Arşiv

Posts Tagged ‘tahsin şahinkaya’

İşte 12 Eylülcülerin ve ailelerinin mal varlığı

İşte 12 Eylülcülerin ve ailelerinin mal varlığı

Mali Suçları Araştırma Kurumu, 12 Eylül askerî darbe davasının görüldüğü Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi’ne önemli bir rapor gönderdi. Buna göre, davanın başlamasından kısa süre sonra emekli orgeneraller Kenan Evren ile Tahsin Şahinkaya’nın hesaplarından yüklü miktarda para çekildiği belirlendi.

Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK), Kenan Evren’in torununa ve özel kalem müdürüne yaptığı bazı transferlere ‘Yüksek montanlı (tutarlı)” diye not düşmüş.. Evren’in bir otomobili, bir arsası, iki dairesi ve yüklü banka hesabı var. İşte, İşte 12 Eylülcülerin ve ailelerinin mal varlığı.

İşte 12 Eylülcülerin ve ailelerinin mal varlığı     

Vatan, mahkemenin sır gibi sakladığı MASAK raporuna ulaştı. Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK), Kenan Evren’in torununa ve özel kalem müdürüne yaptığı bazı transferlere ‘Yüksek montanlı (tutarlı)” diye not düşmüş.. Evren’in bir otomobili, bir arsası, iki dairesi ve yüklü banka hesabı var. İşte, İşte 12 Eylülcülerin ve ailelerinin mal varlığı.

12 Eylül davasının sanıkları Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya ile aile bireylerinin mal varlıklarına ilişkin, mahkemenin sır gibi saklayarak müdahil avukatlarına bile vermediği MASAK (Mali Suçları Araştırma Kurulu) raporuna VATAN ulaştı. Raporda, Evren ve Şahinkaya’nın üzerine kayıtlı mal varlıklarına ilişkin bilgiler yer alırken Evren’in bazı banka hesap hareketlerinin yüksek montanlı (tutar) olması nedeniyle “dikkat çekici” bulunduğu belirtildi. Ancak “olağandışı” şeklinde bir tanım yapılmadı. “Yüksek montanlı” havaleler arasında Evren’in torunu ve özel kalem müdürüne yaptığı para transferleri de yer aldı.

Vatan’ın haberine göre, MASAK raporunu, Maliye Uzmanı Şahin Kaya ile uzman yardımcıları Ahmet Kırlı ve Yunus Görken hazırladı. Mahkemenin Evren ve Şahinkaya’nın yanısıra aile bireylerine ait bilgileri de içermesi nedeniyle avukatlara vermediği ve sadece mahkeme kaleminde inceleme yapmalarına izin verdiği 55 sayfalık raporda, bir sonuç bölümü olmaması ve haklarında araştırma yapılan 9 kişinin mal varlıklarının sistematik biçimde mahkemenin bilgisine sunulmaması dikkat çekti. Raporun ekindeki 2 klasörde mal varlığı listelerinin değil, ilgili kurumlarla yapılan yazışmaların yer aldığı belirtildi. MASAK raporunda hesap hareketleri için de “yüksek montanlı” olan hesap hareketlerine ilişkin bilgi verilmesi dışında bir değerlendirme yapılmadı.

YÜKSEK PARA HAREKETLERİ

Evren’in “yüksek montanlı” oldukları vurgulanan hesap hareketleri ise MASAK raporunda şöyle sıralandı:

– Garanti Bankası Balçova Şubesi’ndeki hesaplarında “yüksek montanlı vadeli hesap açılış ve kapanış işlemleri” yapıldı.

n 2008’de 441 bin TL virmanla açılan hesaptan torunu Ayça Özden’e 2008-2012 arasında 44 ayrı işlemde 61 bin 286 TL ödeme yapıldı.

MÜDÜRE 360 BİN TL

Ankara Balgat’taki banka hesabından özel kalem müdürü Mehmet Gökçe’ye 11 Mayıs 2012’de 360 bin 450 TL gönderildi.

– Evren’in Ziraat Bankası Marmaris şubesinde tam 32 hesap açtığı, değeri 671 bine ulaşan hesap açılış ve kapanış işlemleri yaptığı, aile bireylerine para transferleri yaptığı ve 2010 içinde torunu Ayça Özden’e 57 bin TL gönderdiği belirtildi.

– Evren’in Marmaris Uzunyalı Şubesi’ndeki hesabında 2005-2006 arasında yoğun olarak yatırım işlemleri gerçekleştirdiği ve yatırım işlemlerinin büyüklüğünün 90 bin TL’ye ulaştığı tespit edildi.

470 BİN DOLAR YATIRDI

– Evren Vakıflar Bankası Marmaris’teki hesabına 1999-2002 arasında parça parça 268 bin dolar yatırdı. Aynı yerdeki başka bir hesabına ise 2000 yılında sadece 2 ay içinde 202 bin dolar yatırdı.

YURT DIŞINA 83 BİN EURO

Evren’in dikkat çekici bir işlemi ise Nihal Karaaslan isimli bir kadının hesabına 83 bin euro tutarında paranın yurt dışına transfer edilmesi oldu. Evren’in Marmaris Armutalan’daki bir arsasını da harç matrahı olarak 40 bin 793 TL görünen bedelle yine aynı isimdeki kişiye sattığı da dikkat çekti.

EVREN’İN ORTAK OLDUĞU ŞİRKETLER

Raporda Kenan Evren, Marmaris Sağlık Hizmetleri AŞ ile Marmaris Liman İşletmeciliği AŞ’nin hissedarı olarak görünüyor. Ancak hisse oranı belirtilmiyor ve Evren’in bu hisseleri devrettiği ifade ediliyor. Evren’in 2011 model Ford Focus marka bir otomobili bulunuyor. Evren’in 2007 yılında satın aldığı Ford Mondeo marka otomobili 2010’da; 1999’da satın aldığı Ford Mondeo’yu da 2011’de, 2002’de satın aldığı Opel Astra’yı ise 2004’de devrettiği bilgisi yer aldı. Kenan Evren’in üzerine Bodrum’da bir arsa ve 2 daire kayıtlı bulunuyor. Kenan Evren 2002’de Datça’da harç matrahı 25 bin TL görünen bir gayrimenkul satın aldı. Evren, 2001 ila 2005 yılları arasında Bornova, Muğla, Datça (2 adet) ve Marmaris’teki arsa, daire ve diğer gayrimenkullerini sattı.

İŞTE EVREN’İN ÜÇ KIZININ MAL VARLIĞI

NEBAHAT ŞENAY GÜRVİT EVREN:

Marmaris’Te bir gayrimenkul, Bodrum’da 3, Sarıyer’de 4, Beşiktaş ve Şişli’de birer dairesi var. 2007 Kia Sorento cip ve 2010 Kia Sorento otomobili var. 1999-2007 yılları arasında Sarıyer ve Beşiktaş’da 2’şer, Çorlu’da 1 daire ve Dikili’de bir arsa sattığı, buna karşın 2009 yılından bu yana İstanbul Sarıyer’de 4, Şişli’de 1 daire satın alması dikkat çekti. Gürvit’in 2004’de de Bodrum’da bir daire aldığı görüldü.

MİRAY EMİNE GÖKSU EVREN:

Ankara Çankaya’da 2 parsel ve bir daire ile Sarıyer ve Manavgat’ta birer daire, Bodrum ve Marmaris’te birer arsa bulunuyor. 2005’de Antalya’da bir gayrimenkul ve Beşiktaş’ta bir daire satarken; 2009 yılında Sarıyer’de 2 daire ve Bodrum’da bir arazi satın aldı.

SEMAHAT GÜLAY EVREN:

Bir tekstil şirketinin yüzde 95 ortağı ve genel müdürü olarak kayıtlı. 2008 Honda Jazz, 2004 Suzuki Grand Vitara ve Dodge Nitro Se olmak üzere 3 aracı var. Evren’in 1995’den bu yana 9 araç alıp satması da dikkat çekti. Bodrum’da 5 daire ve bir arsa, Beşiktaş ve Mecidiyeköy’de 2’şer, Kızılağaç’ta bir dairesi var. 2004-2008 arasında Şişli’de 2, Beşiktaş ve Bodrum’da ise birer daire satarken aynı yıllarda Beşiktaş ve Şişli’de toplam 4 daire satın alması dikkat çekti.

ŞAHİNKAYA’NIN ÖZDERE’DE 5 DAİRESİ VAR

12 Eylül darbe davasının ikinci sanığı Tahsin Şahinkaya’nın üzerine şirket yok. Ailenin 14 dairesi, 6 arsası, üç şirket ortaklığı ve bankalarda 676 bin TL nakit parası bulunuyor

Hava Kuvvetleri eski Komutanı emekli Orgeneral Tahsin Şahinkaya’nın vergi mükellefi olduğu bir şirket hissedarlığı görünmüyor. Şahinkaya’nın üzerine kayıtlı 2006 model Honda Civic marka aracı var. Şahinkaya’nın 1983’de satın aldığı 1982 model Honda Accord marka aracını ise 2002’de sattığı kaydı yer aldı. Tahsin Şahinkaya’nın gayrımenkul olarak İzmir Menderes ilçesinin turistik Özdere Köyü’nde tam 5 dairesi bulunuyor. Ayrıca Zühtüpaşa tapusuna kayıtlı bir dairede de Sema Şahinkaya ile ortak tapusu bulunuyor. Şahinkaya’nın 1999’da Pendik’teki arsasını sattığı ve 2002’de Menderes’te 2 daire satın aldığı görüldü. Şahinkaya’nın da Ziraat Bankası Kızıltoprak şubesindeki 10 farklı hesabında değeri 676 bin TL olan hesap açılış ve kapanış işlemleri yaptığı ve aile bireylerinhe para transferi yaptığı belirtildi.

ŞAHİNKAYA’NIN EŞİ, KIZI VE OĞLUNUN MAL VARLIĞI

– SEMA ŞAHİNKAYA: Tahsin Şahinkaya’nın eşi Sema Şahinkaya’nın üzerine Zühtüpaşa’da 2, Suadiye ve Yalova’da birer daire ve Serdar Şahinkaya’nın üzerine ise Özdere ve Küçükbakkalköy’de birer ve Kadıköy’de 2 daire bulunuyor. 2003’den bu yana Merzifon’daki arsası ile Kadıköy’deki 3 dairesini sattığı, bunların yerine yine Kadıköy’de bir daire ile Merzifon’da 2 arsa satın aldığı ortaya çıktı. Bazı şirketlerde yüzde 1’lik hisseleri var.

– SEVGİ KARTAL ŞAHİNKAYA: Sevgi Kartal’ın üzerine bir 2005 Honda Civic kayıtlı görünüyor. Sevgi Kartal bazı şirketlerdeki yüzde 1’lik hisseleri dikkat çekerken son 13 yılda Darıca’da toplam harç matrahı 364 bin TL’yi bulan 5 arsa ile Kadıköy, Menderes ve Bodrum’da birer daire satması dikkat çekti.

– SERDAR ŞAHİNKAYA: Medikal ve tıbbi cihazlar sektöründe yüzde 10, yüzde 48 ve yüzde 99 hisselerle üç şirkette ortaklığı görülüyor. Üzerine kayıtlı araç görünmüyor.

12 EYLÜL DAVASI BAŞLAYINCA EVREN VE ŞAHİNKAYA HESAPLARINDAKİ PARAYI ÇEKMİŞLER
Zaman’ın haberine göre, Mali Suçları Araştırma Kurumu, 12 Eylül askerî darbe davasının görüldüğü Ankara 12. Ağır Ceza Mah-kemesi’ne önemli bir rapor gönderdi. Buna göre, davanın başlamasından kısa süre sonra emekli orgeneraller Kenan Evren ile Tahsin Şahinkaya’nın hesaplarından yüklü miktarda para çekildiği belirlendi. Müdahil avukatlar, her iki sanığın mahkemenin mallarına el koyması endişesiyle tedbir aldığını ileri sürüyor.12 Eylül askerî darbe davası kapsamında emekli orgeneraller Kenan Evren ile Tahsin Şahinkaya’nın mal varlıklarıyla ilgili dikkat çekici bir gelişme yaşandı. Mali Suçları Araştırma Kurumu’nun (MASAK) Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunduğu rapora göre, darbe davasının başlamasından kısa bir süre sonra Evren ile Şahinkaya’nın hesaplarından yüklü miktarda para çekildiği tespit edildi.

Evren, bir bankanın Ankara Balgat şubesindeki hesabında bulunan 441 bin TL’nin 360 bin lirasını 11 Mayıs 2012’de M.G. isimli bir kişiye havale etti. Tahsin Şahinkaya’nın eşi Sema Şahinkaya da İstanbul’daki banka hesabından 15 Mayıs 2012’de 259 bin lira çekti. Şahinkaya’nın kızı Sevgi Kartal Şahinkaya ise 18 Mayıs’ta iki ayrı bankadaki hesabından 1 milyon 70 bin lirayı aldı. Müdahil avukatlar, davanın açılmasından kısa süre sonra sanıkların hesaplarındaki parayı çekmelerinin mahkemenin mallarına el koyması endişesinden kaynaklanmış olabileceği iddiasını gündeme getirdi. Avukatlar gelişmeyi olumlu karşılamakla birlikte MASAK’ın incelemesini eksik buluyor. Avukat Öztürk Türkdoğan, ” Sanıkların darbeden sonraki 19 yıl boyunca edindikleri mal varlıklarıyla ilgili bilgi yok. Ziynet eşyaları ve yurtdışındaki kayıtlarıyla ilgili araştırma yapılmamış.” dedi.

Son 11 yılın banka kayıtlarının bulunmasıyla ilgili MASAK’ın mahkemeye gönderdiği raporda, araştırmanın devam ettiğine dikkat çekildi. Rapora şu not düşüldü: “2001’den öncesi, bilgisayar kayıtlarına geçmediği için araştırmalarımız devam etmektedir. Araştırmalarımız sonuçlandığında söz konusu bilgiler gönderilecek.”

Ankara 12. Ağır Ceza Mahkeme-si’nin kararı üzerine hazırlanan 55 sayfalık rapor ve ekindeki iki klasörde Kenan Evren, vefat eden eşi Sekine Evren, kızları Nebahat Şenay Gürvit, Semahat Gülay Evren, Miray Emine Göksu ile Tahsin Şahinkaya’nın eşi Sema Şahinkaya, kızı Sevgi Kartal Şahinkaya ile oğlu Serdar Şahinkaya’nın mal varlıkları araştırıldı. Raporda sanıkların darbe döneminde edindikleri servetlerine yönelik araştırmanın sürdüğü belirtilirken, o dönemde elde ettikleri mal varlıklarıyla ilgili bilgi yer almadı. Raporu inceleyen avukatlar, sanıkların hesaplarında yüksek miktarda para hareketi bulunduğunu belirtti.

Davanın müdahil avukatlarından Avukat Öztürk Türkdoğan, MASAK’ın eksik inceleme yaparak hazırladığı raporu mahkemeye gönderdiğini söyledi. Türkdoğan, “Raporda sanıklarının darbeden sonraki 19 yıl boyunca edindikleri mal varlıklarıyla ilgili bilgi yok. Ziynet eşyaları ve yurtdışındaki hesaplarıyla ilgili bir araştırma yapılmamış. Kayıt dışılığın bu kadar yaygın olduğu bir ülkede darbeci generallerin kayıt dışı mal varlığı araştırılmalı.” dedi.

Rapora göre Evren’in kızı Nebahat Şenay Gürvit, 2004 ve 2010 yılları arasında Sarıyer’de 4, Şişli ve Bodrum’da birer daire satın aldı. Bu dairelerin tapudaki değeri toplam 1 milyon 533 bin TL. Gürvit, bu dönemde Sarıyer ve Beşiktaş’ta 2’şer, Dikili ve Çorlu’da 1’er dairesini sattı. Bu dairelerin tapudaki satış değeri ise 364 bin TL civarında. Evren’in diğer kızı Semahat Gülay Evren’in ise Beşiktaş ve Şişli’de 305 bin TL değerinde 2’şer daire aldığı, bunun karşılığında Beşiktaş, Şişli ve Bodrum’da 4 dairesini 542 bin TL bedelle sattığı anlaşılıyor. Evren’in diğer kızı Miray Emine Göksu’nun ise Sarıyer’de 141 bin TL değerinde 2 evi, Bodrum’da ise 91 bin TL değerinde arsası bulunuyor.

Emekli Orgeneral Tahsin Şahin-kaya’nın ise Menderes’te 5 dairesi, eşi Sema Şahinkaya’nın ise Merzifon’da 2 arsası ile Kadıköy Suadiye’de bir dairesi bulunuyor. Sema Şahinkaya’nın Kadıköy’deki 3 daire ile Merzifon’daki bir arsasını sattığı, kızı Sevgi Kartal Şahinkaya’nın daire ve arsaların satışından 531 bin TL gelir elde ettiği kaydedildi. Serdar Şahinkaya’nın ise Kadıköy’de 2, Menderes’te ise 1 dairesi bulunuyor.

 

KAYNAK: http://www.hurriyet.com.tr/gundem/21501961.asp

Darbecilerin ’10 derin’ tezgahı!

Evren ve dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı Şahinkaya hakkında iki kez ağırlaştırılmış müebbet istenen iddianamede darbe için tezgahlanan kanlı olaylar tek tek sıralandı.
Gökhan Özdağ’ın haberi

12 Eylül darbesinin mimarı Kenan Evren ve dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı Tahsin Şahinkaya hakkındaki soruşturmanın tamamlanmasının ardından hazırlanan iddianame Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. Böylece darbenin komuta kademesine resmen dava açılmış oldu. Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Kemal Çetin’in hazırladığı iddianame ‘demokrasi manifestosu’ niteliğini taşıyor. Evren ve Şahinkaya, Türkiye Cumhuriyeti anayasasını ve bu anayasayla teşekkül etmiş TBMM’yi ortadan kaldırmakla suçlanıyor. İki kez ağırlaştırılmış müebbet hapis isteyen savcılık, ‘yurtdışına çıkış yasağı ve adli kontrol’ talebinde de bulundu.

İddianamede savcılar, 1980 öncesi meydana gelen ve darbeye gerekçe gösterilen terör olaylarını ayrıntılı olarak değerlendirdi. Kaos ve kargaşa oluşturarak ülkeyi adım adım askeri darbeye sürüklemek için şartlarının oluşmasını bekledikleri sonucuna varıldığı belirtildi. 1977’deki ‘Kanlı 1 Mayıs’, Abdi İpekçi’nin katledilmesi, Kahramanmaraş, Çorum, Sivas olayları ve 16 Mart katliamı gibi 10 kanlı senaryonun darbeye zemin hazırlamak isteyen gizli güçler tarafından tertiplendiği tek tek anlatıldı.

1 MAYIS PROVOKASYONDU

Siyasi tarihe ‘Kanlı 1 Mayıs’ olarak geçen ve 34 kişinin öldüğü 1977’de İşçi Bayramı kutlamaları iddianamede geniş yer buldu. Taksim’deki kutlamalar anlatılarak tanık ifadelerine yer verildi. Değerlendirme kısmında “Olayda gerek İntercontinental Oteli’nden gerekse Sular İdaresi binasının üstünden ateş edenlerin birçok kişi tarafından görülmüş olmasına rağmen güvenlik güçlerinin gerçek suçluların hiçbirisini yakalayamamış olması hususları gözetildiğinde, olayın toplumu kaosa ve iç çatışmaya sürüklemek, nihai hedef olarak ise askeri darbeye zemin hazırlamak amacıyla devlet içinde yönetimi ele geçirmek isteyenlerin yönlendirmesi ve kurgulamasıyla çıkarılmış bir provokasyon olduğu ve etkili güçlerin polisin de görev yapmasını engellediği kanaatine varılmaktadır” denildi.

HAMİDO’NUN KATİLİ GİZLİ GÜÇLER

6 ve 7 Nisan 1978’de postaneden gönderilen bombalar nedeniyle Hamido diye tanınan Malatya Belediye Başkanı Hamit Fendoğlu, gelini ve torununun öldürüldüğü hatırlatıldı. Ardından Adıyaman Emniyet Müdür Muavini Abdulkadir Aksu ile Kahramanmaraş’ın Pazarcık ilçesindeki CHP’li İlçe Başkanı ve milletvekili adayı Memiş Özdal’ın gönderilen bombalardan şans eseri kurtulduğu aktarıldı. Savcılar 3 adet bombanın aynı ilden bir gün arayla farklı siyasi görüşteki kişilere gönderilmiş olmasını “Toplumda kaos oluşturmak ve darbeye zemin hazırlamak isteyen gizli güçler tarafından tertiplendiğini göstermektedir” ifadeleriyle değerlendirdi.

7 ÖĞRENCİ KAOS İÇİN ÖLDÜRÜLDÜ

16 Mart 1978’de İstanbul Üniversitesi’nin kapısı önündeki sol görüşlü 7 öğrencinin katledilmesi de detaylı şekilde anlatıldı. Bombayı atan Zülküf İsot’un itirafı ablasının ağzından iddianameye şöyle yansıdı: “Polis aracı ile gittiklerini, polislerin de kendilerine yardım ettiklerini, bombayı kendisine attırdıklarını, o anda insanların feryatlarını, bağırmalarını gözleri dolu dolu anlattı. ‘Çok pişmanım’ dedi.” İsot’un bu itiraftan kısa bir süre sonra öldürüldüğü belirtildi. İsot’un katilinin de kendisi gibi bir ülkücü olan Latif Aktı olduğu ve sanığın 8 sene hapis yattığı hatırlatıldı. Ülkücü itirafçı Ali Yurtaslan’ın “Öğrencilerin üzerine atılan bombayı Ülkü Ocakları 2. Başkanı Abdullah Çatlı, orduda görev yapan bir yüzbaşıdan 7 tane TNT kalıbı temin etti” açıklamalarına yer verildi. Savcılara göre olay; suçlunun takibine amirleri tarafından müdahale edildiğini belirten görevli polisin beyanları, İsot’un eylemi polisin kendisine yaptırdığını belirten beyanları, o tarihlerde POL-DER ve POL-BİR olarak bölünmüş olan polis içerisindeki görevlilerin de kullanılması ile toplumda kaos oluşturmak ve yönetimi ele geçirmek isteyen güçler tarafından çıkartıldı.

AMAÇ ALEVİ SÜNNİ ÇATIŞMASI

3 Eylül 1978’de Alevi – Sünni çatışması çıkartmak amacıyla gerçekleştirildiği belirtilen ve şehri savaş alanına çeviren olaylarda 11 vatandaşın öldürüldüğü kaydedildi. Olayda dönemin Devlet Bakanı Enver Akova’nın Sivas halkının olaylara karışmadığını, aşırı uçların silah aldıkları kaynakların aynı olduğu şeklindeki beyanı, bazı güvenlik güçlerinin Sivas’a dışarıdan toplulukların getirildiğine söylemesi, Alevi ve Sünni yapısı nedeniyle kentin provokatif eylemler için uygun olması, Sünnileri Aleviler aleyhine kışkırtmaya yönelik sloganların atılmış olması değerlendirilerek “Olayın ülkeyi kaosa sürükleyerek, askeri darbeye zemin hazırlamak isteyen güçler tarafından çıkarıldığı anlaşılmıştır” ifadeleri kullanıldı.

ASKER MARAŞ’TA PASİF KALDI

19-26 Aralık 1978 tarihleri arasında Kahramanmaraş’ta meydana gelen olayların darbeye giden yolda önemli dönüm noktası olduğu vurgulandı. Darbeye gerekçe olarak da gösterilen ve Alevi-Sünni çatışması çıkartmak için planlanan çatışma ve saldırılarda 105 kişinin öldüğü ve yüzlerce vatandaşın yaralandığı belirtildi. Tanık ve dönemin yetkililerinin açıklamalarında da yer verilen iddianamede Kahramanmaraş olaylarında, dönemin İçişleri Bakanı ve Valisinin yardım taleplerine olumsuz cevap verildiği vurgulandı. Olaylara müdahale için çevre illerden gelebilecek askeri birliklerin 25 Aralık’a kadar gelmediği hatırlatılarak, şunlar dile getirildi: “Başbakan Ecevit’in, olaylarda askeri birliklerin pasif kaldığına yönelik beyanları, son 3 günde polisin olaylardan el çektirilmesi, askeri birliklerin yetersiz ve pasif kalmaları nedeniyle olaylara etkin müdahale edilmemesi, Tayyar Paşa adındaki Tuğgeneralin, Ökkeş Kenger’e söylediği “Siz ne biçim Milliyetçisiniz, ne biçim Ülkücüsünüz, size böyle mi emir verildi. yüzünüze gözünüze bulaştırdınız.” şeklindeki sözleri, infiale neden olan anonsu kimin yaptığının tespit edilememesi, kendisini milli piyangocu olarak tanıtan 26 kişinin bulunamaması, ölen 2 solcu öğretmenin cenazelerinin hastaneden tesliminin Cuma namazı saatine denk getirilmesi, dönemin Elazığ Valisinin kontrgerilla tarafından tehdit edildiğini belirtmesi, Pazarcık ilçesinin köyünde öğretmenlik yapan Akif Dalgaç’ın olaya katılan grubu bir subayın yönlendirdiğini beyan etmesi hususları dikkate alındığında, olayların toplumda kaos oluşturmak ve askeri darbeye zemin hazırlamak isteyen güçler tarafından çıkarıldığı, etkin güvenlik kuvvetlerince de müdahale edilmediği kanaatine varılmaktadır.”

AĞCA’YI AYNI GÜÇLER KAÇIRDI

1 Şubat 1979’de Milliyet Gazetesi başyazarı Abdi İpekçi’nin katledilmesi de 12 Eylül iddianamesinde darbeye gerekçe gösterilen terör olayları içerisinde yer aldı. İpekçi’nin tetikçisi Mehmet Ali Ağca hakkında şu ifadelere yer verildi: “Ağca’nın kendisine eylemi yaptıranları açıklayacağına dair yapmış olduğu açıklamadan sonra Maltepe Askeri Cezaevinden asker elbisesi giydirilerek kaçırılması, ülkenin kaos ve çatışmaya sürüklenerek yönetilemez hale getirilmesini isteyen güçler tarafından planlandığını göstermektedir.”
AYNI SENARYO ÇORUM’DA SAHNELENDİ

Daha önce Kahramanmaraş ve Malatya’da ortaya konulan kaos senaryosunun 1980’in Temmuz ayında Çorum’da sahnelendiği belirtildi. Camiye bomba atıldığı ve suların zehirlendiği gibi söylentilerle başlatılan olaylar sonucunda tanık beyanlarına göre 57 kişi hayatını kaybetti ve çok sayıda vatandaş yaralandı. Değerlendirme kısmında olaya müdahale için gelen Amasya Tugay komutanın olaylar yatışmadan birliklerini geri çekmesi belirtildi. Olayı bizzat yaşayan Adnan Baran’ın polis ve askerin olaylara müdahale etmediği, kendisiyle birlikte firari sanıkların kentte rahatça gezmelerine izin verildiği, bazı subayların sağ ve sol gruplara silah ve patlayıcı verdikleri itiraflarına yer verildi. Camiye bomba atılmadığını yine aynı camide anlatmaya çalışan Kazım Aras isimli şahsın gerçeğin ortaya çıkmasını istemeyen kişilerce sopa darbeleriyle etkisiz hale getirildiği belirtilerek olayın kaos çıkararak darbeye zemin için çıkartıldığı vurgulandı.

FATSA’YA MÜDAHALE

Ordu’nun Fatsa ilçesinde 14 Ekimde 1979 ara seçimlerinde arkasında Devrimci Yol örgütünün desteği olan Terzi Fikri adıyla üne kavuşan Fikri Sönmez’in belediye başkanı seçildiği belirtildi. Sönmez’in “Ben tek başıma değil Türkiye Devrimci Hareketin göstermiş olduğu bir adayım” ifadeleri sonrasında 8 Temmuz 1980’de Samsun’dan gelen askeri birliklerle Fatsa’ya operasyon düzenlendiği aktarıldı. Operasyon emrini Genelkurmay Başkanı şüpheli Kenan Evren’in verdiği vurgulanarak Sönmez ile birlikte 300 kişinin gözaltına alındığı aktarıldı. O tarihte sıkıyönetim ilan edilen iller arasında Ordu’nun olmadığı ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sıkıyönetim olmayan bir bölgede olaylara müdahale ettiği belirtildi. Şüpheli Kenan Evren’in, Kahramanmaraş olaylarına asker olarak neden müdahale edilmediği sorulduğunda, sıkıyönetim ilan edilmediği için yetkilerinin olmadığını belirttiği açıklamasına vurgu yapılarak, “Esasen her gün onlarca insanımızın terör olaylarından öldüğü bir ortamda, Başbakan, hükümet ve diğer siyasi parti liderlerine doğrudan, Cumhurbaşkanına ise doğrudan olmasa bile dolaylı olarak müdahalede bulunabileceğine ilişkin uyarı mektubu verebilecek kadar kendisini güçlü gören askeri yönetimin, terör olaylarına müdahale ederek suçluları adli merciler önüne çıkarması, toplum ve siyasi iktidar tarafından ancak takdir edilebilirdi. Fatsa operasyonu bu yönüyle dikkate değerdir” denildi.

ASIL AMAÇ DARBE

Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ün görev süresinin 6 Nisan 1980’de dolması üzerine CHP adayı Muhsin Batur’un 303 oy alması iddianameye yansıdı. Bu sırada Güneydoğu’da bulunan TSK komuta heyetinin Cumhurbaşkanının seçilme ihtimalinden rahatsız olduğu belirtilerek, İçişleri Bakanı Orhan Eren’nin anlatımlarına yer verildi: “Bir ara komuta heyeti dışarı çıktı. Sonra Org. Sedat Celasun’un gelerek 1 gün sonra Ankara’ya gitmek istediklerini söyledi. Orhan Eren’in endişeyi sezerek ne olduğunu sorması üzerine, Celasun Paşa “baksanıza adamlar

Cumhurbaşkanını seçiyorlar,” demesi üzerine Orhan Eren’in “endişe etmeyin paşam seçemezler, 303’te olsa seçemezler.” Bu konuşmalardan dönemin TSK komuta kademesinin yapmış olduğu darbe planının akamete uğramaması için, Cumhurbaşkanının seçilmesini istemediği ve siyasi istikrarsızlığı darbe yapmak için bir fırsat olarak gördüğü vurgulandı. Asıl amacın ise her halükarda darbe yapmak olduğu sonucuna varılmaktadır.

KONYA MİTİNGİNE SIZDILAR

İsrail’in 23 Temmuz 1980’de Kudüs’ü, İsrail’in ebedi başkenti ilan etmesi üzerine MSP tarafından 6 Eylül 1980’de Konya’da gerçekleştirdiği Kudüs mitinginin ayrıntıları da iddianamede yer aldı. 80 darbesine gerekçe gösterilen mitingde provokatörlerin laiklik aleyhine sloganlar attığı tanık beyanlarına dayanılarak aktarıldı. 6 Eylül 1980’deki Konya mitingi askeri darbenin liderleri tarafından ise “bardağı taşıran son damla” olarak görülmüştür. Askeri darbenin lideri şüpheli Kenan Evren 16 Eylül’de yaptığı ilk basın toplantısında mitingden şu şekilde bahsediyordu: “Konya olayları gericiliğin ne boyutlara ulaştığını göstermiştir. Milletimizin bu olay karşısında gözleri açılmış, tehlikeyi bütün boyutlarıyla görmüştür.” Darbenin planlayıcılarından Haydar Saltık’ın “Konya mitingi 12 Eylül’e gelinmesinde bardağı taşıran son damla olmuştur” ifadesine yer verilerek, “Mitingde MSP’nin Genel Başkanı olan Erbakan’ın komutuyla söylettiği İstiklal Marşı sırasında bazı şahısların ayağa kalkmamaları, olaydan sonra Erbakan ve Belediye Başkanı Mehmet Keçeciler tarafından yapılan şikayetlerden bir sonuç alınmaması ve bu kişilerin irtica görüntüleri veren abartılı kıyafetleri dikkate alındığında MSP’li olmadığı, benzer provakatif eylemler için hazırlanmış, yapılacak darbede gerekçe kullanılacak kişiler olduğu sonucuna varılmaktadır” değerlendirmesinde bulunuldu.

BUGÜN

“Bugün Olsa Yine Darbe Yaparım”

Darbe soruşturması kapsamında sorgulanan 12 Eylül döneminin Hava Kuvvetleri Komutanı ve Milli Güvenlik Konseyi üyesi Org. Şahinkaya’nın ifadesine ulaşıldı…

Darbe soruşturması kapsamında 31 yıl sonra sorgulanan 12 Eylül döneminin Hava Kuvvetleri Komutanı ve Milli Güvenlik Konseyi üyesi Orgeneral Tahsin Şahinkaya’nın ifadesine ulaşıldı…

Şahinkaya tedavi gördüğü GATA’daki odasında avukatı Ömer Nihat Özgün nezaretinde soruları yanıtladı.

Hürriyet’in haberine göre Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Fikret Seçen, 8 Haziran 2011’de emekli Orgeneral Şahinkaya’ya 12 soru sordu. Tüm soruları yanıtlayan Şahinkaya, “Bugün olsa yine yaparım. Biz darbe yapmadık, kanlı olayların önüne geçtik” dedi. İşte Şahinkaya’nın 6 sayfalık ifadesinden dikkat çekici bölümler:

Memleket bölünmüş kardeş kardeşi öldürüyordu

SORU: Daha önce yapmış olduğunuz gizli plan çerçevesinde, halkın vergileriyle alınan ve ülke savunması için emanetinize tevdi olunan silahları kullanarak darbe yapıp ülke yönetimine el koydunuz. Ne diyorsunuz?

Öyle bir durum içerisinde idik ki, memleket bölünmüş ve ayrılmış paramparça olmuş, kardeş kardeşi öldürüyor, sağ sol hareketleri had safhasına gelmiş ve biz de halk karşısında mevcudiyetimizi muhafaza edecek veyahutta dönemimizin başında görevini yapamamış bir insan olarak kendimizi gördük. Bütün komuta kademesi, yüksek komuta kademesi, tugaylara kadar hep beraber buna bir çare bulunması için Genelkurmay Başkanlığı altında ve emir komuta zinciri altında buna bir çözüm bulmak istedik. Biz darbe yapmadık. Zira darbe yapan insan 2-3 yıl sonra hükümeti bırakmaz. Biz kanlı olayların önüne geçtik.

SORU: Bu eylemi hangi yasal dayanakla gerçekleştirdiniz?

İç hizmet Kanunu’nun 35. Maddesi’nde bize verilen devleti koruma ve kollama yetkisine dayanarak, yönetime el koyduk.

SORU: Hükümete el koyma olarak nitelendirdiğiniz faaliyetin yasal bir dayanağı mevcut ise neden 1982 Anayasası’nın geçici 15. Maddesi’ni düzenleyerek bu faaliyete katılanları cezai ve mali, hukuki sorumluluktan kurtarmaya çalıştınız?

Bu düzenlemeyi sadece komutanlar açısından düşünmedik, o dönemdeki Danışma Meclisi, sivil idarede görev alan şahısların da yargılanmasının uygun olmayacağını düşündük.

SORU: Meclis’e ait olan yasama yetkisini ve Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu’na ait olan yürütme görevini, üstelik hiyerarşik olarak bağlı olduğunuz kurumlara silahlı güç kullanarak ortadan kaldırdınız. Ne diyorsunuz?

O dönemde Meclis diye bir şey yoktu. Milletvekilleri Meclis’teki toplantılara dahi iştirak etmiyordu. 6 ay boyunca Meclis Başkanı ve Cumhurbaşkanı seçilemedi. Dolayısıyla millet adına bu yetkileri kullanacak bir kurum yoktu.

SORU: 11 Eylül 1980’de devam eden terör eylemleri 12 Eylül 1980’de nasıl birden önlenmiş, suçlular yakalanmıştır. Suçluların yeri ve kimlikleri biliniyorsa, neden askeri darbe yapılmadan yakalanmamışlardır?

Askeri müdahaleden sonra halkta bir sevinç yaşandı. Bu sevinç ve rehavetten kaynaklanan nedenlerle eylemler azaldı. Muhtemelen yasadışı gruplar değerlendirme yapmak amacıyla beklediler. Kısa bir süre sonra takriben bir ay sonra tekrar yeniden hadiseler başladı. Çıkardığımız kanunlarla Sıkıyönetim Komutanlığı’nın yetkilerini artırdık. Bu komutanlıklar yetkilerini kullandıkça eylemlerde azalma ve kesilme oldu. Sonra gruplar kontrol altına alındı.

Yabancı bir ülkeden emir ve talimat almam

SORU: 12 Eylül darbesinin yapıldığı gece ABD Başkanı Carter’ı arayan Dışişleri Bakanı Muskie’nin Carter’a ‘Mr. President, Türk Ordusu’nun komuta heyeti Ankara’da yönetime el koydu. Herhangi bir kaygıya gerek yok. Kimler müdahale etmesi gerekiyorsa onlar müdahale etti’ şeklinde beyanda bulunduğu anlaşılmıştır. 11 Eylül 1980 günü Hava Kuvvetleri Komutanı olarak sizin ABD’den döndüğünüz gözönünde bulundurulduğunda 12 Eylül askeri darbesi ABD’nin bilgisi ve desteğiyle mi yapılmıştır? Bu konuda ne diyorsunuz?

Amerikalılar beni ve eşimi Hava Kuvvetleri Komutanı olarak Amerika’ya davet ettiler. Amerika’ya gitmeden önce müdahale tarihini 12 Eylül sabahı olarak kararlaştırmıştık. Hatta, Kenan Evren’e Amerika gezisine katılmayayım dedim. Bunun üzerine bu gezi programını kısa tutmak amacıyla eşimin rahatsız olduğunu, bir an önce Türkiye’ye dönmem gerektiğini ilgililere bildirdim. Hatta o dönemin Amerika Büyükelçisi olan Şükrü Elekdağ, Washington’da eşimi gördüğünde, ‘Hayrola nasıl bir rahatsızlığınız var’ diye ilgilendi. 11 Eylül 1980 günü Türkiye’ye döneceğim sırada Amerika Genelkurmay Başkanı ile kahvaltı ettik. Bir gün sonra Türkiye’de askeri müdahalenin olduğu kendisine söylendiğinde şaşırarak böyle bir şeyi kendisine söylemediğimi beyan etmiş. Türk Hava Kuvvetleri Komutanı olarak yabancı bir ülkeden emir ve talimat almam. Onların talimatlarıyla hareket etmem. Kesinlikle bu iddiayı kabul etmiyorum.

Yine yaparım

SORU: Pişman mısınız?

O dönemin şartlarında gerek fert olarak gerek Kuvvet Komutanı olarak kendimi bu olaylardan soyutlayamazdım. Aksi takdirde kendinizi vatan haini görüp, utançtan yaşayamazdınız. Aynı şartlarda şimdi olsa elimde de imkân olsa böyle bir olaya katılırdım. Çünkü milletin aciziyetini sürekli görüyordum. Bir annenin yanıma gelip ayaklarınızı öpeyim diyerek bize gösterdiği minneti hiç unutmuyorum.

Siyasi değil askerdik

SORU: Dönemin TSK komuta kademesi olarak sizlerin siyasi istikrarsızlığı darbe yapmak için bir fırsat olarak gördüğünüz iddia edilmektedir. Bu konuda ne diyorsunuz?

Sizi temin ederim ki, zamanın komutanları olarak bizim yönetime el koymak gibi bir düşüncemiz yoktu. Zira biz siyasi kişiler değildik, askerdik. Kesinlikle siyasi istikrarsızlıklardan faydalanmak gibi bir düşüncemiz yoktu. Askeri müdahale yapmak amacıyla terör olaylarının üzerine gidilmemesi diye bir şey söz konusu değildir. 

KAYNAK  http://www.habername.com/haber-bugun-olsa-yine-darbe-yaparim-66080.htm