Arşiv

Posts Tagged ‘yargı’

BALYOZCULARIN ARKA BAHÇESİ

“Ülkem adına üzücü bir durum”
18.01.2012 10:00
Koramiral Kadir Sağdıç’ın, Hasdal Cezaevi’ndeki ‘intikam planı’ Türkiye’yi ayağa kaldırdı.

Hukukçular ve aydınlar, ses kaydının Balyoz Darbe Planı’nı doğruladığına dikkat çekti. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın 2 numarası Koramiral Kadir Sağdıç’a ait olduğu iddia edilen ses kaydının yankıları sürüyor. Balyoz Darbe Planı tutuklusu Sağdıç’ın “Bize bu hainlikleri yapanların dişini sökeceğiz, attıklarına atacaklarına pişman olacak p..ler. Her şeyi buradan idare ediyoruz” ifadelerine hukukçu, gazeteci ve STK temsilcileri sert tepki gösterdi. Bu ifadelerin darbe yapılanması iddialarını teyit ettiğini aktaran uzmanlar, bu konuşmaların tam anlamıyla tasfiye edilmeyen darbeci yapılanmadan güç alarak yapıldığını söyledi.Hasdal veHadımköy’deki askeri cezaevinde Ergenekon ve Balyoz gibi darbe planı davalarından tutuklu 54’ü general ve amiral, toplam 170muvazzaf tutuklu bulunuyor. Deniz Kuvvetleri Komutan Yardımcısı Koramiral Kadir Sağdıç da bu isimlerden.

Eski tas eski hamam

Emekli Askeri Hakim Faik Tarımcıoğlu: Bu ifadeleri çok enteresan buldum. Konforlu bir otelde, uzakta görevde ailesiyle görüşüyormuş gibi bir durum sözkonusu. Bizim infaz sisteminin kişiye özel değişkenliğini gösteriyor. Askeri ve sivil cezaevindeki uçurumları gösteriyor. Eski tas eski hamam havası veriyor. Kendi ailesine moral vermek anlamında bazı mesajlar da vermiş olabilir. Ama kıta sahınlığı ve gaz hadisesini anlayamadım. Yani bu konulardaki irtibatı nasıl pek anlayamadım. Tehditvari şeyler böyle aile içi şeylerde moral için söylenebilir. Ama çok dikkat çekici.

Farklı sistemin ürünü

Emekli Askeri Hakim Yusuf Çağlayan: Ortada yargıya intikal etmiş bir olay var. Böyle bir durumda yargılanıp aklanmak esastır. Mahkemelerde yargılanan insanlar yargılanıp aklanmayı bekler ama burada adeta yargılandıkları suçlamaları teyit eder bir durum söz konusu. Hukuk değil de daha farklı bir sistem içerisinde kendilerini devam ettirdiklerini onaylar şekilde ifadeler kullanıyorlar. Bu ülkede sadece onlar yargılanmıyor. Yargı sadece ceza değil aynı zamanda suç işlemiş insan için aklanma yeridir. Dolayısıyla böyle bir yargılama, suçsuzluğu ispat için fırsattır. Bunu değerlendirip, ispat edeceği yerde, adeta haklarındaki iddiaları haklı çıkartacak ifadeler kullanıyorlar. Bu tarz üslupla aslında suçlamaların vahametini teyit ediyorlar.

Faaliyetleri sürüyor

Hasan Celal Güzel: Gayet çirkin bir durum. Bu durum TSK’daki birtakım odakların nasıl faaliyetlerine devam ettirdiğini ve meydan okuduğunu göstermesi bakımından ilgi çekici. Adam resmen cezaevinde TSK’nın yönetimi ve birçok konuya tesirli olduğunu açıkça en yakını olan oğluna söyleyebiliyor. Bu, durumun vahametini ortaya çıkartıyor. İkide bir asker ve generalleri tutuklayan yargıya karşı olmadık şeyler söyleyen kişilerin ibretle bu kayıtları okumasını tavsiye ederim.

Darbeci yapı tasfiye edilmedi

ASDER Başkanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan: Bu konuşmaları 2 yönden değerlendirmek lazım. Özgüvenlerini kaybetmemeleri için bunları demesi gerekiyor. Kendisini ziyarete gelenlere terfi edince ‘seni göreceğim’ diye moral verenler bile var. Yani psikolojik bir savunma mekanizması. Bir diğer yan ise cezaevindeki bazı askerler bu isimlere moral için ziyaretler yapıyor. Onlar da ‘Bugünün yarını da var, hesap dönecek, istediğimiz şartlar oluşacak o zaman bunların hesabını soracağız’ yaklaşımının oluşmasına yol açıyor. Bu, darbecilerin klasik yaklaşımıdır. Şu anda güvendikleri TSK mensupları da var. Çünkü darbeci yapı tam anlamıyla tasfiye edilmedi ve duruyor. Beraber çalıştığımız kişiler de duruyor diyorlar. Yani bunların temeli de var havada değil. Gelirlerse 12 Eylül gibi olmaz daha insafsızca gelirler.

Yiğit Bulut: Ülkem adına üzücü

Ses kaydında ‘Jöleli saçlı 2 yıl önceki şeylerini mi hatırladı? Kanına mı dokundu bu hıyarların?’ ifadeleri ile bahsedilen Yiğit Bulut Twitter hesabından yanıt verdi. Bulut, “Ses kaydı şahsım adına önemli değil ama ülkem adına çok üzücü. Bu tip insanlar her zaman vardı ve olmaya da devam edecekler. Önemli olan kurumların sağlam kalması ve bu tip hastalıklı düşüncelerin kurumsal kimliğe bulaşmadan uzaklaştırılması. Korktum mu? Asla. Son sözüm: Allah’ın dediği olur” dedi.

HABERNAME

Kategoriler:ADALET, ASDER, hukuk, kanun, tsk Etiketler:, , , ,

Kılıçdaroğlu’ndan şok 28 Şubat açıklaması

Kılıçdaroğlu, HaberTürk televizyonundaki ‘Türkiye’nin Nabzı’ programında gazetecilerin sorularını yanıtladı.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ”Ben 28 Şubat olaylarının sağlıklı bir sorgulama sürecine tabi tutulacağına inanmıyorum. Nedeni de şu, o süreç bugünkü iktidarı doğurmuştur. Kendisini doğuran sürece karşı dava açmaz. Sorgulamaz da onu” dedi.

Kılıçdaroğlu, HaberTürk televizyonundaki ”Türkiye’nin Nabzı” programında gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Silivri Cumhuriyet Başsavcılığının kendisi hakkında hazırladığı dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin fezlekeyle ilgili ”Sizi, bu işin keyfini çıkardığınız yönünde eleştirenler var. Sayın Hüseyin Çelik de sizin bu mağduriyeti avantaja dönüştürdüğünüzü mü söylemek istiyor? Sizin böyle bir hedefiniz mi var?” sorusu üzerine Kılıçdaroğlu, böyle bir düşüncesinin olmadığını, fezleke nedeniyle Türkiye adına, demokrasi adına, özgürlükler adına üzüntü duyduğunu söyledi. Kılıçdaroğlu, ”Hemen arkasından yaptığım bir açıklamam da var, ‘inşallah Türkiye’nin demokratik gelişimine katkısı olur’ dedim. Tartışılmalı bunlar” diye konuştu.

Fezlekelerin hazırlanabileceğini bugüne kadar da bunların hazırlandığını hatırlatan Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Ben bugüne kadar bu fezlekelerin hiçbirisi ile ilgili konuşmadım. Sadece bu fezleke ile ilgili konuştum, neden? Eğer Türkiye hukuk devleti ise yargı her türlü eleştiriye açık olmalıdır, yargı eleştiriye açık değil. Ben anamuhalefet partisi lideriyim, adımız belli, anayasadaki tanım, ben muhalefet etmek zorundayım, neye? Yanlışlara. Eğer yargı kendi yetkisini kullanıp, siyaseti dizayn etmek istiyorsa ben buna karşı çıkacağım. Orada hukuksuz uygulamalar varsa, usulüne uygun yargılamalar yoksa ben onu eleştirmek zorundayım. Ben onları alkışlarsam o zaman kendi görevimi yapmamış olurum. Ben söyledim orası bir toplama kampıdır, doğrudur toplama kampıdır. Çünkü yaşamları boyunca yan yana gelmemiş, telefonla bile konuşmamış insanlar aynı dava dolayısıyla orada tanışıyorlar. Ben altını özenle çiziyorum, kimse yargılanmasın demiyoruz, herkes yargılanabilir, ister genelkurmay başkanı, ister başbakan, ister milletvekili… Hiç önemli değil, hukukun üstünlüğü diye bir kavrama güveniyorsak, yargıdan korkmamız lazım. Yargı adaletin dağıtıldığı bir yerdir. Eğer orada adalet dağıtılmıyorsa, ben orada görev yapan insanları kimse kusura bakmasın ama yargıç diye tanımlamam. İfade özgürlüğünü sınırlıyor bu kararlar, Silivri savcısının düzenlediği fezleke, benim ifade özgürlüğümü sınırlıyor, ‘sen konuşamazsın, yargıyı eleştiremezsin, sen sadece Hükümeti alkışlayabilirsin’ diyor, böyle bir anlayışla siz fezleke düzenleyebilir misiniz? O yüzden diğer fezlekelerden kimsenin haberi yok. Ama bu eleştirme hakkımı elimden alıyor, yasama organını dizayn ediyor, zaten adı üstünde özel yetkili…”

Kılıçdaroğlu, bir soru üzerine fezleke metninin henüz eline ulaşmadığını da söyledi.

”Gerekirse hapse de girerim sözü, bu aşırı bir hassasiyet mi? Anamuhalefet liderini cezaevine gönderecek ağırlıkta bir otoriterliğe doğru Türkiye kaydı mı? Söz konusu davaların içeriği ile ilgili bir değerlendirme yapmanız gerekiyor mu?” yönündeki soru üzerine ise Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:

”Biz bütün düşüncemizi şunun üzerine kuruyoruz, hukukun üstünlüğü ve özgürlükler bağlamında herkes yargılanabilir, birisi suçlu olabilir, kanıtlanmıştır, belgeleri toplanmıştır, hukukun kuralları içinde yargılanırsa zaten kimse bir şey diyemez… Ama özel yetkili mahkemeler normal demokrasilerde bizim bildiğimiz türden mahkemeler değildir. Normal demokrasilerde doğal yargılama yöntemleri vardır. Çıkarsınız normal mahkemelerce yargılanırsınız. Kuralı vardır, kurallara uyulursa hiçbir zaman itiraz etmeyiz. Hukukun bittiği yerdeyiz, o kadar afaki suçlamalar var ki bunlar da vatandaşı rahatsız ediyor.

En son verilen, eski genelkurmay başkanı hakkında verilen örnek, kuvvet komutanı, kara kuvvetleri komutanı yapan sizsiniz. Ordu komutanı yapan, genelkurmay başkanı yapan sizsiniz, teröristse vay bu memleketin haline… Yıllar yılı MGK’ya katıldı, devletin bütün sırlarına muvaffak oldu, şimdi terörist. Eğer ‘haberim yoktur’ diyorsa, Hükümetin çok büyük bir gafı ve hemen istifa etmesi lazım. Bakın hükümetin diyorum, yıllar yılı devletin bütün sırlarını bir teröristle paylaşıyorsunuz ve sizin haberiniz yok. Sonradan farkına varıyorsunuz o daha da büyük bir ayıp. Demek ki bu devlette genelkurmay başkanı terörist, siz bunun kim olduğunu bile bilmiyorsunuz…”

Darbelere her zaman karşı olduklarını belirten Kılıçdaroğlu, başka bir soruyu yanıtlarken de ”Askeri darbelere de karşıyız, ben açıkça şunu söyledim; andıç düzenlenebilir, zaten kuralları içinde vardır ama Hükümete karşı düzenlenmez varsa suçtur. Hükümeti nasıl düşüreceğim diye andıç mı düzenler bir kamu görevlisi” ifadelerini kullandı.

-”Önce suçluyu belirliyorlar…”

Kılıçdaroğlu, ”Çeşitli darbe planları olduğu iddia ediliyor, baştan itibaren bütün bunların AK Parti’nin bir intikam projesi olduğu kanaatinde misiniz?” sorusunu yanıtlarken de ”Silivri mahkemelerinin güven vermemesinin temelinde, o yargılama düzeninde görev yapanların siyasi otoriteye bağlı olmaları, siyasi otoritenin yönlendirmeleri ile hareket etmeleri, ben buna inanıyorum. Tek tip yargıçlar konuluyor, o yargıçların niteliği ne? Koşulsuz siyasi iktidara bağlı olmaları. O nedenle biz bunu hazmedemiyoruz. Siyasi otoritenin emrine giren yargılama sağlıklı yargılama değildir…” diye konuştu.

”Vız gelir tırıs gider, dediniz, ‘Silivri’ye gider yatarım dediniz’, Silivri’ye gidecek koşulların giderek olgunlaştığını varsayıyor musunuz?” sorusu üzerine Kılıçdaroğlu, yılbaşı öncesi Ankara’da gazetecilerle yaptığı kahvaltılı toplantıyı hatırlattı.

Toplantıda sohbet sırasında gazetecilere, ”Bir isimsiz dilekçe, bir gizli tanıkla, eğer arzu edilirse bizim tümümüz bir örgüt toplantısı yapmaktan hemen suçlanabiliriz” dediğini anımsatan Kılıçdaroğlu, bunun mümkün olduğunu söyledi.

Kılıçdaroğlu, ”Bakın sistem nasıl çalışıyor onu anlatayım size; önce suçluyu belirliyorlar. O kişiyle ilgili bilgileri yüklüyorlar bilgisayara. Kimlerle, hangi saatte ne konuşmuş, son 5 yıl son 6 altı yıl. Bunların hepsini tespit ediyorlar bilgisayarda. Sistemin adını da biliyorum. Ondan sonra bu kişilerin telefonları dinlenmeye başlıyor…” dedi.

Soru üzerine anlattığı sistemin bir bilgisayar programı olduğunu anlatan Kılıçdaroğlu, bu kişileri kimin belirlediğinin sorulması üzerine ise ”Kim belirleyecek? Emniyet Genel Müdürlüğü bana bağlı değil, ABD Devlet Başkanına da Rusya Devlet Başkanı’na da bağlı değil, kime bağlı siyasi otoriteye bağlı” karşılığını verdi. Kılıçdaroğlu, ”Bunu neden Meclis’e getirmiyorsunuz?” sorusu üzerine de, ”Biraz daha olgunlaşırsa getiririz” dedi.

Dünyada her istihbarat kuruluşunun elinde bu tür bilgisayar programları olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, ”Bunlar ne için yapılır, ya terörü izlemek için… Bunlar niye var diye suçlamıyoruz, bunun iktidarın hedefindeki kişilerin bu sistem içinde sorgulanmasını eleştiriyoruz biz” ifadesini kullandı.

Kılıçdaroğlu, bir soru üzerine de bu tür bir programın MİT’te olduğunu düşünmediğini söyledi. Sistemi tam olarak bilmediğini vurgulayan Kılıçdaroğlu, ”Burada sadece kişilerle ilgili, suçlu diye veya sanık diye görüyorlar. Onu hemen o bilgisayar programından başlayarak istedikleri her şeyi ortaya çıkarıyorlar” diye konuştu.

”MİT tarafından size bir brifing verilecek mi?” sorusunu da Kılıçdaroğlu, ”Onu bilmiyorum, bizim o konuda herhangi bir talebimiz yok” şeklinde yanıtladı.

-”Hukuksuzluk varsa 28 şubat da sorgulanmalı”-

Kılıçdaroğlu, bir başka soruyu yanıtlarken de 28 Şubat sürecinin de hukuksuzluk, haksızlık varsa sorgulanması gerektiğini söyledi. Kılıçdaroğlu, ”Ben 28 Şubat olaylarının sağlıklı bir sorgulama sürecine tabi tutulacağına inanmıyorum. Nedeni de şu; o süreç bugünkü iktidarı doğurmuştur. Kendisini doğuran sürece karşı dava açmaz. Sorgulamaz da onu” diye konuştu. Kılıçdaroğlu, ”Gerek 28 Şubat gerekse 27 Nisan, bunların askeri sorumlularının yargılanmasına bir itirazınız var mı? sorusuna ise ”Hayır” karşılığına verdi. Kılıçdaroğlu, eski genelkurmay başkanlarından Orgeneral Yaşar Büyükanıt ile Başbakan Erdoğan arasında Dolmabahçe’de gerçekleşen görüşme ile 27 Nisan’da Genelkurmay Başkanlığı internet sitesinde yer alan bildiriyle ilgili soruları da yanıtladı.

Kılıçdaroğlu, ”27 Nisan e-muhtırası ya da Büyükanıt dönemiyle ilgili nasıl bir süreç öngörüyorsunuz, ne olmalı?” sorusuna ise ”Demokrasinin, hukukun üstünlüğünün, insan hakları ve özgürlüklerin kalıcı olarak her kesim için, bizim gibi düşünmeyenler için de geçerli olabilmesi için Sayın Büyükanıt madem ki muhtıra verdi onun da bu süreçte kusura bakmasın ama yargılanması lazım” dedi.

-Irak sınırındaki olay-

Kılıçdaroğlu, sorular üzerine Irak sınırındaki olaya da değindi. ”Uludere olayında size göre istihbarat kimden geldi?” sorusunu Genelkurmay Başkanlığının ”aldığımız istihbarat üzerine bunu yaptık” şeklinde açıklaması olduğunu hatırlattı.

MİT’ten de istihbaratı kendilerinin vermediği yönünde açıklama geldiğini ifade eden Kılıçdaroğlu, ”O zaman kim verdi bu istihbaratı. Sayın Başbakan sonra açıklama yaptı, ‘Elimizde 4 saatlik kayıt var’ dedi. 4 saatlik kaydı kim aldı, nasıl aldı? Heronlarla yapıldıysa İsrail kaynaklı olduğunu düşünebiliriz. Eğer İncirlik Üssü’nde konuşlanan insansız hava araçlarıyla yapıldıysa, onlar daha gelişmiş araçlar, o zaman Amerikalı kaynaklar” diye konuştu.

Yurt dışı operasyonu için siyasi irade gerektiğini, siyasi irade olmadan Silahlı Kuvvetlerin yurt dışına gidemeyeceğini dile getiren Kılıçdaroğlu, siyasi otoritenin ”Ben 35 kişinin öldürülmesinden sorumlu değilim” diyemeyeceğini, böyle bir hakkı da yetkisi de olmadığını savundu.

Kılıçdaroğlu, ”CHP’de yeni bir politika değişikliği var, sizin Kürt sorununa yaklaşımınız hem siyasi hem insancıl bakış açısını içeriyor. Ama buna karşı çok ağır eleştirildiniz. Kürt meselesine nasıl bakıyorsunuz, bu olayda varsa kusurlular kimler ve siz ne yapacaksınız?” sorusu üzerine, şunları kaydetti:

”Uludere ziyaretinde bana eleştiri şu noktada oldu Sayın Başbakan tarafından. ‘Orada Hasip Kaplan ile niye yan yana geliyor.’ Ve beni PKK diliyle konuşmakla suçladı. Hasip Kaplan, Şırnak milletvekili. Yani ben gidince, Genel Başkanı karşılamaya gelmiş. Yani başka bir yerden gelen Tokat milletvekili değil, oranın milletvekili, ben gidince o da geldi.

Ben çadırda da konuşma yaptım ama Türkiye’nin birliği, bütünlüğü için konuşma yaptım. Oraya Başbakanın hemen ertesi gün gitmesi gerekirdi. Çünkü biz birleşme üzerine, birlik üzerine politika üretmeliyiz. Eğer ben oraya gitmeseydim, samimi söylüyorum, o insanlar ‘Biz sahipsiz kaldık’ diyeceklerdi. Hakkari’ye gittiğimde, Hakkari Valisi bana açıkça şunu söyledi; ‘Kemal Bey iyi ki geldiniz buraya. Sanki burada sadece tek parti var. Ülkenin başka bir partisi sanki burada yokmuş gibi.’ Devletin valisi söylüyor bunu. Biz her yere gitmeliyiz. Başbakanın, ben gittim diye aslında bana teşekkür etmesi lazım. Benim oradaki konuşmalarıma alıp bakması lazım. Hiçbir zaman ben oraya siyaset yapmak amacıyla da gitmedim.”

Kılıçdaroğlu, Diyarbakır Bağımsız milletvekili Leyla Zana’nın ”silah bizim sigortamız sözlerinin” hatırlatılması üzerine de ”Silahla sigorta olmaz efendim” dedi.

AA

Kategoriler:ASDER, hukuk, tsk Etiketler:, , , ,

Çift başlı yargı olmaz

Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başkanı Tuğgeneral Abdullah Arslan, Yeni Akit Ankara Temsilcisi Yener Dönmez’e çarpıcı açıklamalarda bulundu. Arslan, yargıdaki çift başlılıktan duyduğu rahatsızlığı dile getirerek, “Son kararları AYİM vermesin. Bir üst mahkeme olsun” dedi.

Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) Başkanı Tuğgeneral Abdullah Arslan, Akit’e konuştu. AYİM Başkanı, kamuoyunda “üç general davası” olarak bilinen Tümgeneral Halil Helvacıoğlu, Tümgeneral Gürbüz Kaya ve Tuğamiral Abdullah Gavremoğlu’nun, terfilerini gerçekleştirmedikleri gerekçesiyle Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, eski Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül ile eski İçişleri Bakanı Beşir Atalay aleyhine açtıkları ayrı ayrı 40 bin lira manevi ve 9.5 aylık maaş karşılığı 2 bin 100 liralık maddi tazminat davasının seyriyle ilgili çarpıcı bilgiler verdi. Söz konusu dava, generaller tarafından bakanlar ve Başbakan’a açılması nedeniyle hukuk tarihinde bir ilk olma özelliğini taşıyor. AYİM, daha önce 3 generalin açığa alınabileceğini ancak terfi etmeleri gerektiği yönünde karar almıştı.

MERAKLA BEKLENEN KARAR OCAK AYININ SONUNDA 

Hem askeri yargı hem de söz konusu dava ile ilgili ilginç açıklamalar yapan AYİM Başkanı Tuğgeneral Abdullah Arslan, kamuoyunca merakla beklenen davanın Ocak ayının ikinci yarısında karara bağlanacağını söyledi. Kararı 10 kişilik genel kurulun vereceğini belirten Arslan, “Yeni adli yıla hiçbir dosyayı bırakmak istemiyoruz. Dolayısıyla söz konusu dava da en geç Ocak ayının ikinci yarısında kesin olarak hükme bağlanmış olacak. Bu tip davalarda karar genelde oybirliğiyle alınıyor. Daha önce de buna benzer çok sayıda dava oldu. Yani idareye karşı açılan davalar. Ancak bu dava general düzeyinde olduğu için bir ilk. Ama AYİM üyelerinin hiçbirisi etki altında kalmadan karar verir. Müdahale etmek isteyenler olsa da bundan etkilenmeyiz. Daha önce hiçbir etki altında kalınmadan verilmiş pek çok karar var” dedi.

“‘BİR ÜST MERCİ OLSUN’ DİYE HEP SÖYLEDİM”

AYİM’in verdiği kararların kesin hüküm taşıdığını ve bir üst mahkemenin olmayışını hep eleştirdiğini kaydeden Arslan, “Ben bu sistemi hep eleştirdim. ‘Bir üst mahkeme olsun’ istedim. Ama hiç kimseye laf dinletemedim. Geçen yıl açıkça Meclis Başkanı’na anlattık. Yargıda birlik, bütünlük olsun istedik. Çift başlılık ortadan kalksın, tartışmalar bitsin istedik. Ama olmadı. Biz kanun yapıcı olmadığımız için elimizden bir şey gelmiyor. Ancak fikirlerimizi söylüyoruz. Diğer taraftan mevcut kanunlara göre hüküm vermek ve o kanunları uygulamak durumundayız. Ama benim şahsi arzum hukukta birliğin oluşturulmasıdır. Bütün hukukçular yargıda birlik olsun isterler” şeklinde konuştu.

“YAŞ KARARLARI YANLIŞTI”

İnsanlara yaptırım uygulayıp, sonrasında o insanların neyle suçlandığını dahi bilmemelerinin kabul edilemez olduğunu ifade eden Arslan, “Ben şahsım adına YAŞ kararlarıyla insanların haklarının ellerinden alınmasını hep eleştirdim. İnsanların neyle suçlandığını dahi bilmemeleri kabul edilemez. Hele bunun yargıya açık olmaması hiç kabul edilemez. Yapılan yeni kanunla bunlar düzeltildi” ifadelerini kullandı.

“TASLAK ÜZERİNDE ÇALIŞIYORUZ”

Yargıda çift başlılığın ve aksaklıkların ortadan kaldırılması için kendilerinin de bir taslak üzerinde çalıştıklarını ve Meclis Başkanı’na sunacaklarını kaydeden Arslan, “Mevcut duruma bizim de eleştirilerimiz var. Ancak biz mevcut yasaları uygulamak durumundayız. Aksayan durumları değiştirecek olan Meclis’tir. Biz bu konuda ısrarla değiştirilmesini istedik. Mevcut düzenlemenin aksayan yönlerini anlattık” diye konuştu.

“28 ŞUBAT DÖNEMİNDE KUVVET  KOMUTANLARI ASKERİ YARGIYA MÜDAHALE ETMEK İSTEDİ”

28 Şubat döneminde de bir albay olarak askeri yargıda görev aldığını kaydeden Arslan, dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Güven Erkaya ve Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Ahmet Çörekçi’nin yargıya müdahale etmek istediklerini anlattı. Arslan, şöyle konuştu: “AYİM olarak 28 Şubat’ın en debdebeli günlerinde bile hukukun dışına çıkmadık. Dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Güven Erkaya ve Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Ahmet Çörekçi yargıya müdahale etmek istediler. Başka müdahale etmek isteyenler de oldu. O zaman kuvvet komutanları bize yazılı notlar gönderiyorlardı. Bazı kişilerin irticacı olduğu filan belirtiliyordu o notlarda. Açıkça müdahale edilmek isteniyordu. Ama biz onları dikkate almadan hukukun gereğini yerine getirdik.”

Yener Dönmez / Yeni Akit

Hakim Bnb. Yusuf Çağlayan Askeri Yargının Nasıl Kullanıldığını anlattı

Eski Hâkim Binbaşı Yusuf Çağlayan, 28 Şubat’ın 14. yıldönümünde Nesil Yayınları’ndan çıkacak kitabında dindar subayları ordudan ihraç etmek için askerî yargının nasıl kullanıldığını anlattı.

YAŞ kararıyla ordudan ihraç edilen eski Askerî Hâkim Binbaşı Yusuf Çağlayan, 28 Şubat öncesi ve sonrasında irtica gerekçesiyle hakkında dava açılan ve ihraç edilen subayların ‘irticai’ faaliyetlerini 28 Şubat’ın 14. yıldönümünde çıkacak ‘Orduda, yargıda darbeci kuşatma’ kitabında anlattı.

Taraf Gazetesi’nden Ertan Altan‘ın haberine göre 28 Şubat’a ‘post-modern darbe’ adını koyan Genelkurmay eski Genel Sekreteri Tümgeneral Erol Özkasnak’ın kendisine bazı subaylar hakkında işlem yapılması için baskı yaptığını ifade eden Çağlayan, lojmanlardaki fişleme faaliyetleri, başörtülü eş avcılığı gibi bildik hikâyelerin yanı sıra irticaya gerekçe yapılan akıl almaz delilleri de gözler önüne serdi.

İrticai faaliyet dedikleri

Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde 15 yıl hâkim olarak görev yapan emekli Binbaşı Yusuf Çağlayan 1998 Aralık Yüksek Askerî Şûrası’nda ‘irtica’ gerekçesiyle ihraç edilene kadar tanık olduğu hukuksuzlukları ‘Orduda, yargıda darbeci kuşatma’ adlı kitabında anlattı.

28 Şubat’ın 14. yıldönümünde piyasaya çıkacak kitapta anlatılanlar, o dönemde YAŞ kararlarıyla ordudan ihraç edilen yaklaşık üç bin personelin, TSK ile ilişiklerinin kesilmesine gerekçe olarak gösterilen “irticai faaliyetlerinin” neler olduğunu da ortaya koydu.

Askerî lojmanlarda adeta bir “cadı avına” dönüşen alkol kullanmama, ibadet etme gibi subayların ve ailelerinin yaşam tarzına yönelik hafiyelikleri anlatan Çağlayan, dindar olduğuna kanaat getirilen personelin ihraç edilmesi için askerî yargının nasıl kullanıldığını da gözler önüne seriyor.   

Bir formül bulun bu adam tutuklanacak

Takibe alınmış personelin adli işlem gerektirecek bir açığı bulunamazsa “öküz altında buzağı arandığını” ifade eden Çağlayan tanık olduğu bir olayı şöyle anlatıyor: “Bir gün savcılığımıza elleri kelepçelenmiş bir astsubay getirildi. Askerî yargının görev alanına girmeyen bir disiplin suçu işlemişti. Astsubayın tabur komutanının odasına “selamün aleyküm” diyerek girdiğine dair bir tutanak tutulmuştu. Adli müşavir, komutanın astsubayın tutuklanmasını istediğini söyledi.” Astsubayın tutuklanmadığını belirten Çağlayan, daha sonra yaşadıklarını şöyle anlatıyor:“Komutanın odasına girdim. Bana kuşkulu bakışlar atarak ‘Yusuf neler yapıyorsun, artık astsubaylar komutanın odasına dinî selam vererek giriyor. İrtica ne boyutta’ dedi.” Hâkimleri odasında toplayan tabur komutanı kararını vermişti: “Bir formül bulun bu adam tutuklanacak.”

Özkasnak hedef gösterdi

28 Şubat’ı “postmodern darbe” olarak niteleyen dönemin Genelkurmay Genel Sekreteri Tümgeneral Erol Özkasnak’la yaşadığı bir diyalogu aktaran Çağlayan kitabında şu ifadelere yer verdi: “Kendisi benim adli yetki alanımda bir tugay komutanıydı. Bir astsubay hakkında yolsuzluk iddiasıyla dosya hazırlanmıştı. Bana ‘bu adam kim biliyor musun’ dedi. Sonra elleriyle çenesinin altını tutar gibi yapıp, açıp kapayarak ‘bu adamın eşi de kızı da böyle ona göre’ dedi.” Çağlayan’ın aktardığına göre yolsuzluk suçlamasının tek dayanağı ise imzasız bir ihbar mektubuydu. 

Eşinin fotoğrafını getir görelim

Çağlayan’ın kitabında aktardığı en dikkat çekici olaylardan biri de bir astsubay hakkındaki emre itaatsizlik davası. Astsubayın itaat etmediği emir ise şöyle: “Eşinin fotoğrafını getir görelim.”  Emre itaatsizlik davası neticesinde, emir askerlikle ilgili olmadığı için astsubay beraat etmiş ancak komutanı beraat kararını temyiz etmişti. Komutan dilekçesinde, askerî lojman ve tesislerden söz konusu astsubayın ailesinin yararlanması için fotoğraf istediğini, astsubayın ise ısrarla emre itaatsizlik ettiğini belirtiyordu. 

Bunları işe almayın

Orduda ‘irticai faaliyet’ olarak yansıtılan fiillerin, komutanların kişisel ve subjektif gözlemlerine dayandığını belirten Çağlayan, 28 Şubat sürecinde GATA’dan ve diğer askerî hastanelerden yine irtica gerekçesiyle ihraç edilen 25 uzman askerî doktorun hiçbir sivil kurumda çalıştırılma-ması için valiliklere ve YÖK’e Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından yazı yazıldığını da belgeleriyle ortaya koydu.

Kaynak : http://www.internethaber.com/selamunaleykum-dedi-tutuklayin-bunu–330443h.htm#ixzz1cXP0fyfR

Kategoriler:ASDER, ayim, tsk Etiketler:, , ,

TSK’ya ‘e-muhtıra’ ve ‘tören protokolü’ ayarı

Erdoğan’ın YAŞ’ı tek başına yönetmesinden sonra TSK’daki 30 Ağustos tebriklerini kabul protokolü ile askerin medya ilişkisinin değişmesi bekleniyor. Genelkurmay sitesinden e- muhtıra benzeri bildiriler de silinecek

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın ilk kez Yüksek Askeri Şûra’ya (YAŞ) tek başına başkanlık ederek başlattığı normalleşme sürecinde iki adım daha bekleniyor. Ankara kulislerinde 30 Ağustos Zafer Bayramı çerçevesinde Genelkurmay Karargâhı’nda gerçekleşen “tebrikleri kabul” töreninin formatının değiştirilebileceği konuşuluyor. Kulislerde konuşulan ikinci konu ise Genelkurmay İletişim Stratejisi’nde beklenen değişimle ile ilgili.

KARARGÂH’TAKİ GÖRÜNTÜ
30 Ağustos Zafer Bayramı her yıl “Silahlı Kuvvetler Günü” olarak kutlanıyor. Devlet teamülünde bu bayram hem 26 Ağustos 1071’i hem de 30 Ağustos 1922’yi çağrıştırdığı için askerlerin öne çıktığı bir bayram olarak kabul ediliyor. Bu nedenle 30 Ağustos törenlerinin koordinasyonunu Genelkurmay üstleniyor. Mevcut uygulamada iki ayrı kutlama gerçekleşiyor. Önce Genelkurmay Başkanı Karargâh Şeref Salonu’nda devlet erkanının kutlamalarını kabul ediyor. Daha sonra Hipodrom Alanı’nda resmi geçit töreni düzenleniyor. Geçen yıl Ulusal ve Resmi Bayramlarda Yapılacak Törenler Yönetmeliği’ndeki değişiklik sonrasında resmi bayramların nasıl kutlanacağı yeniden düzenlendi. Yapılan değişiklikle yönetmeliğe şu hüküm eklendi: “Zafer Bayramının Başkent’teki tebrikatında TBMM Başkanı veya Başbakan bulunması durumunda, TBMM Başkanı ve Başbakan tebrikatı koordinatör kurum temsilcisi ile birlikte kabul eder ve önde yer alır.” Böylece Karargâh’taki kabul sırasında “Genelkurmay Başkanı” anonsu ile Meclis Başkanı, Başbakan ve bakanların ayakta beklediği görüntü artık yaşanmayacak. Bu değişikliğin en çarpıcı uygulamasının 30 Ağustos 2011’de gerçekleşmesi bekleniyor.

YENİ İLETİŞİM DİLİ
Kulislerde konuşulan ikinci konu ise Genelkurmay İletişim Stratejisi’nde beklenen değişimle ile ilgili. Buna göre asker, kendi görev alanı ile ilgili konular dışında açıklama yapmayacak. Bu çerçevede Genelkurmay resmi internet sitesi arşivinin de gözden geçirilebileceği belirtiliyor. Buna uygun olarak da 27 Nisan e- muhtırası benzeri bildirilerin sistemden ayıklanması bekleniyor. Genelkurmay, görüşlerini Başbakan Erdoğan tarafından başlatılan haftalık görüşmelerde sunacak. Erdoğan’ın daha önce hassasiyet bildirdiği Genelkurmay basın bilgilendirme toplantıları ise periyodik olmayacak, daha önce duyurulduğu gibi gerekli görülen durumlarda yapılacak. Komuta kademesi devir teslim törenlerinin siyasete mesaj verilen platforma dönüşmemesine özen gösterilecek. Komutanlar konuşmalarında görev dönemlerinde gerçekleştirdikleri icraatlarla sonraki komutanın tamamlamasını arzu ettikleri projelere yer verecek.

GÜL İFTAR YEMEĞİ VERECEK
Yüksek Askeri Şûra’nın (YAŞ) üçüncü gün çalışmaları bugün, Başbakan Erdoğan’ın başkanlığında, Genelkurmay Başkanlığı Karargahı’nda devam edecek. Toplantı, saat 09.30’da başlayacak. Ayrıca Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de Yüksek Askeri Şûra üyeleri onuruna Konut’ta bir iftar yemeği verecek.

SABAH – ANKARA

Etiketler : Tayyip Erdoğan, Yüksek Askeri Şûra