Arşiv

Posts Tagged ‘pkk’

NEREDE YANLIŞ YAPTIK?

Her batıl davanın hak bir tarafı vardır. İnsanlar yaratılış itibari Ahsen-i Takvim (en güzel) suretinde yaratıldığı, daima doğruyu, güzeli, adaleti, eşitliği bulma fıtratında olması hasebi ile tüm tarih boyunca kendine göre doğru bildiği yolda yürüme gayretinde olmuştur. Bazen doğru bildiği yol çok zararlı da olsa ısrarla bu yolda yolculuğuna devam etmiştir. Komünizm gibi bir dava bile temeline baksanız ekmeğin, refahın adilane paylaşımı anlayışı üzerine oturtulduğu halde neticesi itibari ile milyonlarca insanın zulüm görmesine, toplumun büyük kesimin yoksullaşmasına sebebiyet vermiştir. Ama 70 yıl boyunca da milyonları kendisine bir şekilde bağlayabilmiştir.

 

Bu yönü itibari ile bakıldığı zaman 1984 yılından itibaren fiili olarak içinde olduğumuz bu terör fitnesi neyin nesidir? Niçin bu musibetten kurtulamıyoruz? Neleri yanlış yapıyoruz? Bugün sosyal medyada sadece bir amaç uğruna milyonlarca insan (çoğu da insanlık için bir şey ifade etmeyen saçma-sapan uçuk-kaçık amaçlar) dünyanın çeşitli ırklarına, dinlerine, milletlerine bağlı olduğu halde bir araya gelebiliyor, aynı amaç doğrultusunda buluşabiliyorlarsa bizler yüzyıllardır aynı dine, aynı peygambere, aynı kitaba, aynı geçmişe sahip olduğumuz halde niçin beraber yaşamayı beceremiyoruz? Bir yerlerde hatamız olmasa kader bu musibeti başımıza fitne olarak vermezdi. Çünkü bizler “başınıza gelen musibetler kendi ellerinizle yapmış olduğunuz hatalar sebebi iledir” anlayışına sahip bir dinin fertleriyiz. Hatayı mutlaka öncelikle kendimizde arama mecburiyetindeyiz. Yoksa yaşananlara 3-5 çapulcunun ve dış güçlerin desteği ile olan işler mantığı ile bakarsak sadece kendimizi kandırmış oluruz ve bugüne kadar çoğunlukla olduğu gibi zamanımızı gereksiz yere harcarız. 13-14 yaşında daha henüz çocuk yaştaki teröristi dağa çıkaran sebep nedir, hangi cazibe bu çocuğu dağa çıkarabiliyor? O cazibeyi niçin devlet olarak biz veremiyoruz? Bu soruların cevaplarına mutlaka çok kafa yormalıyız…

 

Öncelikle kendi ev ödevimize çalışmamız gerekiyor. Bünyemizi hastalıklara karşı sağlam tutmak zorundayız. Bir sınıfta misal olarak iki öğrenciyi ele aldığımızda bir öğrenci sık hasta olduğu halde, diğer öğrenci aynı fiziki ortamda bulunduğu halde hasta olmuyorsa aradaki tek fark hasta olmayan öğrencinin bünyesinin sağlam olmasıdır. Yaşanan hadiseleri dış güçlere havale yapmanın kolaylığından kurtulmamız gerekiyor. Elbette şer güçler elinden geleni ardına koymayacaktır. Bizlere ikinci bir Sevr yaşatılması için her gayreti göstereceklerdir. Buna eminiz. Nitekim bugün batılı birçok liderin yüzlerine bunu artık açıkça ifade edebiliyoruz. Ancak siz hastalığa eğer doğru teşhis koyabilirseniz hasta süratle tedavi olur. Yanlış teşhis konuldu ise en konforlu hastanelerde de tedavi olsanız, en pahalı ilacı da kullansanız tedavi olmanız mümkün değildir. Hepimizin başına gelmiştir. Bazen basit ve çok ucuz bir ilaç sizi tedavi eder. Bugün kullandığımız ilaç çok pahalı. Ülkenin önemli gelir kaynakları, insan kaynakları, enerjisi boş yere heba edildi, ediliyor.

 

Doğru teşhis noktasında fikirlerimi arz etmek istiyorum. Kadere fetva verdiren ve bu terör belasını başımıza saran Kur’ana muhalif 3 büyük yanlışımız var görünüyor. İslamiyet’in pek çok kanun-u esasisi vardır. Asayişi muhafaza eden 3 temel prensibi izah etmeye çalışacağım;

 

  1. “Bir kimsenin suçunu başkası yüklenemez. Bir kimsenin suçu yüzünden en yakını dahi (velev ki babası da olsa) suçlanamaz” .

 

Aynı zamanda bu kaide temel hukuk kurallarının en önemlilerindendir. Suçların şahsiliği prensibi vardır. Suçun cezası işleyene aittir. Bu kaideye muhalif olarak bizler bir cani yüzünden bazen bütün köylüyü suçlu ilan ettik. Ona göre muamele yaptık. Babası terörist ise yedi sülalesini terörist ilan ettik. Hiç unutmuyorum. 1987 yılında ilk şark yerim olan Siirt’e tayinim çıktığında 1975-1980 yılları arasında BATMAN petrol rafinerisinde görev yapmış akrabalarım vardı ve şu anda İstanbul’da ikamet ediyorlardı. O köyün muhtarına (şu anda ismini hatırlayamıyorum merkez köylerinden birisi idi) selam söylememi istediler. Rafineride beraber çalışmışlar. Katıldıktan 3 ay sonra o köye gitmiştim ve muhtar ile tanışmıştım. Sonrasında kendisinden süt-yoğurt aldık ve güzel bir ilişkimiz olmuştu. Akrabalarım ile olan irtibatlarından bahsetmişti ve ne kadar samimi hatıralarını anlatıyordu. Sonrasında ilişkimiz kesildi ve ben köye gittiğimde muhtarı soğuk ve solgun gördüm. Maalesef köyde terörist barındırmaktan, müdahale etmemekten ciddi hesaba çekilmişti. Bu kadar söylüyorum. Siz anlarsınız. Kendisini tanımasam vatanseverliğinden kuşku duyabilirdim. Ve kendisini gayet bitkin ve küskün görmüştüm. Çok üzülmüştüm. Hâlbuki değil bir cani, bütün köy cani olsa, içlerinde bir masum olsa o masumun hatırı için o köy helak olsun demeye hakkımız yoktur. Bu hatayı bazen siyasette de acımasızca uyguluyoruz. Kendi partimizden birisini ne kadar kabahatli de olsa kusurlu görmüyoruz, ancak muhalif partiden âlim de olsa kendisini cani ilan edebiliyoruz. Dinimiz mutlak adaleti emreder.

 

  1. 2.      “O kavmin efendisi kavmine hizmet edendir. Yani kim milletin efendisi olmak isterse milletine hizmet etme mefkuresinde olacak”.

 

Zamanla İslami terbiyenin zayıflaması ve ubudiyet vazifesinin ihmal edilmesi ile memuriyet bir hâkimiyet, benlik ve tahakküm aleti olmuş. Bu tahakkümün neticesinde de halk memuriyete ve memurlara soğuk bakmış. Özellikle bölge halkında bu soğukluk maalesef günümüze kadar devam etmiş. Adeta bir jandarma eri köyü titretmeye yetmiş. Nerede hizmetçilik, nerede hizmet? Bu konuda yaşanmış çok hikâye var. Bir tanesini anlatsam herhalde meselenin anlaşılması için yeter. Geçtiğimiz hafta bir arkadaş meclisinde idik. Emekli bir Alb. arkadaşım anlatıyor; “Diyarbakır’ın Bismil ilçesinde bir göreve gidiyoruz. Yolda mola verdik. Köy kahvesine gittim. Selamünaleyküm dedim. Kısa bir şaşkınlıktan sonra köylüden Aleykümselam cevabını aldım. Orada kaldığım yarım saat içinde öyle bir kaynaşma oldu ki kalkmaya yakın köylünün biri biraz da oluşan samimiyet ortamına göre dedi. Siz böylesininiz ama filan köyde bir uzman çavuş var. Ben bu köyün (Haşa) Allah’ım diyor diye. Tabi şaşırdım bir şey diyemedim” dedi. Sadece bu misal bile meselenin anlaşılması için yeterli sanırım.

 

  1. 3.      “Hariçteki düşmanlıkların tecavüzlerine karşı dâhildeki adaveti unutmak ve birbirimize tam tesanüt vermektir”.

 

Bu kadar düşmanların silahlarını bize çevirdiği bir zamanda dâhili anlaşmazlıklarımız sebebi ile birbirimiz ile uğraşmak, enerjimizi içerde harcamak ne kadar büyük cahilliktir? Derhal ayrılıklarımızı bir daha erişemeyeceğimiz raflara kaldırmak mecburiyetindeyiz. Halikımız bir, Rezzak’ımız bir, dinimiz bir, kitabımız bir, peygamberimiz bir, vatanımız bir, geçmişimiz bir. Binler kadar bir var. Bu birlerden ancak kuvvetli bir birlik çıkar. Bizleri birbirimize bağlayan nurani bağları tekrar ortaya çıkarmamız gerekiyor. Daha önce anlattığım küçük bir kıssayı yeriş gelmişken tekrar beyan etmek istiyorum. Yıl 1988. İlk şark görevim olan Siirt’teyim. Şirvan ilçesi Özpınar köyüne karakol takviye görevine timimle beraber gidiyorum. Karakol personeli de seçim münasebeti ile köylere seçim sandık muhafaza görevine gidiyor. Köye girişimizi hatırlıyorum. Köylü bizi çok asık suratla karşılamıştı. Yüzlerden anlayabiliyorsunuz. Sanki işgal kuvveti geliyordu, şaşırmıştım. O gün sabahtan karakola yerleştik. Hiç unutmuyorum. İkindi vakti gelmişti. Hemen köyün içindeki camiye gittim. Namaz kılmak için abdest alıyordum. Abdestim bitti ve arkamı döndüğümde arkamda köylü elinde havlusunu tutuyordu.  Ve artık orada görev yaptığım 5 gün süre içinde köylüler bizim dostlarımızdı. Bir anda kaynaşmıştık. Zaman zaman da Siirt merkezindeki Ulu camiye özellikle tatil günlerinde vaktim oldukça giderdim. Halk ile çok iyi bir kaynaşmamız olmuştu. Dinimizin bölge halkı için ne kadar önemli olduğunu bizzat yaşayarak görüyordum. Hatta tim komutanlarından eğer 5 vakit namazını kılan varsa köylü o timin gönüllü koruyucusuydu. Hepsi gönüllü istihbarat elemanı gibi çalışıyordu. Terörist o köyde barınamıyordu. Bunu görev yapan arkadaşlarımızdan duyuyorduk…

 

Dinimizin bu 3 temel kaidesi yeniden ele alınsa herhalde hastaya doğru ilacı verebilmek çok daha kolay ve ucuz olabilecektir. Şahsen son zamanlarda yapılanlardan da artık eskisi gibi hata yapılmadığı kanaatine varıyorum. İnşallah bu düsturlar yeni anayasamızın da temel kaideleri olur. Yoksa İspanya modeli, İrlanda modeli gibi çözümler inanın abesle uğraşmaktan başka bir şey değildir. Biz halkı yıllarca devletin soğuk söylemi ile Marksist-Leninist-Stalinist bir terör örgütünün söylemleri arasında sıkıştırdık. Üçüncü bir yola razı olmadık. Halkın milli-manevi değerlerini görmezden geldik. Aslında bu yol her zaman vardı…

 

Ayrıca son bir nokta olarak ifade etmek isterim ki ne olursa olsun terörist başı ile devletin resmi olarak görüşme yapmak istemesi şahsen vicdanımın kabul edebildiği bir durum değildir. Bölge halkının sözcüsü olarak Allah peygamber inancı olmayan birisini kabul etmek acizlikten başka bir şey değildir ve aslında bölge halkına da bir hakarettir. Yıllarca bölgede çok etkin olan dini kanaat önderlerini tanımadık. Onları muhatap kabul etmedik. Üstüne üstlük zararlı ve sakıncalı gördük. Onları izledik, konuştuklarını kaydettik. Hâlbuki milleti birleştirici söylemlerden başka bir ifade kullanmadılar. Allah dediler, peygamber dediler, kitap vatan, bayrak dediler. Sonra da bunları muhatap kabul etmeyip terörist başı ile görüşme yapmak bana göre bir zulümdür. Bugün sadece bu zatlar sebebi ile terörün hayat sahası bulamadığı AĞRI, URFA, ADIYAMAN gibi vilayetlerimizin varlığını unutmayalım.

 

Her şeye rağmen umutluyuz. Bugün bölge insanı üzerinde yapılan bağımsız anketlerde;

 

  1. Türk bayrağı benim bayrağımdır diyenlerin oranı % 94,85,
  2. Türklerle ortak bir gelecek istiyoruz diyenlerin oranı % 90,30,
  3. Türklerle aynı mahallede oturmak istemem diyenlerin oranı da sadece % 0,60’dır.

 

Cenab-ı Hak hepimize ortak, mutlu, güzel bir gelecek nasip etsin inşallah…

EKREM ATA

Kategoriler:ASDER, hukuk, kanun, medeniyet, tsk Etiketler:, , , , ,

Balyozcuların PKK planı ortaya çıktı

Derin yapıların Türkiye’nin kritik savunma projelerine imza atan HAVELSAN’a sızma planı deşifre oldu…

Serbest ÖZDEN

Balyoz soruşturmasının 3. İddianamesi’nin ek delil klasörlerinde yer alan ve Gölcük Donanma Komutanlığı‘nın gizli bölmelerinde ele geçirilen belgeler, dehşet senaryolarını gün yüzüne çıkardı. Yapılanma ilk Türk İnsansız Hava Aracı (TİHA) ve terörle mücadele için kullanılmak için geliştirilen projeleri yavaşlatmayı ve imha etmeyi planlıyor. Türk savunma sanayiinin bel kemiği olan kurumların başında gelen HAVELSAN’a örgüt üyelerini aldırmak için yoğun çaba sarf eden derin yapı para, kadın ve şantaj yöntemini kullanıyor.Kurumyöneticilerinin odalarına yerleştirmek için dinleme cihazı olan 10 adet ‘böcek’ aldıran örgüt, kriptolu telefonlarla kurumdaki köstebekleri ile iletişim kurmuş. Projelerden sonuç alamayınca ‘imha edin’ talimatını veren örgütün planları, teröristlere çok zaiyat verdirdiği gerekçesiyle ‘Heronları düşürün’ emrini akıllara getirdi.

BÖCEK SEHPAYA KONABİLİR

Belgeler, derin yapının kurumyetkililerini takip için dinleme aracı temin ettiğini de gün yüzüne çıkardı. Enstitülerin gözetim altına alınması ve kamera sayısının önemine vurgu yapılan belgelerde “10 adet böcek alımı” başlığı altında, “Önderin odası böcek, keşif yapıldı sehpa olabilir,Güney mobilya” ifadeleri dikkat çekti. HAVELSAN’da görevli N.G. adlı kadının, çalıştığı projeden başka bir işe geçirileceğini ancak kardeşinin örgüt sabıkası nedeniyle zor durumda olduğunu yapıya yazılı olarak bildirerek yardım istendiği, ele geçirilen belgeler arasında yer aldı. Yapılması gereken diğer işler ise şöyle sıralandı:

AMCALAR KONUYA EL ATMALI

*TİHA konusu çok yıprandı. Bu ve diğer Güneydoğu ilintili projelerin gecikmesi konusundamakul ve inandırıcı argümanlar hazırlayalım. Şimdilik devam etmeli. Bitirilmesi istenmiyor.

*Bizim amcalar konuya el atmalı. Bununla ilgili HAVELSAN ile ortak projelere ilişkin Faruk beyle görüşülmesi. Bekir paşam için randevu al.

*TÜBİTAK’tan gelen notları öncelikle paylaş.

*Örgütteki işçi arkadaşlar dikkat çekmeden Tolon’a geçmiş olsun ziyaretinde bulunabilir.

*İşe alımla ilgili dernek üyelerini tanıdıkları ile ilgili tek tek dolaş.

*Yıpranan isimleri nadasa ayıralım.

*Eleman alımı konusu ciddi tutulmalı. Ciddi eleman eksiğimiz var. Alt kadroyu dolduramıyoruz. Gerekirse Harp Okulu’na gitmesin mühendis olsun.

*Düşük paralara gelmiyorlar. Bizim taksimat önemli, onları farklı kanallarla tatmin edelim: Prim,ödül,kadın…

Gizli belgeleri satmışlar

Balyoz iddianamesinde gizli yapılanmanın bu amacı net bir şekilde deşifre ediliyordu. Savcıların tespiti özetle şöyleydi: “Devletin stratejik kurumlarına sızan örgüt mensuplarının (GES, Tübitak, HAVELSAN) çalıştıkları kurumlardan elde ettikleri devletin güvenliğine ilişkin gizli belgeleri, bağlı bulundukları örgüt yöneticilerine ulaştırdıkları, belgeyi getiren kişilere ücret ödedikleri, TSK için yürütülen ve projeleri durdurmaya, yavaşlatmaya veya engellemeye çalıştıkları, casusluk faaliyeti kapsamında belge veya projeleri yabancı ülkelere pazarlamayı planladıkları anlaşılmıştır.”

Sonuç alınmıyorsa imha edin

Güncem- Notlar Ankara-İzmit’ başlıklı belgede çarpıcı talimatlar yer alıyor. Bunlardan bazıları şöyle:

*Doğudan Ankara’yı kazananlar ile ilgili burs talebini değerlendirelim. Örgüt alt yapımızın verimliliği açısından önemli. Doyurucu rakamlarla sunalım.

*Kritik proje listesinin çıkarılması, müşterilerle face to face (yüz yüze) görüşme ayarlanabilir.

*Projelerin listelerinin çalışan sayısı, müşteri bilgisi, karşı taraftan irtibat kim detaylandırılması.

*Yukarıdan bir gözün projeleri takip etmesi.

*HAVELSAN, ASELSAN’da yavaşlatılacak projeler bize paslanacak.

*Ücretin paylaşımı önemli. Kim ne kadar alacak önemli. Ödeme gecikirse işler hep aksıyor.

*Kadın zaafı olan yöneticilerin tespiti, psikolojik tahlil.

*Projelerden sonuç alınamıyorsa ve elimizde tutamadıklarımızı yapabiliyorsak imha etmeliyiz.

Kategoriler:ASDER, tsk Etiketler:, , , , , ,

TSK’da ki bu skandal çok konuşulacak

PKK’yla mücadelede son dönemde yoğun olarak kullanılan F-16’lara yanlış koordinatlar verilip, boş arazilerin bombalandığı ortaya çıktı.

Bombalanacak hedefler, İkinci Ordu tarafından Hava Kuvvetleri’ne tam 18 kez yanlış verildi.PKK’yla mücadelede son dönemde yoğun olarak kullanılan F-16’lara yanlış koordinatlar verilip, boş arazilerin bombalandığı ortaya çıktı.
Olay, 2. Ordu Komutanlığı bünyesinde gerçekleşti. Ekim 2011 tarihinde Genelkurmay Başkanlığı ve Şemdinli İlçe Jandarma Komutanlığı tarafından 2. Ordu Komutanlığı’na bir istihbarat ulaştırıldı. İstihbarata göre 20’nin üzerinde tesbit edilen bölgede 370 PKK’lının bulunduğu bilgisi alındı. Ardından PKK’lıların bulunduğu bölgelerin koordinatları belirlendi. 2. Ordu Komutanlığı gelen bu istihbarat raporunun ardından “Ani Yakın Hava Desteği İsteği” adı altında bu bölgelerde bulunan gruba hava saldırısı düzenlenmesi için Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na bir emir yazdı.
Yazıda belirlenen bölgelere hava desteğiyle “alçak irtifada hava savunma silahları” kullanılarak, hava operasyonu yapılması istendi. Ancak 2. Ordu Komutanlığı’nda hazırlanan üç sayfalık “Gizli, Kişiye Özel” emir isteğinde skandal bir olaya imza atıldı. Yüzbaşı Eyyüp Atlıhan imzasını taşıyan üç sayfalık raporda gerçek koordinatlar yerine sahte koordinatlar verildi. Toplam 18 koordinat değiştirilip, PKK’lıların bulunduğu bölge yerine kilometrelerce uzaktaki boş arazilerin değerleri F-16’lara bildirildi ve dağ, taş bombalandı.
370 PKK’lının bölgesi bildirildi
Hava Kuvvetleri Komutanlığı, şu sıralar Kara Kuvvetleri Komutanlığı’ndaki bu skandalla çalkalanıyor. Olayın bir yanlıştan kaynaklanmadığı, 18 koordinatın kasıtlı olarak değiştirildiği şüphesi var. İşte skandal koordinat değişikliğinin perde arkası. Genelkurmay Başkanlığı’na Orgeneral Necdet Özel’in gelmesiyle birlikte, eylül ayında tüm birliklere bir emir gönderildi. Emre göre tesbit edilen PKK’lıların karadan ve havadan “ivedilikle” vurulması emrediliyor, emir komuta zinciri daraltılarak, vurma emri, Heronlar’ın ya da harekat merkezine bakan isimlerin emrine bırakılıyordu.
Genelkurmay Başkanlığı, ekim ayı içerisinde 2. Ordu Komutanlığı’na bir istihbarat mesajı çekti. Çekilen mesajda şu bilgilere yer verildi: “Elde edilen bir bilgiden, Çanaklı, İkiyaka, Gasto Bölgesi, Çemmeluva, Dalaman Sırtları, Yanıkyer ve Çiyarespi Tepe bölgelerinin her birinde 50 Bölücü Terör Örgütü (BTÖ) mensubunun bulunduğu, ayrıca Çanaklı bölgesindeki iki ayrı noktada 120 BTÖ mensubunun bulunduğu istihbaratı Genelkurmay Başkanlığı tarafından ilgi mesajda bildirilmiştir.
Şemdinli İlçe Jandarma Komutanlığı’nca Bağlar, Yiğitler, Gülkan Vadisi bölgesinde aşağıda koordinatları belirtilen hedef koordinatlarında 200 kadar BTÖ mensubunun bulunduğu duyumu ilgi mesajda bildirilmiştir.”
Hava operasyonu emredildi
Genelkurmay Başkanlığı’ndan gelen bu istihbarat rapor haline dönüştürülerek, hava operasyonu için Malatya’da bulunan 2. Hava Kuvvetleri’ne, Jandarma Kolordu Komutanlığı’na ve 3. Taktik Piyade Tümen Komutanlığı’na bildirildi. Aynı rapor, başta Genelkurmay Başkanlığı olmak üzere Kara Kuvvetleri Komutanlığı ve Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na da “Bilgi” amaçlı gönderildi. Buraya kadar her şey normaldi. Kara Kuvvetleri Komutanlığı “Grid” adı verilen koordinat kullanıyordu. Hava Kuvvetleri’ne koordinatlar bildirilirken, “Coğrafi Koordinatlara” çevrilerek iletiliyor, F-16 ya da taarruz helikopterlerine coğrafi koordinat giriyordu. Hava operasyon isteği acil olduğu için pilotlar kendilerine verilen koordinatları doğru kabul ediyor ve operasyonu yapıyorlardı.
Bu operasyon da aynı şekilde icra edildi. Operasyonun ardından pilotlardan bazıları kendilerine iletilen koordinatlardan şüphelenmeye başladılar. Şüphe üzerine yapılan incelemede, 2. Ordu Komutanlığı’nın Hava Kuvvetleri’ne gönderdiği koordinatlar üzerinde oynama yaptığı, gerçek olmayan koordinatların bildirildiği ortaya çıktı. Bombalanan yerlerle gerçek koordinatlar arasında kilometrelerce fark olduğu anlaşıldı. Örneğin, 38 SMG 73500-15532 Grid koordinatının Coğrafi değeri, N37, 11.115, E044, 42.090 iken, bu değer değiştirilerek N 37, 12.037 E044, 19.670 olarak Hava Kuvvetleri’ne bildirildi. Benzer durum 17 ayrı koordinatta daha yapıldı. Önceki gün görüştüğüm haber kaynağım, 18 ayrı koordinatta bu kadar ciddi bir hata yapılamayacağını, farklı Grid kodlar için aynı değerlerin verildiğini, ortada ihmali de aşan bir kastın olduğunu söyledi.
Çok zayiat var, Heronları düşürün
MİT, daha önce insansız hava aracı Heronlarla ilgili tüyler ürperten bir skandalı gün yüzüne çıkarmıştı. Alınan bilgiye göre 10 Ekim 2007’de Ankara’daki 388 XX X6 nolu sabit telefondan bir GSM numarasını arayan subay Heronların çok iyi tesbit yaptığını, PKK elemanı olan kendi adamlarının çok zayiat verdiğini aktardı. Heronların düşürülmesini ya da koordinatlarının değiştirilmesini isteyen subaya karşı taraf ise bir çaresine bakacakları cevabını verdi. Skandal konuşmayı tesbit eden MİT, gereğinin yapılması için konuyu Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na iletti. Kara Kuvvetleri Komutanı (O dönem İlker Başbuğ) ise 28 Ekim 2007’de olayla ilgili soruşturma emri verdi. Soruşturmayla görevlendirilen Askeri Savcı Naci Dalkılıç, Jandarma ve Emniyet kriminal vasıtasıyla konuşmayı yapan iki havacı subayın kimliklerini tesbit etti. Zayiat veren PKK’lılar için “kendi adamlarımız” diyen ve Heronların düşürülmesi ya da koordinatlarının değiştirilmesini isteyen kişi ve karşı taraftan “bir çaresine bakarız” diyen kişinin kimliğini belirledi. Soruşturma daha sonra kapatıldı.
Kaynak : Mehmet Baransu / TARAF
Kategoriler:ASDER, tsk Etiketler:, , , , ,

Bu cinayet örgütüne karşı artık siz de direniş ortaya koyun

Başbakan Erdoğan, sivilleri hedef alan PKK’ya karşı Kürt vatandaşları direnişe çağırdı.
“Müslüman Kürt kökenli kardeşlerime sesleniyorum. Mabetlerinizi roketatarlarla bombalayanlara karşı artık direniş ortaya koyacaksınız.” diyen Erdoğan, “Bu cinayet örgütü ne istiyor, kim adına taşeronluk yapıyor?” diye sordu. Başbakan, ‘Sert konuşuyor’ eleştirilerine ise şöyle cevap verdi: “Ciğerim yanıyor ciğerim. Bu ifadeler, yapılanları anlatmaya yeterli bile değil.”Başbakan Tayyip Erdoğan, partisinin genel merkezinde düzenlenen genişletilmiş il başkanları toplantısında gündeme ilişkin önemli mesajlar verdi. Sözlerinin başında tüm felaket senaryolarına rağmen Türkiye’nin demokrasi yolunda doğru menzile ilerlediğini kaydetti. “Yüzde 50 oy aldık ama yüzde 100’ün emanetinin üzerimizde olduğunu unutmayacağız.” sözünü tekrarlayan Erdoğan, konuşmasında özetle şunları söyledi:

PKK, kimin adına taşeronluk yapıyor?: Türkiye bütün bölgeleriyle kalkınırken, milletimizin ekmeği büyürken ihanet odakları da boş durmuyor. Geçtiğimiz günlerde eli kanlı terör örgütünün saldırıları bir kez daha yüreklerimizi yaktı. Türkiye’ye musallat edilen bu cinayet örgütünün kime, ne zaman ve nasıl saldırdığını çok iyi görmek gerekiyor. Hayata, masumiyete kasteden bu cinayet örgütü ne istiyor, kim adına neyin karşılığında taşeronluk yapıyor? 74 milyona sesleniyorum: Bunlar düğün evini cenaze evine çeviriyor. Siirt’te birlikte bir mutluluğu paylaşmaya giden masum genç kızlara alçakça pusu kuran bu terör örgütü neyin mücadelesini veriyor?

Özür diliyorlarmış, kimi aldatıyorsunuz ya?: 4 kızımıza, arkadaşlarına sıkılan kurşun sayısı 200’ü buluyor. Şu hale bak… Bu cinayetleri tasarlayanlar kan dökerek hangi emellerine ulaşmış oluyorlar? Ondan sonra bakıyorsunuz laubali bir şekilde özür beyanları, bilmem neler. Yok bilmem yanlış olduydu, yok bilmem şurayı tarıyorduk. Kimi aldatıyorsunuz yahu, kimi kandırıyorsunuz? Bunlarda samimiyet yok, bunlarda dürüstlük yok. Bunlar bu ülkede cinayet şebekesi olarak rant elde ediyorlar. Sadece onlar rant elde etmiyor. Onların uzantısı olanlar da rant elde etmeye devam ediyorlar. Burada siyasî uzantılarını da kastediyorum.

Ne sert konuşması, ciğerim yanıyor: ‘Sayın Başbakan sert konuşuyorsun’ diyorlar. Ciğerim yanıyor ciğerim… Neyin sertini konuşuyoruz? Bu ifadeler, bunların yaptıklarının karşılığını anlatmaya yeterli değil. İşte Ankara Kumrular Sokak’ta evine helal bir lokma götürmek için alın teri döken bir ayakkabı boyacısı orada bomba ile öldürülüyor. Bu şebeke hangi insani değerlerle ifade edilebilir, soruyorum.

Bunun kültürel haklarla ne ilgisi var?: Evvelsi gün Batman’da araç taranıyor ve baba yaralanıyor. Hamile kadın Mizgin Hanım ve 4 yaşındaki kızı Sultan şehit oluyor. Bu örgütün bir insani değere inandığını hangi vicdan sahibî söyleyebilir? Bunun kültürel haklar mücadelesi ile ne alakası var ya? Sizin kültürünüz, acımasızca bu insanları öldürme yetkisini size nasıl veriyor? Böyle bir kültür olamaz.

Mabetlerinizi bombalayanlara nasıl destek veriyorsunuz?: Sabah namazına hazırlanan bir imama, insanları ebedi kurtuluşa çağıran bir din alimine kurşun sıkan bir örgüt bütün mukaddes değerleri çiğneyerek nereye varmak istiyor? Mabetlerimize varıncaya kadar roketatarlarla bombalayan bir örgüt nereye varmak istiyor? Benim Müslüman Kürt kökenli kardeşlerime sesleniyorum. Mabetlerinizi roketatarlarla bombalayan, bu örgüte nasıl destek veriyorsunuz? Bunlara karşı sizler de artık bir direniş ortaya koyacaksınız. Bu sadece bizim görevimiz değil. Bunu devlet millet el ele yapmak durumundayız. Bunu beraber yapıp bunları yalnızlığa mahkûm etmek durumundayız.

Bunlara oy verenler, bunun tarihe hesabını nasıl verecekler?: Bunlara gönül verenler, bunları destekleyenler, bunlara oylarını verenler bunun tarihe hesabını nasıl verecekler? Burada kalkıp da Kürt kökenli vatandaşlarımın istismarını yapmanın hiçbir icabı yok. Terör örgütünden kaçmak isteyen, belki de kendine bir gelecek kurmak isteyen 5 kadın militanı ki biri 17 yaşında henüz, işkence ile dağ başında bir mağarada kurşuna diziyorlar ve bir yıl sonra da ölen kadınların ailelerine kızlarınız ‘gaz zehirlenmesinden öldü’ diyorlar. Buyurun tablo bu! Bu nasıl bir alçalıştır?

Kandan beslenen bu cinayet şebekesi milletin yakasından düşecek: Aldığımız oyun yüzde 90’ını PKK’yı destekleyenlerden alıyorum diyen bir siyasetçi bu ülkede oy alabiliyor. Çünkü aralarına hiçbir zaman bir perde koyamıyorlar. Bütün vatandaşlarım emin olsunlar ki Türkiye bu musibeti bertaraf edecektir. Türkiye eski karanlık günlere dönmeden demokrasi hukuk ve meşruiyet zemininden geriye doğru tek bir adım atmadan kandan beslenen bu cinayet şebekesini bu milletin yakasından düşürecektir.

Yeni anayasa Meclis Başkanı’nın riyasetinde yapılacak

Yeni anayasa çalışmalarında hiçbir önyargımız yok. Meclis Başkanı’mızın riyasetinde çalışmalar yapılacak. Milletin anayasası olması gerekir. Söyleyecek sözü olan kim varsa katkı sağlayacak. Her partinin kendi mutfağında yapacağı hazırlıklar var; bizler de yapıyoruz diğer partiler de yapıyor. Bizim şu kadar, sizin şu kadar vekiliniz var demiyoruz. Her siyasî parti eşit temsilciyle katılsın. Sonuçta kararı Parlamento verecek. Ön çalışma Meclis Başkanı’mızın riyasetinde yürütülüyor.

Buzlu camların arkasından Gazze görünmez

Neredeyse ‘Başbakan yurtdışında da siyaset yapıyor’ diyecekler. Ben Türkiye’nin Başbakanı’ysam dünyanın her ülkesinin ulaşabildiğim her sokağında Türkiye’nin saygınlığını artırmaya devam edeceğim. Sizin köhne mantığınızla küçümseme gayretinde olduğunuz Arap sokağı bugünün dünya siyasetinin döndüğü yerdir. Çalışma odanızın penceresinden bakarak dünyayı göremezsiniz. O buzlu camların ardından elbette Gazze, Somali, Brüksel görünmez. Irak, Suriye görünmez.

Rum tarafı sondaj adı altında sabotaj yapıyor

Kıbrıs müzakerelerinde KKTC adeta cezalandırıldı. Rum tarafı sürekli masadan kaçıyor. Sondaj adı altında sabotaj yapıyor. Buna rağmen görevi barışı korumak olan kurumlardan ses çıkmıyor. Bugün onlarca mesele kilitlenmiş durumda. Bugüne kadar gelen iktidarlar tribünden maç izledi, ama artık tribünden maç seyretmiyoruz. İşte onun için Piri Reis şu anda Güney Kıbrıs’ta sondaj çalışmasına başladı. Bu, varlığımızın onurunu ortaya koymaktır. Bölgedeki garantör ülke olmamızın gereğini ortaya koyuyoruz.

ERDAL ŞEN   –   29.09.2011-ZAMAN

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1184888&title=bu-cinayet-orgutune-karsi-artik-siz-de-direnis-ortaya-koyun&haberSayfa=0

PKK ve Ergenekon koalisyonu

Allah’a, hesap gününe iman eden, vatanını, halkını seven hiçbir asker, hiçbir vatandaş bu ihaneti yapamaz, bu ihanete göz yumamaz.

Şerefsizlik mi deyin, ihanet mi deyin, düşmanlık mı deyin, ajanlık mı deyin ne derseniz deyin yakışır. Basında çıkan haberlere göre; savaş uçaklarımız daha havalanmadan vurulacak noktalar terör örgütüne bildiriliyor.

Milyarlarca dolar tutarındaki bombalar PKK’nın briketten, topraktan kartondan kulübelerini vurmak için mi atılıyor?

Savaş uçaklarımız, insansız Heronlar Kandi’lin dağına taşına mı bomba yağdırıyor?

Peki, kim bu ordu içinden haber sızdıran hainler?

Yıllardır nasıl oluyor da TSK’nın içinde bu ajanlar barınabiliyorlar?

Çocuklarımız dağlarda haince kurşunlanır, şehit edilirken demek ki ordu içinde kıkır kıkır gülen ve zevkinden dört köşe olan şerefsizler de varmış.

Bu ihanetler karşısında namuslu şerefli hiçbir vatandaş, hiçbir asker, hiçbir devlet adamı susamaz. Ve susmamalıdır da.

Bedeli ne olursa olsun bu hainler derhal ortaya çıkarılıp ibreti alem için en ağır bir şekilde cezalandırılmalıdır.

Allah’a, hesap gününe iman eden, vatanını, halkını seven hiçbir asker, hiçbir vatandaş bu ihaneti yapamaz, bu ihanete göz yumamaz.

‘’Silahlı kuvvetler bu savaşta başarılı olursa bu başarı AKP hükümetine mal edilir ’’ diye TSK içinde düşünenler, terör örgütüyle işbirliği yapanlar varsa meydana çıkarılmalı, hiç gözünün yaşına bakılmaksızın ‘’Kurşuna dizilmelidir.’’ Çünkü, bu bir savaş suçudur.

Terörle, bölücülerle mücadele etmek sadece AKP hükümetinin değil, top yekûn Türkiye’de yaşayan herkesin, her kurumun görevidir.Yalnız güvenlik güçlerinin de değil.

Halen TSK içinde Ergenekoncuların varlığı biliniyor. Ergenekon operasyonlarıyla bunların başları teker teker eziliyor. Şimdi onlar yaralı yılan gibi, halkımıza ve meşru hükümete daha kızgın, kinli ve öfkeli olduğunu, bunların kimi komutanlarca korunup kollandığı, etkili ve yetkili makamlara getirilmek istendiği de YAŞ toplantılarında tartışma ve istifa konusu olduğu da milletimiz biliniyor.

Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel kurum içindeki çürümüş, kokuşmuş ve ordunun ve milletin başına bela olan (sayıları azda olsa) bu ihanet şebekesini bulup meydana çıkarması ve tasviye etmesi bu savaşı kazanmaktan daha önemlidir. Zira TSK içinde yıllardır milletiyle ve onun değerleriyle savaşan Ergenekoncular ve içerideki hainler var oldukça otuz yıldır kazanılamayan bu savaş hiçbir zaman kazanılamaz.

Ordunun içindeki ihanet şebekeleri, parazitler, diktatörlük heveslileri, halk düşmanları mutlaka en kısa zamanda temizlenmelidir. Unutulmamalıdır ki, Osmanlı’nın yıkılışı ordunun içinden çıkan bir gurup batı hayranı hainler, yerli işbirlikçiler, zamanın süper gücü İngilizlerin ve batılıların taşeronlardır.

Irak, İran, Suriye ve Türkiye üzerinde bir Kürt devleti kurmak ABD ve İngiliz orijinli bir Proje olup, PKK gibi bazı Kürt örgütleri ve Ergenekoncular gibi ihanet şebekeleri bu işin bu günkü taşeronları olarak kullanılıyor olması sürpriz değil. İran’daki Pjak, Irak’taki Halkın mücahitleri ve Bulucistan’daki Cundullah gibi illegal yapılanmalar da ABD ve diğer batılı ülkelerin eseri.

Düşmanla koalisyon yapan içimizdeki hainleri temizlemeden hangi savaşı, nasıl kazanabiliriz? Bunlar bizim çocuklar diyerek koruma altına almayacağını umduğumuz Org. Necdet Özel’e büyük görevler düşüyor.

Bu millet en acil bir şekilde Genelkurmay Başkanından TSK’yı yıllardır içerden kemiren ve milletin gözünden düşüren ordunun içindeki Kandilin söndürülmesini bekliyor.

Artık yeter, GATA, karargâhlar ve ordu evleri bu hainlerin sığındığı limanlar olmaktan çıkarılsın.

Arif Altunbaş – Haber 7
arifaltunbas@hotmail.com