Arşiv

Posts Tagged ‘yaş’

Kermes mağdurları kışla yolu gözlüyor

28 Şubat sürecinde başörtülü eşleri kermese katılmadığı için “Laiklik karşıtısın” denilerek TSK’dan re’sen emekli edilen subay ve astsubayların mağduriyeti sürüyor. Referandumda kabul edilen ‘geri dönüş yasası’na rağmen, kanunun kendilerini kapsamadığı gerekçesiyle Savunma Bakanlığı’nın ‘red’ cevabı verdiği 1991 asker, iade-i itibar için yasa kapsamına alınmak istiyor.

LHAN TOPRAK / ANKARA
Türk Silahlı Kuvvetleri’nden “re’sen” emekli edilenler 2010 yılındaki anayasa değişikliği referandumu sonrası mağduriyetleri gideren yasa maddesinin kendilerine de uygulanmasını istiyor. 28 Şubat sürecinde ‘mütedeyyin’ oldukları gerekçesiyle kararnamelerle TSK’dan ilişiği kesilen (re’sen emekli edilen) mağdurlar haklarını aramak için gittikleri Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nden de (AYİM) elleri boş dönüyor.

Astsubay Yavuz Sulumeşe, eşi çay partileri ve kermese katılmadığı gerekçesiyle eski Gelibolu Garnizonu 2. Kolordu Komutanı ve ‘Balyoz’ sanığı Engin Alan’ın istemi ve eski 1. Ordu Komutanı ve Balyoz sanığı Çetin Doğan’ın talimatıyla re’sen emekli edildi. Yargı denetimine açık idari işlem ve bakan onayı ile emekli edilen Sulumeşe, hakkını aradığı AYİM’den de eli boş döner. Sulumeşe durumunu özetleyen bir mektubu Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a da göndererek sorunlarının çözülmesi için yardım ister.

‘ÇAĞDAŞ OLMAYAN KIYAFET’

Eşi çağdaş kıyafet giymediği gerekçesiyle soruşturma geçiren Yavuz Sulumeşe, ailesi ile birlikte hiçbir sosyal faaliyete katılmadığı için uyarı cezası alır. İstihbarat Yüzbaşı İ.K. tarafından el yazısı ile 20 Mayıs 1998 tarihinde bir uyarı yazısı daha alan Sulumeşe’ye şöyle denilir: “Eşinizin çağdaş kıyafetli olmaması nedeniyle Türk Silahlı Kuvvetleri’ni temsil yeteneğinin bulunmadığı üzüntüyle tespit edilmiştir. Bu tutumunuz nedeniyle sizi uyarıyorum. En kısa sürede bu durumu düzeltmenizi arz/rica ederim.”

‘EŞİNİZ NİYE ÇAYA GELMEDİ?’

Üstçavuş Yavuz Sulumeşe, eşi başörtülü olduğu için 2 yıl boyunca sürekli savunma vermek zorunda bırakılır. Mayıs 2000’de Sulumeşe’ye gönderilen bir yazıda eşinin çay, kermes gibi sosyal etkinliklere katılmadığı için savunması istenir. Piyade Kıdemli Yüzbaşı M.K.A. tarafından gönderilen yazıda “Tugay içinde yapılan çay, kermes vs. sosyal etkinliklere eşinizi göndermediğinizi tespit ettim. Neden göndermediniz?” denilerek savunması istenir.

BAŞÖRTÜSÜ ATILMA NEDENİ

TSK’ya girdiği 1993 yılından 2002 yılına kadar 12 takdir belgesi alan Sulumeşe, 22 Ağustos 2003 tarihinde re’sen emekli edilir. Buna itiraz eden Sulumeşe, AYİM’de dava açar. Burada hukuka aykırı işlemleri tek tek sıralar. Pikniğe gitmediği için uyarı cezası alan Sulumeşe’ye 10 Kasım Atatürk’ü anma etkinliğine katıldığı halde katılmadığı iddia edilerek uyarı cezası verilir. Ancak 10 Kasım törenlerine gerçekten katılmayan 8 personel hakkında ise tek bir eşlem dahi yapılmaz. Sulumeşe’nin emekli edilmesinin gerçek nedeninin ‘eşinin başörtüsü’ olduğu askeri hastane baştabipliğinin Kasım 2002 tarihli emriyle de kesinleşir.

 

Mağduriyet giderilsin

Yavuz Sulumeşe’yi re’sen emekli eden TSK’yı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) de haklı buldu. AYİM’in öne sürdüğü gerekçe ise Sulumeşe’nin “Laiklik karşıtı tutum ve davranışlara son vermemesi” idi. 28 Şubat’ın diğer mağdurları gibi Yavuz Sulumeşe de, kendilerinin 6191 sayılı yasa kapsamına alınmasını bekliyor. Sözkonusu kanuna şuana kadar Milli Savunma Bakanlığı nezdinde 4606 başvuru yapıldı. Bunların 1518’i Yüksek Askeri Şura kararıyla TSK’dan ilişikleri kesilenler olduğu için kabul edildi. 12 Eylül 1980 askeri darbesiyle TSK’dan ilişiği kesilen 80 astsubay/subayın da başvurusu kabul edilerek iade-i itibarda bulunuldu. TSK’dan, disiplinsizlik sebebiyle re’sen emekli edilen ve 6191 sayılı kanundan faydalanmak isteyen 1991 kişinin başvurusu ise “Yargı yolu açık bir idari işlem sonucu ilişikleri kesildiği” gerekçesiyle reddedildi. Re’sen (zorunlu şekilde) emekli edilerek TSK’dan ilişiği kesilen Üstçavuş Yavuz Sulumeşe gibi yaklaşık 2 bin kişi, kararların yeniden gözden geçirilmesini istiyor.

 

KAYNAK : http://yenisafak.com.tr/Gundem/?t=18.12.2011&i=357385

Kategoriler:ASDER, ayim, kanun, tsk Etiketler:, , , , ,

YAŞ: KURU MU YAŞ MI? VE ‘USTA’ ‘YAŞ’ TAHTAYA MI BASTI?

Önder Aytaç aytac@haberx.com
06.08.2011 04:51
Biliyorum bu yazı normale göre çok uzun ve de okunma oranı da uzunluğundan dolayı azalacak. Ama yazılacak konu da YAŞ kararları sonrasında Türkiye’deki asker-sivil ilişkileri bağlamında olursa, hadi gel de ‘sıkıysa kısa yaz’… En iyisi siz bu linki tıklayın ve makaleyi öyle okuyun http://www.youtube.com/watch?v=7CzAXX03zvg. ‘Usta’nın Başbakan Erdoğan olduğunu ve her şeye rağmen, onun yaptıklarını da çok önemsediğimi de belirtmeliyim. O, bu anlamda da tabuları yıktı da diyebilirim (http://www.youtube.com/watch?v=ZmKunfKUpis).
——————————————————————————–
YAŞ: KURU MU YAŞ MI? VE ‘USTA’ ‘YAŞ’ TAHTAYA MI BASTI?
Biliyorum bu yazı normale göre çok uzun ve de okunma oranı da uzunluğundan dolayı azalacak. Ama yazılacak konu da YAŞ kararları sonrasında Türkiye’deki asker-sivil ilişkileri bağlamında olursa, hadi gel de ‘sıkıysa kısa yaz’… En iyisi siz bu linki tıklayın ve makaleyi öyle okuyun http://www.youtube.com/watch?v=7CzAXX03zvg

Latinceden Türkçemize gelen ve günümüzde de sıklıkla kullanılan “De Facto” ve “De Jure” diye iki kavram vardır. ‘De Jure’ aslında ‘De Facto’ kadar fazla da kullanılmaz. Biri “gerçekte olan”, diğeri de “resmiyette (kağıt üzerinde) olan” anlamına gelen tanımlamalardır bunlar. Yaşar Büyükanıt’ın söylemiyle bunları “özde” ve “sözde” diye de çevirebiliriz Türkçemize…

Türkiye’yi de bu terimlerle tanımlamak gerekirse, “De Jure’’ = Demokrasi, De Facto = Militarizm” olarak da tanımlayabiliriz. Yani kâğıt üzerinde demokrasi olan ama gerçekte militarizm ile yönetilen bir devlet. Diyeceksiniz ki; “yok canım, biz artık üstün batı demokrasileri arasına girdik.” Ben de özür dileyerek önce ‘ohaaa’ derim. Sonra da benim gözüme çarpanları, size madde madde sayarım. Gerisine ya da ne olduğumuza / olmadığımıza da bence siz karar verin.

Devletin en üst kurumu bile, Milli Güvenlik Kurulu (MGK) gibi, bir masanın etrafına karşılıklı dizilen Generaller ve Bakanlardan oluşuyor. Aslında 1980 yılının Devrim Komuta Konseyinin şekil değiştirmiş hali olan bu yapının, bir benzerini gerçek demokrasi ile yönetilen hiçbir ülkede, hiçbir karar mekanizması içinde böyle göremezsiniz. Askerleri içeren benzer yapılar elbette batı demokrasilerinde de vardır, ama bunlar danışma kurulu olmaktan öteye bir fonksiyon taşımazlar. Hele hele bizdeki gibi, ‘Hükümetlerin uymakla zorunlu olduğu tavsiye kararları’ al(a)-maz-lar. ‘Uymakla zorunlu olduğu tavsiye kararı’ tanımlaması bile irite edici ve sivil insiyatifi aşağılayıcıdır, değil mi?

Diyeceksiniz ki “güvenlik” konusunun konuşulduğu yerde tabi ki asker de olacak. O zaman da soru şu neden MGK da Emniyet Teşkilatından da ‘oy hakkı olan’ jandarma Genel Komutanı gibi bir kimse yok? TSK’nın 5 generalle temsil edildiği yerde, neden Emniyetin bir temsilcisi bile yok? Neden MİT’in ve sair güvenlik kuruluşlarının ‘oy hakkı olan’ temsilcileri yok? Örneğin Emniyet Genel Müdürlüğü de Genel Müdür ve 4 Emniyet Müdür yardımcısını da toplantıya katsalar daha mantıklı olmaz mı? MİT Müsteşarı ve müsteşar yardımcıları da katılsalar. Beraberce ülkenin geleceği üzerine ortak tartışmalar yapıp, kararlar alsalar daha iyi olmaz mı? Kanımızca, MGK gibi bir kurumun hiç olmaması daha da iyi olacaktır (http://www.medyafaresi.com/yazi/466/onder-aytac-akp-ve-yeni-hukumet-mi-mgk-ve–eski-tas-eski-hamam–mi.html).

Peki ya Emniyet Mahkemeleri ve Emniyet Yüksek İdare Mahkemesi (EYİM) ve Emniyet Yargıtay’ı diye iki üst mahkeme daha kursak ne dersiniz? Emniyet personelinin karıştığı tüm suçlara da bu mahkemeler baksa, nasıl olur? Örneğin bir Emniyet personeli bir dükkâna bomba atarken suçüstü yakalansa ve 39,5 yıl hapse mahkûm olsa, sonra da dava EYİM’ye taşınsa ve bu personel tahliye edilse, ne düşünürsünüz? Emniyet personeli hakkında sivil mahkemelerde açılan davalara emniyet müdahale etse ve de; “yargı bağımsızlığına sonuna kadar inanıyoruz” diyerek, De Jure yorum yapsa ama De Facto olarak da sonuna kadar yargı süreçlerine müdahale etse, ne hissedersiniz? Yine Emniyet Genel Müdürlüğü merkez binasında ‘katılması zorunlu olan, gönüllü katılınacak’ –her ne demekse- brifingler verse ve tüm yüksek yargı mensupları da koşa koşa bu brifinglere gitseler, ne söylersiniz?

Emniyet Teşkilatı zorunlu polislik esasına göre çalışsa ve 20 yaşını geçmiş her vatandaşa 15 ay polislik yapmak mecburiyeti getirse. Ama polislik yapsın da iç emniyeti sağlasın diye gönderdiğiniz evlatlarınız, çaycılık yapmaktan ev taşımaya, köpek bakıcılığından ayakkabı boyacılığına, Emniyet Müdürlerinin her çeşit angaryasında kullanılsa. Polislik namına sağa sola dönmekten, uygun adım yürümekten ve 3 kurşun atmaktan başka bir eğitim almasa ama iç güvenlik harekatlarında da sıklıkla kullanılsa ve de ‘özel harekatçı’ olarak teröristlerle çarpışarak öldürülse. Saldırıya müsait kritik yerlerde hep sizin çocuklarınız gariban Anadolu insanları görev alsa. Bir terör örgütü hücresine baskın yapılacağı zaman, Özel Harekât Timleri değil de sizin evlatlarınız kullanılsa. Sonra da şehit olsalar ve sizden de “vatan sağ olsun” ya da ‘on tane çocuğum olsa onu da bu memleket polisliği için feda olsun’ demeniz beklense… Ve siz şehit olan oğlunuzun cenaze törenine sakallı babalar ve baş örtülü anneler olarak gel-se-niz ama ‘polisevlerine’ ge-le-me-seniz, size buralar yasak olsa, ne his-se-der-si-niz?..

Emniyet müdürlükleri, kendi personelinden gönüllülük (!) esasına göre sürekli paralar toplasa.. Bu parayla şehit ve gazi ailelerine yardım edileceğini vaat etse. Sonra da gidip bu paralarla büyük şirketler kursa. Hatta bir banka kursa. Bunların yönetimine de emekli Emniyet Müdürlerini getirse. Bunlar bir eli yağda, bir eli balda dolaşsalar. Öte tarafta şehit-gazi aileleri de kendilerine uzanacak yardım ellerine muhtaç bekleseler, ne düşünürsünüz?..

Emniyet Teşkilatı devlet bütçesinden en büyük pay alan kurumlardan biri olsa. Ama bu paranın nasıl harcandığının hesabını sorabilecek bir devlet kurumu bile olmasa. Hatta Emniyet Teşkilatı, Sayıştay’ın hesapları kontrol etme talebini, sanki Sayıştay Müfettişleri bir düşman ülkenin memurlarıymış gibi algılayıp, “gizlilik” gerekçesiyle reddetse ve bu konuda tüm emniyet birimlerine gelen Sayıştay müfettişlerini emniyet müdürlüklerinin kapısından bile sokmayın dese. Ama bu “gizlilik” kendi içlerinde asla olmasa. Bir diğer anlatımla, kendi memuruna sonuna kadar güvense ama kendi memuru dışındaki devletin müfettişi, savcısı, hakimi ve sair memurlarını asla “güvenilmez” görse. Sonra da Emniyet Genel Müdürü çıksa ve; “Bizim Türk Milletinden başka hiç kimsenin denetimine ihtiyacımız yoktur” dese. Bu sözün üzerine de kimse bir söz söyleyemese, neler hissedersiniz?

Emniyet Müdürleri iç ve dış siyasetle alakalı pek çok konuda yorum yapsa. Emekli Emniyet personeli de ekranlarda gün aşırı boy gösterip; Politikadan Ekonomiye her konuda uzman görüşlerini sunsalar / saçmalasalar. Bunların adı Eslen Müdür, Ramiz Müdür, Kuloğlu Müdür olsa ve bu konuşmalarını yaparlarken de, parmaklarını karşısındakilere sallayıp, “haddinizi bilin” diye çıkışsa. Hepsinin amiri olan Emniyet Genel Müdürü de çıkıp “Cumhurbaşkanı adayı şöyle böyle olmalıdır” diye görüş beyan etse. Bu sözler üzerine ortalık karışsa ve televizyonlarda felaket tellallığı yapanlar konuşmaya başlasa ve koca koca bakanlar yorganın altına saklansalar, ne düşünürsünüz?..

Ya da Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü personeli, kendilerini ülkenin gerçek ve tek sahibi gibi görse. Bu ülkeyi biz kurduk dese. Bunu da boza gibi başınızda pişirip pişirip dursa. Sanki siz düşman bir ülkenin evladıymışsınız, sanki sizin atalarınız bu ülke kurulurken vatanın asli unsurları arasında değilmiş gibi size ağalık taslasa, nasıl düşünürsünüz?..

Güzelim ülkemizde artık içselleştirilmiş ve toplum tarafından garipsenmeyen militarizm örneklerini çeşitlendirip çoğaltmak olası, değil mi? Ama bunları yazmaya değil benim buradaki köşem, tüm sitenin yeri bile yetmeyecektir. O yüzden gene gelelim makalenin başlığındaki çoban konusuna…

Geçtiğimiz günlerde hepimiz Türkiye’nin militarizmden uzaklaşarak daha fazla demokrasiye yaklaştığı yorumunu yaptık. Ama doğruyu net olarak söylemek gerekirse, daha alacağımız çooooook yol var.. YAŞ kararları da gösterdi ki; 2010 YAŞ’ında % 30 anca olan başarı, 2011 YAŞ’ında ise % 40-50’ler de bir demokrasi söz konusu. O zaman, biz ümitlenmekte biraz erken davranmışız. Bir koltuğa tek oturarak Demokrasi görüntüsü verilse de, gerçekte Militarizm hala statüko bağlamında duruma hakim.

Şimdi Allah aşkına bir general düşünün. Sınırdan geçtiği tespit edilen 65 civarında canlı için önce top ve havan ateşi emri veriyor. Akabinde bakıyor ki karşılık gelmiyor. Ateşkes emri veriyor ve gitsinler diye bırakıyor. Sonra bu canlılar terörist çıkıyor. Yakındaki karakolu basıyorlar ve 11 şehit veriliyor. Ondan sonra bu general utanmadan sıkılmadan çıkıp açıklama yapıyor: “23,30 civarında görüntü aldıktan sonra, önce topçu atışı yaptık. Sonra da diğer ağır silahlarla ateş ettik. İlk alınan görüntülerde ateşe karşılık verilmediği için, bu görüntülerin çoban, köylü, ya da kaçakçı olabileceğini düşündük.” diyor.

Adama sormazlar mı;?
1. Eğer köylü veya çoban olma ihtimalleri var idiyse, neden teyit etmeden doğrudan topçu ateşi yapıldı?

2. Eğer terörist olma ihtimaline binaen topçu ateşi yapıldıysa, neden sonradan teyit edilmedi?

3. Kaçakçı olmalarına ihtimal verildiyse, neden geçsin diye bırakıldı? Kaçakçılığa göz yummak suç değil midir? Kaçakçılığa göz yumulacaksa, sınır birlikleri neden var?

Ve daha onlarca sorulabilecek soru. Ya yanıt vermesi gereken adam ne yapıyor? Şimdi siz böyle bir generale başarılı diyebilir misiniz? Bu generali bırakın ihmalden ve kaçakçılığa göz yummaktan divan-ı harbe vermeyi, YAŞ’ta terfi ettirmenin yollarını mı ararsınız ya da emekli mi edersiniz? Peki acaba AKP hükümeti mevcut davaları ileri sürerek terfi ettirmeyi engeller de, emekli etme seçeneğini neden kullanmaz? Bu kadar bariz hatalar yapan bir general, terfi sırası olsun olmasın, emekli edilmesi gerekmez mi? Kaldı ki aynı general Çukurca’da kendi mayınımızla 7 askeri şehit verdiğimiz olayda da ihmalden yargılanmakta ise? Ayrıca aynı generalle ilgili internete düşen ses ve görüntü kayıtlarına değinmiyorum bile..

Peki ya diğer terfisi gelen 14 general ile 58 albayın rütbelerinin 1 yıl daha uzatılmasına ne demeli? Bu generaller ve albayların tamamı da terfi etmeyi hak ediyor muydu da rütbe uzatması aldılar? Değerlendirilmeden rütbe uzatması aldılarsa, bu büyük bir yanlış değil mi? Ya onların altında olan ve bu beklemeden dolayı terfi edemeyenler ve kadrosuzluktan dolayı emekli edilenler ne olacak?

Bunların neredeyse hiç birisini de tanımam ve bilmem. Ama 2007 YAŞ’ında tuğgeneral olmuş ve bu sene terfi sırası gelen Levent Çolak, Oktay Bingöl, Yakup Battal, Özhan Ayaş gibi tuğgeneraller bu YAŞ’ta kadrosuzluktan emekli olmadılar mı? Kadrosuzluğun gerekçelerinden biri de, bu 14 generalin temdit alması değil miydi? Yani bu generaller değerlendirmeye girselerdi ve 14’ü de terfi ya da temdit mi alacaktı? Alacaktı ki; 14’ü de görevde kaldı da onların yerine 14 tane haklarında hiçbir iddia bile olmayan general emekli edildi? Tamam, davası sonuçlanmadan bu generallerin hiçbirine suçlu denemez ve hiçbirisi de peşinen cezalandırılamaz ama peşinen cezalandırılan ve emekli edilen diğer 14 generalin başı mı keldi? Yoksa berikilerin muhtar amcaları, ensesi kalın dayılar mı vardı?

Yoksa, yoksa, generaller bir koltuk yana kayıp, gene bildiklerini mi okudular ve de biz ‘saf’ ve ‘uzlaşma’ sevdalısı sivilleri ayakta mı uyuttular / unuttular? Hani denir ya; ‘kurda merhamet onun iştahını artırır ve sonra da döner dişinin kirasını ister.’ Yoksa, yoksa, yoksa…

Umuyoruz bir gün demokrasi ile gerçekten tanışırız da bu garabetleri konuşmak zorunda kalmayız. Nasıl mı? İşte böyle… http://www.youtube.com/watch?v=XqMwuCClkhc

Şimdilik selam ve muhabbetle…

Twitter/onderaytac

Hasdal ziyareti ve darbeci damarın çalıştığının kanıtları

Bu kanıtlar “Şartlar hazır olduğunda ihtilal meşrudur” diyen darbe ideolojisini akıl gözü ile görmek için ‘makul şüphe’ olarak kanıt değeri yüksek veriler değil midir?
Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner hukuk çizgisinde kalma hassasiyetini bozdu. Hasdal Cezaevi’nde tutuklu silah arkadaşlarını ziyaret etti. Dıştan baktığımızda bunun adı yargıya baskıdır. Arka plan ise çok farklıdır.

Balyoz davası kapsamında tutuklanarak Hasdal Cezaevi’ne konulan 24’ü general ve amiral toplam 102 muvazzaf subayın sürpriz ziyaretçileri vardı.

NTV’nin haberine göre Genelkurmay Başkanı Orgeneral Işık Koşaner, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Erdal Ceylanoğlu, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Eşref Uğur Yiğit, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hasan Aksay ile Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Necdet Özel Hasdal Cezaevi’ne helikopterle gitti.

Yargıya baskı yapmak isteyen siyasiler özellikle Ergenekon dostu muhalefet Silivri’ yi ziyaret ederse şaşmamak gerekir. Dış görünüşte bunun adı yargıyı siyasallaştırmaktır.

Olaya başka açıdan bakarsak yani empatik bir değerlendirme yaparsak Adalet bakanı Silivri savcılarını ziyaret etse nasıl algılarız. Böyle bir ziyaret muhalif siyasilerin ve Genelkurmay Başkanının tutuklu sanıkları ziyareti ile aynı baskı değerine sahip olmaz mı?

27 Mayıs 1960 sonrası Yassıada yargısının siyasi niteliği nedeniyle kamu vicdanında verilen hükümler karşılık bulmadı. Bugün hiç kimse 27 Mayıs ı savunamıyor.

Bu durumda hakimler tutuklu komutanları serbest bırakırsa adalet terazisinin saptığını görmüş olacağız.

28 Şubat 1997’de Adalet bakanı Sincan cezaevindeki parti arkadaşına ziyaret yapması ne kadar yanlışsa Koşaner’in bu ziyareti de o kadar sakıncalı oldu.

Bu durum aslında ikinci Şemdinlidir.

Silivri yargısını gölgeleme çabası çok dikkat çekiyor. Bence Silivri yargılamalarını hukuki zeminden siyasi zemine kaydırma niyetlerini görmek gerekir.

Süheyl Batum’un Silivri’yi konuşurken TSK’ya kağıttan kaplan demesi böyle bir tahriki amaçlıyordu. Aslında Süheyl Batum darbeci damarın temsilcisi gibi konuşuyordu.

Abbas Güçlü’nün programında bir hukuk öğrencisi konuyu deşifre etti. “Siz Anayasa Profesörü siyasetçi olarak askeri eleştirme yasağı olan birisiniz, rahatsız olmuyor musunuz” sorusu alkışlanacak bir soru idi.

Darbeci damar “Orduevi cemaati” olarak çalışıyor. Hem Genelkurmay başkanına hem de yakın siyasetçilere cemaat baskısı uyguluyorlar. Olaya bu gözle bakalım. Bir Genelkurmay Başkanı senelerce karşısında esas duruşta durduğu eski komutanlarının telefonuna çıkmamazlık yapamaz, ricalarına hayır diyemez.

Hüseyin Kıvrıkoğlu, İsmail Hakkı Karadayı,Yaşar Büyükanıt gibi post modern müdahalecilerin boş durduğunu mu zannediyorsunuz. Bu kişilerin orduevlerinde fildişi kulelerinde üçüncü baharlarını yaşamayacak kadar idealist olduklarını bilmek gerekir.

Yahut Silivri iddianamelerinin bir gün gelip kendilerine dayanacağından ciddi kuşkuları olanlar varsa ya yurt dışına kaçacaklar ya da kalan kadroyu çalıştıracaklar.

Kalan darbeci kadro ile ilgili kanıtlar var mı?

1-TSK’da 27 Mayıs’tan beri darbe karşıtı subay astsubaylar hep tasfiye edildi.

2-28 Şubat bin yıl sürecek diyenler kendilerini sağlama almadan emekli olacak kadar saf değiller. Kendi geleceklerini garantilemek için darbe geleneğinin gereği olarak önlemler alırlar. Emir komuta zinciri dışında yapıyı pasif muhafaza ederler. JİTEM kurucusu Arif Doğan “Jitem şu anda vardır ve donmuştur” demedi mi?

3-Donanma Komutanlığında gizli bölmelerde bulunan 10 dosya belge ve özellikle “5 Nolu hard disk” darbecilerin kurumsal hafızasını temsil ediyor. Şartlar hazır olunca darbe yapmak isteyenler yıllarca emek verdikleri belleklerini saklamaları darbe niyetinin işaretidir. Darbe düşünüyorsanız tabiiki darbe belleğini saklarsınız.

4-Darbe ideolojisi aynen devam ettikçe darbe geleneği sürdükçe şartlar hazır olunca açıktan silah zoru ile iktidar değiştirmek, şartlar hazır olmadığında gizliden(Post Modern) silahlı müdahale tehdidi ile iktidar değiştirmek darbecilerin karakterlerinin gereğidir.

5-Soğuk savaş döneminde NATO’nun bütün orduları Gladio olarak tanımlanan yapılarını tasfiye ettiler “Türk Gladio” su hariç. Bu bile darbeci damarın aktif olarak çalıştığını gösteriyor.

6-Milli Güvenlik siyaset belgesi yani Kırmızı kitap hazırlanırken 2010 yılında yapılan değişiklikte “Demokrasiyi tehdit eden” iç tehdidi kırmızı kitaba yazdırmayan güçlerin halen aktif olduklarını anlamamak için zeka özürlü veya kötü niyetli olmak gerekir.

7-Sık sık ‘rejim sorunu’ vurgusu yaparak Cumhuriyetimizi ‘ Korku Cumhuriyeti’ haline getirmek isteyenlerin gerçekte darbe olduğunda tebrik kuyruğuna girecek kişiler olduğunun bilelim.

Bu kanıtlar “Şartlar hazır olduğunda ihtilal meşrudur” diyen darbe ideolojisini akıl gözü ile görmek için ‘makul şüphe’ olarak kanıt değeri yüksek veriler değil midir?

Silivri de yargıya baskı yapan grupların oyununa gelmemek siyasi aklın gereği. Ancak Genelkurmay Başkanımız maalesef bu oyuna gelmiştir.

Geçtiğimiz günlerde Genelkurmay’ın “Aksine telkinlere rağmen yargıya müdahale etmiyoruz” açıklamasından sonra Hasdal ziyaretini bu gözle okuyalım.

Aslında ordumuz kağıttan kaplan değil ama darbeciler kağıttan kaplandır. Eğer 28 Şubat veya 27 Nisan döneminde olsaydık gazete manşetleri farklı olurdu Cumhuriyet mitingleri başlardı. Darbeci damarın gücü var ama artık bu kadarına yetiyor.

Prof. Dr. Nevzat Tarhan – Haber 7
ntarhan@gmail.com

“KAMU DENETÇİSİ, İDARECİLERİN KORKULU RÜYASI OLACAK”…

İdarenin İşleyişi Kamu Denetçiliği ile denetlenecek

 

 

Yazarımız Hamit SEVEN, 12 Eylül 2010 referandumunda halkın “Evet” oylarıyla kabul edilerek 26 Maddelik ‘Anayasa değişiklik paketi’nin 9.’uncu maddesi olarak pakette yer alan “Ombudsmanlık” diğer adıyla “Kamu Denetçiliği”nin tanımını ve izlenen süreci, maddenin kanunlaşma aşamasının arkasındaki isim Ak Parti 22. Dönem Ankara Milletvekili ve Parti İçi Demokrasi Hakem Kurulu Başkanı Nur Doğan TOPALOĞLU’na sordu…

 

H.SEVEN: Sayın Başkan, ülkemizin yeni bir kavramla tanıştığı malum. Sayın Başbakan’ın da öteden beri ve özellikle de referandum sürecinde dillendirdiği Kamu Denetçiliği Kurumu’nun oluşturulması düşüncesi öncelikle nasıl ortaya çıktı?

 

N.DOĞAN TOPALOĞLU: “Kamu Denetçiliği” (Ombudsmanlık) ülkemizde yeni uygulamasına başlanacak olan bir kurumdur. Bu hizmet alanın tarihi geçmişini ve bugünlere gelişini biraz ileride açıklayacağım. Ancak mevzuatın henüz uygulama düzeyine gelmediğinin de bilinmesini belirtmek istiyorum. 12 Eylül halk oylamasından önce Anayasa’nın 74. maddesine konan “Dilekçe Hakkı” vardı. Buna dayanak olan 3071 sayılı “Dilekçe Hakkı”nın Kullanılmasına Dair Kanun” 1984 tarihinde yürürlüğe girmişti. 2001 tarihinde Cumhurbaşkanlığı makamına başvuru sayısı 100026’ya ulaşmıştı. TBMM Başkanlığı’na, Başbakanlığa, bakanlıklara başvuranlarla birlikte sayının ne derece kabarık olduğunu söylemek yeterli olur kanısındayım. Ama uygulamalarda başvurular ya cevapsız kalıyor, ya gerçek dışı bilgiler veriliyor, halkın bu makamlara güvenleri sarsılıyor idi. Şimdi ise Anayasa’nın 74. maddesine Kamu Denetçiliği hükmü de konularak ilgililere duyurulması hükmü için yasa taslağı, diğer ilkelerle somutlaştırılmış, TBMM’nin kabulüne sunulur düzeye gelmiştir. Gerek 12 Eylül öncesi açıklamalarıyla, gerekse sonraki ifadeleriyle bu maddenin en iyi halka mal edilmesinde en büyük çabayı Sayın Başbakanımız olmuştur. Anayasa’da tadil edilen maddenin çok, her konun zaman alıcı olması, kamu denetçiliğine tanıtmada istenilen seviyeye ulaşmamızı zorlamıştır. Bu tanıtımın yeterince olmayışından konunun yeni olmasının payı da çok olmuştur. Şimdi ise bu aşamalardan geçtik, kamuoyuna da yeni tasarıyı bekler hale geldi. 

 

H.SEVEN: Efendim, Ombudsman diğer bir ifadeyle Kamu Denetçiliği kavramları günlük yaşamımız içinde de sık sık kullanılmaya başlandı. Ombudsman’nın tanımının yapılması gerekirse…

 

N.DOĞAN TOPALOĞLU:12 Eylül 2010 tarihinde halkın olumlu oyu ile kabul edilen 26 maddelik anayasa değişikliğinin dokuzuncu maddesi kamu denetçiliğine de yer vermiş, Anayasa’nın 74.’üncü maddesinde “Dilekçe Hakkı” başlıklı bölümünün kapsamı genişletilmiştir. Kamu denetçiliği olarak benimsediğimiz ombudsmanlığın yaygın olan kıta Avrupa’sında ve akademik çevrelere tanımların farklılık göstermekte, uygulayıcılarda çoğu ülkelere göre mevzuatta farklılığı doğal karşılamaktadır. Kamu denetçiliğinin kanımca en iyi tanımı, 5548 sayı ile çıkarılan ve Anayasa mahkemesince iptal edilen yasanın birinci maddesinde yapılmıştır. Anayasadaki değişikliğe uygun olarak çıkarılacak yeni yasanın Türkiye Büyük Millet Meclisince kabul edilen hükümlere parelel olması doğal olup, ben tarifimi yasama organımızın ürününden esinlenerek yapmak istiyorum. Kamu denetçiliği (ombudsmanlık), gerçek ve tüzel kişilerin idarenin işleyişi ile ilgili şikâyetlerini, anayasa veya ilgili yasalarda belirlenen nitelikler çerçevesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemleriyle tutum ve davranışlarını, adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygı, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinde incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmak üzere faaliyete geçirilmiş hizmet birimidir. Kısacası hizmetin esasını adalet, hakkaniyet ve hukuka bağlılık oluşturmakta olan öneri makamıdır.

 

 

H.SEVEN: Ombudsmanlık sistemi tarihi serüveni olan bir sistemdir, yeniden hatırlatmak babında tarihi arka planından biraz bahsedebilirmiyiz?

 

N.DOĞAN TOPALOĞLU: Ombudsmanlığın tarihi gelişimine göz atmamız halinde, M.Ö. Çin hanedanındaki uygulamayla karşılaşırız. Dönem olarak da M.Ö. 206-M.S. 220 yıllarını içine alır.  Ancak bu hizmete en adil biçimde veren ise II. Halife Hz.Ömer olup, uygulamayı “Muhtesiplik” kurumu ile sürdürmüştür. Toplumda kişilere zarar idarenin ve kişilerin mağdurları Emeviler ve Abbasiler döneminde olmuş, adaletin temini “Divanı Mezalim” organı elamanlarınca gerçek eleştirilip, sonuca ulaştırılmıştır.  Osmanlı imparatorluğu döneminde de idarenin haksız eylem ve işlemleri mevcut olup zarar görenlerin talepleri kadılık müessesince karara bağlanmıştır. Burada da idarenin kişiler üzerinde hâkimiyetine yer verilmemiş, kararların alınmasına din ve inanç ilkeleri esas alınmıştır. Zaten ombudsmanlığın Avrupa’ya ulaşması için kapının aralanması bu dönemde mümkün olmuştur. Konuyu iyi tanımlayabilmek için dönemin gelişimini özetleyelim. İsveç Kralı XII. Charles (Şarl) savaşta Ruslara yenilip Osmanlıya sığınmış, uzun yıllar misafir edildiği için “Demirbaş Şarl” ünvanı da verilmiştir. Bu kral, kadılık konusunu incelemiş, beğenmiş, ülkesine rapor göndermiş, dönünce de “Ombudsmanlık” adıyla “Kadılığa” uygulama alanı açmıştır. “Ombuds” kelimesi davacı, avukat, dava vekili…gibi bir anlam taşımakta, “man” kelimesi de kişi veya halk karşılığı olduğunda yeni bir uygulama birimi bu isimle ihdas edilip, oradan da Avrupa ve tüm dünyaya yayılmış bulunmaktadır. Çarpıcı bir örneği verip, konuyu kapatalım. 1982 yılında Avrupa birliği üyeleri İtalya’da toplanıp, ombudsmanlıkla ilgili karar aldılar. Bu kararda özetle: “Üyelerimizden ombudsmanlığı kurmuş olanlar mevzuatlarını günün koşullarına uygun duruma getirecekler; Henüz ihdas etmeyenler ise, bu hizmet birimi günün koşullarına uygun yürürlüğe koyacaktır.” denilmektedir. Şu anda 70 ülkede uygulanan ombudsmanlık hakkındaki bilgiyi yeterli bulacağınızı ümit ediyorum. 

 

H.SEVEN: Ombudsmanlık sistemini Özellikle Avrupa ülkelerinde var. Dünyada ombdsmanlık sistemi nasıl? Eğer örnek teşkil edilecekse sizce hangi ülkenin ombdsmanlık işleyişi örnek alınabilir?

 

N.DOĞAN TOPALOĞLU: Ombudsmanlık sisteminin en uygun olduğu kıtanın Avrupa olduğu doğrudur. Ancak diğer ülkelere de günden güne yayılmaktadır. Yukarıda değindiğimiz gibi, Ombudsmanlığın tarihi İsveç’le başlamış, gelişmiş, daha sonrada pek çok ülke bu uygulamada yararlanmıştır. Bu ülkede ombudsmanlık yasama organı ile birlikte yürütmekte bunda da genel idare ile yerel yönetimlerde olmak üzere geniş bir hizmet alanı kapsamaktadır. Bu girişten sonra örnek uygulamaları özetleyelim. İsveç bu konuda öncüdür. Haksızlıkları önlemede başvuru yanında kurumun olaya re’sen el koyma yetkisi de vardır. İngiltere de parlamento komiseri adıyla 1967 de ombudsmanlık faaliyetine geçirilmiştir. Fransa da “Cumhuriyet Arabulucusu” adı verilerek hizmet veren ombudsmanlık kurumu, teminatlı olup göreve son verilmesi Yargıtay-Danıştay ve Sayıştay’ın ortak genel kurulunca ittifakla karar alması ile üyeyi düşüre bilir. İsrail 1971 yılında bu birimi “Devlet Müfetişliği” adıyla ihdas etmiştir. Yetki alanı tüm kamu kesiminin kapsamaktadır. Finlandiya’da 1919 yılında faaliyete geçen ombudsmanlık dayanağı anayasadan olmakta olup mevzuat 1928 yılında ıslah edilmiştir. Norveç bu birimi 1962 de kurmuş, 1968 de ıslah etmiş olup, biri sivil idare icraatına, biri askeri hizmet alanına bakan iki ombudsmanı vardır. Hollanda 1981 yılında “Ulusal Ombudsman” yasasını yürürlüğe koymuştur. Atama önerisini iç işleri bakanı yapar, meclisce de atama gerçekleşir.  Kıta Anayasasında özellikle Yunanistan ve İspanya’da ombudsmanlık yapan iki değerli hukukçu bugün Avrupa birliğinde ihdas edilen bu birimde görev almışlardır.

 

H.SEVEN: Ombudsmanlık demokratik sistemin neresinde yer alır?

 

N.DOĞAN TOPALOĞLU: Ombudsmanlık, demokratik sistemin içinde eskiden beri var olan, günümüzde de önemi artan bir hizmet birimidir. Kendisine başvurulduğunda olayları incelediği, değerlendirdiği gibi, resen el koyduğu adaletsizlik veya işlemde vardır. Bunların üzerinde bir sonuca varıp, karar vermesi yargıya benzetilmesine neden olduğu için benzer (Şibih) yargı organı da denebilir. Denetime sunulan hizmet alanındaki çalışmalarından dolayı bir teftiş birimi görüntüsüne sahiptir. Ama bu birimden de ayrı bir değerlendirme yöntemi uygular. Bu benzerliği karmaşıklığı sebebiyle bürokratik teftiş kurullarınca tedirginlikle izlenmekte, görevliler birimlerinin kalkacağından kaygı duymaktadırlar. Ombudsman adaletin sağlanması için çaba sarf eder ve karar verir. Gerektiğinde önerilerde bulunup, görüşlerini rapora bağlar. Bu durumu ombudsmanı o hizmet birimini amiri durumuna getirir. Ama birim amiri de değildir. Yargı dosyayı inceler, tarafları dinler, kararını verir. Kararı verdikten sonra uyulması gerekeceği herkes kabul eder. Ombudsman, yetkili organca atanmasından itibaren yetkili sayılır, teminata kavuşur. Vereceği kararda yanılmayacağı kanısı ombudsmanlığın kişiliğinden gelir. Diğer bir deyimle, tarafsızlığı, ile kişiliği adaletin temsilcisi olduğu önceden kabul edilir. Bu kurumun layüselliği, yasadan kaynaklandığı gibi, örf-adet ve geleneklerden de destek alır. Bu nedenle pek çok ülkede ombudsman yasama ve yargı organı üyelerinde daha üst düzeyde bir saygınlığı var olan kişi olarak kabul edilir. Demokratik sistemin dayanağını adalet, hukuka uygunluk, hakkaniyet oluşturur. Ombudsmanlıkta demokrasinin yerleşmesi, adaletin tecelli, hakkaniyetin tahakkuku yanında, yerindeliği de hükme bağlayıp demokrasiye hizmet eder. Artık demokrasinin vaz geçilmezlerinde birisi bir kurum olduğu tartışılmamaktadır.  Fransa adalet bakanının parlamento da yaptığı konuşmada, ombudsmanlık için “hiçbir karşılık beklemeden, sırf gönülerli hoş etmek için, pragmatik olarak ve şekle bağlı olmaksızın idare ve yargı arasına giren şefaatçi”dir deyimini kullanması dikkate değer bulunduğu için not edilmiştir.

 

H.SEVEN: Hukuk Devleti idealine ulaşmada Ombudsmanlığın önemi hakkında…

 

N.DOĞAN TOPALOĞLU: Hukuk devletinin kusursuz uygulanması mümkün değildir, ayrıca devletlerin idare şekillerinin oluşumu, ülke genişliği, tarihi gelişimi, coğrafi konumu bile değişiklik göstermektedir. Bütün bu unsurlara rağmen akademisyenler yaptığı araştırmalar sonucu bazı ortak değerler saptayabilmektedir. Bunları şu şekilde sıralayabiliriz.

Hukukun üstünlüğü ile ombudsmanlığı artık birbirinin içine girmiş mevzuat ve çelişkilerden ayrı düşünme yaygınlaşmıştır. Uygulamadaki ortak payda adalettir. Verilen kararın temize tabi olması veya son sözün söylenmiş olması konusunda bu ilke değişmemektedir. İkinci konu ise hakkaniyettir. Hukuk kaidelerine uymak ve bu yolda karar vermek hakkaniyet için yeterli değildir. İşin bu noktasında ombudsmanlığı varlığı çelişkiyi değil, zarureti ön plana çıkarıyor.

Mevzuatın yetersizliğini, miadını doldurduğunu ombudsman görür ve öneride bulunur. Adalet bunu yapamaz. Onun için beraberliği birbirinin ayak bağı değil, dönen çarkın dişlileri diye düşünüyorum. Talep sahipleri aynı ülkenin vatandaşı olabilir veya olmaya bilir. Bunun tanımı yetkisi yasama organına aittir. Bizde mütekabiliyet esas alınmıştır. Bu durumun da hukuk açısında yerinde olduğu kabul edile bilir. Ama yerli, yabancı ayrımı yapmamak daha idealdir. Kanunda onun için hukuk otoriterlerinin deyimi ile taraflardan birinin mutlaka “citizpn” denilen vatandaş olmayıp “pople” denilen herkes olması dış itibarımızdaki gelişmeyle de paralellik oluşturulacaktır. 

 

H.SEVEN: Referandum sonuncun da pakette, kamu denetçiliği yasası böylece yasalaşmıştı oldu. Bundan sonraki süreç nasıl işleyecek?

 

N.DOĞAN TOPALOĞLU: 12 Eylülde yapılan oylama ile Anayasanın 74üncü maddesine Kamu Denetçiliği kurulması hükmü girmiştir. Böylece 5548 sayılı Kanunun, konuya ilişkin anayasal dayanak yoktur gerekçesiyle iptali mazereti ortadan kalkmıştır. Diğer hususları özetlerken belirttiğimiz gibi, Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu yeniden kodifiye edilecektir.  Bundan sonra da Kamu Denetimi Kurumu’na Ombudsman ve yardımcıları ile bürokrasi için şart olan atamalar yapılacaktır. Bunu peşinde de haksızlığa uğrayanların, işlemi geciken veya uygulanamaz olan başvuruları ve diğer şikâyetler değerlendirilecektir. Elde mevcut olup iptal edilen kanun yeniden yürürlüğe konacağı gibi, dilek sahipleri ile ilgili kararlar da verilecektir. Konunun ayrıntıları 5548 sayılı iptal edilmiş olan kanunda mevcuttur. Bu yasanın uygulanmasına baştan sona anlatmak hem zaman alır. Hem de yeniden henüz yürürlüğe girmediği için, hukuki bir deyimle “hükmünce amel edilemez” fiili durumu vardır. Ayrıntıyı daha ilerliye bırakmak faydalı olur kanısındayım.            

 

H.SEVEN: Kamu denetçiliği hukuki ve denetim açıdan işleyişi nasıl olacak?

 

N.DOĞAN TOPALOĞLU: Anayasamızın 74.maddesindeki “Dilekçe Hakkı”’nın kapsamı genişletilip, …kamu denetçisine başvurma hakkı eklenmiştir. Bu birim yeni olup, aynı zamanda yeni bir karar makamı olacaktır. İdarenin her türlü eylem ve işleminin, yasada belirtilen istisnalar dışındakileri inceleyip ve değerlendirmesini yapacaktır. Bunun için birimin kuruluş işleyişine ait bölümünde görev alacaklarında baş denetçi ve yardımcıların nitelikleri yeni bir yasa ile düzenlenecektir. Ancak elimizde anayasa mahkemesince iptal edilen 5548 sayılı Kamu Denetimi Kurumu Kanunu vardır. 41 madde olarak ayrıntılı biçimde düzenlenmiş ve TBMM kararına bağlanmıştır. Bunun anlamı, rötuşlanarak yürürlüğe konulacak bir yasa tasarısı taslağı olduğu hususudur. Kanun uygulama işlik sorunların cevabı, geleceğe yönelik de olsa, bu esaslarla sunulacaktır. Zorunluluk olmadıkça konuya ayrıntılı olarak değinmede şimdilik yarar olmadığı kanısındayım. Şunu da bir görüş olarak eklemek istiyorum. Ombudsman, yasama organının idari faaliyetlerini de görev alanı içinde görüp, TBMM Başkanlığı’na rapor sunabilir. Diğer bir deyimle, bu birim aynı zamanda siyasi organın çalışmalarının bir bölümünü de değerlendirilebilir. Bu açıdan aynı zamanda siyasi görevi de vardır.   

 

H.SEVEN: Kamu denetçiliği kurumuna, ne tür konular gelecek, bireysel olarak vatandaş başvuru yapabilecek mi? Bir kamu kuruluşu da başvuru yapabilir mi?

 

N.DOĞAN TOPALOĞLU: Ülkemizde yeni tanınmaya başlanan, en son anayasa değişikliği ile gündemde yerini alan kamu denetçiliği ilgili sorunların çoğunu ise hangi kanunları kapsayacağı şeklindedir. Bazılar öğrenmek için sorular yöneltiyor, bazıları ise her derde deva bir kuruma kavuşulduğunu zannına kapılıp, uygulama alanını çerçeve halinde görmek hususunda da sabırsız davranılıyor. Biz önceki sorular cevaplarken konuya ışık tutuğumuz kanısındayım. Buna rağmen sorunun yöneltiliş biçimine uygun bir özetlemede yarar gördüm.

Kamu denetçiliği biriminin bakacağı konular özellikle haksızlığa uğrayanlarla, talebinin karşılığı gecikme alanlarıdır. Kurumlar arasındaki çekişmeler, gecikmeler de taraf olmayı zorunlu kılar. Ancak, kurum başvuruyu adalet ilkesin çerçevesinde öncelikle inceler. Bununla yetinmez, hakkaniyet açısından, yerindelik bakımından da bakar. Mevzuatı yersiz bulup, değiştirilmesini gerek görürse bu konuyu doğrudan el atar. Yürürlükten kaldırılan 5548 sayılı yasada da ayrıntılı olarak değinildiği gibi, konunun adalete intikal etmemiş olması, yargı organın bağlanmalığının tespiti gibi hususlarla Cumhurbaşkanlığı icraatı, yargı kesiminin  karara esas uygulaması, askeri biriminin tatbikatının dışında kalan konular istisnaları oluşturmaktadır.

Yeni yasama düzenleme nasıl olur, bilemem. Ama Avrupa’da işin uzmanı hukukçularla bizim işin uzmanı akademisyenlerimiz;

-Yargının idari işlemlerinin kamu denetimine tabi olduğunu,

-Askeri kesimin de tatbikata ait olanlarının ayrı tutulup, diğer çalışmalarının denetime tabi olması gerektiğini dile getirmektedirler.

Zaten bazı ülkeler de askeri icraat için ayrı bir Ombudsman ataması yapmaktadır. Bu konuya yeni girmiş olmamız, mevzuatın oluşmuş düzeye henüz ulaşmaması öneride bulunmamızı gereksiz kılıyor kanısındayım. Bütün bu ayrıntılar dışında, bireysel başvurular serbest olup kurum görev alanına girmeyen istemi elbette geri çevirecektir.

 

H.SEVEN: Buna göre “Kamu Denetçilerinin” seçilmesi nasıl olacak, seçilirken hangi kriterler öngörülüyor?

 

N.DOĞAN TOPALOĞLU: Kamu denetçilerinin seçimi her ülkede ayrı kıstaslara bağlanmıştır. Daha önce Nevşehir’de sonra da Danıştay’da ve bilgi üniversitesindeki seminerlerde Avrupa’dan gelen akademisyenlerin ortak görüşü her ülkenin kendilerince belirleyeceği kıstasları uygulamalarının yerinde olacağı biçimindedir. Bizde de 5548 sayılı yasanın ilgili maddelerinde kurulun oluşum kıstasları sayılmıştır. Yasa bu birimin kuruluşunu  4.’üncü madde 4 fıkra halinde belirlemiş, baş denetçiliği 5.’inci madde, baş denetçi vekilini 6’ıncı madde de tarif etmiştir. Bu organın üyelerin seçimini, seçilme niteliğini kaybedenlerin azil yetkisini TBMM’nin yetki alanına almıştır. Aynı yasada niteliklerde 10 uncu madde de yine bu yasada kurumun bağımsızlığı vurgulanıp, and içme esaslarına kadar ilkeler sayılmıştır. Buradan unutulmaması gereken 5548 sayılı kanunun kadük olduğu, ama düzenlenecek yeni yasanında bu hükümlere paralel yetkilerle donatılacağıdır.

 

H.SEVEN: Ak Parti’de Ombudsmanlık nasıl işliyor. Neler yapıyorsunuz. Biriminizin işleyişi hakkında bize biraz bilgi verirseniz?

 

N.DOĞAN TOPALOĞLU: Uluslararası literatürde Ombudsmanlık olarak bilinen bu uygulama AK Parti Tüzüğü’nün 98-102. maddelerinde yer alan hükümlerle birlikte “Parti İçi Demokrasi Hakem Kurulu” olarak yer almış olup, partideki demokrasi kavramına hayatiyet kazandırmayı amaç edinmiştir. 98. madde de siyasi partilerin demokrasi’nin esasını teşkil ettiği belirtildikten sonra; farklı görüşlerin parti içinde de olacağına değinilip “Farklılıkları zenginlik kabul edilerek parti içi çekişmelerin sulh yolu ile giderilmesi amaçlanmıştır.” Hükmüne yer verilmiştir. Ak parti ilk kuruluşundan bu yana mükkemel bir tüzüğe sahip. Ombudsmanlık ile ilgili bir birim Türkiye’de  hiçbir siyasi partinin tüzüğünden yok iken Ak Parti kuruluşundan bu yana tüzüğüne koymuştur. Parti içi demokrasi çıtası diğer bütün partilerden yüksek. Parti İçi Demokrasi Hakem Kurulu eğer bugün partimizin önemli bir birimi haline gelmiş ise, hiç kuşkusuz  Genel Başkanımız ve Başbakanımız Sayın, R.Tayyip Erdoğan’ın himmetiyle olmuştur.  Şimdi birimizin işleyişi hakkında tüzük doğrultusunda maddeler halinde ifade etmemiz gerekirse;

a)Parti İçi Demokrasi Hakem Kurular’ının oluşumu

İllerden ve genel merkez bünyesinde “Parti İçi Demokrasi Hakem Kurulu” oluşturulur. Bu kurullarda üçer üye bulunur. İkişer tanede yedek üye seçilir. İl Parti İçi Demokrasi Hakem Kurulu il kongrelerinde, genel merkez parti içi demokrasi hakem kurulu büyük kongrede, kongre delegeleri tarafında organ seçimlerine ilişkin usul ve esaslara göre seçilirler. Parti içi demokrasi hakem kurulu oluşturamayan illerle ölüm, istifa ve benzeri nedenlerle bu kurumlardaki asil ve yedek üyesi toplamı üçten aşağı düşen illerde, olağan veya olağanüstü kongreye kadar görev yapmak üzere, genel merkez parti içi demokrasi hakem kurulunca üç asil, iki yedek üye belirlenip, MKYK onayı ile göreve başlatılır. Şuan itibarıyla 81 il teşkilatlarımızda da, 3 asil 2 yedek olmak üzere “Parti İçi Demokrasi Hakem Kurulu” mevcuttur.

b)Kurul üyesinde aranacak nitelikler

Parti İçi Demokrasi Hakem Kurulları’nda görev alacak arkadaşlarımızın en az kırk(40) yaşını tamamlamaları, çevrelerinde birikim ve saygınlıklarıyla temayüz etmiş olmaları esastır. Kurulda görev alacak kişilerin yüksek tahsilli olmaları esas olup, illerde yüksek tahsilli adayların bulunmaması halinde tercihen lise veya dengi okul mezunlarına aynı görev verebilir.

c) Hakem Kurullarının Görevleri

İl parti içi demokrasi hakem kurulu, il sınırları içinde görev yapar. İl kademe organları ile alt kademe organları veya organ üyeleri, yan kuruluş organ veya üyeleri arasında veya onlarla parti kademe organ veya üyeleri arasında parti görevinden kaynaklanan çekişmelerin çözümü için gerekli sulh ortamını hazırlar ve çözüm şeklini belirler. Genel Merkez Parti İçi Demokrasi Hakem Kurulu, Parti Genel Merkez organları ile parti yan kuruluşlar genel merkez organları veya bu organların üyeleri, TBMM parti grup üyeleri ve bu üyelerin parti Genel Merkez ve yan kuruluşlar genel merkez organları ve üyeleri arasında parti faaliyet ve görevinden kaynaklanan çekişmelerin çözümü için sulh ortamını hazırlar ve çözüm şeklini belirler.

d) Sorunun Hakem Kuruluna İntikali ve Hakem Kararlarının Niteliği

 Parti İçi Demokrasi Hakem Kurulunun bir konuya müdahil olabilmesi için uyuşmazlığın taraflarından birisinin başvurması gerekli olup, ayrıca kademe başkanlığı veya yürütme kurulunun talebiyle de el koyabilir. Parti İçi Demokrasi Hakem Kurulları üye tam sayısı ile toplanır, çoğunlukla karar verir. Asil üyenin mazeretli olduğu hallerde kurul, sıradaki yedek üyenin iştiraki ile toplanır. Parti İçi Demokrasi Hakem Kurulu kararları yazılı ve gerekçeli olarak düzenlenir. Kararlar, çekişmenin tarafları açısından bağlayıcı, parti tüzel kişiliği açısından tavsiye niteliğindedir. Parti İçi Demokrasi Hakem Kuruluna başvuru şekli ile anlaşmazlıkların çözümüne ilişkin usul ve esaslar bir yönetmelik ile belirlenir .

 

H.SEVEN: Peki efendim, tüm bu genel bilgiler ışığında sonuç olarak neler söyleyeceksiniz?

 

N.DOĞAN TOPALOĞLU: Sonuç olarak değerli hukukçuların tavsiyelerini de belirtmekte, tespit ve uygulamalarına vurgu yapmakta yarar görüyorum.  Mesela bunlardan birisi, “Alvard Gil-Robs” dur. Bu hukukçu ispanya’da yıllarca Ombudsmanlık yaptı, daha sonra da Avrupa Konseyinde İnsan Hakları Komiseri” oldu.

Ona göre:

          Ombudsmanlık kuvvetler ayrımı hukuk sistemini uygulayan ülkelerde siyasi denetim birimidir.

          Ombudsman yargı organının uygulamasındaki boşluğu doldurma hizmetini vermektedir.

          Adaletin tamamlayıcısıdır.

          Kararlar kesin olup itiraz mercii yoktur.

          Mevzuatın yenilenmesinde öneri ve katkıda bulunur.

          Yargıyı değil, bu birimin uygulamasını denetler.

          Devlet başkanları ile hükümetlerin siyasi kararlarına karışmaz.

          Ombudsman iyi bir ikna edicidir.

Bir diğer uzman ise, ilmi kariyeri olan Yunanlı “Prof. Nikoforos”’tur.

Nikoforos’a göre Ombdusman:

          AB için Anayasalar değişip, Ombudsmanlık yer almalıdır.

          Uygulayıcı ülkelerde Ombudsman yargı organları kararlarına karışmaz.

          Adalet organlarındaki gecikmeler için ilgili bakanlıklara başvuruda bulunur.

          İdarenin gücüne inanır, yargı kararlarını değişmeyeceğini bilir.

          Tek bir ombudsman’la yardımcılığın faydalılığına inanır.

          Ombudsmanın dokunulmazlığını savunur.

          Her ülke için mevzuatın değişik olabileceğine inanır.

          Resen hareket zaruriyetine inanır.

 

Bu iki örneğin, konunun sonunda özet olarak sunarken, kendi değer hükümlerimiz yerine dış kaynağın daha çok itibar gördüğü görüşüne de değinerek sözlerimi tamamlıyorum.

 

H.SEVEN: Sayın Topaloğlu, sıcak sohbetiniz ve verdiğiniz bilgilerden dolayı teşekkür ediyorum.

 

N.DOĞAN TOPALOĞLU: Konuyla ilgili olarak Birimimize bu imkânı sağladığınız için asıl ben size teşekkür eder, çalışmalarınızda başarılar dilerim. Bu vesileyle aziz milletimize ve kıymetli okurlarınıza saygılarımı sunarım.

 

 

—————————————————————————————————————–

Nur Doğan TOPALOĞLU Kimdir?

Yozgat – 1937, doğumlu, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi, Mülki İdare Amiri, Hakim – Kaymakam, Mülkiye Müfettişi, Giresun Vali vekili, Bolu, Isparta, Kastamonu Valisi, Danıştay Üyesi, Adalet ve Kalkınma Partisi Kurucu Üyesi – XXII nci Dönem Ankara Milletvekili – Evli, 2 Çocuk babası olan Nur Doğan TOPALOĞLU; AK Partinin Kuruluşundan bu yana “Parti içi Demokrasi Hakem Kurul”unun üyesi ve başkanlığını yapmaktadır.

Kaynak: