Arşiv

Posts Tagged ‘sarıkız’

28 ŞUBAT ÇUVALI

28 Şubat dışına Laiklik etiketi vurulmuş, ama içi hurda ile doldurulmuş işe yaramaz bir çuval. Gerekçeleri ıvır zıvır idi.

Darbe ye zemin hazırlamak amacı ile hazırladıkları çuval.

Postmodern darbe çuvalı.

Alladılar, pulladılar şirin gösterdiler.

Hani demişler ya, minareyi çalan kılıfını hazırlar diye. Darbeciler de Türkiye’nin istikbaline gem vurmak, İslami değerleri milletin manevi değerleri olmaktan çıkarmak ve kendi saltanatlarını sürdürmek için darbe çuvalını hazırladılar.

Çuvalın üzerine LAİKLİK damgası vurdular.

Dokunulamasın diye.

Mütedeyyin askerleri, öğretim üyelerini, öğretmenleri ve öğrencileri fişleyerek, onları mesleklerinden ederek işe koyuldular. Kokoreççileri bile fişlediler.

Bahane hazırdı. İç Hizmet Kanunun 35. Maddesini de çuvalın içine sakladılar. Ama dolmuyordu. Başka şeyler yapmaları gerekiyordu.

Kadrolaşma. 12 Eylül’ün akabinde faaliyetlere başladılar. 28 Şubat’a gelinceye kadar kendi kadrolarını oluşturmak için askeri okullara öğrenci alımlarına kadar enine boyuna detayları düşünerek bu milletin has evlatlarını subay ve astsubay yapmadılar. Hasbel kader gözden kaçırdıkları ya da sonradan aslına rücu edenleri de zulüm ve eziyetlerle TSK’dan uzaklaştırdılar. Hem de onca başarılarına rağmen.

Zalimin zulmü, acı ve gözyaşı getirdi.

Pek çok aileyi perişan etti.

1000 yıl sürecek diye naralar attılar.

Asker, sivil, öğrenci, çoluk çocuk demeden fişlediler…fişlediler….

Zulüm çuvala sığmadı. Patladı, YANİ ÇUVALLADI…..

Şimdi kendileri o çuvala girmemek için köşe bucak yapıyorlar.

Anadolu’nun cefakar, vefakar insanı türlü dolaplara, oyunlara rağmen iradesine geri döndü ve oyunu bozdu.

Şimdi 28 Şubat’ın icracıları hesap verecekleri günün yaklaşmasının heyecanındalar.

Ergenekoncular, balyozcular, sarıkızları sevenler, ay ışığını sevenler, sugacılar, eldivenciler bir bir yakayı ele verdiler.

Birbirlerini ele vererek sıraya girdiler.

Şimdi sıra 28 Şubat’ın fişçilerinde.

Onların da fişleri takılıp, ipleri çekilecek. Adalet elbette yerini bulacak.

Bulmazsa adalet olmaz.

Er ya da geç adalet yerini bulmalı.

28 Şubat’çıları adalete havale ediyoruz.

Kimler mi…

Siz onları biliyorsunuz.

Adaleti Savunanlar da iyi biliyor.

Deliller teker teker toplanıyor zaten. Kendileri geliyorlar.

Zulüm çuvala sığmadı. Laik etiketli çuval zulmün basıncından patladı.

Önümüzde Anayasa süreci var.

Ülkemiz insanını prangalara vuran, toplumu sınıflara, kaplara etnik bölümlere ayıran maddeler inşaallah anayasadan teker teker temizlenecek. Yer alamayacak…

Darbenin kaynağı maddeler anayasa metninde olmayacak, cuntacılar kumpas kuramayacak ve istikrarsızlık bitecek.

Haydi Türkiye…! sana engel olanlara engel ol…

Anayasana sahip çık. Görüşlerini bildir.

Beşer (zalimler) zulmeder, kader adalet eder.

Evet, kimse yaptığının yanına kalacağını sanmasın. Çünkü adili mutlak olan Allah, imhal eder, yani mühlet verir; ama asla ihmal etmez. Bir de bakarsınız ki zalim, zulmünün karşılığını beklenmedik bir anda olanca şiddetiyle görmüştür.
Ancak insanlar bu cezanın yaptığı zulmün, haksızlığın karşılığı olduğunu bazen anlayamazlar da zalimin, haksızın yaptığı yanına kaldı sanırlar.(Risale Forum)

Şimdi tam zamanı…

Geç olmadan…

Ahmet TÜRKAN – HABERNAME

ahmetturkan@gmail.com

Etimesgut İşkence Davası(Bul​ut Projesi) BALYOZ dosyasına girdi.

Önce cezasını verdiler sonra savunma istediler

 

28 Şubat’ın ilham kaynağı Bulut Projesi kapsamında ‘irticacı’ diye bazı subaylara savunmaları alınmadan 28 gün hapis verilmiş. Bu subaylar daha sonra yalan makinasına bağlanıp savunmaları istenmiş.

BALYOZ Darbe Planı soruşturması kapsamında hazırlanan 2. iddianamenin ek delil klasörlerinde Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde 1987-1992 yılları arasında uygulanan ‘Bulut Projesi’ kapsamında ‘irticacı fişlemesi’ yapılan subayların yalan makinasına bağlandıklarına yönelik belgeler bulunmuştu. Savcı, yalan makinasına bağlanan eski askerlerin ifadesini aldı. Tanık askerler gördükleri işkenceyi anlattı.Proje kapsamında onlarca personelin önce cezalarının kesinleştirilerek tutuklandığı ardından ifadelerinin alındığı ortaya çıktı. Mağdurlar verdikleri ifadelerde yeni bir göreve gönderiliyormuş gibi tebligat aldıklarını ancak görev yerine gittiklerinde hücrelere konulduklarını belirtti. Dosyaya giren belgelere göre işkence odalarında yalan makinasına bağlanan mağdurlar, yalan söylemedikleri tespit edilmesine rağmen ordudan ihraç edilmekten kurtulamadılar.

Hava Kuvvetleri Komutanı emriyle

Ek delil klasörlerinde ‘mağdur’ olarak ifadesi yer alan emekli Yüzbaşı Engin Ocakçı’nın, Bulut Projesi kapsamında fişleme ve işkenceye uğradığına yönelik iddialarına ve proje sorumlusu 50 isim hakkındaki suç duyurusuna yer verildiği görüldü. İzmir’den atandığı Etimesgut 11. Hava Ulaştırma Ana Üs Komutanlığı’na gittiğinde ‘camları boyalı bir ambulans’la gözaltına alındığını ve pencereleri tahtayla kapatılmış bir odaya götürüldüğünü söyleyen Ocakçı, burada dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Siyami Taştan’ın imzasıyla 28 gün oda hapsine çarptırılma kararı verildikten sonra ‘irticai faliyetler’ gerekçesiyle savunma yapmasının istendiğini iddia etti.

Yalan makinasına bağlı sorgu

Hava Kuvvetleri İstihbarat Başkanı Sebahattin Şatırel tarafından sorgulundığını, Poligraphy (yalan makinesi) testine tabi tutulduğunu belirten Ocakçı, sorgusunda kendisine ‘neden içki içmiyorsun’ diye sorulduğunu, kendisinin de sadece namaz kılan oruç tutan bir insan olduğunu, ancak irticai faaliyetler ile bağlantısının olmadığını ifade ettiğini savundu. Ocakçı’nın iddianameye giren ifadelerinde şöyle konuştu: “Beni sorgu odası olarak tabir edilen odadan başka bir odaya alıp önce bir sandalyeye oturttu. Göğsümü saracak şekilde elektort, parmaklarımda elekrotlar vardı. ‘Sana bir soru soracağız doğrusunu söyleyeceksin’ deyip karşımdaki tahtaya bir rakam yazıp bunu okumamı istedi. Ben de doğru şekilde okudum. Bana makinadan çıkan bir sonuç gösterip ‘bak doğruyu söylediğin için bu grafiklerden anlaşılıyor. Şimdi de yazdığımız rakamı mahsustan yanlış oku’ dedi. Ben de yanlış okuduğumda tekrar cihazdan çıktı alıp, ‘Bak nasıl nasıl garfikten anlaşılıyor. Bundan sonra hep doğruyu söyle yoksa anlarız.’ dedi. Ben de kendisini tanıdığımı ve hukuka aykırı işlem yaptıklarını söylediğimde korkmuştu.”

Sorgudan 3 ay sonra takdir aldı

İfadesinde oda hapsinde 28 gün boyunca gözleri kapalı bekletilip yalan makinasına bağlandığını belirten Üstteğmen Adem Cevizli ise bu süreç içinde ailesinin kendisinden haber alamadığını, sorgulundıktan 3 ay sonra görevindeki başarılarından dolayı başarı belgesi aldığını ancak 4 ay sonra ise TSK ile ilişiğinin kesildiğini söyleyerek proje sorumlularından şikayetçi oldu.

28 gün hapis otamatiğe bağlanmış

YAŞ kararları ile TSK ile ilişiği kesilen Astsubay Halil Yılmaz da görev yerinden Ankara’ya gönderildiğini, Etimesgut’ta bir odaya götürüldüğünü ve burada kendisine Hava Kuvvetleri Komutanlığının emri ile tutuklandığının söylendiğini anlattı. Halil Yılmaz da Engin Orakçı gibi tutuklandıktan sonra savunmasının istendiğini söyleyerek pencereleri kapatılmış bir odada 28 gün tutulduğunu anlattı. 4 kere gözleri bağlı olarak sorgulandığını belirten Yılmaz “Niçin Namaz kılma ihtiyacı hissettin” gibi sorular sorulduğunu kaydetti. 28 gün tutuklu kalan bir başka mağdur Harun Özdemir yalan testine istemediği halde tabi tutulduğunu 4 saat boyunca makinaya bağlı kaldığını anlattı.  BÜNYAMİN DEMİRKAN İSTANBUL

SENİ HADIM EDECEĞİZ

‘Zeki Müren gibi olacaksın’ tehdidi

ESKİ Binbaşı Mustafa Hacımustafaoğul- ları’nın ifadelerindeyse, 24 saat bir lambanın altında tutulduktan sonra irtica suçlamasıyla tutuklandığını söyledi. Tutuklu kaldığı 21 gün boyunca bulduğu boş kağıtlara not aldığını ve bunları serbest kaldıktan sonra günlük haline getirdiğini belirten Hacımustafaoğlu ifadesinde “Komisyon karşısında ifade verirken bir kasetten sürekli işkence gören insanların seslerini dinletiyorlardı. Seni de işkence heyetine teslim edeceğiz. Aynı şeyleri sen de yaşayacaksın, orada seni falakaya yatıracağız, seni tavana asacağız, cereyan verip seni hadım edeceğiz. Daha sonda da Zeki Müren gibi olacaksın dediler” şeklinde konuştu.

Kaynak : http://www.stargazete.com/politika/once-cezasini-verdiler-sonra-savunma-istediler-haber-404371.htm

ÖNEMLİ UYARI”BİR MEKTUP”

Bir mektup…

“Biliyorsunuz;

6191 sayılı yasa ile YAŞ (Yüksek Askeri Şûra) mağdurları bakanlıklara atandı. Fakat Ergenekoncular atanan arkadaşlarımıza

karşı hemen harekete geçti ve oralarda çalışmalarına müsaade etmeyeceklerini, bu kurumlara atananları kurumlara aldırmamak için mücadele başlattıklarını, arkadaşlarımıza ve devlet personel başkanlığına bildirdi. Maalesef Devlet Personel Başkanlığı da bu yönde tavır alarak arkadaşlarımıza başka kurum amirleri ile görüşüp kendilerine yer bulmalarını tavsiye ediyor.”
¥
Bu tür şikayetler bolca gelmekte.

Aman, YAŞ mağdurlarının mağduriyetlerine mağduriyet eklenmesin!..
Serdar Arseven – Yeni Akit
sarseven@hotmail.com  

 

PKK ve Ergenekon koalisyonu

Allah’a, hesap gününe iman eden, vatanını, halkını seven hiçbir asker, hiçbir vatandaş bu ihaneti yapamaz, bu ihanete göz yumamaz.

Şerefsizlik mi deyin, ihanet mi deyin, düşmanlık mı deyin, ajanlık mı deyin ne derseniz deyin yakışır. Basında çıkan haberlere göre; savaş uçaklarımız daha havalanmadan vurulacak noktalar terör örgütüne bildiriliyor.

Milyarlarca dolar tutarındaki bombalar PKK’nın briketten, topraktan kartondan kulübelerini vurmak için mi atılıyor?

Savaş uçaklarımız, insansız Heronlar Kandi’lin dağına taşına mı bomba yağdırıyor?

Peki, kim bu ordu içinden haber sızdıran hainler?

Yıllardır nasıl oluyor da TSK’nın içinde bu ajanlar barınabiliyorlar?

Çocuklarımız dağlarda haince kurşunlanır, şehit edilirken demek ki ordu içinde kıkır kıkır gülen ve zevkinden dört köşe olan şerefsizler de varmış.

Bu ihanetler karşısında namuslu şerefli hiçbir vatandaş, hiçbir asker, hiçbir devlet adamı susamaz. Ve susmamalıdır da.

Bedeli ne olursa olsun bu hainler derhal ortaya çıkarılıp ibreti alem için en ağır bir şekilde cezalandırılmalıdır.

Allah’a, hesap gününe iman eden, vatanını, halkını seven hiçbir asker, hiçbir vatandaş bu ihaneti yapamaz, bu ihanete göz yumamaz.

‘’Silahlı kuvvetler bu savaşta başarılı olursa bu başarı AKP hükümetine mal edilir ’’ diye TSK içinde düşünenler, terör örgütüyle işbirliği yapanlar varsa meydana çıkarılmalı, hiç gözünün yaşına bakılmaksızın ‘’Kurşuna dizilmelidir.’’ Çünkü, bu bir savaş suçudur.

Terörle, bölücülerle mücadele etmek sadece AKP hükümetinin değil, top yekûn Türkiye’de yaşayan herkesin, her kurumun görevidir.Yalnız güvenlik güçlerinin de değil.

Halen TSK içinde Ergenekoncuların varlığı biliniyor. Ergenekon operasyonlarıyla bunların başları teker teker eziliyor. Şimdi onlar yaralı yılan gibi, halkımıza ve meşru hükümete daha kızgın, kinli ve öfkeli olduğunu, bunların kimi komutanlarca korunup kollandığı, etkili ve yetkili makamlara getirilmek istendiği de YAŞ toplantılarında tartışma ve istifa konusu olduğu da milletimiz biliniyor.

Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel kurum içindeki çürümüş, kokuşmuş ve ordunun ve milletin başına bela olan (sayıları azda olsa) bu ihanet şebekesini bulup meydana çıkarması ve tasviye etmesi bu savaşı kazanmaktan daha önemlidir. Zira TSK içinde yıllardır milletiyle ve onun değerleriyle savaşan Ergenekoncular ve içerideki hainler var oldukça otuz yıldır kazanılamayan bu savaş hiçbir zaman kazanılamaz.

Ordunun içindeki ihanet şebekeleri, parazitler, diktatörlük heveslileri, halk düşmanları mutlaka en kısa zamanda temizlenmelidir. Unutulmamalıdır ki, Osmanlı’nın yıkılışı ordunun içinden çıkan bir gurup batı hayranı hainler, yerli işbirlikçiler, zamanın süper gücü İngilizlerin ve batılıların taşeronlardır.

Irak, İran, Suriye ve Türkiye üzerinde bir Kürt devleti kurmak ABD ve İngiliz orijinli bir Proje olup, PKK gibi bazı Kürt örgütleri ve Ergenekoncular gibi ihanet şebekeleri bu işin bu günkü taşeronları olarak kullanılıyor olması sürpriz değil. İran’daki Pjak, Irak’taki Halkın mücahitleri ve Bulucistan’daki Cundullah gibi illegal yapılanmalar da ABD ve diğer batılı ülkelerin eseri.

Düşmanla koalisyon yapan içimizdeki hainleri temizlemeden hangi savaşı, nasıl kazanabiliriz? Bunlar bizim çocuklar diyerek koruma altına almayacağını umduğumuz Org. Necdet Özel’e büyük görevler düşüyor.

Bu millet en acil bir şekilde Genelkurmay Başkanından TSK’yı yıllardır içerden kemiren ve milletin gözünden düşüren ordunun içindeki Kandilin söndürülmesini bekliyor.

Artık yeter, GATA, karargâhlar ve ordu evleri bu hainlerin sığındığı limanlar olmaktan çıkarılsın.

Arif Altunbaş – Haber 7
arifaltunbas@hotmail.com

TSK İçinde Darbeci Damar Hâlâ Aktif

1997’de YAŞ kararıyla TSK’dan atılan Emekli Binbaşı Mustafa Hacımustafaoğulları, savcıların ihbar kabul edeceği şok ‘darbe planları’nı Akit’e anlattı.

TSK içindeki darbeci damarın kesilmediğini söyleyen Hacımustafaoğulları, bugün halen darbe planları yapıldığını ifade etti. Hacımustafaoğulları, BÇG’ye karşı kurmayı düşündüğü Doğu Çalışma Grubu ve bunun neden sonuçsuz kaldığını da ilk kez Akit’e açıkladı.

Silahlı Kuvvetler’in son 10 yılda geçirdiği değişim çok konuşuluyor… Ordunun bugün geldiği nokta nedir?

Çok ciddi farklar var. Ordu mensupları, almış olduğu eğitim gereği, ülkenin sahibi olarak kendisini görüyor. “Siviller her an yanlış yapabilir. Siviller potansiyel tehlike ve tehdittir. Ülkenin sahibi askerdir.” Bu bilinçle yetiştiriliyor asker! Durumdan vazife çıkartan bir anlayış, dizayn etme anlayışı var eğitiminde… Halbuki Türkiye, anayasada tanımlanan haliyle, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir. Yani Türkiye’nin yönetiminden sivil iradeyle gelen iktidar sorumludur. Askeri politikalar da buna dahildir. Silahlı Kuvvetler, hiçbir zaman kendini siyasi iradenin faaliyet alanı içinde göremez. Ama maalesef, geçtiğimiz 10 yıllarda Silahlı Kuvvetler’in içindeki gruplarca Türkiye’de siyasi ortam şekillendirildi. Siyasiler istifaya zorlandı, neler neler yaşandı… Geçmişte ordu, siyasetin emrinde değildi, tam tersine siyaset ordunun emrindeydi.

Siyasete balans ayarı yapıyordu ordu, biliyorsunuz. Çevik Bir söylemişti bunu ve kimse de ona “Sen kimsin?” diyemedi. Bu yanlışı yürekli bir şekilde ortaya koyan yoktu, söyleyenlerin başına gelmeyenler kalmıyordu. Bugün geldiğimiz nokta ise 12 Eylül 2010 referandumunun ardından en başta ‘üniformalı anayasa’dan kurtuldu. Bugün çok farklı bir noktadayız. Yüksek Askeri Şura kararlarına yargı yolu açıldı mesela… Zihniyet değişti, en başta bunu söylememiz gerekir. Kenan Evren’den hesap soruluyor bugün, hiç akla gelecek bir şey değildi. Türkiye’nin darbecilere hesap sorması bile çok büyük bir aşama katettiğinin göstergesidir. Darbe planları ortaya çıkarıldı ve Ergenekon yargılanıyor bugün… Askerin “lâyüsel” (hesaba çekilmez) durumu değişti, bugün muvazzaf tutukluların sayısını aklınıza getirin, Türkiye’de nelerin değiştiğini görün!

Askeri okullardaki eğitim anlayışına nasıl bakıyorsunuz?

Zemin, darbeci zihniyet yetiştirmeye çok müsait… Eğitim sisteminde yanlışlık var. Evvelâ TSK’ya eleman temininde izlenen yol yanlış. Delikanlı askerî liseye girmek istiyor, annesi başörtülüyse kabul olunmuyor. Bu ne demektir ya hu! Ayrımcılığın daniskasıdır bu. O zaman siz hangi kesimden orduya eleman alıyorsunuz? Bu ülkenin kadınlarının yüzde 70’i başörtülü… Türkiye’nin gerçeği bu! Sen kalkıyorsun, yüzde 70’i yok sayıyorsun. Oysa ortalamaya vurduğun zaman TSK’daki askerlerin yüzde 70’inin hanımının başörtülü olması lazım. Peki, benim askerlikten atılmamın sebebi ne? Hanımımın başörtülü olması… Türkiye’nin gerçeğine aykırı. Ordunun bütün mensuplarını plajdan seçmesine benziyor bu durum. Aynı şekilde eğitim sisteminin de değişmesi lazım. Bakanlık, askeri okullara müfettiş gönderebiliyor mu?

Mardin ve Diyarbakır’da PKK’nın yaptığı saldırılarda ağır kayıplar verdik.

Tabii saldırılarda her yurttaşımız gibi biz de üzüldük… Fakat ertesinde gelen ‘Özel Harekat’ın yeniden canlandırılması kararı olumlu bir gelişme… Yerinde bir karar… Kesinlikle Silahlı Kuvvetler terörle mücadelede kullanılmamalı… Hatada ısrar etmenin bir anlamı yok. Teröristlerin korkulu rüyasıydı özel timler, bunu herkes biliyor. 30 bin ciğerparemizi kaybettik. Ben öyle inanıyorum ki hükümetin başlattığı bu çalışmalardan sonra Kandil’deki teröristler kara kara düşünmeye başlamıştır. Ayrıca askerlik eğitimi de temel askerlik eğitimi olarak 3 ay gibi bir süreyi kapsamalı…

Siyaset-TSK ilişkilerini nasıl görüyorsunuz?

Türkiye’de AK Parti’yle çok farklı bir ortam oluştu. Bir istikrar ortamı var bugün. Darbelerin 3 temel sebebi var: Birincisi darbeci damar; bu ekip her zaman var. Şu anda da var. Sadece yöntemler değişti. Yöntemleri değişti ama halen TSK içinde darbeciler var. Yargılamalardan ders aldıkları için şu anda bu tür konuları yazışmalarla yapmıyorlar, sözlü halde rapor veriyorlar birbirlerine… Telefonlar kullanılmıyor, bir araya geldiklerinde görüşmüyorlar, şimdilerde bu şekilde yürütüyorlar bu planları… Uyandılar artık, belge bırakmama gayretindeler. Şimdilerde azınlık halinde sürdürüyorlar bu planları…

Nerede yoğunlaşıyorlar peki?

Karada da var, denizde de, havada da! Her yerde varlar. Planları hepsi için geçerli.

Türkiye’deki darbelerin sebebi?..

Birincisi darbeci damar dedik… İkincisi yasal dayanak… Kenan Evren darbeyi yaparken kılıfını da hazırladı, bu şekilde yaptılar bu işleri… Yasalardan darbeye kılıf hazırladılar. Üçüncüsü de siyasi istikrarsızlık. Türkiye’de 2002’den bu yana darbe yapılamamasının en temel sebebi siyasi istikrarın var olmasıdır. 2002’den bu yana neden darbe yapılamadı? Çünkü güçlü bir siyasi irade var. Hadi deyince yıkılacak bir iktidar yok şu anda. Geçen seneki YAŞ, bunun en güzel örneği oldu. Diklenmeyen fakat dik duran anlayış, milletin de dikkatini çekti.

Balyoz, Sarıkız, Ayışığı idi eski darbe planlarının isimleri… Yenilerinin de isimleri var mı?

Var tabii… Kod isimlerini de buldular. Tilki, Kurt, Kartal, Martı gibi isimleri var yeni darbe planlarının… Bunlar tabii geçmişte hazırlanan Suga, Oraj, Sakal, Çarşaf gibi planların yeni karşılıkları…

Siyasi destekleri olduğu düşüncesinde misiniz?

O yol tıkandı bugünkü haliyle… Türkiye’deki siyasal ortam büyük ölçüde değişti. O yüzden öyle bir destek bulmaları zor.

Tutuklamalar sonrası orduya saygının azaldığı yönünde bir görüş var, ne dersiniz?

TSK içindeki bazı çetelerin yapmış olduğu faaliyetler tabiidir ki milletin orduya duyduğu güveni azaltacaktır. Askerî okullara başvurular yüzde 30’lar oranında düştü. Halkın bunları doğru bulması beklenemez. Bölgemizde güçlü bir orduya ihtiyaç var. Bunu kimse inkâr edemez ama milletiyle beraber güçlü bir ordu lazım. Bugün bütçede en büyük pay ordunun ve millet orduya verdiği parayı kıskanmıyor. Çünkü kendisini koruyan güç ordudur. Ama orduda yanlış oluşumlar varken de sırf ‘orduya saygı azalmasın’ diye bu operasyonlar ertelenemez. “Ordu milletin gözbebeğidir.” Kimse kusura bakmasın, ordu bu haliyle gözbebeği falan değil! Gözün biri kör! Orduyla alakalı atılması gereken adımlar atıldığı takdirde orduya güven nihai aşamada tavan yapacaktır. Geçmişteki gibi CHP’yle işbirliği halindeki orduya güven mi olurmuş?

FAHRETTİN DEDE / YENİ AKİT