Arşiv

Posts Tagged ‘terör’

NEREDE YANLIŞ YAPTIK?

Her batıl davanın hak bir tarafı vardır. İnsanlar yaratılış itibari Ahsen-i Takvim (en güzel) suretinde yaratıldığı, daima doğruyu, güzeli, adaleti, eşitliği bulma fıtratında olması hasebi ile tüm tarih boyunca kendine göre doğru bildiği yolda yürüme gayretinde olmuştur. Bazen doğru bildiği yol çok zararlı da olsa ısrarla bu yolda yolculuğuna devam etmiştir. Komünizm gibi bir dava bile temeline baksanız ekmeğin, refahın adilane paylaşımı anlayışı üzerine oturtulduğu halde neticesi itibari ile milyonlarca insanın zulüm görmesine, toplumun büyük kesimin yoksullaşmasına sebebiyet vermiştir. Ama 70 yıl boyunca da milyonları kendisine bir şekilde bağlayabilmiştir.

 

Bu yönü itibari ile bakıldığı zaman 1984 yılından itibaren fiili olarak içinde olduğumuz bu terör fitnesi neyin nesidir? Niçin bu musibetten kurtulamıyoruz? Neleri yanlış yapıyoruz? Bugün sosyal medyada sadece bir amaç uğruna milyonlarca insan (çoğu da insanlık için bir şey ifade etmeyen saçma-sapan uçuk-kaçık amaçlar) dünyanın çeşitli ırklarına, dinlerine, milletlerine bağlı olduğu halde bir araya gelebiliyor, aynı amaç doğrultusunda buluşabiliyorlarsa bizler yüzyıllardır aynı dine, aynı peygambere, aynı kitaba, aynı geçmişe sahip olduğumuz halde niçin beraber yaşamayı beceremiyoruz? Bir yerlerde hatamız olmasa kader bu musibeti başımıza fitne olarak vermezdi. Çünkü bizler “başınıza gelen musibetler kendi ellerinizle yapmış olduğunuz hatalar sebebi iledir” anlayışına sahip bir dinin fertleriyiz. Hatayı mutlaka öncelikle kendimizde arama mecburiyetindeyiz. Yoksa yaşananlara 3-5 çapulcunun ve dış güçlerin desteği ile olan işler mantığı ile bakarsak sadece kendimizi kandırmış oluruz ve bugüne kadar çoğunlukla olduğu gibi zamanımızı gereksiz yere harcarız. 13-14 yaşında daha henüz çocuk yaştaki teröristi dağa çıkaran sebep nedir, hangi cazibe bu çocuğu dağa çıkarabiliyor? O cazibeyi niçin devlet olarak biz veremiyoruz? Bu soruların cevaplarına mutlaka çok kafa yormalıyız…

 

Öncelikle kendi ev ödevimize çalışmamız gerekiyor. Bünyemizi hastalıklara karşı sağlam tutmak zorundayız. Bir sınıfta misal olarak iki öğrenciyi ele aldığımızda bir öğrenci sık hasta olduğu halde, diğer öğrenci aynı fiziki ortamda bulunduğu halde hasta olmuyorsa aradaki tek fark hasta olmayan öğrencinin bünyesinin sağlam olmasıdır. Yaşanan hadiseleri dış güçlere havale yapmanın kolaylığından kurtulmamız gerekiyor. Elbette şer güçler elinden geleni ardına koymayacaktır. Bizlere ikinci bir Sevr yaşatılması için her gayreti göstereceklerdir. Buna eminiz. Nitekim bugün batılı birçok liderin yüzlerine bunu artık açıkça ifade edebiliyoruz. Ancak siz hastalığa eğer doğru teşhis koyabilirseniz hasta süratle tedavi olur. Yanlış teşhis konuldu ise en konforlu hastanelerde de tedavi olsanız, en pahalı ilacı da kullansanız tedavi olmanız mümkün değildir. Hepimizin başına gelmiştir. Bazen basit ve çok ucuz bir ilaç sizi tedavi eder. Bugün kullandığımız ilaç çok pahalı. Ülkenin önemli gelir kaynakları, insan kaynakları, enerjisi boş yere heba edildi, ediliyor.

 

Doğru teşhis noktasında fikirlerimi arz etmek istiyorum. Kadere fetva verdiren ve bu terör belasını başımıza saran Kur’ana muhalif 3 büyük yanlışımız var görünüyor. İslamiyet’in pek çok kanun-u esasisi vardır. Asayişi muhafaza eden 3 temel prensibi izah etmeye çalışacağım;

 

  1. “Bir kimsenin suçunu başkası yüklenemez. Bir kimsenin suçu yüzünden en yakını dahi (velev ki babası da olsa) suçlanamaz” .

 

Aynı zamanda bu kaide temel hukuk kurallarının en önemlilerindendir. Suçların şahsiliği prensibi vardır. Suçun cezası işleyene aittir. Bu kaideye muhalif olarak bizler bir cani yüzünden bazen bütün köylüyü suçlu ilan ettik. Ona göre muamele yaptık. Babası terörist ise yedi sülalesini terörist ilan ettik. Hiç unutmuyorum. 1987 yılında ilk şark yerim olan Siirt’e tayinim çıktığında 1975-1980 yılları arasında BATMAN petrol rafinerisinde görev yapmış akrabalarım vardı ve şu anda İstanbul’da ikamet ediyorlardı. O köyün muhtarına (şu anda ismini hatırlayamıyorum merkez köylerinden birisi idi) selam söylememi istediler. Rafineride beraber çalışmışlar. Katıldıktan 3 ay sonra o köye gitmiştim ve muhtar ile tanışmıştım. Sonrasında kendisinden süt-yoğurt aldık ve güzel bir ilişkimiz olmuştu. Akrabalarım ile olan irtibatlarından bahsetmişti ve ne kadar samimi hatıralarını anlatıyordu. Sonrasında ilişkimiz kesildi ve ben köye gittiğimde muhtarı soğuk ve solgun gördüm. Maalesef köyde terörist barındırmaktan, müdahale etmemekten ciddi hesaba çekilmişti. Bu kadar söylüyorum. Siz anlarsınız. Kendisini tanımasam vatanseverliğinden kuşku duyabilirdim. Ve kendisini gayet bitkin ve küskün görmüştüm. Çok üzülmüştüm. Hâlbuki değil bir cani, bütün köy cani olsa, içlerinde bir masum olsa o masumun hatırı için o köy helak olsun demeye hakkımız yoktur. Bu hatayı bazen siyasette de acımasızca uyguluyoruz. Kendi partimizden birisini ne kadar kabahatli de olsa kusurlu görmüyoruz, ancak muhalif partiden âlim de olsa kendisini cani ilan edebiliyoruz. Dinimiz mutlak adaleti emreder.

 

  1. 2.      “O kavmin efendisi kavmine hizmet edendir. Yani kim milletin efendisi olmak isterse milletine hizmet etme mefkuresinde olacak”.

 

Zamanla İslami terbiyenin zayıflaması ve ubudiyet vazifesinin ihmal edilmesi ile memuriyet bir hâkimiyet, benlik ve tahakküm aleti olmuş. Bu tahakkümün neticesinde de halk memuriyete ve memurlara soğuk bakmış. Özellikle bölge halkında bu soğukluk maalesef günümüze kadar devam etmiş. Adeta bir jandarma eri köyü titretmeye yetmiş. Nerede hizmetçilik, nerede hizmet? Bu konuda yaşanmış çok hikâye var. Bir tanesini anlatsam herhalde meselenin anlaşılması için yeter. Geçtiğimiz hafta bir arkadaş meclisinde idik. Emekli bir Alb. arkadaşım anlatıyor; “Diyarbakır’ın Bismil ilçesinde bir göreve gidiyoruz. Yolda mola verdik. Köy kahvesine gittim. Selamünaleyküm dedim. Kısa bir şaşkınlıktan sonra köylüden Aleykümselam cevabını aldım. Orada kaldığım yarım saat içinde öyle bir kaynaşma oldu ki kalkmaya yakın köylünün biri biraz da oluşan samimiyet ortamına göre dedi. Siz böylesininiz ama filan köyde bir uzman çavuş var. Ben bu köyün (Haşa) Allah’ım diyor diye. Tabi şaşırdım bir şey diyemedim” dedi. Sadece bu misal bile meselenin anlaşılması için yeterli sanırım.

 

  1. 3.      “Hariçteki düşmanlıkların tecavüzlerine karşı dâhildeki adaveti unutmak ve birbirimize tam tesanüt vermektir”.

 

Bu kadar düşmanların silahlarını bize çevirdiği bir zamanda dâhili anlaşmazlıklarımız sebebi ile birbirimiz ile uğraşmak, enerjimizi içerde harcamak ne kadar büyük cahilliktir? Derhal ayrılıklarımızı bir daha erişemeyeceğimiz raflara kaldırmak mecburiyetindeyiz. Halikımız bir, Rezzak’ımız bir, dinimiz bir, kitabımız bir, peygamberimiz bir, vatanımız bir, geçmişimiz bir. Binler kadar bir var. Bu birlerden ancak kuvvetli bir birlik çıkar. Bizleri birbirimize bağlayan nurani bağları tekrar ortaya çıkarmamız gerekiyor. Daha önce anlattığım küçük bir kıssayı yeriş gelmişken tekrar beyan etmek istiyorum. Yıl 1988. İlk şark görevim olan Siirt’teyim. Şirvan ilçesi Özpınar köyüne karakol takviye görevine timimle beraber gidiyorum. Karakol personeli de seçim münasebeti ile köylere seçim sandık muhafaza görevine gidiyor. Köye girişimizi hatırlıyorum. Köylü bizi çok asık suratla karşılamıştı. Yüzlerden anlayabiliyorsunuz. Sanki işgal kuvveti geliyordu, şaşırmıştım. O gün sabahtan karakola yerleştik. Hiç unutmuyorum. İkindi vakti gelmişti. Hemen köyün içindeki camiye gittim. Namaz kılmak için abdest alıyordum. Abdestim bitti ve arkamı döndüğümde arkamda köylü elinde havlusunu tutuyordu.  Ve artık orada görev yaptığım 5 gün süre içinde köylüler bizim dostlarımızdı. Bir anda kaynaşmıştık. Zaman zaman da Siirt merkezindeki Ulu camiye özellikle tatil günlerinde vaktim oldukça giderdim. Halk ile çok iyi bir kaynaşmamız olmuştu. Dinimizin bölge halkı için ne kadar önemli olduğunu bizzat yaşayarak görüyordum. Hatta tim komutanlarından eğer 5 vakit namazını kılan varsa köylü o timin gönüllü koruyucusuydu. Hepsi gönüllü istihbarat elemanı gibi çalışıyordu. Terörist o köyde barınamıyordu. Bunu görev yapan arkadaşlarımızdan duyuyorduk…

 

Dinimizin bu 3 temel kaidesi yeniden ele alınsa herhalde hastaya doğru ilacı verebilmek çok daha kolay ve ucuz olabilecektir. Şahsen son zamanlarda yapılanlardan da artık eskisi gibi hata yapılmadığı kanaatine varıyorum. İnşallah bu düsturlar yeni anayasamızın da temel kaideleri olur. Yoksa İspanya modeli, İrlanda modeli gibi çözümler inanın abesle uğraşmaktan başka bir şey değildir. Biz halkı yıllarca devletin soğuk söylemi ile Marksist-Leninist-Stalinist bir terör örgütünün söylemleri arasında sıkıştırdık. Üçüncü bir yola razı olmadık. Halkın milli-manevi değerlerini görmezden geldik. Aslında bu yol her zaman vardı…

 

Ayrıca son bir nokta olarak ifade etmek isterim ki ne olursa olsun terörist başı ile devletin resmi olarak görüşme yapmak istemesi şahsen vicdanımın kabul edebildiği bir durum değildir. Bölge halkının sözcüsü olarak Allah peygamber inancı olmayan birisini kabul etmek acizlikten başka bir şey değildir ve aslında bölge halkına da bir hakarettir. Yıllarca bölgede çok etkin olan dini kanaat önderlerini tanımadık. Onları muhatap kabul etmedik. Üstüne üstlük zararlı ve sakıncalı gördük. Onları izledik, konuştuklarını kaydettik. Hâlbuki milleti birleştirici söylemlerden başka bir ifade kullanmadılar. Allah dediler, peygamber dediler, kitap vatan, bayrak dediler. Sonra da bunları muhatap kabul etmeyip terörist başı ile görüşme yapmak bana göre bir zulümdür. Bugün sadece bu zatlar sebebi ile terörün hayat sahası bulamadığı AĞRI, URFA, ADIYAMAN gibi vilayetlerimizin varlığını unutmayalım.

 

Her şeye rağmen umutluyuz. Bugün bölge insanı üzerinde yapılan bağımsız anketlerde;

 

  1. Türk bayrağı benim bayrağımdır diyenlerin oranı % 94,85,
  2. Türklerle ortak bir gelecek istiyoruz diyenlerin oranı % 90,30,
  3. Türklerle aynı mahallede oturmak istemem diyenlerin oranı da sadece % 0,60’dır.

 

Cenab-ı Hak hepimize ortak, mutlu, güzel bir gelecek nasip etsin inşallah…

EKREM ATA

Kategoriler:ASDER, hukuk, kanun, medeniyet, tsk Etiketler:, , , , ,

Balyozcuların PKK planı ortaya çıktı

Derin yapıların Türkiye’nin kritik savunma projelerine imza atan HAVELSAN’a sızma planı deşifre oldu…

Serbest ÖZDEN

Balyoz soruşturmasının 3. İddianamesi’nin ek delil klasörlerinde yer alan ve Gölcük Donanma Komutanlığı‘nın gizli bölmelerinde ele geçirilen belgeler, dehşet senaryolarını gün yüzüne çıkardı. Yapılanma ilk Türk İnsansız Hava Aracı (TİHA) ve terörle mücadele için kullanılmak için geliştirilen projeleri yavaşlatmayı ve imha etmeyi planlıyor. Türk savunma sanayiinin bel kemiği olan kurumların başında gelen HAVELSAN’a örgüt üyelerini aldırmak için yoğun çaba sarf eden derin yapı para, kadın ve şantaj yöntemini kullanıyor.Kurumyöneticilerinin odalarına yerleştirmek için dinleme cihazı olan 10 adet ‘böcek’ aldıran örgüt, kriptolu telefonlarla kurumdaki köstebekleri ile iletişim kurmuş. Projelerden sonuç alamayınca ‘imha edin’ talimatını veren örgütün planları, teröristlere çok zaiyat verdirdiği gerekçesiyle ‘Heronları düşürün’ emrini akıllara getirdi.

BÖCEK SEHPAYA KONABİLİR

Belgeler, derin yapının kurumyetkililerini takip için dinleme aracı temin ettiğini de gün yüzüne çıkardı. Enstitülerin gözetim altına alınması ve kamera sayısının önemine vurgu yapılan belgelerde “10 adet böcek alımı” başlığı altında, “Önderin odası böcek, keşif yapıldı sehpa olabilir,Güney mobilya” ifadeleri dikkat çekti. HAVELSAN’da görevli N.G. adlı kadının, çalıştığı projeden başka bir işe geçirileceğini ancak kardeşinin örgüt sabıkası nedeniyle zor durumda olduğunu yapıya yazılı olarak bildirerek yardım istendiği, ele geçirilen belgeler arasında yer aldı. Yapılması gereken diğer işler ise şöyle sıralandı:

AMCALAR KONUYA EL ATMALI

*TİHA konusu çok yıprandı. Bu ve diğer Güneydoğu ilintili projelerin gecikmesi konusundamakul ve inandırıcı argümanlar hazırlayalım. Şimdilik devam etmeli. Bitirilmesi istenmiyor.

*Bizim amcalar konuya el atmalı. Bununla ilgili HAVELSAN ile ortak projelere ilişkin Faruk beyle görüşülmesi. Bekir paşam için randevu al.

*TÜBİTAK’tan gelen notları öncelikle paylaş.

*Örgütteki işçi arkadaşlar dikkat çekmeden Tolon’a geçmiş olsun ziyaretinde bulunabilir.

*İşe alımla ilgili dernek üyelerini tanıdıkları ile ilgili tek tek dolaş.

*Yıpranan isimleri nadasa ayıralım.

*Eleman alımı konusu ciddi tutulmalı. Ciddi eleman eksiğimiz var. Alt kadroyu dolduramıyoruz. Gerekirse Harp Okulu’na gitmesin mühendis olsun.

*Düşük paralara gelmiyorlar. Bizim taksimat önemli, onları farklı kanallarla tatmin edelim: Prim,ödül,kadın…

Gizli belgeleri satmışlar

Balyoz iddianamesinde gizli yapılanmanın bu amacı net bir şekilde deşifre ediliyordu. Savcıların tespiti özetle şöyleydi: “Devletin stratejik kurumlarına sızan örgüt mensuplarının (GES, Tübitak, HAVELSAN) çalıştıkları kurumlardan elde ettikleri devletin güvenliğine ilişkin gizli belgeleri, bağlı bulundukları örgüt yöneticilerine ulaştırdıkları, belgeyi getiren kişilere ücret ödedikleri, TSK için yürütülen ve projeleri durdurmaya, yavaşlatmaya veya engellemeye çalıştıkları, casusluk faaliyeti kapsamında belge veya projeleri yabancı ülkelere pazarlamayı planladıkları anlaşılmıştır.”

Sonuç alınmıyorsa imha edin

Güncem- Notlar Ankara-İzmit’ başlıklı belgede çarpıcı talimatlar yer alıyor. Bunlardan bazıları şöyle:

*Doğudan Ankara’yı kazananlar ile ilgili burs talebini değerlendirelim. Örgüt alt yapımızın verimliliği açısından önemli. Doyurucu rakamlarla sunalım.

*Kritik proje listesinin çıkarılması, müşterilerle face to face (yüz yüze) görüşme ayarlanabilir.

*Projelerin listelerinin çalışan sayısı, müşteri bilgisi, karşı taraftan irtibat kim detaylandırılması.

*Yukarıdan bir gözün projeleri takip etmesi.

*HAVELSAN, ASELSAN’da yavaşlatılacak projeler bize paslanacak.

*Ücretin paylaşımı önemli. Kim ne kadar alacak önemli. Ödeme gecikirse işler hep aksıyor.

*Kadın zaafı olan yöneticilerin tespiti, psikolojik tahlil.

*Projelerden sonuç alınamıyorsa ve elimizde tutamadıklarımızı yapabiliyorsak imha etmeliyiz.

Kategoriler:ASDER, tsk Etiketler:, , , , , ,

TSK’da ki bu skandal çok konuşulacak

PKK’yla mücadelede son dönemde yoğun olarak kullanılan F-16’lara yanlış koordinatlar verilip, boş arazilerin bombalandığı ortaya çıktı.

Bombalanacak hedefler, İkinci Ordu tarafından Hava Kuvvetleri’ne tam 18 kez yanlış verildi.PKK’yla mücadelede son dönemde yoğun olarak kullanılan F-16’lara yanlış koordinatlar verilip, boş arazilerin bombalandığı ortaya çıktı.
Olay, 2. Ordu Komutanlığı bünyesinde gerçekleşti. Ekim 2011 tarihinde Genelkurmay Başkanlığı ve Şemdinli İlçe Jandarma Komutanlığı tarafından 2. Ordu Komutanlığı’na bir istihbarat ulaştırıldı. İstihbarata göre 20’nin üzerinde tesbit edilen bölgede 370 PKK’lının bulunduğu bilgisi alındı. Ardından PKK’lıların bulunduğu bölgelerin koordinatları belirlendi. 2. Ordu Komutanlığı gelen bu istihbarat raporunun ardından “Ani Yakın Hava Desteği İsteği” adı altında bu bölgelerde bulunan gruba hava saldırısı düzenlenmesi için Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na bir emir yazdı.
Yazıda belirlenen bölgelere hava desteğiyle “alçak irtifada hava savunma silahları” kullanılarak, hava operasyonu yapılması istendi. Ancak 2. Ordu Komutanlığı’nda hazırlanan üç sayfalık “Gizli, Kişiye Özel” emir isteğinde skandal bir olaya imza atıldı. Yüzbaşı Eyyüp Atlıhan imzasını taşıyan üç sayfalık raporda gerçek koordinatlar yerine sahte koordinatlar verildi. Toplam 18 koordinat değiştirilip, PKK’lıların bulunduğu bölge yerine kilometrelerce uzaktaki boş arazilerin değerleri F-16’lara bildirildi ve dağ, taş bombalandı.
370 PKK’lının bölgesi bildirildi
Hava Kuvvetleri Komutanlığı, şu sıralar Kara Kuvvetleri Komutanlığı’ndaki bu skandalla çalkalanıyor. Olayın bir yanlıştan kaynaklanmadığı, 18 koordinatın kasıtlı olarak değiştirildiği şüphesi var. İşte skandal koordinat değişikliğinin perde arkası. Genelkurmay Başkanlığı’na Orgeneral Necdet Özel’in gelmesiyle birlikte, eylül ayında tüm birliklere bir emir gönderildi. Emre göre tesbit edilen PKK’lıların karadan ve havadan “ivedilikle” vurulması emrediliyor, emir komuta zinciri daraltılarak, vurma emri, Heronlar’ın ya da harekat merkezine bakan isimlerin emrine bırakılıyordu.
Genelkurmay Başkanlığı, ekim ayı içerisinde 2. Ordu Komutanlığı’na bir istihbarat mesajı çekti. Çekilen mesajda şu bilgilere yer verildi: “Elde edilen bir bilgiden, Çanaklı, İkiyaka, Gasto Bölgesi, Çemmeluva, Dalaman Sırtları, Yanıkyer ve Çiyarespi Tepe bölgelerinin her birinde 50 Bölücü Terör Örgütü (BTÖ) mensubunun bulunduğu, ayrıca Çanaklı bölgesindeki iki ayrı noktada 120 BTÖ mensubunun bulunduğu istihbaratı Genelkurmay Başkanlığı tarafından ilgi mesajda bildirilmiştir.
Şemdinli İlçe Jandarma Komutanlığı’nca Bağlar, Yiğitler, Gülkan Vadisi bölgesinde aşağıda koordinatları belirtilen hedef koordinatlarında 200 kadar BTÖ mensubunun bulunduğu duyumu ilgi mesajda bildirilmiştir.”
Hava operasyonu emredildi
Genelkurmay Başkanlığı’ndan gelen bu istihbarat rapor haline dönüştürülerek, hava operasyonu için Malatya’da bulunan 2. Hava Kuvvetleri’ne, Jandarma Kolordu Komutanlığı’na ve 3. Taktik Piyade Tümen Komutanlığı’na bildirildi. Aynı rapor, başta Genelkurmay Başkanlığı olmak üzere Kara Kuvvetleri Komutanlığı ve Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na da “Bilgi” amaçlı gönderildi. Buraya kadar her şey normaldi. Kara Kuvvetleri Komutanlığı “Grid” adı verilen koordinat kullanıyordu. Hava Kuvvetleri’ne koordinatlar bildirilirken, “Coğrafi Koordinatlara” çevrilerek iletiliyor, F-16 ya da taarruz helikopterlerine coğrafi koordinat giriyordu. Hava operasyon isteği acil olduğu için pilotlar kendilerine verilen koordinatları doğru kabul ediyor ve operasyonu yapıyorlardı.
Bu operasyon da aynı şekilde icra edildi. Operasyonun ardından pilotlardan bazıları kendilerine iletilen koordinatlardan şüphelenmeye başladılar. Şüphe üzerine yapılan incelemede, 2. Ordu Komutanlığı’nın Hava Kuvvetleri’ne gönderdiği koordinatlar üzerinde oynama yaptığı, gerçek olmayan koordinatların bildirildiği ortaya çıktı. Bombalanan yerlerle gerçek koordinatlar arasında kilometrelerce fark olduğu anlaşıldı. Örneğin, 38 SMG 73500-15532 Grid koordinatının Coğrafi değeri, N37, 11.115, E044, 42.090 iken, bu değer değiştirilerek N 37, 12.037 E044, 19.670 olarak Hava Kuvvetleri’ne bildirildi. Benzer durum 17 ayrı koordinatta daha yapıldı. Önceki gün görüştüğüm haber kaynağım, 18 ayrı koordinatta bu kadar ciddi bir hata yapılamayacağını, farklı Grid kodlar için aynı değerlerin verildiğini, ortada ihmali de aşan bir kastın olduğunu söyledi.
Çok zayiat var, Heronları düşürün
MİT, daha önce insansız hava aracı Heronlarla ilgili tüyler ürperten bir skandalı gün yüzüne çıkarmıştı. Alınan bilgiye göre 10 Ekim 2007’de Ankara’daki 388 XX X6 nolu sabit telefondan bir GSM numarasını arayan subay Heronların çok iyi tesbit yaptığını, PKK elemanı olan kendi adamlarının çok zayiat verdiğini aktardı. Heronların düşürülmesini ya da koordinatlarının değiştirilmesini isteyen subaya karşı taraf ise bir çaresine bakacakları cevabını verdi. Skandal konuşmayı tesbit eden MİT, gereğinin yapılması için konuyu Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na iletti. Kara Kuvvetleri Komutanı (O dönem İlker Başbuğ) ise 28 Ekim 2007’de olayla ilgili soruşturma emri verdi. Soruşturmayla görevlendirilen Askeri Savcı Naci Dalkılıç, Jandarma ve Emniyet kriminal vasıtasıyla konuşmayı yapan iki havacı subayın kimliklerini tesbit etti. Zayiat veren PKK’lılar için “kendi adamlarımız” diyen ve Heronların düşürülmesi ya da koordinatlarının değiştirilmesini isteyen kişi ve karşı taraftan “bir çaresine bakarız” diyen kişinin kimliğini belirledi. Soruşturma daha sonra kapatıldı.
Kaynak : Mehmet Baransu / TARAF
Kategoriler:ASDER, tsk Etiketler:, , , , ,