Arşiv

Posts Tagged ‘mısır’

İsrail, Türkiye’nin bu tatbikatını konuşuyor

Her biri adeta güç gösterisine dönüşen tatbikatlar ‘savaş hazırlığı mı’ yorumlarını daha da alevlendiriyor. Türkiye’nin son hamlesi İsrail’de paniğe neden oldu…
Ortadoğu’da sular durulmuyor. İran’ın büyük tepki çeken Hürmüz Boğazı tatbikatının ardından, ABD ile İsrail, Türkiye ile Mısır art arda askeri tatbikatlar gerçekleştirmeye başladı.

Türkiye ve Mısır’dan dev ortak tatbikat

Türkiye ile Mısır’ın geçtiğimiz günlerde gerçekleştirdikleri ortak deniz ve hava tatbikatı Mısır ve İsrail basınında büyük yankı uyandırdı. İsrail’in Yedioth Ahronot gazetesi, onlarca savaş gemisi, F-16 uçağı ve helikopterin katıldığı tatbikatın son aylarda bölgede düzenlenen en büyük tatbikatlardan biri olduğunu yazdı. “Dostluk” adlı tatbikatın görüntüleri Mısır basınında da uzun uzun verildi. Tatbikat sırasında denizde gerçekleşebilecek olası bir saldırı canlandırılırken açık denizde savunma tatbikatları yapıldı.

İran’da şimdi kara birlikleri hazırlanıyor

İran ordusunun Hürmüz Boğazı’nda 10 gün süren deniz tatbikatının ardından şimdi de kara tatbikatının hazırlıklarına başladı. Fars haber ajansının Devrim Muhafızları Halkla İlişkiler Birimi’ne dayandırdığı habere göre, ağır kış şartlarının sürdüğü ülkenin doğusunda kara tatbikatının hazırlık safhası başladı. Tatbikatın pazartesi başlayacağı belirtildi. İran önümüzdeki günlerde Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı’nda tekrar donanma tatbikatı yapacağını da açıkladı. İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki provaları ABD ile gerginlik yaratmıştı.

Binlerce Amerikan askeri İsrail yolunda

Rus haber kanalı RT, ABD ve İsrail’in tarihlerindeki en büyük askeri tatbikatı gerçekleştirmeye hazırlandıklarını yazdı. Habere göre binlerce Amerikan askeri İsrail’e doğru yola çıktı. Tam tarihi açıklanmayan yaklaşık 12 füze tatbikatının Tahran’ı endişelendireceği düşünülüyor. Tahranlı yetkililer bunu ‘büyük bir şeyin hazırlığı’ şeklinde yorumluyor. İsrail gazetesi Jerusalem Post ise Amerikalı Komutan General Frank Gorenc’in, “Bu yalnızca bir egzersiz değil binlerce Amerikan askerini içeren bir mevzilenme” sözlerini aktardı.
HABERNAME

Libya ordusunu Türkiye eğitecek

Libya Ulusal Geçiş Konseyi Başkanı Abdülcelil: ”Libya ordusunun Türkiye’de eğitim alabilmesi için mutabakata vardık”

-”Seyfülislam Kaddafi, Libya’da başkent Trablus’ta yargılanacak”
Libya Ulusal Geçiş Konseyi (UGK) Başkanı Mustafa Abdülcelil, ”Libya ordusunun Türkiye’de eğitim alabilmesi için mutabakata vardık” dedi.
Abdülcelil, Zilitan’daki temasları sırasında AA muhabirine, Türkiye’deki temasları ve Libya’da yaşanan geçiş dönemiyle ilgili yürütülen çalışmalar hakkında açıklamalarda bulundu.
Geçen hafta İstanbul’a gittiğini hatırlatan Abdülcelil, Muammer Kaddafi iktidarına karşı yaşanan çatışmalarda yaralanan ve tedavilerine Türkiye’de devam edilen, ”Özgürlük savaşçıları”nı ziyaret etme fırsatı da bulduğunu belirtti.
Yaralıların durumu hakkında bilgi aldığını ve kendileriyle görüştüğünü anlatan Abdülcelil, ayrıca Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a da geçmiş olsun dileklerini ilettiğini ifade etti.
Erdoğan’ı, sağlıklı bir şekilde görmekten duyduğu memnuniyeti dile getiren Mustafa Abdülcelil, ”Başbakan Erdoğan ile bazı konularda görüşme fırsatı bulduk. Libya ordusunun Türkiye’de eğitim alabilmesi için mutabakata vardık. Bu arada düzenli orduya geçiş için de çalışmalarımız sürüyor. Savunma Bakanımız Usame El Cuvali başkanlığında yürütülen çalışmalar gelecek hafta kamuoyuna duyurulacak” diye konuştu.
-Seyfülislam Kaddafi’nin yargılanması
Mustafa Abdülcelil, Libya’nın öldürülen devrik lideri Muammer Kaddafi’nin, 19 Kasım’da ülkenin güneyinde yakalanan oğlu Seyfülislam Kaddafi’nin yargılanma süreci ve Kaddafi döneminin askerlerinin serbest bırakılıp bırakılmayacağıyla ilgili soruları da cevaplandırdı.
UGK Başkanı Abdülcelil, ”Seyfülislam Kaddafi, Libya’da başkent Trablus’ta yargılanacak” dedi.
Hapishanede olan Kaddafi döneminin askerlerinin de serbest bırakılacağını yineleyen Abdülcelil, ”Fakat adam öldürme, tecavüz, hırsızlık gibi suçları işlemiş olanlar cezalarını çekecek” şeklinde konuştu.
Muammer Kaddafi iktidarına karşı başlatılan isyan sırasında kapatılan Tunus sınırındaki kapıların birkaç gün önce açıldığına işaret eden Abdülcelil, şu anda her şeyin kontrol altında olduğunu ve herhangi bir sorun yaşanmadığını söyledi.

Mustafa Abdülcelil, dileyenin Tunus sınırındaki hareketliliği gözlemleyebileceğini kaydetti.

HABERNAME

http://www.habername.com/haber-libya-ordusunu-turkiye-egitecek-68806.htm

Darbe Heveslileri ve Mübarek’in Kafesi

Mübarek, muhalifleri için yaptırdığı “kafesin” içinde yargılanıyor.Bizim dikta heveslileri, muhalifleri için icat ettikleri “uzun tutukluk” yönteminin kendilerine uygulanmasının şaşkını…Ahmet Altan/ Taraf

Kafes
Daha geçen yıla kadar Mısır’ın “hâkim-i mutlak”ı olan Mübarek şimdi bir kafes içinde yargılanıyor. Yirminci Yüzyıl, önce Avrupa’da sonra Ortadoğu ve Afrika’da “diktatörler çağı” oldu. Sanırım ilerde tarih yazacak olanlar Yirminci Yüzyıl’ı insanlığın bir aşamadan bir aşamaya geçişinde “köprü yüzyıl” olarak değerlendirecekler.

Benim görebildiğim kadarıyla insanlık tarihinde eşi benzeri olmayan üç büyük değişim yaşandı bu yüzyılda.

Büyük savaşlarda birbirlerini yenmek isteyen “gelişmiş” ülkelerin çabaları teknolojik ilerlemeyi olağanüstü hızlandırdı ve insana “uzay teknolojisinin” yolunu açtı.

Medya aletlerinin yaygınlaşması, siyaseti şeffaflaştırdı ve halkın siyasete katılımını sağladı.

İnsan bedeninin üretimdeki rolü azaldı ve insan “düşüncesi” yeryüzünün en fazla para getiren enstrümanı oldu.

Bu üç büyük adım, insanlığın beş bin yıllık yazılı tarihinde eşi görülmemiş değişimler…

Yirminci Yüzyıl’ın başlangıcıyla bitişine baktığımızda, tek bir yüzyılda, binlerce yılda gidildiğinden daha uzun bir mesafenin kat edildiğini görürüz.

İnsanın ancak kendi parçasını yok ederek ilerleyebilen “vahşi doğası” gereği, en büyük değişimlerin yaşandığı yüzyıl, tarihin de en kanlı yüzyılı oldu.

İki büyük “dünya savaşı”, sayısız miktarda savaş ve iç savaş yaşandı.

“Batı” dünyası kendini “gelişimin” akıntısına bırakarak, kanı, vahşeti, savaşı, diktatörlükleri, ilkellikleri yaşayıp, yaşarken değişerek Yirminci Yüzyıl’dan geçip Yirmi Birinci Yüzyıl’a, bu yeni çağa en uygun siyasal ve sosyal yapıya sahip olarak vardı.

Elbette Batı’da geçen yüzyılın tortuları var ama genel yapısı bu yeni döneme uygun.

Özellikle Ortadoğu ve Afrika ise yeni bir yüzyıla girmemekte direnç gösterdiler, dünyanın bir tür “apandisiti” halinde, işlevini yitirmiş, enfeksiyonlu bir organ gibi sürekli sancıyarak varlıklarını sürdürdüler.

Ama yeni yüzyılın ilk on yılını arkamızda bıraktığımız bu dönemde, bu “apandisit toplumların” sancısını bütün insanlık çekmeye başladı.

Bütünleşen dünyanın içinde “mikrop kapmış bir organ” olarak yaşayan bu toplumlar şimdi insanlığın ortak “operasyonuyla” ayıklanıyor.

Bir bakıyorsunuz, “hiç değişmez” sanılan ülkelerde arka arkaya halk ayaklanmaları başlıyor.

Diktatörler birer birer devriliyor.

Devrilmeleri de mukadder.

Hiçbir kurtuluşları yok.

Çünkü varlıkları, tarihin gelişimiyle çatışıyor.

Ne yazık ki birçoğu bu değişimi göremediği için “silahlı” bir direnişle gelişimi engelleyebileceklerini sanıyorlar ve “bitmiş” bir dönemin son kanları onların topraklarında dökülüyor.

Bu manasız direncin bedellerini de genellikle ağır ödüyorlar.

Mısır diktatörü Mübarek, muhalifleri için kendi yaptırdığı “kafesin” içinde yargılanıyor.

Büyük bir ihtimalle başına ne geldiğini, niye kendi yaptırdığı kafese girdiğini anlayamıyor.

Aslında, onun kafesteki resimleri bütün diktatörlere ve dikta heveslilerine örnek olacak bir görüntü.

Türkiye ise Yirminci Yüzyıl’ın acılarını çektikten sonra “hayati bir refleksle” bu değişime “kansız” ayak uyduracak bir kıvraklık gösterebildi.

Henüz bir Yirmi Birinci Yüzyıl ülkesi değiliz ama geçen yüzyıldan kalan “askerî vesayeti” temizliyoruz, demokrasiye doğru koşmasak da yürüyoruz.

Bizim dikta heveslilerinin önemli bir bölümü, “muhalifleri” için icat ettikleri “uzun tutukluk” yönteminin kendilerine uygulanmasının şaşkınlığını ve çilesini yaşıyorlar.

Eğer Türkiye, askerî vesayeti ve gizli bir diktatörlük dönemini kapatmakta gösterdiği aklı ve kararlılığı, Kürt meselesini demokrasiyle çözmekte de gösterirse, yeni yüzyıla biraz gecikerek de olsa atlamayı başaracak.

İnsanlık, yeni bir döneme geçti.

Geçmişte kalmakta ısrar, ısrar eden herkesin büyük bir bedel ödemesine yol açar.

Yeni çağı inkâr etmeye çalışan herkes Mübarek’in kafesteki resmine bakmalı bence.

Ve bilmeli ki Mübarek o kafesi yaptırırken bir gün içine gireceğini hiç düşünmedi ve bu öngörüsüzlük sonunda onu o kafese soktu.

Halkların yüzyılı başlıyor

İslami Cihat Örgütü’nün iki numaralı ismi Ziyad Nahhale Mavi Marmara gemisinin Araplara cesaret verdiğini ifade ederek “halkların yüzyılı başlıyor” dedi.

Adem Özköse’nin röportajı

Mısır halkı sonunda başardı ve Hüsnü Mübarek’i devirerek Ortadoğu’da uzun vadede büyük değişimlere neden olacak tarihi bir devrim gerçekleştirdi. Bölgeye dair hesapları altüst eden Mısır devrimi şüphesiz en fazla Filistin’i etkileyecek. Camp Davıd Antlaşması’na imza atarak Filistin mücadelesinin büyük bir mevzi kaybetmesine neden olan Mısır’ın artık bu politikasını değiştireceği yönünde bir beklenti var. Biz de hem Mısır devriminin Filistin’i nasıl etkileyeceğini, hem de Hüsnü Mübarek sonrası Mısır’da neler yaşanacağını İslami Cihad Örgütü ’nün iki numaralı ismi olan Ziyad en Nahhale ile konuştuk. Küçük yaşlardan itibaren Filistin’in özgürlüğü için mücadele eden Ziyad Nahhale, İsrail askerlerine yönelik gerçekleştirdiği silahlı eylemler nedeniyle 18 yaşında tutuklanarak cezaevine girdi. 18 yaşında girdiği cezaevinden 33 yaşında çıktı ve Fethi Şikaki ile birlikte İslami Cihat Örgütü’nün kurucuları arasında yer aldı. 1. İntifada döneminde Filistin’den Lübnan’a sürülen Nahhale, Beyrut’ta hukuk eğitimi gördü. İslami Cihat Örgütü’nün Ramazan Şallah’tan sonra iki numaralı ismi olan Nahhale, hem Amerika’nın hem de Mossad’ın terör listesinde bulunuyor. Nahhale Filistin mücadelesinin önemli aktörlerinden biri olarak kabul ediliyor ve uzun süredir Şam’da sürgünde yaşıyor.

Arap isyanı Tunus ve Mısır’dan sonra Yemen, Bahreyn, Libya gibi ülkelere de sıçradı. Arap sokakları haftalardır yönetim karşıtı gösterilerle çalkalanıyor. Bu fotoğrafı nasıl okumalıyız?

Arap dünyasında gerçek bir değişim yaşanıyor. Bu değişimin sebeplerinin daha iyi anlaşılması için şüphesiz sosyolojik araştırmalar yapılması, mastır tezleri hazırlanması gerekir. Son yaşanan olaylardan sonra bu yüzyılın “halkların yüzyılı” olacağını rahatlıkla söyleyebiliriz. Mısır ve Tunus’ta yaşanan devrimler zor ve baskıyla, asker ve polisle insanları yönetme devrinin bitmesi için atılan ciddi adımlardı. Ayrıca ABD emperyalizminin İsrail’in güvenliğini korumak için bölgede kurduğu sistem ve yapı da son Arap isyanıyla birlikte çöktü. Batı’nın desteğiyle kurulan diktatör yönetimler Arap halklarının özgürlüklerini zorla gasp etti. Ve ithal bir kültür bölgeye dayatılmaya çalışıldı. Bölge halkları Batı’nın dayattığı sistem ve kültüre göre değil; kendi değer ve kültürüne göre yaşamak istiyor. Çünkü bizim inanç ve medeniyetimiz, kültür ve örfümüz Batı’dan tamamen farklı. Dışarıdan dayatılan sistemlerle ancak buraya kadar yürünebilir. Mısır ve Tunus’daki Arap gençleri sokaklara ve meydanlara hâkim olarak büyük bir yalanı sona erdirdi ve kral çıplak dedi. Biz bu gençlerle gurur ve onur duyuyoruz. Çünkü bu gençler canları pahasına da olsa özgürlüklerine, onurlarına, tarih ve kültürlerine sahip çıktılar.

Mısır devrimi ve Mavi Marmara

Tunus’dan sonra Mısır’da da halk eski yönetimi devirmeyi başardı. Mısır halkının devrim sürecinde gösterdiği ısrar ve kararlılık bütün dünyayı etkiledi. Siz bu ısrar ve kararlılığı neye bağlıyorsunuz?

Mısır yönetimi, Camp Davıd Antlaşması ile birlikte gerek kendi halkının gerekse de bölge halklarının gözünde meşruiyetini zaten kaybetmişti. Siyonist İsrail’in bölge halklarına yönelik düşmanca tutumuna rağmen Mısır yönetimi yıllarca İsrail’in çıkarlarına hizmet etti. Bu durum, özellikle de Gazze’ye yönelik ambargo, Mısır halkının onur ve haysiyet duygularının yaralanmasına neden oldu. Türkler, Batılı gençler Gazze’ye, Filistin’e yardım etmek için büyük bir fedakârlık gösterirken, Mısır yönetimi bu insanlara engel olmaya çalıştı. Ariş’te Mısır askerlerinin Filistin Konvoyu’na yönelik gerçekleştirdiği saldırı sonucu birçok Mısırlı utancından ağlamıştı. Mısır’daki isyanda Türklerin Mavi Marmara gemisinde verdikleri mücadelenin de etkisi oldu. Mavi Marmara’da şehit düşenler İslam dünyasının gözünü açtı ve Arap gençliğine örnek oldu. Mısır halkı sonunda bir daha dönmemek üzere hapishaneden dışarı çıktı. Özgürlüğün tadını alanlar bir daha esir düşmemek için ellerinden geleni yaparlar. Mısırlılar da bir daha özgürlüklerini kaybetmemek için büyük bir direniş gösterdiler.

Mısırlılar günlerce Hüsnü Mübarek’in yönetimi terk etmesi için gösteriler yaptılar ve sonunda Hüsnü Mübarek gitti. Bundan sonra ne olacak? Mübarek’in gitmesi bütün sorunları çözecek mi?

Devrimden sonraki Mısır; devrimden önceki Mısır gibi değildir ve Mısır devrimi gerçek bir devrimdir. Mısır halkı bu devrimle birlikte sistemle arasındaki psikolojik korku duvarını yıkmıştır. Mısır halkı şehit vererek, bedel ödeyerek taleplerini karşı tarafa kabul ettirdi. Bugün Mısır’a hakim olanlar halkın önünde hiçbir gücün duramayacağını net bir şekilde gördüler. Mısır halkının direniş iradesi asker ve polisin silahlarından binlerce kez daha güçlü. Devrim sürecinde bunu hep birlikte gördük. Hüsnü Mübarek sadece bir semboldü. Halk bu devrimi eskimiş, ihanetlere batmış, halkın özgürlüklerine zorbaca el koymuş, insanların ekmeklerine göz dikmiş sisteme karşı gerçekleştirdi. Bence Mısır halkı bundan sonra geri adım atmayacak ve devrimin hedeflerini gerçekleştirmek için elinden geleni yapacaktır.

“Ordu kışlaya çekilmek istiyor”

Hüsnü Mübarek’in ardından yönetime el koyan Mısır Ordusu’nun yönetimi sivillere bırakacağına kesin olarak inanıyor musunuz?
Evet, inanıyorum. Bu denli dinamik ve inanmış bir halkın önünde hiçbir güç duramaz. Zaten Mısır Ordusu’nun da böyle bir hedefi yok. Ordu seçimlerden sonra yönetimi halka teslim edip kışlasına çekilmek istiyor. Fakat Amerika bu süreçte büyük bir mücadele vererek birlikte çalışabileceği bir kişiyi Mısır’ın başına getirmeye çalışacak. Ama Mısırlı gençler buna asla izin vermez. Mısır devrimi sadece Hüsnü Mübarek’e karşı değil; ABD emperyalizmine karşı da yapılan bir devrimdir.

Mısır’da gerçekleşen devrimin bölgeye, özellikle de Filistin mücadelesine nasıl bir etkisi olacak?

Filistin mücadelesi Camp Davıd Antlaşması ile birlikte en büyük kalelerinden biri olan Mısır’ı kaybetmişti. Mısır’ın tekrar Filistin halkının yanında saf tutacak olması bizim için büyük bir kazanım. Şu an bölgede Türkiye, İran ve Suriye’nin merkezinde olduğu İsrail karşıtı güçlü bir eksen var. Bu eksene Mısır’ın da katılması Filistin mücadelesinin yeni bir safhaya girmesine neden oldu. İsrail bölgedeki kalelerini bir bir kaybederek yalnızlaşıyor. Bu durumdan Filistin direnişi de büyük ölçü de faydalanacak.
Seçimlerden sonra sivil bir yönetim iktidara geldiğinde İsrail ile yapılan Camp Davıd Antlaşması da rafa kaldırılır mı?
Mısırla ilgili çok hızlı değişimler beklememeliyiz. Böyle bir beklenti Mısır’daki sistemi doğru okuyamadığımızı gösterir. Mısır’daki zorba yönetim çökerken arkasında büyük bir moloz yığını bıraktı. Yeni yönetimin bu moloz yığınını temizlemesi bir hayli zaman alabilir. Camp Davıd Antlaşması ilk etapta iptal edilmeyebilir; fakat yeniden yorumlanır. Bu anlaşmanın yeniden yorumlanmaya başlaması demek, eski sistemden arda kalan moloz yığınlarının da temizlenmeye başladığı anlamına gelir. Biz Filistinli direniş grupları olarak bu süreçte Mısır’a Filistin konusunda baskı yapmak yerine, yardımcı olmak istiyoruz. Siyasi tavrımız da bu yönde olacaktır.

Mısırla ilgili çeşitli senaryolar dile getiriliyor. Kimileri Mısır’ın Türkiye modelini kendine örnek alacağını ifade ederken, kimileri de Mısır’ın bölgedeki ikinci İran olabileceğinden söz ediyor. Sizce bundan sonra Mısır’da hangi model daha ağır basacak? Türkiye modeli mi, yoksa İran modeli mi?

Mısır kendi gerçekleriyle uzlaşı içinde olan yeni bir model doğuracaktır. Çünkü Mısır’ın sosyal ve siyasi şartları kendine özgüdür. Bundan sonra Türkiye ve İran dışında bir de Mısır modelinden bahsetmeye başlayabiliriz.

Peki, İsrail ve Amerika ile ilişkilerde Mısır daha çok İran’a mı benzeyecek yoksa Türkiye’ye mi?

Bana göre Türkiye’ye benzeyecek. Burada şunu da ifade etmek istiyorum. Devrim sürecinde Başbakan Erdoğan’ın Mısır halkına verdiği destek, halkın devrime olan inancını daha da arttırdı. Hüsnü Mübarek gitmeme konusunda direnince kimi Mısırlılar umutsuzluğa düştü. Fakat Başbakan Erdoğan’ın Mübarek’e gitmesi yönünde çağrı yapması, göstericilerin umudunu en üst düzeye çıkardı ve insanların devrime olan inancını daha da arttırdı.

İsrail Savunma Bakanı Mısır’daki gelişmelerden sonra savaş hazırlığına başladıkları yönünde bir açıklama yaptı. Mısır ile İsrail arasında bir savaş çıkar mı?

Bence Mısır devrimi bölgede yakında çıkacak büyük bir savaşı, İsrail’in Gazze’ye veya Lübnan’a saldırmasını engelledi. İsrail, Mısır devriminden sonra bir yere saldırmak için artık daha fazla düşünmek zorunda kalacak. Çünkü Mısır’daki devrim İsrail’i bölgede daha da yalnızlaştırdı. İsrail’in savaş tehditleri ise panik ve korkudan kaynaklanan tehditlerdir.
İslami hareketler ne istiyor?

Özellikle laik çevreler Arap isyanının başlamasından sonra Ortadoğu’nun İslami hareketlerin kontrolüne gireceği yönünde bir korkuya kapıldılar. Sizce bu korkularında haklılar mı?

Laikler bizi, bölgedeki İslami hareketleri anlamakta güçlük çekiyor. Bölgedeki güçlü İslami hareketlerin hiçbiri aşırılık yanlısı, insanlara baskı yapma taraftarı olan hareketler değil. İslami hareketler insanların inançlarını rahatça yaşayabilecekleri, Amerika’nın topraklarımızı ve emeğimizi sömürmesine izin vermeyen, İsrail terörüne karşı siyasi olarak tavır alan bir yönetim biçimi istiyor. Batılı yönetim biçimleri halkımızı fakir bıraktılar ve en temel insani haklarımızı gasp ettiler. İslami hareketler bölge insanına baskı yapma, insanları zorla Müslüman yapma derdinde değil. Biz insanların fıtratına uygun bir düzende, insana yaraşır bir şekilde yaşamasını istiyoruz. Bu yönüyle bölgedeki güçlü İslami hareketler aslında halkın doğal taleplerini yerine getiriyor. Zaten hangi düşünceye mensup olursa olsun, bu saatten sonra halka baskı yapan hiçbir sistem bölgede uzun zaman varlığını sürdüremez. Bölgenin inanç ve kültürüyle barışık olan hareketler bölgedeki etkilerini daha da arttıracaklar. Bundan dolayı bölgenin geleceğinde İslami hareketlerin etkileri geçmişten daha fazla olacak.

Gerçek Hayat