahkemesi tarafından tutuklu yargılandığını ve cezasının önce idama, daha sonra da müebbet hapse çevrildiğini söyledi. 12 Eylül sürecinin, Cumhuriyet tarihinin en karanlık ve utanç verici dönemi olduğunu belirten Soylu, darbenin 31. yılında o dönemin ürünü olan bir anayasa ile yönetilmenin Türkiye’ye yakışmadığını anlattı. Soylu, “AK Parti, darbeci yapılanmaya karşı durmanın simgesi haline geldi. Yapılan düzenlemeler çok önemli. Türkiye’de işkence kalktı.” diye konuştu. Darbeci yapılarla mücadeleyi asıl yapması gerekenlerin sosyal demokrat kültürden gelenler olması gerektiğini anlatan Soylu, “Darbeci zihniyetle mücadeleyi başka ülkelerde sol partiler üstlendi. CHP de bir an önce AK Parti gibi özgürlükçü bir anayasa için inisiyatif almalı. Bu sürece ortak olmalı. Ülkücüleri Mamak’ta tanıdım. Kim işkence görürse birbirimizin yarasını sarar ve su verirdik.” dedi.

12 Eylül döneminde Adana Ülkücü Gençlik Derneği üyesi olan Seyfi Atmalıoğlu, 1978’de işlenen bir cinayetten dolayı tutuklandığını söyledi. Atmalıoğlu, “Anayasa değişikliği Türkiye’nin çağı yakalaması noktasında büyük katkı sağlayacak. Toplumun bütün katmanlarıyla insana değer veren, insan haklarına saygılı, yeni bir Anayasa’ya acil ihtiyaç var. Her iki kesimde de yetişmiş kadrolar vardı. Türkiye’nin kalkınmasında rol alacaklardı. Maalesef bu kadrolar Mamak cehenneminde yok edildi.” ifadelerini kullandı.

İdama götürülen arkadaşlarım, nişan yüzüklerini bana verdi

 

Niğde’nin Kemerhisar beldesinde yaşayan Ahmet Solak (56), 12 Eylül döneminde idama götürülen birçok ülkücü arkadaşının nişan yüzüklerini kendisine teslim ettiğini söyledi. Solak, “Artık 12 Eylül’ler yaşanmasın. Bizim canımız yandı, neslimizin canı yanmasın.” dedi.

Haksız yere idamla yargılanarak cezaevlerinde işkence çektiğini ifade eden Solak, gencecik arkadaşlarının kanlı gömleğini yıkadığını, idam edildiklerini gördüğünü dile getirdi. “12 Eylül’ü hazırlayan zihniyete soruyorum, hiç mi vicdanlarınız sızlamıyor?” diye soran Solak, “Cezaevindeyken hep şunu hayal ettim; eğer 12 Eylül’ün mimarı Kenan Evren mahkûm, ben gardiyan olsaydım, vicdanım sızlar, ona, bana yaptırdığı işkenceyi yapmazdım.” dedi.

Cezaevinden çıktığında iş bulamadığını belirten Solak, “Nereye gidip iş başvurusu yaptıysam kırmızı zarflı personel diye işe almadı. Bana 12 Eylül’ü yaşatanları Allah’a havale ediyorum. Hükümetimden, Kenan Evren ve onun gibi zihniyete sahip kişilere bir an önce cezasını vermesini istiyorum.” diye konuştu.

Oğlu idam edilen anne: Yüreğimdeki ateş 31 yıldır sönmüyor

12 Eylül 1980 darbesinin ardından 18 yaşında tutuklanan ve 21 yaşında idam edilen Halil Esendağ’ın ailesi, oğullarının ölümünden sorumlu tuttukları 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren’in yargılanmasını istiyor. Manisa’nın Saruhanlı ilçesi Gözlet köyünde yaşayan Halil Esendağ’ın babası Toker (77) ve annesi Mürüvvet Esendağ (75), yıllardır çektikleri sıkıntıları hâlâ unutamadıklarını, idam edilen evlatlarının acısını yüreklerinde taşıdıklarını belirtti. Anne Mürüvvet Esendağ ise evlat acısının tesellisinin olmadığını kaydederek, “Benim yüreğim yandı, yüreğimdeki ateş 31 yıldır sönmüyor. Kenan Evren, memleketi kurtarmak bahanesiyle gencecik evlatlara kıydı. Ben yıllardır ağlıyorum. Ahirette iki elim yakasında olacak.” dedi.

Baba Toker Esendağ ise o dönemde oğullarının avukatlığını, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın üstlendiğini söyledi. Kenan Evren hakkında geçen yıl suç duyurusunda bulunduklarını vurgulayan Baba Esendağ, “12 Eylül sorumlularının cezasız kalmamasını diliyoruz.” diye konuştu.

’12 Eylül’de oynanan oyunları göremedik, gençlerin diyalog kurması gerekiyor’

12 Eylül 1980 askerî darbesi öncesinde sağ görüşlü olarak Ülkü Ocakları’nda bulunan Yusuf Kenek (54), üniversite yıllarında cezaevinde elektrikli sandalyede işkence gören arkadaşının karşısına oturtularak yaşananların izlettirildiğini söyledi. Kavgayı körüklemek için yüzlerce üniversite öğrencisinin okullardan atıldığını belirten Kenek, gençliğin verdiği heyecanla üstlerinde oynanan oyunu göremediklerini ifade etti. Kenek, her dönemde kavgadan uzak durularak diyalog içinde olunması gerektiğini vurgulayarak, gençlerin fikirleri ile insanları aydınlatması gerektiğinin altını çizdi.

12 Eylül 1980 askerî darbesi öncesi olaylara karışan yüzlerce öğrenciden birisi de Kocaeli’nde ikamet eden Yusuf Kenek. Gençliğin verdiği heyecanla o dönemki olayları doğru şekilde analiz edemediklerini söyleyen Kenek şunları söyledi: “Ortak paydada buluşulmuş olsaydı bu ülkede bu kadar genç fidan biçilmezdi. Gençler, tahsillerinin en iyisini yapmalı. Bu ülkeyi çok sevsinler. Dış güçlerin oyuncağı olmasınlar.”

 

 

Kategoriler:ASDER, hukuk, kanun, tsk Etiketler:, , , ,

TSK İçinde Darbeci Damar Hâlâ Aktif

1997’de YAŞ kararıyla TSK’dan atılan Emekli Binbaşı Mustafa Hacımustafaoğulları, savcıların ihbar kabul edeceği şok ‘darbe planları’nı Akit’e anlattı.

TSK içindeki darbeci damarın kesilmediğini söyleyen Hacımustafaoğulları, bugün halen darbe planları yapıldığını ifade etti. Hacımustafaoğulları, BÇG’ye karşı kurmayı düşündüğü Doğu Çalışma Grubu ve bunun neden sonuçsuz kaldığını da ilk kez Akit’e açıkladı.

Silahlı Kuvvetler’in son 10 yılda geçirdiği değişim çok konuşuluyor… Ordunun bugün geldiği nokta nedir?

Çok ciddi farklar var. Ordu mensupları, almış olduğu eğitim gereği, ülkenin sahibi olarak kendisini görüyor. “Siviller her an yanlış yapabilir. Siviller potansiyel tehlike ve tehdittir. Ülkenin sahibi askerdir.” Bu bilinçle yetiştiriliyor asker! Durumdan vazife çıkartan bir anlayış, dizayn etme anlayışı var eğitiminde… Halbuki Türkiye, anayasada tanımlanan haliyle, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir. Yani Türkiye’nin yönetiminden sivil iradeyle gelen iktidar sorumludur. Askeri politikalar da buna dahildir. Silahlı Kuvvetler, hiçbir zaman kendini siyasi iradenin faaliyet alanı içinde göremez. Ama maalesef, geçtiğimiz 10 yıllarda Silahlı Kuvvetler’in içindeki gruplarca Türkiye’de siyasi ortam şekillendirildi. Siyasiler istifaya zorlandı, neler neler yaşandı… Geçmişte ordu, siyasetin emrinde değildi, tam tersine siyaset ordunun emrindeydi.

Siyasete balans ayarı yapıyordu ordu, biliyorsunuz. Çevik Bir söylemişti bunu ve kimse de ona “Sen kimsin?” diyemedi. Bu yanlışı yürekli bir şekilde ortaya koyan yoktu, söyleyenlerin başına gelmeyenler kalmıyordu. Bugün geldiğimiz nokta ise 12 Eylül 2010 referandumunun ardından en başta ‘üniformalı anayasa’dan kurtuldu. Bugün çok farklı bir noktadayız. Yüksek Askeri Şura kararlarına yargı yolu açıldı mesela… Zihniyet değişti, en başta bunu söylememiz gerekir. Kenan Evren’den hesap soruluyor bugün, hiç akla gelecek bir şey değildi. Türkiye’nin darbecilere hesap sorması bile çok büyük bir aşama katettiğinin göstergesidir. Darbe planları ortaya çıkarıldı ve Ergenekon yargılanıyor bugün… Askerin “lâyüsel” (hesaba çekilmez) durumu değişti, bugün muvazzaf tutukluların sayısını aklınıza getirin, Türkiye’de nelerin değiştiğini görün!

Askeri okullardaki eğitim anlayışına nasıl bakıyorsunuz?

Zemin, darbeci zihniyet yetiştirmeye çok müsait… Eğitim sisteminde yanlışlık var. Evvelâ TSK’ya eleman temininde izlenen yol yanlış. Delikanlı askerî liseye girmek istiyor, annesi başörtülüyse kabul olunmuyor. Bu ne demektir ya hu! Ayrımcılığın daniskasıdır bu. O zaman siz hangi kesimden orduya eleman alıyorsunuz? Bu ülkenin kadınlarının yüzde 70’i başörtülü… Türkiye’nin gerçeği bu! Sen kalkıyorsun, yüzde 70’i yok sayıyorsun. Oysa ortalamaya vurduğun zaman TSK’daki askerlerin yüzde 70’inin hanımının başörtülü olması lazım. Peki, benim askerlikten atılmamın sebebi ne? Hanımımın başörtülü olması… Türkiye’nin gerçeğine aykırı. Ordunun bütün mensuplarını plajdan seçmesine benziyor bu durum. Aynı şekilde eğitim sisteminin de değişmesi lazım. Bakanlık, askeri okullara müfettiş gönderebiliyor mu?

Mardin ve Diyarbakır’da PKK’nın yaptığı saldırılarda ağır kayıplar verdik.

Tabii saldırılarda her yurttaşımız gibi biz de üzüldük… Fakat ertesinde gelen ‘Özel Harekat’ın yeniden canlandırılması kararı olumlu bir gelişme… Yerinde bir karar… Kesinlikle Silahlı Kuvvetler terörle mücadelede kullanılmamalı… Hatada ısrar etmenin bir anlamı yok. Teröristlerin korkulu rüyasıydı özel timler, bunu herkes biliyor. 30 bin ciğerparemizi kaybettik. Ben öyle inanıyorum ki hükümetin başlattığı bu çalışmalardan sonra Kandil’deki teröristler kara kara düşünmeye başlamıştır. Ayrıca askerlik eğitimi de temel askerlik eğitimi olarak 3 ay gibi bir süreyi kapsamalı…

Siyaset-TSK ilişkilerini nasıl görüyorsunuz?

Türkiye’de AK Parti’yle çok farklı bir ortam oluştu. Bir istikrar ortamı var bugün. Darbelerin 3 temel sebebi var: Birincisi darbeci damar; bu ekip her zaman var. Şu anda da var. Sadece yöntemler değişti. Yöntemleri değişti ama halen TSK içinde darbeciler var. Yargılamalardan ders aldıkları için şu anda bu tür konuları yazışmalarla yapmıyorlar, sözlü halde rapor veriyorlar birbirlerine… Telefonlar kullanılmıyor, bir araya geldiklerinde görüşmüyorlar, şimdilerde bu şekilde yürütüyorlar bu planları… Uyandılar artık, belge bırakmama gayretindeler. Şimdilerde azınlık halinde sürdürüyorlar bu planları…

Nerede yoğunlaşıyorlar peki?

Karada da var, denizde de, havada da! Her yerde varlar. Planları hepsi için geçerli.

Türkiye’deki darbelerin sebebi?..

Birincisi darbeci damar dedik… İkincisi yasal dayanak… Kenan Evren darbeyi yaparken kılıfını da hazırladı, bu şekilde yaptılar bu işleri… Yasalardan darbeye kılıf hazırladılar. Üçüncüsü de siyasi istikrarsızlık. Türkiye’de 2002’den bu yana darbe yapılamamasının en temel sebebi siyasi istikrarın var olmasıdır. 2002’den bu yana neden darbe yapılamadı? Çünkü güçlü bir siyasi irade var. Hadi deyince yıkılacak bir iktidar yok şu anda. Geçen seneki YAŞ, bunun en güzel örneği oldu. Diklenmeyen fakat dik duran anlayış, milletin de dikkatini çekti.

Balyoz, Sarıkız, Ayışığı idi eski darbe planlarının isimleri… Yenilerinin de isimleri var mı?

Var tabii… Kod isimlerini de buldular. Tilki, Kurt, Kartal, Martı gibi isimleri var yeni darbe planlarının… Bunlar tabii geçmişte hazırlanan Suga, Oraj, Sakal, Çarşaf gibi planların yeni karşılıkları…

Siyasi destekleri olduğu düşüncesinde misiniz?

O yol tıkandı bugünkü haliyle… Türkiye’deki siyasal ortam büyük ölçüde değişti. O yüzden öyle bir destek bulmaları zor.

Tutuklamalar sonrası orduya saygının azaldığı yönünde bir görüş var, ne dersiniz?

TSK içindeki bazı çetelerin yapmış olduğu faaliyetler tabiidir ki milletin orduya duyduğu güveni azaltacaktır. Askerî okullara başvurular yüzde 30’lar oranında düştü. Halkın bunları doğru bulması beklenemez. Bölgemizde güçlü bir orduya ihtiyaç var. Bunu kimse inkâr edemez ama milletiyle beraber güçlü bir ordu lazım. Bugün bütçede en büyük pay ordunun ve millet orduya verdiği parayı kıskanmıyor. Çünkü kendisini koruyan güç ordudur. Ama orduda yanlış oluşumlar varken de sırf ‘orduya saygı azalmasın’ diye bu operasyonlar ertelenemez. “Ordu milletin gözbebeğidir.” Kimse kusura bakmasın, ordu bu haliyle gözbebeği falan değil! Gözün biri kör! Orduyla alakalı atılması gereken adımlar atıldığı takdirde orduya güven nihai aşamada tavan yapacaktır. Geçmişteki gibi CHP’yle işbirliği halindeki orduya güven mi olurmuş?

FAHRETTİN DEDE / YENİ AKİT

Evren’in Ömründen 10 Yıl Gitmiş !

Gözaltılar, idamlar, açlık grevleri, fişlemeler, sürgünler, yasaklar, yakılan kitaplar, işkenceler, intiharlar korkutmadı da Kenan Paşa’yı, 12 soru canından bezdirmiş netekim…

Metin Çetingüleç/ Takvim

‘İfade verdiğim gün ömrümden 10 yıl gitti’

12 Eylül darbesini yapanlarla ilgili yargı yolu açıldıktan sonra dönemin Genelkurmay Başkanı Kenan Evren, 6 Haziran’da Ankara Cumhuriyet Başsavcı Vekili Hüseyin Görüşen’e ifade vermişti.

Evren’e 12 soru yöneltildi.
Yaklaşık 2,5 saat süren sorgulama Evren’in Ankara Merkez Orduevi kampusundaki lojmanında gerçekleştirildi.

Peki daha sonra ne oldu?
Evren, kendisini ziyarete gelen yakınlarına ifade sırasında ne hissettiğini anlattı.
Sözleri içerisinde bir cümle var ki, Evren’in içinde duygularını özetlemeye yetiyor:
“Ölsem daha iyiydi.”

***

Dahası var:
Darbe sonrasında Cumhurbaşkanlığı da yapan Kenan Evren, savcıya ifade vermek zorunda kalmasını “Bu günleri göreceğime ölsem daha iyiydi. O gün ömrümden ömür gitti. En az 10 yıl yaşlandım” diyerek değerlendirdi.

***

İfade almaya gelen savcının kendisine çok saygılı davrandığını, sorgu boyunca ceketinin düğmesini dahi açmadığını ve sürekli “Sayın Cumhurbaşkanım” diye hitap ettiğini belirten Evren, savcıya çay ikram etmek istediğini, onu dahi “görev başındayız” diyerek kabul etmediğini söyledi.

Evren, savcıya yaptığı savunmanın benzerini yakın dostlarına da aktardı: “O dönemde kan gövdeyi götürüyordu. Kurumlar çalışmıyordu. Biz de yetkimizi kullanarak çalışmayan yönetime el koyduk. Bunu ülkemizin selameti için yaptık.”

***

Peki gerçekten ülkeye selamet geldi mi?
İnsanlar huzur buldu mu?

Darbeden sonra yüz binlerce insan büyük acılar yaşadı.
12 Eylül mağdurları ve yakınları o döneme ait belge bilgi ve fotoğrafları birçok şehirde kurulan gezici Utanç Müzesi’nde sergiledi.

O müzede yaşanan acıların rakamları da yer alıyordu:

-650 bin gözaltı.

– 517 idam cezası.

– Bazıları çocuk yaşta 49 idam.

– Cezaevlerindeki açlık grevlerinde ölen 14 genç.

– Fişlenen 1 milyon 683 bin kişi.

– Yurt dışında yaşamak zorunda kalan 30 bin kişi.

– Sürgün edilen öğretim üyeleri, öğretmenler, memurlar…

– Yasaklanan, yakılan kitaplar, filmler, susturulan, hapse atılan, öldürülen gazeteciler.

– Gözaltında ve cezaevlerinde işkence sonucu öldürülen veya intihar eden yüzlerce insan…

***

Evren daha önce de 12 Eylül yöneticilerine yargı yolunu açan Anayasa değişikliği referandumda kabul edilirse “intihar ederim” demişti.

Değişiklik kabul edildi.
Evren Paşa 94 yaşında. “Vatandaşlarımın duasıyla yaşıyorum” diyor!

Metin ÇETİNGÜLEÇ – TAKVİM

Savcıdan Şahinkaya’ya: Amerika’ya darbe için icazet almaya mı gittiniz?

MUTLU ÖZAY, EYÜP KARA – 09.06.2011 Kenan Evren’in ardından 12 Eylül darbesinin ikinci adamı Tahsin Şahinkaya’nın da (86) ifadesi alındı. Şahinkaya’nın tedavi gördüğü GATA’ya giden savcı, 12 soru yöneltti.En dikkat çekici olanı, darbeden hemen önce yapılan ABD ziyaretiyle ilgiliydi. Dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı, Amerika’dan 11 Eylül 1980’de yani darbeden bir gün önce dönmüştü. Savcı, ziyareti hatırlattıktan sonra ‘seyahatin darbeye icazet alınmak için mi gerçekleştirildiğini’ sordu. Şahinkaya ise programın NATO tarafından daha önceden tespit edildiğini, ‘icazet ya da bilgilendirme’ gibi bir girişim olmadığını söyledi.

Özel yetkili İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili Fikret Seçen, Ankara Cumhuriyet Başsavcı Vekili Hüseyin Görüşen tarafından yürütülen ’12 Eylül darbesi’ hakkında açılan soruşturma kapsamında Şahinkaya’nın ifadesini almak üzere dün sabah GATA Haydarpaşa Hastanesi’ne geldi. Başsavcı Seçen, yaklaşık bir buçuk saat süren ifadenin ardından saat 12.00’de hastaneden ayrıldı. Şahinkaya’nın, sorgu sırasında Kenan Evren gibi darbeyi İç Hizmet Kanunu’nun 35. maddesi çerçevesinde yaptıklarını ve pişman olmadığını söylediği öğrenildi.

Çıkışta gazetecilere bilgi veren Tahsin Şahinkaya’nın avukatı Ömer Nihat Özgün, Ankara’da ifadesi alınan Kenan Evren’e sorulan soruların müvekkiline de yöneltildiğini aktardı. Müvekkilinin çok rahat bir şekilde bütün soruları cevaplandırdığını belirten avukat Özgün, “Toplam 6 sayfa süren bir ifade alındı. Bundan sonra ikinci süreç başlayacak. Bu süreçte cumhuriyet başsavcılığı ya dava açacak ya da takipsizlik kararı verecek.” dedi. Şahinkaya ile Evren’in verdiği ifadelerin benzer nitelikte olduğunu vurgulayan Özgün, “Yani kısaca bu hareketi yapmaktan pişman olmadığını söyledi. Savcıya, sağlık sorunları sebebiyle yattığı hastaneye geldiği için teşekkür etti. Çok düzgün ve rahat bir ortamda ifade alındı.” diye konuştu.

Özgün’ün verdiği bilgiye göre Başsavcı Vekili, Şahinkaya’ya darbeden 1 gün önce Amerika’dan dönmesini de hatırlattı. Avukat Ömer Nihat Özgün, Tahsin Şahinkaya’nın bu soruya verdiği cevabı şöyle anlattı: “Kendisi bu seyahatin daha önce NATO tarafından düzenlenen, Amerika’ya gidilen bir gezi olduğunu, hatta gitmek istemediğini; ancak dönemin Genelkurmay Başkanı’nın ‘git ama 11’inde dön’ dediğini söyledi. Eşinin rahatsızlığını bahane ederek de bu tarihte döndüğünü aktardı. Kesinlikle Amerika’dan icazet almak ya da bilgilendirmek gibi bir olayın olmadığını dile getirdi.” Bu konuya Şahinkaya’nın anılarında da yer verildiğini hatırlatırken, “Dönmeden önce Amerika Genelkurmay başkanı ile kahvaltı yaptığını, ona herhangi bir şey bildirmediğini, 12 Eylül’de Amerika Genelkurmay başkanına ‘Türkiye’de askerler yönetime el koydu’ denildiğinde kendisinin ‘Daha dün sabah beraber kahvaltı yaptık. Niye bana söylemedi?’ şeklindeki ifadesini de bir anı olarak anlattı.” açıklamasını yaptı. Avukat Özgün kendi kanaatine göre soruşturmanın bugünden itibaren bittiğini ve sorulan sorularla ilgili konsey üyelerinin yargılanmasının mümkün olmadığını iddia etti. Özgün, 761 sayılı Ceza Kanunu’na göre dava ve ceza zamanaşımının dolduğunu öne sürerek, 82 Anayasası’nın 15. maddesinin de bir af niteliğini taşıdığını kaydetti.

Başsavcı protokol kapısından girdi

Tahsin Şahinkaya’nın ifadesini almak üzere GATA Haydarpaşa Hastanesi’ne gelen İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili Seçen, saat 10.00 sularında ‘1 No’lu Kapı’ olarak bilinen ve protokolün kullandığı kapıdan giriş yaptı. Buradan ana kapıya yönlendirilen Seçen ve korumalarının bulunduğu araçlar, hastane bahçesinden nizamiyeye geçti. Burada kadın bir subay tarafından karşılaşan Seçen, tokalaştığı subayla birlikte aracına binerek Şahinkaya’nın tedavi gördüğü bölüme gitti.

KAYNAK : ZAMAN

Kategoriler:ASDER, hukuk, tsk Etiketler:, ,